• “Yücel’in Çiçekleri” belgesel filmi özellikle Köy Enstitüleri’nin çok konuşulduğu şu dönemde önemli bir boşluğu doldurmak amacıyla çekildi. Yönetmenliğini Cengiz Özkarabekir’in yaptığı belgesel film, dönemin efsane Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un yaşam hikayeleri üzerinden, zorluklara ve tehditlere aldırmadan uyguladıkları ve başarılı oldukları Köy Enstitüleri’ni anlatıyor… Yücel’in Çiçekleri filminde drama ağırlıklı. Zengin fotoğraf ve video arşivin de kullanıldığı belgeselin drama çekimlerinin bazı sahnelerinde Hasan Âli Yücel’in orjinal eşyaları da kullanıldı. Senaryosunu yine Cengiz Özkarabekir’in yazdığı belgesel film uzun bir araştırmanın da ürünü. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Başkanı da olan Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın danışmanlığını yaptığı belgesel, Hasan Ali Yücel’in kızı Gülümser Yücel’in bire bir anlatımları ile hayat buldu…
    Filmde Mustafa Kemal Atatürk’ü Mahir Günşiray, İsmail Hakkı Tonguç’u da Muhammet Uzuner canlandırdı. Hasan Âli Yücel’i ise 3 kişi oynadı: Çocukluğunu Ege Şenoğul, gençliğini Kutay Şahin, yetişkin dönemini ise Mehmet Tokat canlandırdı. Yücel’in Çiçekleri’nin en başından itibaren hazırlanması yaklaşık bir yılı buldu. Belgesel filmin müziklerini ise Cahit Berkay ve Altuğ Öncü yaptı. Filmi, İsmail Hakkı Tonguç’u canlandıran ünlü isim Muhammet Uzuner seslendirdi.
    https://www.youtube.com/watch?v=ENHfGoaPzV0
  • Syme ortadan kaybolmuştu. Bir sabah işine gelmemişti; bazı düşüncesiz kişiler yokluğu üzerinde yorumda bulundular. Ertesi gün, kimse ondan söz etmedi. Üçüncü gün, Winston, Arşiv Dairesinin kapısındaki duyuru levhasına gidip baktı. Orada çeşitli kâğıtlar arasında, Satranç Kurulu üyelerinin bir listesi de vardı. Syme da üyelerden biriydi. Liste aynı gibiydi, hiçbir şey çizilmemişti, ama bir ad eksikti. Bu yeterliydi. Syme artık yoktu ve hiçbir zaman var olmamıştı.
    Hava her yanı yakıp kavuruyordu. Bakanlıkta, penceresiz, soğuk hava tesisatlı odalar, normal ısılarını koruyorlardı, ama dışarıda kaldırımlar insanın ayaklarını kavuruyordu, kalabalık saatlerde metrolardaki pis koku katlanılmaz oluyordu. Nefret Haftasına hazırlıklar yoğun şekilde sürdürülüyordu; tüm bakanlıkların kadroları çalışma saatlerinin çok dışına çıkmaktaydılar. Mitingler, geçit törenleri, konuşmalar, film ve tele ekran programları düzenlenecek, tribünler kurulacak, sloganlar uydurulacak ,şarkılar bestelenecek, söylentiler yayılacak, resimler çekilecekti.
  • 328 syf.
    ·50 günde·7/10
    İnsan kitap okumayı sevince sanırım her tür kitabı açlıkla okuyabiliyor. Benim için özel okuma türlerinden birisi de filmlere dair kitaplar... Bu tür kitaplar aracılığı ile öğrendiğim filmlerin listesini yapıp, sonra izlemek ise bu keyfin bonusu oluyor :)
    "Öteki Sinemalar" kitabı, Türkiye İşçi Filmleri Festivali deneyiminden hareketle, emeği gören sinema hareketi üzerine kapsamlı bir derleme... Kitapta film yapımından, işçi sineması tarihine; afişlerden çeşitli ülke sinemalarına kadar birçok konuda makaleler var. Avrupa, uzak doğu, Türkiye, ABD sinemalarından birçok işçi filminin de eleştirel değerlendirmelerini barındıran kitap, tam bir hazine... Son bölümde filmlerin arşivlenmesi ve alternatif festivaller üzerine makaleler de barındıran kitabı hararetle tavsiye ederim...
  • Mükemmel bir kısa film arşiv sitesi paylaşıyorum sizlerle
    http://www.surdurulebiliryasamfilmfestivali.org/film-arsivi
  • 384 syf.
