• Meryem’in sükûtu olan İsa’nın henüz bebekken ağzından döktüğü sözler, şairin sükûtu olan şiirin dilinden dökülenlerle aynıdır. Meryem ve şair hep şaşırandır, hayret edendir. Çarmıha gerilen şair, eceliyle ölense İsa’dır. Bengi ile Yunan, su ile arınır. Kanunî döneminde yaşamış bir keçinin Firavun döneminde yaşamış bir keçiden farkı inatçılığında değil postunda gizlidir. Biri postuyla koyunları ayartır, diğeri postuyla koyunları yola getirir. ‘’Post’’ elimize tutuşturulan bir zarftır. Zarfı kapalı tutan yani zarflara, görüntülere aldırmayan şahıslar, postları pejmürde sanılan ama altın olan; içleriyse virane sanılan lakin narin ve kırılgan camlar gibidir. Onları incittiniz mi, yüzünüz kana bulanır. Camları parçalanır, ve her bir parça söz olup sûretinizi keser. Zarfı açanlarsa yani ekonomisi altına endeksli modern zamanın yârânları, yani görüntüye, kibre kendini kaptıranlar, kendilerini altından sanan lakin yürekleri pejmürdeliklerinden etrafa yavan koku salan zavallılardır. Şair ne keçinin inatçılığına ne kurnazlığına ne Kanunî’ye ne de Firavun’a bağlıdır. Şair sükûtuna kalbinden zincirli olan ve al kanını gömdüğü türbesini yani dalağını sessizce parçalayıp ondan damlayan acılarla şiirler yazandır. Kızının çeyizine kefen koyan anne ve çeyizin ölümüne sahip kızı, birbirlerine camla bağlı bilge şairlerdir. Diğer taraftan kızına yaş gününde silikon hediye edip onu güya güzelleştiren anneyle silikonla göğsünü kabartan zavallı kızı birbirlerine akşam ülkesinde batan güneşin yeryüzünü boyadığı renkle bağlıdırlar. Güneş batar, renk birazdan yiter gider. Güneş her gün doğu ülkesinde yani sabah ülkesinde doğar ve cam bakî kalır, ışıldar. Sûr üflendiğinde cam ayna olur, altın parçalanır ve esas şiir o zaman yazılır.