• 528 syf.
    ·6 günde·5/10
    Bu eseri ikinci kez elime aldım. İlkinde 90 sayfa okuyup bırakmıştım. O zamanlar aynı düşünce yapısına sahip olduğum ve aynı cevapları verebileceğim için yarım bırakmıştım.

    İkinci kez elime aldığımda ise o zamanki düşüncelerimin büyük çoğunluğu değişmiş ve her türlü fikre karşı ön yargılarımı biraz daha törpülemiştim. Dolayısı ile uzun süreli ilahiyat eğitimimin üzerine farklı bir fikir olması için eseri bir kez daha elime aldım.

    Erdal DEMİRKIRAN uzun süredir takip ettiğim, kısmende tanıdığım bir isim. Özellikle kişisel gelişim alanındaki çalışmaları, gençlere vizyon ve özgüven aşılayan çalışmaları ile fazlaca saygıyı ve evvelde fazlaca sevgiyi hak eden bir isim.

    Bahse alacağımız esere gelince; eser, baştan sona bir roman havasında geleneksel islam inancına bir alternatif ve muhalefet amaçlı kaleme alınmış. Özellikle hurafeler ve irtica olarak temellendirilmiş, kral tanrı imajıyla aktarılıp, dönem teknolojisi ile değerlendirilip adeta Allah kadar hakikat kabul edilen tabulara karşı savaşan müthiş bir eser.

    Lakin, Erdal hoca, maalesef ki kişisel gelişim alanındaki uzmanlığının diğer alanlarda da geçerli olduğunu ya da düşünsel anlamdaki fikirlerinin her alanda dolu ve etkili olduğunu fazlaca düşünmüş ki eserdeki fikirlerini sebebi nüzulü ile alakasız örnek ayetler ile desteklemiş. Üstelik yorumunu arapça üzerinden yapmaya çalışırken bir türk gibi düşünerek algı yanlışlarına mağlup olmuş.

    Mesela, ayetin ayeti tefsiri meselesinde, hurufu mukattaada ki harflerin başka bir süre adını işaret ettiğini böylece işaret edilen süre ile hurufu mukattaanın geçtiği süre arasında bir bağlantı olduğunu söylüyor. Maalesef ki hoca, elindeki kuranda bulunan süre isimlerinin, Allah kelamı oladığını dolayısı ile çok sonra sürelere konduğundan habersiz.

    Hocanın eserde ki kurgusu gayet üst seviye iken dini konulardaki bilgisi bir o kadar alt seviye. Ve çeliştiğini bilemeyecek kadar da islam sistematiğe yabancı.

    Yine mesela: bir yerde كان fiilimsi’sini idi ve oldu anlamlarına geldiğini söylemiş. Bu doğru bir bilgi fakat hoca bu anlamların verilmesi için cümledeki işlevine göre anlam kazandığından habersiz.

    Daha bir çok gramer eksikliğinden kaynaklı çarpık yorumlarının yanında, mitoloji ile kuranı yorumlamaya karşı olmasına rağmen, azraile can verip dile getirmiş ve bir insan gibi kuranı özellikle ademin ilk insan olmaması gerektiğini kanıtlamaya çalışmış. Bazen de yer yer gözümle gördüm diyerek ironi karıştırmış. Fakat en çelişik kısmı ise hoca mecazi olarak kurandan şifreler başlığı altında ömer çalakıla pas veriyor. Ve maalesef elindeki kuranın tevatür rivayet olduğundan ve Ali KÖSE’nin ifadesi ile elindeki kuranın Türk kuranı olduğundan da habersiz.

    Hoca, fundamentalist usulle başladığı yorumlamalara, batını yorumlarla son vermiş. Üstelik bunu her iki usulü de eleştirerek yapmış.

    Müşahhas bir tanrıyı reddederken müşahhas batini varlıklar yaratmış. Üstelik literal okumanın yanına spiritüel yaklaşımlar katarak, leveli geçmek için neredeyse her tuşa basmış.

    Yine hoca eserinde, İslam dininin ulumundan olan siyer, hadis usulü, hadis, fıkıh usulü, fıkıh, tefsir usulü, tefsir, kelam hatta tasavvuf ve ahlak felsefesi alanlarına da el atmasına rağmen bir çoğundan habersiz olarak, maalesef isabetsiz yorumlar yapmış.

