• -Sen sahiden ölünce bilyeler ne olacak ?
    +Ne biliyim ben
    -Bana versene
    +İyi ya ölünce abimden alırsın
    -Yaşa ulan...!
  • Bu incelememi Aziz Nesin'i en az babası kadar seven sevgili Tuco Herrera 'ya ithaf ediyorum.


    Zaman zaman geçmişte yaşayıp da keşke tanıma fırsatım olsaydı dediğim insanlara rastlıyorum. Sevgili Mîna'da artık onların başında geliyor. 1915 - 2000 yılları arasında yaşamış bu Dinazor (kendi deyimiyle ) ,Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarından itibaren ülkenin gelişimine bir çocuğun büyüdüğüne şahitlik eder gibi şahitlik ediyor.Bu kitapta da çocukluğundan itibaren , ilk gençlik yılları, profesörlük yılları, emeklilik yılları yer alıyor. Kitap okur gibi değil de film izler gibi izliyorsunuz Mîna'nın hayatını.

    Kimler yok ki kaleminin değmediği, dostluğuna, ahbaplığına nail olmadığı.. Mesela ilk valsini çocukluğunda Mustafa Kemal Atatürk ile yapıyor. Necip Fazıl Kısakürek, Aziz Nesin, Sait Faik Abasıyanık, Oktay Rıfat, Falih Rıfkı Atay, Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Neyzen Tevfik, Halide Edip Adıvar, Ahmet Haşim, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yahya Kemal, Abidin Dino, Arif Dino, Oğuz Atay, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazım Hikmet ve daha aklıma gelmeyen edebiyat ve sanat dünyasının değerli bir çok isimini kaleme alıyor.

    Mîna burjuva bir ailede dünyaya geliyor, çocukluk yılları yalılarda, balolarda, büyük bir azametin debdebenin içinde geçiyor. Fakat annesi Şefika hanım eşi Falih Rıfkı'dan boşanıp bütün parasını da tüketince iş Mîna'ya düşüyor. Evi geçindirmek için kolları sıvıyor, hatta benim çok hoşuma giden bir alıntısı vardı kitapta, diyor ki ;

    ''Annemin bütün parasını yemesinden de son derece hoşnutum. Helal olsun! Çünkü o Servet tükenmeseydi ben, ben olamazdım. Çok okuduğum için annemin deyişiyle, Boticelli adını duyunca, bunu yeni bir çikolata markası sanan karacahil sosyete hanımlarının haline düşmezdim herhalde. Ama kendi ekmek parasını kendi alın teriyle kazanan ,meslek sahibi,Çalışkan bir kadın olmak onuruna da erişemezdim. ''

    Kitapta ayrıca Mîna'nın Aziz Nesin ile yaşadığı bir anısı var ki çok güldük;

    “Ne var ki, burjuva bir aileden gelmenin yararlarını yadsıyacak durumda değilim. Aldığım eğitim de burjuva kökenlerim sayesinde, şimdi oturduğum Mühürdar’daki deniz manzaralı daire de. Vaktiyle babamın babası, halama düğün armağanı olarak bir ev vermiş. Halam çocuksuz ölünce, bir dairesi amcama, bir dairesi bana verilmek üzere, o ev apartman haline getirilirken, tesadüfen o sırada yoldan geçen Aziz Nesin deniz manzaralı yeni yapılan apartmana bakmış bakmış, “kim bilir hangi talihli pezevenk burada oturacak” demiş kendi kendine. Orada benim oturduğumu öğrenince, “aman ne güzel! Demek o talihli pezevenk senmişsin!” diye çok sevinmişti. Böyle bir manzaralı yerde oturmak gerçekten de bir pezevenk şansı.”

    Muazzam bir bilgi birikimine sahip canım Mîna, ölmeden evvel yaşadıklarının bir kısmını kaleme alıp o dönemlere dair bizi muazzam bir yolculuğa çıkarıyor. O hep kitaplarını okuyup, şiirlerinden tanımaya çalıştığımız yazarları, şairleri insani yönleriyle içinden geldiğince anlatıyor. Kitabı çok beğenerek okudum ve herkese tavsiye ediyorum. Ülkemizden böyle değerli bir kalem geçmiş olmasına da çok seviniyorum.

