insan toplumuna karşı gardımı giderek düşürmeye başlamıştım. Insanlar âlemi denen yerin korkunç olduguna dair dehsetim artik batil inanç gibi gelmeye baslamistı. Bahar rüzgârlarinin milyonlarca bogmaca mikrobu taşıdığına ya da hamamlarin kör olmaniza neden olan bakterilerle dolup tastigina, berber dükkânlarinda kellige neden olan milyonlarca mikrop olduguna, trenlerdeki kayislari tutarsaniz uyuz kapacaginiza, az pismis domuz eti ve sigir etinin, saşiminin tenya, solucan kaynadigina, çıplak ayakla bir cam parçasina basarsaniz bunun kan dolagimina girip sonunda gözünüzü gikaracagina dair "bilimsel efsaneler" gibi.
Eminim "bilimsel olarak" gittigimiz her yerde milyonlarca mikrobun gezip dolastigi bir gerçekti. Bununla birlikte, tek yapmamiz gerekenin bu gerçekleri tamamen görmezden gelmek oldugunu fark ettim ve bunu yapinca onlar bizim üzerimizdeki hâkimiyetlerini kaybediyorlar, sonunda tamamen ortadan kayboluyorlar ve "bilimsel hayaletler"den öteye geçemiyorlard1. Tipki insanlarin ögle yemeginizden üç
pirinç tanesini Çöpe atarsaniz ve on milyon baska insan da ayn! seyi yaparsa, o zaman kilolarca pirincin bosa gidecegini ya da on milyon insandan her birinin sadece bir kâgit peçeteyi korusa ne kadar çok kâgit tasarrufu saglanabilecegini söyle-diklerindeki gibi. Eskiden bu tür bir "bilimsel hesaplar"dan ne kadar korkardim.
Mevlut mezarın başında Fatiha okumaya başladıktan bir süre sonra anlamını zaten tam bilmediği kelimeleri birbirine karıştırır, bazısını atlar, önemli olanın dua etme niyeti olduğunu düşünerek yatıştırırdı kendini.