"Yalansızız artık. Hala birkaç sırrımız var. Ama yalansızız."
Ethem, Hülya, Kazım Baba, Emin, Ekrem, Nurten, Sevgi...
Kitapta hayatın içinden, her gün karşılaştığımız karakterlerin birbirine bağlı, bir o kadar yabancı hikayeleri anlatılıyor. Temel temalar aidiyet, çocukluk, aile, yalnızlık ve iletişimsizlik. Karakterlerin hayatlarında küçük detaylara sıkıştırılmış büyük duygular yer alıyor. Kitap irili ufaklı sırların insan doğasını nasıl şekillendirdiğini, empati yoksunluğunun verdiği zararları ve sessizliklerin ardında gizlenen duyguların gücünü çarpıcı biçimde sunuyor. Karakterlerin ruh halleri incelikle işlendiği için kolayca bağ kuruluyor. Az sonra Hülya bir sigara yakacak, Kazım Baba "Allah canımı alsa da kurtulsam" diyecek, Nurten nazar duası okumaya başlayacak gibi tanıdık bir sıcaklık hissediyorsunuz.
Duygusal yoğunluğu yüksek, mini mini hikayelerden oluşan, su gibi akan bir kitap, ben sevdim.
Kendilerini doğuştan yönetici, diğerlerini de itaatkar görenler kısa sürede küstahlaşır; insanoğulları arasından seçilen bu şahısların zihinleri, daha en başta kendilerini önemli kişiler olarak görme duygusuyla zehirlenir; içinde hareket ettikleri dünya maddi bakımdan dünyanın geri kalanıyla o kadar farklılaşır ki onun gerçek ihtiyaçlarını bilme konusunda pek az şansları olur; sonuç olarak bu kişiler yönetime geçtiklerinde bir bakarsınız ki, hüküm sürdükleri topraklardaki en cahil, bu işe en az uygun olanlarmış.