    Yazımın başında söylediğim gibi keşke dostum olsaydın Mîna, seni kucaklayıp sarıp sarmalamayı çok isterdim :) Herkese keyifli okumalar dilerim.
  • Yemin ederim ben bir seni yaşayacağım. Bir sana yaşayacağım. Sen bana can oldun, ben de canımın kıymetini bileceğim.
  • Gitseydin dünya ahiret acım olurdun. Kapanmayan yaram, bitmeyen hikayem olurdun. İyi ki gitmedin.
  • Momo… Bu bir çocuk kitabı mı yoksa yetişkinlere yönelik bir kitap mı önce onu konuşmak isterim. Bana kalırsa Momo aslında çocuklar için yazılmış gibi gözüken ama özünde yetişkinlere de hitap eden bir eser. Ben kitabı okuduğum süre boyunca kendimi animasyon film izler gibi hissettim. Duman adamlar, konuşan kaplumbağalar, çocukların yaşlı arkadaşları, zaman durdurmalar vs bunları gözümde öyle bir canlandırmışım ki kitap bittiğinde ışıklar açıldı sinema bitti sanki 

    Kitap elime popüler kültür gereği geçti. Hani ilk baskı yılına bakılırsa benim henüz okuyor olmam aa şöyle de bir kitap varmış alıp okuyayımdan ziyade, herkesin elinde bu sıra şu kitap var dur ben de geri kalmayayım da okuyayım sebepli oldu. Ne kadar doğru bilemiyorum ama çoğunluğa göre hareket ediyoruz. Neyse, iyi ki de okumuşum dediğim bir eser oldu elbette. Malum arada popüler kültür zehirlenmesi yaşamıyor da değiliz çünkü.

    Kısaca özetlemek gerekirse; nereden geldiği bilinmeyen küçük bir kız çocuğu Momo. Kitabın geçtiği şehre geliyor ve eski bir harabede yaşamını devam ettirmeye başlıyor, tabi çevre halkın yardımı ile. Momo çok iyi bir dinleyici üstelik, herkes onu çok seviyor. Sonrasında fantastik kısım ortaya çıkıyor ve bize zamanın önemini anlatıyor.

    Kitabın son söz kısmındaki şu cümle tüylerimi diken diken etti "Ben size bütün bunları olup bitmiş gibi anlattım, çünkü biri de bana böyle anlattı. Oysa gelecekte olacakmış gibi de anlatabilirdim." Yani insan bi düşünüyor tabii Michael Ende bu eseri 1973’te kaleme alırken zaten geleceği görür gibi yazmış acaba 50 sene sonra ne olur diye.

    Kitabı okurken göreceksiniz ki Momo size zaman üzerinden bir çok mesaj veriyor kitabın alıntısı o yüzden çok fazla olabilir. Hatta kurgusundan çok aralardaki cümlelere bayıldım ben.

    Son olarak neden 6 puan verdiğime gelelim, evet kitap güzeldi evet kitap okunulası bir kitaptı ama şahsen bilim kurgu türü filmleri dahi sevmeyen ben; kitabın yarısından fazlasını kapsayan sürekli ağzında sigara bulunan, gri renkli duman adamların varlığından hoşlanmadım. Sevmiyorum böyle şeyleri, çocuklar daha sevimli şeylerle büyümeli… Özellikle kötü adam karakteri bile olsa sürekli ağızda sigara zikreden bir kitap, bilmiyorum puanlarını kırdı işte.
  • Tünaydınlar Efendim.....!

    Kahvemiz demleniyor, aman sizde eksik etmeyin çayınızı, kahvenizi..

    Efendim, bugün güne geç başladık, sizler uyurken bizler geceyi kolluyorduk. Neyse ki dün gece sakin geçti. Sabahleyin huzur içinde uyuduk..

    Bugün alıntılarımızın yanına, kitap uyarlamalarımız ile devam ediyoruz. Bir kaç gündür film alıntısı paylaşamamıştık

    Günümüzün konuğu by Dan Brown 'un Da Vinci Şifresi

    Bildiğiniz üzere hem kitap hem de film çok satanlarda ve izlenilenlerde yüksek bir ortalamaya sahiptir. Robert Langdon rolünde Ton Hanks ile harika bir iş çıkarmıştı film. Müthiş kurgusu ile bizleri hayran bırakan bir eserdir. Yolculuğa hazır mısınız?

    Kısa açıklamamızın ardından, günümüzün şarkısını da şuraya iliştiriyorum, hüzünle başlayalım güne;
    https://youtu.be/kyquqw6GeXk

    Efendim, iyilikler sizinle olsun.... !

    Sağlıcakla kalın..!
  • Günaydınlar Efendim....!

    Bu günaydın'ın anlamını biliyorsunuz artık.. Yeni bir Film alıntısı ile güne başlıyoruz.. Tabi ki sert kahvemiz ve naif bir müzik eşliğinde..!!

    Bu sefer yumuşak içimli bir müzik bırakıyorum buraya;
    https://youtu.be/B9FzVhw8_bY

    Efendim, bugünün film repliklerinde ki konuğumuz; Anthony Burgess ın distopik eseri Otomatik Portakal

    Usta yönetmen Stanley Kubrickin'in elinde harika bir esere dönüşen film, kitabın şöhretini alıp bir başka diyara götürmüştür..

    Alıntılarımızı beğenmeniz dileğiyle,

    Hepinize, huzurlu bir gün diliyorum efendim...!

    Sevgi ile kalın...!