    ·10 günde
    Sporu, futbolu severim, spor kültürünü de severim, haliyle spor kitaplarını da okurum. Fakat spor kitapları konusunda ülkemizde, spora olan ilgiyle orantılarsak çok fazla eksiklik var. O nedenle öncelikle böyle bir kitap yazdığı için, sonra da bana hediye ettiği için kitabın yazarı Mehmet Bey'e teşekkür ederim.
    Bu kitabın neden yazıldığını ve de yazılması gerektiğini aslında en güzel kitaptaki şu cümle anlatıyor.
    "Tarihi efsaneler üretir çoğu zaman. Tarihi anlamlı ve çekici kılan bu olgudur. Eğer bir efsaneniz yoksa kayda değer bir tarihiniz de yok demektir. Efsaneler anlatıldıkça köklenir maziniz. Unutulmazlar arasına girer yaşadıklarınız. Futbol kulüpleri için de bu durum aynen geçerlidir. Tarihleri kültürleridir takımların. Bir diğer deyişle, mazisi olan kulüp, kültürü olan kulüp demektir."
    Futbol sadece bir oyun değildir, aynı zamanda bir kültürdür. Samsunspor'da ülkemizin güzide, mazisi olan, kültürü olan bir takımı. Ve bu maziyi, kültürü şimdiki ve gelecek kuşaklara anlatmak adına böyle bir kitap yazılmış Kitabı okumaya başladığımda kronolojik bir sırayla giden Samsunspor'un tarihini anlatan bir kitap sandım, bir yandan sevindim ama ilerledikçe sıkacağını düşündüm. Fakat biraz ilerleyince gördüm ki safi bir araştırma-inceleme kitabı değil. Samsunspor ile ilişiği olan ve taraftarları olan yazarların anı formatından yazıları da var kitapta. Bu kısmı çok duygusal açıkçası, tanınmış spor yazarları, Samsun tribünün bilinen tanınan kişilerinin bu anılarını okudukça tribün geçmişi olan biri olarak ben şahsen duygulandım. Duygu demişken Samsunspor'un tarihi duygusal zaten, Samsunspor dendiğinde insanda bir burukluk oluyor. Tabi en başta gelen 89 senesindeki kaza ve vefat eden hocası ve oyuncuları. Güzel şeylerden de bahsetmek lazım. Mesele Samsunspor'un başarıları Tanju'su, Serkan Aykut'u, Celil'i, Ertuğrul Sağlam'ı.. Bu arada Samsunspor'un tarihine geçmiş olan bu futbolcuların hepsiyle yapılan röportajlarda var kitapta. Sadece oyuncular değil, efsane başkan İsmail Uyanık, Taraftar Grubu başkanları, kimi ararsanız yani... Gerçekten üzerinde çok çalışılmış, emek harcanmış bir kitap, kesinlikle oturulduğu yerden yazılan bir kitap değil. Samsunspor'da ve kitapta beni en çok etkileyen Samsunspor taraftarlığı, ama "Sadece Samsunspor" taraftarlığı, yanında eşantiyon olarak sözde büyükler yok. Samsun'luların bu şehrine takımına sevgisi çok hoşuma gitti ve mutlu etti beni, zira ben de öyle birisiyim. Hatta bunla ilgili bir yazı yazabilirim şu incelemenin altına. Ama önce incelemeyi bitireyim. Kitap gerçekten çok hoşuma gitti, dediğim gibi Türkiye'de pek spor, futbol kitabı yok. Olanlarında içeriği malesef iyi değil. Şöyle ki bazısı sadece anılardan oluşuyor, bazısı sadece kronolojik tarih anlatımından, bazısı da sadece röportaj. Mesela Alex'in çıkan kitabı, heyecanla alıp okumuştum ama sadece röportaj olması beni çok sıkmıştı. Bu kitapta ise herşeyden var abartılmadan, eksiltmeden, çoğaltmadan. E bide buna Samsunspor'un film gibi mazisi eklenince çok hoş bir kitap olmuş, yazarın kalemine sağlık. Herkesin ilgisini çekmez ama sporla ilgisi olanlar okusun derim, hele ki Samsunlular ve Samsunspor'lular muhakkak okusun..




    Yazının bundan sonrası memleketçilik ve şehir takımlarının tutulması gerektiği üzerine şahsi anılarım ve fikirlerimden oluuyor. Kitapla ilgili değil. Dileyen okumayı bırakabilir. Konu ilgisini çeken buyursun...

