Biliyor musun?
Eskisi gibi sık hasta olmuyorum.
Kendime iyi bakmayı öğrendim zamanla.
Kıymetimin biçilmezliğini farkettim,
Senin sevdiğin gibi,
Sevmeye başladım kendimi,
Göğün göğsünde güneş alsa bile yerini kanmıyorum yalandan saçtığı sahte sıcağına...
Hep elimin altına koyuyorum bir şiirimi...
Rüzgar üşütmesin yüreğimi.
Yaş aldıkça.
Daha bir
Minnettar kalıyorum zamana...
Öyle herşeyde dolmuyor gözlerim mesela..
Kolay yatışıyorum.
Daha az üzülmek için
Daha az düşünüyorum
İnce eleyip
Sık dokuyorum...
Daha çok anlamak için
Daha az konuşuyorum
Öylece yol alıyorum
Ve daha az gülüyorum
Öyle böyle değil,
Yaşamayı kocaman seviyorum...
Ve girişlerine susarak, en kalabalık yanlarımda ağrıyan yalnızlığı kundakladım.
Gülüşünü katarak sessizliğime , sarhoş adımları gibi yalpa vurdum kent yağmurların...
Senin kentinde çürümeye mahkûm oldum. Bunu da yaptın işte bana. Ölü bir kıza mektuplar yazdın şimdi onlar dizlerinde duruyor ama sen dokunamıyorusun bile.
" Senden kalktı cenazem. Beni ölü yıkayıcıların eline bıraktın. Hortumlarla yıkadılar beni sen uyurken . Saçlarım ıslak kaldı " nasıl olsa artık hastalanmayacak " dediler. Tabuta koydular ve gittiler . Sırtım tahtalara battı da şöyle güneşe doğru çeviremedim kendimi. Bilirsin ben güneşi çok severdim. Sonra beni sokaklarda dolaşırdılar. "Onun kenti burası. Bak , senin gibi nice tabutlular var burada " dediler. Evet , içinde öldürdüğün ben , hiç dışarı çıkmayacak."