• Yaşam bir film şeridi gibi geçip giderken durduğumuz durakların ne kadar farkındayız? Yaşamamız bir başkasının hayatına dokunuyor mu sorusunu sormayalı ne kadar oldu?

    Bu kitapla sinema dersinde tanıştım finalde çıkacak bir soru için okumaya başladım ama farkında olmadan hayatımın cevaplarını almaya başladım. Kısacık bir kitap size hayatınızın sadece bir film şeridinden ibaret olmadığını gösteriyor. Film yapmak hayata anlam katmaktır, görünmeyeni göstermek gizli olanı açığa çıkarmaktır, film yapmak bilinmeyene yolculuk yapmaktır bu yolculukta kaybolmak, keşfetmek, yeni hayatlar tanımak ve kendi hayatına yeni heyecanlar katmaktır.

    Hayat basit bir serüven değildir. Hayatınız bir film serüvenidir, bir başkasının filminde oynamayın kendi filminizi kendiniz yazın ve yönetin. Ve filminiz tek bir tür olmasın ara sıra aksiyonu, gerilimi, dramı eksik etmeyin.
  • Öncelikle kitap mükemmel bir kitap öneririm. Fakat kitabı okuduktan sonra filminide izledim kitapla film arasında farklar var öncelikle kitaptaki en çok beğenilen bölümleri filmimde de görmek isterseniz ve aradığınızda bulamazsanız 2. defa aramayın çünkü büyük ihtimal yoktur bazı güzel sahneleri yazarımız kendisi yazmış ve uyarlamış ama kitapla film arasında ki tek fark bu değil Beatrice yani diğer adıyla Tris karakteri kitapda kısa ve birazcık balık etli diye bahsedilirken filmde uzun ve kilosu ortalamada gözükmektedir. Molly ise kitapta uzun olarak anlatılmasına rağmen filmde oldukça kısadır.Tabi bunlar küçük şeyler kitabı hemen alıp okumalısınız.
  • Yönetmen Emin Alper'in üçüncü filmi Kız Kardeşler, 69. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümüne davet edildi.
    http://www.hurriyet.com.tr/...n-yarisacak-41052056
  • Yılanların Öcü
    Köy Enstitülerinden yetişen Fakir Baykurt, “Köy Edebiyatı” nın en iyi örneklerinden sayılan Yılanların Öcü’nü 1954 yılında yayınlamıştır.
    Kitap Burdur’un Yeşilovacık İlçesi Karataş köyündeki insanların hayatlarını gerçekçi bir dille anlatır. Korkular, yokluklar, cehalet, savaşın yıkımları, ilkel tarım, bastırılmış cinsellik…
    Üç çocuklu Kara Bayram karısı üç çocuğu ve anası Irazca ile Karataş köyünde, 40 dönüm kıraç tarla, bir dönüm su altı tarlasına ektiği sebzelerle kuru yavan acı soğan geçinip gitmektedir. Köy erkeklerinin köy dışında tek gördükleri yerler askerlik yaptıkları yerler, dış dünyadan ne biliyorlarsa askerde görüp duydukları yıllardır.
    “Duş dediğin ne ki Bayram?” diye sordu Haçça.
    “Duş; yıkanılır! Duş; yani hamam gibi! Sen hamam da bilmezsin; nasıl anlatsam? Ulan, iki tane kurnası var. Yukarıya bir boru çıkıyor. Süzgeçli teneke gibi ağzı var. Dökülüyor.
    Kurnayı çevirdin mi sıcak, çevirdin mi soğuk! Ayarlayıp giriyorsun altına. Hiç kesilmiyor. Kendiliğinden akıyor. Allah tarafından gibi.”
    Anası Irazca, Kocası Kara Şali’yı erken yaşta toprağa verince tek başına büyütmüş Kara Bayram’ı. Bu yüzden hayatın zorluklarına tek başına göğüs germiş, yeri gelmiş “Dul”luğun horlanmasına da dim dik mücadele vermiş bir kadındır.
    Irazca aynı zamanda Kara Şali’nin Yemen’de, Yunanda 14 yıl savaşıp, düşmandan hiç kaçmamış, İstiklal Madalyasını “ben savaşı vatanım için yaptım madalya için yapmadım” diyerek madalyayı almayan mert bir adamın karısıdır.
    Kısaca Irazca’nın çeliğine iki kere su verilmiştir. Eğilip bükülmez.
    Demokrat Partinin iktidar olduğu 1950’li yıllar, Cımbıldık Hüsnü’de Köyün muhtarıdır. Parti kanalı ile “Devlet Kapısı”nda bitiremeyeceği iş yoktur.
    Deli Haceli yarı saf yarı uyanık, muhtarın has adamıdır.
    Karataş’ta her hane kendince yaşayıp giderken Muhtar, Deli Haceli’ye Irazca’nın evinin önünden arsa satması ile köyde dirlik düzen bozulur.
    Bir yanda sırtını Muhtara dayamış Deli Haceli, diğer yanda Irazca. Sıradan bir köylü kavgası gibi görünen olayın arka planında partinin gücü ile köylüyü sindirmiş bir muhtarın “Ali Cengiz Oyunları”, diğer yanda yiğitliğinden başka elinden bir şey gelmeyen Irazca. Oğul Kara Bayram arkası pek kuvveli olmadığı için sinik bir adam…
    Köydeki bu kavgaların sonunda kazanan hep Muhtar ve Deli Haceli olur. Taaki Kaymakam köye ziyarete gelince Irazca derdini Kaymakama anlatana dek.
    Kaymakam’ın kararı ile Deli Haceli’nin arsası iptal olur. Ancak Muhtarın ve Deli Haceli’nin diş bilemeleri bitmeyecektir…
    Köy edebiyatı ile yöresel ağzı ustalıkla kullanan Fakir Baykurt, köyde yaşanılanları, bazen bağımsız bir anlatıcı olarak bazen de roman kahramanlarının ağzından anlatır.
    Özellikle Irazca’nın yaşadıkları, Irazca’nın tepkileri okuyucuda “Yazar, sanki Irazca’nın kendisi” dedirtecek kadar gerçekçidir.
    Ayrıca “Yılanları Öcü”nün 1962 ve 1985 yıllarında iki kez filmi çekilmiştir. 1962 tarihli ilk film sinema klasikleri arasındaki yerini almıştır.
    Anadolu’da kırsal kesimde yaşamış insanlara çok uzak olmayan yöresel deyimler, argo sözcükler kitapta bolca geçmektektedir.
    “Eşşek eşeği ödünç kaşır.”
    “Doğruyu ahrette mi söyleyelim hep savaştan kaçtık.”
    “Aslanım benim! Koçum, tekem benim ! dedesine çekmiş! Helbet çekecek! Ot kökünün üstünde biter!”
    “Haceli dürzüsünü tosturmazsak, bize ağıra oturur sonra.”
    “Deli dürzü ! hasmın karıncaysa da horsunma demişler.”
    “Sevmeli sevmeli Dünya da insan birbirini sevmeli ! sevmezse günler tükenmez ! Sevmezse dünya zindan olur.”
    “Bir gecelik hovardalığa çıkalım dedik, ay akşamdan doğdu.”
    “Yedi sülalesini, kökünü kökenini, dökenini dökeceğini, gelmişini geçmişini, dinini imanını ! Abooooov !”
    “Öküz bağıracakken kağnı bağırıyor.”
    “İnsanın belinden borç kalkınca, sırtından bir yıllık kirli giysi çıkmış gibi oluyor.”
    “Bir adam ufak mufak bir meslek başına geçti de cımıcık ileri gitti mi deral bozulur ! Eskiden boksa, bombok olur!”
    “Ulen insan azıcık dik durur ! Azıcık savaşkan olur. Güleşmeden daha ayakta pes demez insan. Pes dersen zulmün önü nasıl alınır ulen ?”
    “Bileği kuvvetli zalime hökümet diş geçiremiyor.”
    “Yavşak bit, enik it oldu.”
    “Eşeğin canı yandı mı kır atı geçer.”
  • ‘Başucumda müzik olmadan uyuyamazdım ‘

