Hep böyle olmamıştı. Belli bir noktada bir şeyler değişmiş olsa gerekti. Tam olarak neyin değiştiğini söylemeye kalksalar ne diyeceklerini bilemezlerdi.
 Yirminci yüzyılın kolektif çalkantılarından geriye kalan izler bireysel girişime, yani tüketime tercüme edilmişti. Özgürlük bolluk anlamına gelir olmuştu.