• https://youtu.be/WM8bTdBs-cw

    One, Metallica'nın ilk klibi. Klipteki film sahneleri Dalton Trumbo'nun Johnny Silahını Kaptı adlı kitabından uyarlanan filmden alıntı. Film ayrı güzeldir, bulursanız kaçırmayın izleyin derim. Kitabı da okursanız duble yapmış olursunuz.
  • Aldigin her nefesin hakkını ver
    Güneş kemiklerini ısıtırken içine yayılan hazzı hisset
    Gülen çocukların gözlerine bak taa gözbebeklerine
    Elmayı dişlediğinde suyundaki lezzete var evvela
    Ve mutlu olmayı bekleme
    Yaşamanın kendisi saadet zira
    Velhasıl evlat hayatı ıskalama
    O zaman ne gam kalır ne kasvet.

    # filmden alıntı
  • Lise yıllarımda İkinci Yeni Atölyesi'ne katılmıştım, her hafta bir başka şairi işleyerek toplamda 8 haftalık bir atölye yapmıştık. Şair Zeynep Arkan başındaydı bu atölyenin. Sıra Ülkü Tamer'e geldiği zaman, "Çok arı bir Türkçe'si var, mutlaka okuyun Ülkü Tamer'i" demişti. Şiirlerini ilk o yıllarda okumuştum. Aslında Ülkü Tamer bilincinde olmadan şiirlerini bildiğimiz bir şair. Ahmet Kaya'dan Üşür Ölüm Bile şarkısını dinlerken, birçoğumuz sözlerin Ülkü Tamer'e ait olduğunu bilmeyiz. Adil Arslan'ın Ağıt'ı da yine Ülkü Tamer'e ait olan bir şiirdir. Ama en çok, Haluk Bilginer'in o meşhur sahnesinde hatırlarız Ülkü Tamer'i. "Aman kendini asmış yüz kiloluk bir zenci" diye bağırmaya başladığında Haluk Bilginer, hepimiz hissetmişizdir "Konuşma" şiirinin büyüsünü. 

    Ama tüm bunları bir kenara bırakmamız gerek, çünkü bu kez bir şiir kitabı değil, "yaşantı" kitabı söz konusu. 

    Anı okumak hoşunuza gider mi bilemem. Ama esasında ben şunu düşünüyorum, bir metin ustalıkla ve samimiyetle yazıldıysa, destan da olsa eleştiri de olsa hatta bilimsel ağırlıklı bir makale dahi olsa okunurken insana keyif verebilir. 

    Okurken şunu sordum kendime, "Neden daha önce okumadın ki?". Anılar tarih sırasıyla gidiyor ve yazarın Robert Kolej yıllarındaki anıları ile ağırlıklı olarak başlıyor. Bir an gözümün önüne Ölü Ozanlar Derneği filmindeki sahneler geldi. Erkek lisesi ve sanata meraklı birkaç genç. İşin güzel yanı, tüm bunların bir filmden alıntı değil, düpedüz gerçek olması. Ve güzellik yalnızca lise yılları ile sınırlı kalmıyor. Tüm kitap boyunca hakim olan bir güzellik var ortada. 

    Çeşitlilik çok hoş. Tek bir yönünü görmüyoruz Ülkü Tamer'in. Şair yönünü, öğretmen yönünü, yayıncı yönünü, tiyatrocu yönünü, çevirmen yönünü, hatta ufak da olsa antrenör yönünü dahi görüyoruz. Bir bakıyoruz Cemal Süreya ile, Haldun Taner ile futbol oynuyor. Bir bakıyoruz Cüneyt Arkın'ı öğretmen olduğu sınıfa getiriyor. Bir bakıyoruz Adile Naşit'le tiyatro sahnesinde. Sürekli gelişim ve sürekli bir çok yönlülük. Ve incelik. Ve zeka. Ben hayran oldum. Ve kesinlikle okunmalı, diyorum. 

    Özellikle öğretmenlik anılarını gözlerim dolu dolu okuduğumu itiraf etmeliyim. Lise yıllarını ise hayranlıkla okudum. İngilizce dersinde tam metin olarak Odysseia okutulan bir okuldan mezun olan çevirmeni okumayı kim istemez? 

