• Bereket Anadolu'muz bir okyanus kıyısında değil... Öyle olsaydı saatte 200 kilometre süratle esen rüzgârların önlerine gelen her şeyi yerle bir ettiği o korkunç fırtınalara sık sık sahne olurduk. Ancak sosyo-politik ve ekonomik yaşamımız da öyle fırtınalı günlerle dolu ki, doğanın bizi çaresiz kılmasına fazla gerek kalmıyor. Carolina eyaletindeki veya Filipinler'deki fırtınaları izlerken, biz yine kendi dünyamıza dönük yaşıyoruz.

    İki isim
    Yine de yaşadıklarımızı hemen unutmazsak ve belleğimizdeki bilgileri bugün olup bitenlere yansıtırsak, yaşamımız sürprizlerle gereğinden fazla dolu olmaz. Bu gibi durumlarda hep Gaziantep'in rahmetli olmuş iki isminin işbirliklerini hatırlarım...

    Nakıp Ali
    "Nakıp Ali" diye bilinen Mehmet Ali Nakıpoğlu, Gaziantep'teki ilk sinemayı 1924'te açmıştı. Filmler gösterilmeden sahneye çıkar ve mesela "Bu filim bir dramdır. Seyrederken sakın kahkaha falan atmayın" diyerek izleyicileri uyarırmış. Bugün Gaziantep'teki "Sinepark" sinemalarının adı ona olan saygının ifadesi olarak "Nakıp Ali"dir.

    Heryeri Mamet
    Nakıp Ali'nin yakın dostu olan Mehmet Dai çok şişman olduğu için lakabı "Heryeri Mamet"di. Zengin bir toprak ağasıydı. Hem Gaziantepspor'un yöneticisi ve amigosuydu, hem de kentin milli davulcusuydu. Onun maçlarda seslendirdiği tekerleme, yani "Nurgana'da can erik dalları yere değik/ Bize Antep'li derler biz adamı severik" hâlâ hatırlanır.

    Her şeyi bilirmiş
    Sinemada yeni bir film gösterime konulmadan önceki gece, Nakıp Ali ve Heryeri Mamet birlikte o filmi izlerlermiş. Ertesi gün matinede film gösterilirken Heryeri Mamet salonun en önünde, perdeye yakın otururmuş. Filmin en heyecanlı anında Mamet ayağa kalkar ve mesela "Bu araba uçurumdan aşağıya uçacak" diye bağırırmış ve araba uçurumdan aşağıya uçarmış. Ya da yine ayağa kalkıp "Bu adam bu madamı öpecek" diye bağırırmış ve adam madamı öpermiş. Seyirciler de Mamet'in bir gece önce o filmi izlediğini bilmedikleri için, "Bu Mamet nasıl oluyor da olacakları önceden biliyor" diye şaşırırlarmış.

    Biliyorum
    Hem Antepliyim hem de adım Mehmet... Hepimizin ve tüm dünyanın içinde rol aldığımız filmin oyuncularıyız ve bu filmi daha önce defalarca gördüm. Zor günlerin ardından her seferinde güzel günler gelir. Türkiye halkının bilincini ne doların fiyatı ne de vekalet savaşlarında dönen dolaplar sarsar. Yeter ki halkın güvendiği yöneticilerin söyledikleri ile yaptıkları birbirinin zıddı olmasın.
  • Amerika’ya daima bir öcü lâzımdır. Harp sanayiini çalıştırmak ve ortalığı birbirine karıştırmak için. CIA’da bunu itiraf etti zaten. Rusya’nın bu derece tehlike olmadığını onlar da biliyorlarmış meğer. Tehlikeymiş gibi gösterip mazlum milletlere silah satarak birbirine düşürdüler. Amerika sadece iki şey üretir: Biri silah, ve bunu satacak yerler icat eder, her tarafta bir takım ufak harpler, iç harpler çıkarır. Fransa, İngiltere, Rusya da bunu yapıyor. En çok Amerika yapıyor. ABD’nin ürettiği ikinci şey filim. Bunun içine televizyon dizisi, pop müziği, sinema da dâhil. Aslında bu “filim” öbüründen daha güçlü bir silahtır. Çünkü milletin beynini ve gönlünü mahveder. Bunları üretir başka bir şey üretmez. Bunları satmak için de bir öcü icat eder. Bunun da bir mühendisliği var. Avrupa, Haçlı kafasından dolayı müslüman Türklere son derece düşmandır. Amerika’da o derece bir durum yoktu. Çünkü cahil bir millettirler de ondan. Orada pek kimse farkında değildi bu işlerin. Ancak 92’ yılından sonra basınyayın organlarıyla bir anda “müslüman eşittir fündamentalist” (bu lâfı da onlar icat etti) ve “o da eşittir terörist” formülü kamuoyunun beynine yerleştiriliverdi. Orada bulunan ahâli Müslümanım demeye korkar oldu.
  • Gözlerim zorla kapanıcak bırakmıcamki peşini
    Ve önümden geçtiniz filim şeridi misali
    Sonra geriye getiremedim istemedim
    Böyle olsun istemedim kontrolden çıktı .
  • ** YILMAZ GÜNEY **

