“Dünya Savaşı memleketimize bir mağlubiyet yönelti. Düşmanlarımız bu vesileyle milletimizi imha etmek istediler. Buna karşı vukua gelen milli galeyan Ankara'da muazzam bir sahne oldu... Asırların yüklü olduğu derin bir idari ihmalin devlet bünyesinde vücuda getirdiği yaraları tedavi için sarf edilecek gayretlerin en büyüğünü hiç şüphesiz irfan yolunda göstermemiz lazımdır."
Ruşen Eşref meseleyi millete getirerek Mustafa Kemal'e, milletteki mücadele ruhunu nasıl tespit ettiğini sordu. Yarının Adamı bu soruya tarihe geçecek sloganik ve vurucu bir sözle cevap verdi: "Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir! Ben milletimin ve büyük ecdadımın en kıymetli miraslarından olan istiklal aşkı ile dolu bir adamım... Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklaline sahip olmasıyla mümkündür... Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı olarak kalmalıyım. Bu sebeple istiklal bir hayat meselesidir.
Samsun'a ayak bastıktan sonra derhal milleti ve memleketi yokladım. Gördüm ki milletin hissiyatı, özgürlük savunmasında tereddüt edenleri utandıracak bir yüce mahiyettedir. İki seneden beri bütün dünyanın şahit olduğu hadiseler, fikrimde sağlamlık olduğunu ispat etti. Bundan dolayı övünç duyuyorum."
Mustafa Kemal, oturumun ardından odasında Celâl'le görüştü. Celâl, anayasanın ilk maddesindeki "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir." ifadesinin Fransız İhtilali'nden sonra yapılan anayasada yer aldığından söz etti ve Napolyon'u övdü. Yarının Adamı, Fransız İhtilali'nin yarattığı cumhuriyet ortamında iktidara gelen fakat gücü eline geçirdiğinde kendini imparator ilan eden ve ordusunu Moskova önlerine kadar götürüp ihtiraslarına kurban eden Napolyon'dan hiç hazzetmiyordu. "Bu Napolyon," dedi, "milletinin büyük inkılabına ihanet etmiş bir adamdır."
Ardından Mustafa Kemal kürsüye gelerek konuşmaya başladı: "Milletimiz bugün bütün geçmişinde olduğundan daha çok ve ecdadından daha çok ümitlidir. Bunu ifade için arz ediyorum. Merhum Namık Kemal demiştir ki:
'Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
Yoğimiş kurtaracak bahtı kara mâderini?"
İşte ben bu kürsüden, bu Yüksek Meclisin Başkanı sıfatıyla, yüksek heyetinizi teşkil eden bütün üyelerin her biri adına ve bütün millet namına diyorum ki:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini!"
O ana dek suskunca bekleyen Mustafa Kemal sinirli bir şekilde konuşmaya başladı: "Avrupalılar isterse bütün ordularını getirsin. Ağrı Dağı'na, Turan'a kadar çekilip savunmaya devam edeceğim"