• Martin Heidegger, Albert Camus, Karl Jaspers, Michel Foucault, Jacques Derrida, Martin Buber, Alfred Adler, C. Gustav Jung, Sigmund Freud, Andre Gide, Hermann Hesse, Thomas Mann,
    Andre Malraux, G. Bernard Shaw, R. Maria Rilke, W. Butler Yeats
    ve başkaları.
  • Postyapısalcılık

    Michel Foucault (1926-1984)

    Lechte’ye göre Foucault’nun önemli çalışmalarının özgünlüğü birbiriyle bağlantılı 5 terimi açıklığa kavuşturmak olarak ortaya çıkmaktadır. Bunlar,

    1) şimdi,

    2) soykütük,

    3) epistemoloji,

    4) süreksizlik ve

    5) teknolojidir. Foucault’ya göre tarih her zaman şimdinin bakış açısından yazılır ve tarih şimdinin ihtiyaçlarını karşılar.

    Soykütük şimdinin konularına odaklanarak yazılan tarihtir.

    Foucault yaşamı boyunca aklın dışladıkları ile ilgilenir. Foucault aklın dışladıklarını, altta yatan bir düzene veya nihai aşamada belirleyici bir güce dayanmadan açıklamaya çalıştığından dolayı da postyapısalcı olarak adlandırılır.


    Foucault iktidar ile bilgi arasındaki ilişkiyi tersine çevirir. Bilgiyi özgürleştirici gören düşüncenin aksine Foucault bilgiyi yeni bir kontrol ve denetim biçimi, yani yeni bir iktidar biçimi olarak görür.


    Cinselliğin Tarihi kitabında, “cinselliğin doğal bir gerçeklik olmadığı, bireyin gözlem ve denetim altında tutulmasına önemli katkılarda bulunan bir söylemler ve uygulamalar dizgesinin ürünü olduğu” savunur.



    Jacques Derrida (1930-2004)

    Yapısalcıları dile ya da söze vurgu yaparak toplumu anlamaya çalıştıkları için eleştirir. Ona göre dil gösterdikleriyle gerçekliğin belirli ve açık taşıyıcısı olamaz.

    Kuramsal yapılarını ikili karşıtlıklar üzerine oluşturan Batı düşüncesindeki metinlerin yapısökümünü yapar.


    Yapısöküm ikili karşıtlıkların basit bir tersine çevrilmesi değildir. Karşıtlıklar içerisinde birinin diğerine olan egemenliğinin görmezden gelinmesidir.


    Yapısöküm üç aşama içerir:

    1) tersine çevirme,

    2) yer değiştirme ve son olarak da

    3) yeni bir kavramın yaratılması


    Yeni bir kavramın yaratılması; Derrida bunu dayanak sözcük olarak adlandırır. Örneğin, “iz” kavramı böyle bir kavramdır. “Bulunuş/bulunmayış” ikili karşılığının yapısökümünden ortaya çıkar. Zira “iz” aynı zamanda hem bulunuştur hem de bulunmayıştır.


    ---

    Modern Sosyoloji Tarihi

    Editör: Prof. Dr. Serap Suğur
  • MÜKEMMELİYETÇİLİK
    Mükemmeliyetçilik narsisizmdir.
    AKLIN AŞIRILIKLARI
    Adorno sanatsal abartı ve eleştirel toplumsal analizin birlikte mümkün olabileceğini olumlar, Foucault "edebiyat ve deliliğin korkunç evliliği"ni araştırır, Derrida cogitonun ve dolayısıyla düşüncenin mübalağasını vurgular; teorik ve sanatsal düşüncenin akademikleşmesi ise logosu aşırılıkları olmaksızın hayal etmek mümkünmüş gibi, aklı aklın kaybı pahasına deliliğinden kurtarmaya çalışır. Neticede, iki karşıt aşırılık vardır: Kısıtlayıcı aklın aşırılığı ve bu akla karşı isyan eden aklın aşırılığı.
  • Lacan "obsesif' ve "histerik" özne üzerine yazdı. Obsesif, arzu­sunun nesnesine her yönüyle asla yetişemez, oysa histerik, arzu nesnesinin peşindeki umutsuz takibinde, onun peşinden yetişir ve ötesine geçer. Bu nedenle, ne biri ne de diğeri arzusunun nesnesine ulaşamaz, biri çok öteye gider, diğeriyse yeterince uzağa gidemez. Arzu nesnesi bunların ikisinden de sıyrılır. Diyebiliriz ki, muhte­melen bizim çözümlememizin kaygan ve ele gelmez arzu nesnesi Dışarısıdır -özcü-olmayan bir direniş siyasetiyle pek rahat birlikte durmayan ve yine de paradoksal olarak onun için can alıcı önemde olan bir nosyondur. Belki de ayrıca, iktidara göre dışarıyı hem ima eden hem de arzulayan, ama asla onu tanımlamak için yeterince uzağa gitmeyen Foucault'nun obsesif nevrotik gibi olduğunu söy­ leyebiliriz. Ve belki de Deleuze, Dışarının, bir direniş figürünün pe­ şindeki delice koşusu Dışarıyı metafizik bir arzu kavramının terim­ leriyle tanımlaması yüzünden hepten kaybetmesiyle sona eren bir histeriğe benzetilebilir. Derrida kendi farklılık kavramında bir dışa­rıya muhtemelen en çok yaklaşandır, ama o hala oldukça muğlak kalır. Dolayısıyla, bir dışarısı nosyonu bir direniş siyaseti için zo­runlu olsa da, şimdiye kadar bu çözümlemede fazla değere sahip olmadan oldukça anlaşılmaz ve soyut kalmış görünür.