    Geçmişten korkmamak lazım, geçmişten kaçmamak lazım aksine geçmişle yüzleşmek ders çıkarmak gerek. Bunu neden söylüyorum. Birazdan anlatacağım geçmişimden dolayı. Beni bilenler bilir, bilmeyenlerde bilsin Akhisarspor aşığı, memleket takımı sevdalısı ve memleket takımı tutmanın gerekliliğini şiddetle savunan biriyim. Fakat bende eskiden sözde büyüklerden bir takım tutuyordum. Hatta 16-17 me kadar fanatik olarak 22-23 üme kadar taraftar olarak. İlk cümleyi kurma nedenimi anladınız şimdi dimi. Dİyeceksiniz ki arkadaş sen eskiden zaten böyleymişsin, şimdi bize diyorsun. İşte fikir değiştirmek bu yüzden çok zordur. Fikir değiştirenleri kimse sevmez ne oraya yaranabilirsin, ne de buraya ama aslında fikir değiştiren insan cesurdur, hatta kendince doğru yolu bulmuştur, hatta fikir değiştirenlere karşı bakışın böyle olduğu bir ülkede fikir değiştirecek kadar göze aldıysa bunu, o adamı dinlemek lazım, ne diyor bu adam diye. Hatta yeni geçtiği fikirdeki insanlar -ki onlarda eleştirir- daha çok dinlemeli. "Arkadaş biz bu fikirin içinde doğduk ama adam aramış kendi bulmuş itikadı daha sağlam olur." demeleri lazım. O yüzden de mesela ben Necip Fazıl'ı çok severim. Arkadaş adam kumarın, kadının, hayatın bütün şehevi zevklerini tatmış. Onun yanlış olduğunu anlamış nefsine galip gelip onları bırakıp gelebilmiş. Ben ne zaman Necip Fazıl'dan bahsetsem önüme kumar resimleri, Kadın Bacakları şiirini falan atıyor bazı arkadaşlar, beni kızdırmak için. Bense aksine bunları gördükçe daha da mutlu oluyorum nereden gelmiş diyerek. Neyse konuyu çok dağıttım, kusura bakmayın kendime döneyim.
    Fenerbahçe benim ilk tuttuğum takım neden tutuyordum onu bilmiyorum. İki tahminim var birisi babam Galatasaray'lı diye olabilir, diğeri de benim aklımın başına ermeye başladıı yıllarda (1995-2000) Galatasaray hegomonyası vardı bende hep ezilenden, zayıftan yana olurum ya ondan olabilir. İlk okulda futbolcu çıkartmaları vardı benim en sevdiğim topçu Fenerli Ogün'dü evet Ogün Temizkanoğlu defans, herkes forvet sever mahalle maçında kendine forvet ismi verir ben kendime Ogün derdim. Ve Ogün futbolcu çıkarmasını bana getirene iki kart verirdim 200-300 tane Ogün'üm vardı benim. Ortaokulda maçlarını hiç kaçırmaz, hergün spor gazetesi alır Fenerbahçe haberlerini keser gazete arşivime koyardım. Lisede keza öyle 2008'de ilk kez İstanbula geldiğimde -lise gezisi- ulan bir daha İstanbul'a ne zaman gelicem deyip, gezi konvoyundan kaçıp ilk Fener maçıma hem de Saraçoğlu'nda gittim. İşe bak üniversiteyi İstanbul kazandım, Marmara hemde.. Kadıköyde yaşadım 5 yıl, 5 yılda 2 ke şampiyon oldu Fener 2 Şampiyonluk kutlamasında da staddaydım. Hatta birinde malum herif, benim bulunduğum tribüne dönüp "pavalı köpeklev" demişti. Neyse ona gelicem yine. Alex'in heykeli açılırken 5 metre ilerisindeydim, onunla beraber gözlerim doldu, yine havaalanından onu uğurlarkende öyle. Son maçta Galatasaray'a şampiyonluk kaybederken stadın oradaydım içerde olmasamda, o trajediyi yaşadım, Keza Bursa'ya şampiyonluk kaybettiğimiz günde de, hatta o günün gündüzünde maçtan önce Fener formasıyla Beşiktaş'a gittiğim için (hala böyle bir hatayı nasıl yaptım sorguluyorum, heralde 18 yaşında olmamdan) Beşiktaş taraftarı beni denize atıyordu. Lefterin cenazesine gittim mezarına toprak attım.. Falan filan işte Böyle bir Fenerliydim. Ama neden Fenerliydim. Sorsanıza bana Akhisar'ın köyünde yaşıyorsun Feneri tutuyorsun? İşte tam da o yüzden ben Akhisar'a ayda yılda bir giderdim. Akhisarspor diye bir takım olduğunu öğrenemeden medya sözde büyükleri soktu hayatıma, televizyonda onlar, okulda onlar, büyüklerimiz onları tutuyor, cipsten sporcu kartından onların oyuncuları çıkıyor. Naparsın? Bizim elimizden tutup Akhisar maçına götüren olmadı ki küçükken.
