işin tuhaf tarafı, incindiğimi hissediyordum. yapmadığım bir şey yüzünden suçlanmak kadar beni kızdıracak bir şey olamaz. bununla ilgili bir sürü tecrübem vardı.
“daha fazla güvenlik zebanisi gerekiyor. karar çadırının orada güvenlik sıkışıyor. personel çift vardiya yapmak zorunda kalıyor. eskiden zengin bir tanrıydım, percy jackson. yeraltı’ndaki her türlü değerli metal benim kontrolüm altındaydı. ama şimdi masraflarım arttı!”
“charon da zam istiyor.”
“peki bize neden böyle bir koruma sağlayamıyorsun?” diye sordum.
“çünkü sadece vahşi hayvanlar üzerinde işe yarıyor.”
“o zaman percy’de de işe yaraması lazım,” dedi annabeth.
“eğer tanrılar savaşırsa, işler truva savaşı’ndaki gibi mi olacak? yani athena, poseidon’a karşı mı savaşacak?”
kafasını ares’in verdiği sırt çantasına yasladı ve gözlerini yumdu. “annemin ne yapacağını bilmiyorum. bildiğim şu ki ben senin yanında olacağım.“
“neden?”
“çünkü sen benim arkadaşımsın, yosun kafa. başka salakça sorun var mı?”
“tekrar yanına gitmeyi düşünür müsün?”
annabeth gözlerime bakmıyordu. “lütfen. kendime acı çektirmeyi sevmiyorum.”
“ama pes etmemelisin,” dedim. “belki bir mektup falan yazmalısın ona.”
“tavsiyen için teşekkürler,” dedi soğuk bir tavırla. “ama babam kimlerle birlikte yaşayacağına zaten karar verdi.”