    Bu durum kendi ifadesiyle “Bir tarih öğretmeninin ameliyata girmesi” gibi yersiz ve hakikatsiz bir sonuç doğurmuş. Dolayısı ile istemeyerekte olsa bizleri kitaba 5 puan vermek mecburiyetinde bırakmış.

    Bir kısım arkadaşlar acımasızca eleştirdiğimizi düşünebilirler, bu da onların hassasiyetinden ve samimiyetinden kaynaklı bir doğallıktır. Lakin malum eseri sonuna kadar okuyup, hocanın sözünü bölmeyerek tüm nezaketimi gösterdiğimi de hatırlatmak isterim.

    Değerlendirmeye son verirken tekrar etmekte fayda var; Eserde hurafelere karşı taktir edilesi müthiş bir çaba var fakat bu has denge ayarlanamayıp, literal, batini, zahiri, modernist ve fundamentalist olmak üzere kozmopolit bir hal almış. Yine belirtmeliyim ki Erdal Hoca çok çok değerli bir isim fakat din alanına yabancı. Bu sebeple kendisine saygım sonsuz fakat kendi alanında kalması gerektiğini düşünüyorum.

    Saygı, sevgi ve muhabbetle...
  • Başta kitap gelir bunda güman yok elbet
    İkinciye baş üstündedir Sünnet
    Kavillerinden ashabın tercih ederiz
    İllaki birinin izinden gideriz
    İş gelince tabiine var geniş mecal
    Farkımız ne ki hüm rical ve nahnu rical
  • 375 syf.
    ·8 günde·Beğendi·8/10
    Hayri Kırbaşoğlu Hocanın serisinin ikinci kitabı.

    Bu kitabın birinci bölümünde Klasik Hadis Usulünün teorik açıdan ve cerh tadilin problemleri ele alınmaktadır.

    İkinci bölümde ise Hadis Edebiyatını oluşturan muteber birçok kaynaktaki zayıf, uydurma birçok Hadis örneği verilmektedir.

    Bu kitabı okumak için en başta Hadis Usulünü ciddi bir şekilde okuyup öğrenmek gerek. Ardından oluşan usul bilgisi bu eserle gözden geçirilebilir. Usule farklı bir açıdan bakmak bakış açısını genişletiyor.

    Hayri Hoca, şu vurguları yapıyor :

    1- Elimizde mevcut olan Klasik Hadis Usulü tamamen Şafii meşrep bir usuldür. Tek yönlüdür. Geniş görüşlere ve farklı düşüncelere izin vermemekte ve sanki tüm konularda bir görüş varmış gibi davranmaktadır.

    2- Birçok konuda herhangi bir ittifak olmadığı halde bunlar nedense Ehli Hadisini kabul ettiği şekilde dile getirilmiş, diğer ulemanın görüşleri yok sayılmıştır.

    3- Hadise yaklaşma ve faydalanma konusunda Fıkıh Usulü alimleri, Muhaddislere göre daha tutarlı ve kapsamlı davranmışlardır.

    4- Klasik Hadis Usulü bir Metodolojiden ziyade rivayetlerin ve bazı görüşlerin toplamından ibarettir.

    5- Hadis Usulü aslında bir "İsnad Usulü" dür.

    6- Sahabe adil midir, mütevatir Hadis var mıdır, Hadisçiler akla önem vermiş midir gibi bir çok sorunun cevabını yazar vermektedir.

    7- Bir Hadisin sahih olması bulunduğu yerle alakalı değil, kendisiyle alakalıdır. Yani bir Hadisin sahih veya zayıflığı bulunduğu eserle alakalı değildir.

    8- Sika ravi, hata yapmayan değil, doğruları hatasından fazla olan demektir.

    9- Usulde konulan birçok mükemmel prensip uygulamada göz ardı edilmiştir.

    10- Hadisçilerin teori ile pratiğin arasını açtıkları, çoğu yerde kendileriyle çelişkiye düştükleri vakidir.