    Şimdi oraya geleyim Akhisarspor. İlk orta okulda duydum, liseye giderken gördüm. O zamanlar 3. Ligdeyiz Şehir stadında yapıyoruz maçları tamamen amatör biletler 2 lira çakma birşey. Haftasonları dersaneyi kırıp maçlara gitmeye başladım. İlk Akhisarpor sevgim o zaman başladı. (Fener99/Akhisar1) Bi yandan Feneri destekliyoruz yine ama sorgulamıyoruz arkadaş şehrimizin takımı varken biz neden hiç görmediğimiz maçına gitmediğimiz kilometrelerce uzakta bir takımı tutuyoruz, çocukluk işte. Sonra maçlara gittikçe, sevgi arttı. Akhisar'da yükselişe geçti 2008'de ilk kez 3. Lig şampiyonu olup tarihinde ilk kez 2. Lige çıktı. Şampiyonluğu sahada futbolcularla kutladım. Taraftar arttı, bütün maçlara gider olduk. (Fener75/Akhisar25). Tam biz Akhisarlı olucaz Üniversiteye başladık Marmara Hukuk. Kadıköy. Stada 10 dk ev. Hayat bizi Fenerbahçe'ye attı yine. Fakat Akhisar'ım durur mu peşimden geldi. İlk sene sadece Güngören deplasmanı vardı İstanbul'da kşa koşa gittim. Sonra 2010'da 2. Lig Şampiyonluğu ve 1. Lige çıktı yine tarihinde ilk kez. Maçlar tv'de yayınlanmaya başladı, ben her hafta izliyorum birde Kartalspor, Güngörenspor deplasmanı yapıyorum. Derken o sene 2012, 1. Lig şampiyonluğu ve ilçem Süper Lig'de önce Beşiktaş deplasmanı. Tabi ben Fener formasıyla gittiğimden daha önce tedirginim biraz Akhisar formasıyla binlerce Beşiktaşlı arasından İnönüye yürüyorum. Arkadan biri "hiştt" demez mi? Eyvah dedim yine mi ya. Dedi ki Akhisardan mı geliyon "Evet" dedim. "Hoşgeldin" dedi yırttık bu sefer. Sonra Galatasaray deplasmanı, Kasımpaşa deplasmanı ve nihayet Fenerbahçe deplasmanı. Hiç düşünmedim, daha önce defalarca Fener formasıyla gittiğim Saraçoğlu'na Akhisar formamı giyip deplasman tribününe girdim bu sefer. Yenildik ama olsun eğlendik, tezahürat yaptık, fenere küfrettik. (Fener49/Akhisar51).
    O gün maçtan sonra düşündüm, yaşta olmuş ya 21-22 artım düşünebiliyoruz. Oğlum dedim ne Feneri, Galatasarayı, Beşiktaşı ya, senin doğduğun, büyüdüğün, ekmeğini yediğin, çocukluğunun geçtiği, geçmişinin, sülalenin bulunduğu şehir varken sen hala niye iki takımı birden destekliyorsun. Ama hemen öyle bırakılmıyor tabi. Çoğu insan hayatında bu takımların hiç maçına gitmemiş görmemiş. Fanatik bir şekilde bu takımları tutuyor. Eşi dostuyla kavga ediyor bu takımlar için. Ee bizim biraz geçmişimiz var yine. O gün fark ettim artık benim birinci takımım Akhisarspor, Fener arkada kalmış ama var hala. Tabi o süreçte Fener'de bana çok yardımcı oldu şike muhabbeti, Aziz'in tribünde bize sarması, Alex'in ayrılışı, Akhisarspor sayesinde Anadolu takımlarını nasıl ezdiklerini, haksızlık yapıldığını görmem de bana çok yardımcı oldu. Sonraki birkaç yıl Akhisardaki Fener maçlarının ekseriyetine gittim, bildiğiniz üzere de Feneri sürekli yendik, benim Akhisarlı damarım da kabardıkça kabardı. Ama şampiyonluk yarışında, İstanbul takımlarının kendi aralarındaki rekabette hala Fenerbahçeyi destekliyorum. (Fener25/Akhisar75)