    cümlesi ile başlayan,1950-1960 yılları arasında geçen bir hikayenin çok dikkatli,araştırmacı bir bakış açısıyla anlatıldığı ,o dönem demokrasi ile yeni tanışan Türkiye’nin havasını,takip edilen moda anlayışını,giyilen ve kullanılan aksesuarları,dinlenen popüler şarkıları,kadınların naif,şık ve zarif erkeklerinde centilmenlikleri, titiz giyimlerini romanı okurken kelimelerde film seyreder gibi izleyeceğiniz sürükleyici ,anlatımı ile saygı uyandırıcı psikoloji, ilişkiler, moda, müzik,tarihsel dönemin şehirleri, sosyal hayatının anlatıldığı okunduğunda çok şey katacak bir kadın kitabıdır.Yaklaşık 10 sene önce okuduğum ve beynimin dehlizlerinde bazı sahneleri ile yer edinmiş sevdiğim bir romandır.Yazar ın bir erkek olması en baştan dikkatimi çekmişti çünkü bir kadının hislerine bir erkek nasıl bu derece vakıf olabilir şaşkınlığını ister istemez yaşatan bir kitap.Bir de Maide nin dinlediği Doris Day-Perhaps Perhaps Perhaps gibi o dönemin şarkıları aklımda yer edinenler..Kitap da yasak aşkın iki tarafının isimleri değiştirilmiş olsa da aslında roman içerisindeki dönemsel olaylardan dışişleri bakanı Fuat ın kim olduğunu çıkartabiliyorsunuz.Zaten yazar da kitabın başında söylüyor gerçeklerden yola çıkarak hepsini ben uydurdum diyor..Kitap dan zevk almanız beklentinize ve bakış açınıza göre değişebilir ve okuduğunuzda içindekiler sizi hayal kırıklığına da uğratabilir.Dönemin siyasi olayları ve politikasını öğrenmek istiyorsanız bir bilgi ile karşılaşmazsınız hayatın içinde ne varsa bu kitap da da her şey var ve sadece bu böyle olmuş mu acaba sorusunu size sordurur bazı cümleler ve bilgi deryası nette kendinizi araştırıken bılabilirsiniz.Zira ben kitap beni çok sardığı için olsa gerek gözlerim ağrıyana kadar pc başından kalkmamış ve o can alıcı anda bulduğum resmi hemen yazıcıdan çıkartıp ertesi gün kızlara göstermiştim.Ankara nın gece hayatı diyebileceğimiz bir balo salonunda gerçekteki Maide ve Fuat ın aynı karede resimleri..Yani sadece gazeteci görünümüne sahip değilimdir. Gerçek ve kurgunun ayırt edilemediği şahane bir kitaptır..Okuyanlar umarım benim kadar seversiniz..