Ama belki de bütün hayatlar böyleydi. Görünüşte en yoğun ve yaşamaya değer hayatları yaşayanlar bile en nihayetinde kendilerini böyle hissediyorlardı belki. Dönümler boyu hayal kırıklığı, tekdüzelik, acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç mucize ve güzellik vardı. Belki de hayatın anlamı bundan ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak. Nora'nın ve abisinin anne babasını mutsuz eden şey başaramamak değil, başarılı olma beklentisiydi belki.
... Ash sosyal medyada iletişim kurdukça yalnızlaştığımız inancındaydı.
"Bu yüzden artık herkes birbirinden nefret ediyor." diyerek fikrini belirtmişti. "Çünkü arkadaşları olmayan arkadaşların aşırı yüklenmesine maruz kalıyorlar."
"... Onun hiç gitmediği bir yere gitmek istedim. Onun hayaletini yanımda hissetmeyeceğim bir yere. Ama doğruyu söylemek gerekirse, tam bir çözüm olmuyor, biliyor musun? Nereye gidersen git anılar hep seninle ve hayat böyle boktan bir şey işte."
"İstemek," dedi ölçülü bir sesle, "ilginç bir sözcüktür. Yoksunluğu anlatır. Bazen o boşluğu başka bir şeyle doldururuz ve ilk baştaki istek bütünüyle kaybolur. Belki de senin sorunun istemek değil, yoksun olmak. Belki de cidden yaşamak istediğin bir hayat var."