Vedalaşanların birbirlerine sarılırken sanki birbirlerini durdurmaya da çalıştıklarını hissediyorum. "Güle güle git" derken bile "Keşke kalsan" diye yalvaran sessiz çığlıkları işitiyorum. Titreyen dudaklardaki endişeyi okuyorum. "Ya dönmezsen?" değil de "Ya unutursan beni?" korkusu...
Yolculuğun bu ilk ve en duygulu sahnelerini anlatmaya sözlerim kâfi gelir mi bilmiyorum. Birinin diğerini çok özleyecek olması, yokluğuyla baş etmekte zorlanacağının bir ifadesi olarak tren gözden kayboluncaya dek peronda beklemeye devam edecek olması, yolculuğun iki taraf için de başlaması demektir aslında... Kalanın da başka bir yolculukta kendi serüvenine sürüklendiğini kabul etmek lazım...
Yine de korkuyla baş etmenin bir yolunu buldum... İçinizde yükselen bir duyguyu başka bir duyguyu yükselterek yenebilirsiniz. Bende çok işe yarıyor.
Korkumu, bilinmezliğin heyecanıyla yeniyorum mesela şu an. Biraz sonra buralardan gitmenin ve yolda ilerliyor olmanın keyfini çıkaracağımı düşünmek, dindiriyor korkumu...
Bir işi yapmaya üşeniyorsanız, o işin sonunda sahip olacağınız şeye duyduğunuz arzuya odaklanırsanız, arzunuz üşengeçliğinizin üstesinden gelecektir. Artık o işi ertelemek istemeyeceksinizdir.
Herkesin kendince bir sevgi çemberinin olduğuna inanırım ben. Kiminde geniştir o çember kiminde dar. Bir kez o çemberin içine girdin mi, artık o kişiye nazın da geçmeye başlar...
Sayfa 33 - Destek yayınları,Profesör-Sahaf·Kitabı okudu