    (1937-1984) Asıl adı Yılmaz Pütün'dür.
    1937'de Adana'ya doğan Yılmaz Pütün (Güney), Çocukluk yıllarında bisikletiyle sinemalarda sinemaya 16 milimetrelik film bobinleri taşıyarak sinemaya ilk adımını atar. Sinemaya daha yakın olabilmek için,
    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bırakır, ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine yazılır.
    Sinemaya olan sevgisini şöyle özetliyor Yılmaz Güney :
    "Sinemayla karşılaşmam 13 yaşındayken oldu. Kavgalı dövüşlü filmlerin gösterildiği Fukara sinemalarında gidiyorduk.
    Kendimizi daha rahat hissediyorduk,
    bu sinemalarda.
    Mesela bir Galatasaray Sineması vardı,
    çok güzeldi. Önünde geçer geçer bakardık, ama, çok lükstü gitmeye korkardık.
    Îstesek parasını verip girebilirdik. Ama,
    ne kıyafetimizi ne de yapımızı uygun görmezdik o sinemaya."
    Yılmaz Güney, oynadığı filmlerde haksızlığa uğramış, halktan insanları sefil ve yoksulları canlandırdı.
    Yılmaz Güney, Türkiye'de, Toplumu, gerçekçi Sanatın Sinemadaki İlk temsilcilerindedir.
    Oportonistçe bir söylem olan, Sanatın tarafsızlığı, siyaset üstü sahtekarlığını açığa çıkarmıştır.
    Suya sabuna dokunmuyan, Sömürücü Tüccar ve Kervancının develerini ürkütmiyen,
    halktan emekten kopuk,
    egemenlerin yakışıklı artistlerinin ve karşısına; hayatın, üretimin içinde, Halkın, yoksulların çirkin kralı döneme damgasını vuruyordu.
    Adana'da, Pamuk tarlalarında çapa ve pamuk toplama işlerinde, boğaz tokluğuna ve kış aylarındaa, elçiler aracılığı ile kaporası verilerek, Bir üretim aleti, aracı gibi satın alınıyordu, tarım işçileri, sigortasız güvencesi. Kürdistan bölgesi, yani Doğu ve Güney doğununun yoksul topraksız köylülerinin, Adana'ya yolculuk boyunca, traktör ve kamyonlarda kırıla kırıla, Köle koşullarında sömürü ve acılarını,
    Sınıf çelişkilerini beyaz perdeye aktarıyordu.
    Komrodor burjuvazinin ve Toprak Ağalarının ahlaksız yaşam ve Zulmünü teşhir ediyordu, filim ve sanatıyla.
    Adı, çirkin krala çıkarken;
    Egemenlerin de şimşeklerini üzerine çekiyordu. 1974'te Yumurtalıkta, egemenlerin kanuni bekçisi, krala fazla kralı olan Savcının sözlü saldırı ve hareketleriyle yaratığı pravaksiyon sonucu yaşanan arbede ölmesi sonucu, Yılmaz Güneyin, sinema sanatı ve üretimi engellenmiştir .
    Güney, yapımcılığını, yönetmeliğini, senaryo yazarlığını ve oyunculuğunu üstlendiği
    Seyit Han/Toprağın Gelini (1968) filmiyle ileride kendi adıyla anılacak olan film türünün ortaya çıkardı.
    Bu filmde, sevdiği kıza kavuşmak için tüm kötüleri tek tek ortadan kaldıran, ama sonunda bilmeden sevgilisini de öldüren bir yalnız Kahramanı canlandırıyordu.
    Daha sonraki dönemlerde, genellikle Spagetti Westernler ile benzerlik gösteren bazı filmlerde rol aldı; Bu tür filmleri yazdı ve yönetti. Bu açıdan Türk sinemasının en Özgün kişilerinden biri olarak görülmektedir.
    Güney, sonraki Aç Kurtlar (1969) Umut (1970) Umutsuzlar (1971) Acı (1971) Ağıt (1971) gibi filmlerinde ülke gerçeklerine değinen ve ezilen insana Odaklanarak,
    Sinemayı halkla buruşturarak, yoksullar kendilerini beyaz perdede izliyor, Bu yaşamın köleci karakterini sorgulatıyordu.
    Sınıfsal bir anlatım geliştirdi, ve bugüne kadar, sefillere kader diye sunulan yaşamın Sınıf hokkabazlığını teşhir ediyordu, seneyo ve oyunculuğuyla.
    Yaşamı olanca gerçekliği içinde yansıtmaya çalışan bir sinema, sanat yolu çizdi.
    Sanatı ve sinemayı sömürüye karşı Halk için sanatı, özgürlük ve mücadele Platformuna çevirdi, 1968 devrimci gençlik rüzgarı, emekçilerin sanatınıda etkilemişti.
    Bir yönüyle, 2. Dünya Savaşı sonrasında İtalya'da gelişen yeni gerçeklik akımını, bir yanda da geleneksel halk destanlarını anımsatmaktadır.
    Yılmaz Güneyin yoksul köylü ve emekçilerin yaşamı sorgulatan, filimleri burjuvaziyi çileden çıkarıyordu.
    Kapitalist yoz kültürü pompalayan sinema sanatı, yerini Emekçilerin ezilmişliği ve orta çağ karanlığının devamı olan kadercilik ve Din tüccarlarının kulluk kültürünü sorgulatıyor geleneği sarsıyordu.
    Ki, faşist,12 Eylül darbecileri, Yılmaz Güney'in Filimlerini yasakladı, ele geçirilen filmlerinin devrimci etkisini yıkmak için yaktıdı.
    Güney, 1974'te yönettiği Arkadaş'ta ve daha sonra hapse girdiği için Şerif gören tarafından tamamlanan Endişe'de (1974), gene hapse girdiği için sadece senaryosunu yazdığı, Şerif gören tarafından yönetilen Yol'da (1982), ölümünden önce yurtdışında yönettiği son filmi Duvar'da (1983) kendine özgün tema ve anlatım biçimlerini geliştirerek uyguladı.
    Yurtdışına çıktıktan sonra kurgusunu yapıp gösterime çıkardığı Yol 1982 Cannes Film Şenliği'nde kayıp (missing) adlı filmle ile birlikte büyük ödül alan Altın Palmiye paylaşarak Türk sinemasına tarihinin en önemli ödüllerinden birini daha getirdi. Güney 1974 yılında Yumurtalık savcısını öldürme suçunda 18 yıla mahkum oldu. 1981 sonunda izin alarak ayrıldığı Isparta cezaevine dönmeyene Güney, daha sonra yurtdışına, Fransa'ya çıkarak sürgün hayatına başlamış, 1983'te Türk vatandaşlığından çıkarıldı. 9 Eylül 1984'te Kanserde öldü, ve Fransa'da toprağa verildi.
    Oyuncu olarak 114 filmden rol aldı.
    26 filmin yönetmenliğini yaptı.
    15 filmin yapımcısı oldu.
    Ödülleri :
    1.Adana Altın Koza Film şenliği, 1969. En iyi erkek oyuncu Seyit Han
    2. Adana Altın Koza Film şenliği, 1970. En iyi senaryo Umut
    En iyi erkek oyuncu Umut
    3. Adana Altın Koza Film şenliği, 1971 En iyi erkek oyuncu Acı
    En iyi Senaryo Ağıt
    En iyi yönetmen Ağıt.
    4. Antalya film şenliği 1967
    En iyi Erkek Oyuncu Hudutların Kanunu 7. Antalya Film Şenliği 1970
    En iyi Erkek Oyuncu Bir Çirkin Adam.
    12. Antalya Film Şenliği, 1975
    En iyi Senaryo Endişe
    Berlin Film Festivali 1979
    En iyi Senaryo Düşman.
  • Türkiye' de Yazım Yanlışı
    Yanlış Kullanımı Doğru Kullanımı