    Ve o sene geçen sene Fenerbahçe'yi iki maçtada yenmişiz Şampiyonluktan etmişiz, Türkiye Kupasında tarihimizde ilk kez finale kalmışız bil bakalım rakip kim? Kim olacak Fenerbahçe. Atladım uçağa hemen Diyarbakıra. Biz orda 300-500 Akhisarlı Fenerbahçe taraftarı 15000 kişi maç başlar başlamaz bunlar başladı Akhisar kümeye demeye. Tabi bizim sesimiz çıkmıyor adamlar bizden 30 kat kalabalık. Neyseki takım sesimiz oldu Fenere 3 tane atıp bütün Fenerlileri susturdu, ağlaya ağlaya çıktılar staddan. (Fener1/Akhisar99)
    İşte o gün bugündür tamamen Akhisarsporluyum. Fenerbahçeyi sadece Avrupada desteklerim, diğer Türk takımlarını olduğu gibi, maçlarını izlemem. Galatasaray ya da Beşiktaşla yapıyorsa kazansın isterim ama pek de umrumda değil varsa yoksa Akhisar. Başarıyla orantılı olduğunu söyler çevrem dönüşümün, ama kimseye kanıtlamak zorunda değilim. Küme düşsek de ki düşecek gibiyiz bundan sonra benim için tek takım Akhisar, çocuğum olursa giydiricem Akhisar formasını götürücem maça, götürülen olmadık, götüren olaalım.
    Aslında bu değişimi benim gibi çoğu Akhisarlı yaşadı 170.000 nüfuslu şehir her hafta 10.000 kişi maça gidiyor bu da yüzde 6 falan yapar İstanbul'da her hafta 1 milyon kişinin maça gitmesi gibi. Açtığımız pankartlardan da anlaşılıyor. Bir Fener maçında "Doğduk burda yaşıyoruz, Şehrimizi satmıyoruz." bi Galatasaray maçında "Sizinkisi aşk, bizimkisi Memleket meselesi" pankartı açtık boydan boya kocaman. Bu iki pankart Akhisarsporlunun ve şehrinin takımını tutanların duygularını çok güzel ifade ediyor.Samsunsporlu arkadaşlarda bu durumu kitapta çok güzel ifade etmiş. Bir kaç alntıyla sonlandırayım incelememi. Öyle içimden geldi yazdım kafanızı şişirdiysem affola.

    "Biz Samsunspor'un Samsunspor gibi tutulması gerektiğine inanıyoruz; yanında eşantiyonu olmaz!"

    "Benim nazarımda İstanbul takımlarının hazır başarılarını alkışlayarak mutlu olmaya çalışan milyonlarca insan bir yana; şehrinin takımını iyi günde kötü günde ve her yerde sahip çıkanlar bir yana.."

    "Samsunspor varken İstanbul'un gönüllü yalakalığını yapmanın bir anlamı olmadığını gösteren. Ama çoğunluk yine bunlarda. Güce tapanlar, kolayı seçenler... Bu yüzden ben tatillerde İstanbul'dan memleketime geldiğimde hep igrendim bu tiplerden. Kraldan çok kralcı, İstanbulludan çok İstanbulcu olanlardan. Şuan yine Samsun'dayım ve halen televizyonun başına formalarla geçip tezahürat yapan tipleri zavallı buluyorum. Sözde büyük takımları tutmakla büyük adam olunduğunu, hayattaki başarısızlıklarını kapatacaklarını sanan, hazır başarılara konmaya çalışan zavallılar hepsi değilse de mühimce bir kısmı."

    "Velhasıl, Türkiye'deki futbol sistemini bilen biliyor, hatta bu üç İstanbul takımının taraftarı da biliyor. Çoğunluk düzenin parçası olma kolaylığına kaçıyor, sonra da bunun adına renk aşkı diyorlar. Lakin bence bunun adı güce tapıcılıktan başka birşey değil. Anadolu'da yaşadığı halde İstanbul takımı tutanlar; o yaldızlı camialara özenen, milyonlarca dolarlık transferlere, şatafata ortak olmaya çalışan zavallılardır. Sanki bizler "malum üç takımdan birini tutuyorum" dediğimiz anda bunu yapamaz mıyız? Yapmıyoruz, bu iğrençlikleri görüyoruz çünkü ve yüreğimiz el vermiyor. Şehrimizin takımı var, mazisi var, gelecekten umudumuz var. Şu çok açıktır ki, Türkiye'de bugünün ortamında şehrinin takımını destekleme erdemini gösterebilen idealist insanlardır. Zordur çünkü bir Anadolu takımına gönül vermek."