Her şeyin korkunç bir tersyüzü vardı; insanda akıl kalmayınca, bu ters yüz görülüyordu ve ölüm, deliliği sonuna kadar götürmek ve onun tarafından yutulmaktı.
Luxembourg Bahçesi’nin çakıl taşları, Bay Simonnot, kestane ağaçları birer varlıktılar. Ama ben değildim; bende,
hareketsizlik de, derinlik de, geçirgensizlik de yoktu. Ben bir hiçtim; silinemeyen bir saydamlıktım.