    * Gardolap Gardırop
    * Mağrul Marul
    * Eşortman Eşofman
    * Ahçı Aşçı
    * Herkez Herkes
    * Yalnış Yanlış
    * Yanlız Yalnız
    * Herkez Herkes
    * Maffolmak Mahvolmak
    * İddaa İddia
    * Afferim Aferin
    * Şöför Şoför
    * Süpriz Sürpriz
    * Anaktar Anahtar
    * Şemşiye Şemsiye
    * Tualet Tuvalet
    * Kirbit Kibrit
    * Tiskinmek Tiksinmek
    * Palyanço Palyaço
    * Laylon Naylon
    * Arabeks Arabesk
    * Gaste Gazete
    * İstambul İstanbul
    * Fortmanto Portmanto
    * Kalörüfer Kalorifer
    * Elentrik Elektrik
    * Pıçak Bıçak
    * Takta Tahta
    * Hastahane Hastane
    * Filim Film
    * Dövüz Döviz
    * Kırem Krem
    * Kıral Kral
    * Poğça Poğaça
    * Zebze Sebze
    * Proğram Program

    Dilini düzgün kullanan bireyler olmak aslında hiç de zor değil. Yapmamız gereken sadece teknolojinin bilgisayarları evimize, işimize ve hatta telefonlarımıza kadar getirmesinden faydalanıp araştırma yapmak, öğrenmeye çalışmak o kadar. Kısacası teknolojiyi sadece eğlence için değil kişisel gelişimimiz için de kullanmak.