    Hiç kimseden ismini vererek kötü söz etmemiş olması da ayrıca dikkatimi çekti ve inceliğine bir kez daha burada hayran oldum. Güzel olan tüm anıları isim vererek anlatmış. Fakat ne zaman kötü bir davranışta bulunan birinden bahsedecekse, "ünlü bir yazar", "meşhur bir senarist" şeklinde anlatarak, hiç kimseye tek kötü söz söylememiş. Hatta bana kalırsa hakettikleri halde. Çokça uzatmış olduğumun farkındayım. Daha söylenecek çok şey var, geri kalanı okuyup sizin de görmenizi isterim. Yakın zamanda kaybettiğimiz bu büyük sanatçıyı daha yakından tanımak isterseniz, Yaşamak Hatırlamaktır kitabı bunun için çok uygun. Huzur içinde yatsın.
  • Korku gercek degildir. Korku etten kemikten degildir. O havadır. Onunla yüzleşmen gerek. (Bir filmden alıntı)
  • "Sözcüklerin,tek tek karşılıklarını bilmenin anlamsızlığını,birleştirildiklerinde bile anlam kazanamayabileceklerini anlamaktan uzağım."


    Vüsat Bener Türk edebiyatında adını farkıyla duyuranlardan. Anlatımı çok rahat ,anlattıkları çok derin...anlayabilene.Yazarın dili herkesin okuduğunda anlayacağı tarzda fakat anlattıklarını herkes aynı anlar mı bilemiyorum.Öykü-Oyun yazarı kendisi.Konuşur gibi anlatmıştı öykülerini,sanki ondan size gelen bir mektubu okur gibi...

    Bunalımlı,karamsar yazarlara olan yakınlığımı artık kabullendim. Ben onları bulup okumazsam onlar beni buluyor :) etkinliklere uzunca bir ara vermeyi düşündüğüm sıralarda kıramayacağım arkadaşlarımın isteği üzerine bende katıldım.Kitaba etkinlik vesilesiyle başlamış olsam da , yazarı tarzını beğendim... Yalnızca daha rahat bir zamanda okumuş olsaydım geriye dönüp dönüp okunacak bir havası var.Her okuduğunuzda tadı daha bir başka olacaktır.Rahat bir zamana erdiğimde, diğer eserleriyle tanışmayı çok istediğim bir yazar.

    Turgut Uyar'ın anısına yazdığı öykü "Siyah-Beyaz" benide çok etkileyen öyküler arasında.Tam on yedi öyküden oluşan incecik dev kitap... Konular farklı farklı hepsinin sonunda daha anlatacakken kesmiş gibi bir hisse kapılıyorsunuz .Bu ona has bir anlatım ve aslında bakıyorsunuz ki tam da bitmesi gereken en etkileyici yer orasıymış...


    Öykülerden "Cezaevi Günleri" yine en beğendiklerimden.Oradan da birçok alıntı paylaştım zaten fakat dikkatimi çeken bir şey vardı: Bir filmden bahsediyordu." Chaplin'in Şarlo Askerleri filmi" ilgimi çekti ve onu bulursam mutlaka izlemeyi düşünüyorum.


    Etkinlik için emek sarfeden herkese ve özellikle Liliyar' a teşekkür ederim. Kpss hazırlığı için fazla aktif olamayacağım ama zaman zaman yine elimden gelen desteği vereceğime şüpheniz olmasın.

    Teşekkürler ,sevgiler,saygılar...
  • +Dünya güzeli.
    -Ben dünya güzeli değilim Ahmet
    +Gönül kimi sevdiyse dünya güzeli odur derler.
    -kimler?
    +Turgutlar, Edipler, Behçetler, Özdemirler, Mahsuniler, Veyseller. Ve emin ol Dünya güzeli hepsi güvenilir abiler. 🌹 (Filmden bir alıntı. Zarif ve anlamlı bir konuşma😊.)
  • Savaş barışı getirmez.

    (Filmden alıntı)