bu yörelerde bir yığın arkadaşı vardı – ve bu da yolculuk yapmayı neden bunca sevdiğini açıklıyor. her gün birlikte olmak gereksinimi duymaksızın, her zaman yeni dostlar ediniriz. papaz okulunda olduğu gibi her zaman aynı insanları görürsek onları yaşamımızın bir parçası saymaya başlarız. yaşamımızın bir parçası saydıkça da onlar bizim yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır.
"günün birinde bir canavara dönüşsem ve tek tek hepsini öldürsem, sürünün hepsini boğazladıktan sonra ancak işin farkına varırlardı." diye düşündü delikanlı. "çünkü bana inanıyorlar ve artık kendi içgüdülerine güvenmiyorlar. bu böyle, çünkü onları otlağa ben götürüyorum."
çobanların da, tıpkı denizciler gibi ve gezgin satıcılar gibi, kendilerini yeryüzünde başıboş dolaşmaktan vazgeçirtecek birinin yaşadığı bir kente uğrayabileceklerini biliyordu.