    11- Bir Hadise verilen sahih damgası onun sadece isnadının sahih olduğu ve bunun da içtihat olduğunu belirtir. Yoksa hiçbir Muhaddisin hükmü kesin değildir. Ayrıca Hadis ilminde yapılan incelemeler, bu ilmin kendi karakterinden dolayı matematik bir kesinlik ifade etmezler.

    12- Ravilere uygulanan cerh ve tadilin tarafsızlığı, adalet vasfının neliği, mürüvvetin ne olduğu gibi konular tartışmaya açıktır.

    Sonuç olarak Hadis Usulüne eleştirel bakmak için altyapısı olanların okumasını tavsiye ediyorum.
  • ay islam hukukuyla modern hukuk mukayesesi yapılınca bana daral geliyor, afakanlar basıyor

    mukayese metodu bilmezler, fıkıh usulü bilmezler

    füru fıkh ile mevzuat arasında benzerlikler bulmaya çalışıp bir şeyler saçmalıyorlar genelde
  • Ahir Zamanın İbretlik Gerçekleri (ALINTI)

    "İmam Buhari gece uykudan uyanır, lambasını yakar, hatrına gelen faydalı bir şeyi yazardı. Hatta bir gecede yaklaşık yirmi defa kalktığı olurdu..
    İlahiyat 1. Sınıf öğrencisi Mert sabah namazına kalkmadığı halde hadis tenkiti yapıyor.

    66 yaşında hapis cezası olarak kuyuya atılan ve 15 senelik bu zamanda ezberden öğrencilerine 30 ciltlik El Mebsut isimli fıkıh usulü kitabını yazdıran İmam Serahsi’ye, sehiv secdesi yapmayı bilmeyen İlahiyat 2. Sınıf öğrencisi Betül kafa tutuyor.

    İlahiyat 4. Sınıf öğrencisi Rumeysa Nur'un okumaya vakit bulamadığı kitapları 40 yıl süren ilmî seyahatler esnasında toplayan, 600.000 hadisi 16 yılda tasnif ederek 7275 sahih hadisi bize bırakan İmam Buhari Rumeysa Nur'un derin tenkitlerinden kurtulamıyor.

    Muhammed İdris er-Razi'nin hadis için ilk çıktığı yolculuğu yedi sene sürdü. Yaya olarak yürüdüğü yollar bin fersah kadardı.
    İlahiyat 1. Sınıf öğrencisi Şeyma dolmuşla gidip geldiği fakülte yollarında Hadislerin sıhhat durumunu tartışıyor.

    Abdullah ibni Mesud'un hadis rivayet ederken yüz şeklinin değiştiği, nefesi kesildiği, titrediği halde, ilahiyat 2. Sınıf öğrencisi Hasan Hadis okurken veya kendisine okunurken bacak bacak üstüne atıyor.

    Adını bilmediği ama künyesiyle tanıdığı Ebû Hanife'nin binlerce talebesi olup, bunların kırk kadarı müctehid mertebesine ulaşmış olduğu halde bizim ilahiyat hazırlık talebesi Nisa Nur, İmam-ı Azam’ın içtihadlarına kafa tutuyor.

    İslam 14 asırdır anlaşılmak için, ilahiyat fakültelerinde zuhur edecek 20'li yaşlardaki Kur-an'ı yüzünden okuyamayan bu müceddidleri bekliyordu zaten....
    Rabbim uléma geçinen ULAMALARDAN ve UKALALARDAN Medyada tribünlere oynayan showmen, taharet bilmeyen, beynamaz cühelâ prof lardan... Hadis-i şerif düşmanı ağzı dönmüş salyalı hoca çakmalarından bu ümmet-i korusun, muhafaza eylesin.. İpleri İslâm düşmanlarının elinde olan münafıklardan müslümanları korusun."سيد محمد سعيد الحسيني
  • Usûlü'l-fıkh veya fıkıh usûlü, fıkıh yani İslam hukukunun iki dalından biridir. Fıkhın diğer dalı “fürû” olarak tanımlanır. Salt “fıkıh” denildiğinde ise kastedilen şey de fürû’dur. Fıkhın diğer dalı olan “usûl” ise usûl-ü’l-fıkh veya fıkıh usûlü olarak anılır.