Şehir, bir medeniyet tasavvuruna ait değerler sisteminin hayata geçmesidir... İnsanların, toplumun o değerlere göre davranması için üretilmiş bir mekândır.
Bir sanal dünyada yaşıyoruz...
Amerikan kapitalizmi, hem kapitalist hem de pragmatik kapitalist boyutuyla zihnimizi esir almış vaziyette.
Her şeye bir ihtiyaç kulpu takıyor.
Bunun çok tipik örneği'şalvar' ve 'blue jean' meselesidir. İkisi de köylü pantolonudur; biri bizim, biri Amerika'nın. Her ikisi de tarımla uğraşan insanların giysisidir.
Şalvar giyerseniz,'gerici' olursunuz.
Blue jean giyerseniz,'ilerici' olursunuz.
Bu, bütün dünyada böyle...
Nesne aslında bir sürecin sonucu, ürün ..
Ve siz onu yapmak zorundasınız, çünkü sizin ona ihtiyacınız var.
Siz bir nesneyi üretmezseniz, o nesne size bir yerlerden gelir.
Ya 'tekrar etmekten' ya da 'taklit etmekten' gelir.
Ama gelen şeyin, yani bir başka seçmecinin seçtiği eserin ya da ürünün arkasında görmediğimiz, mündemiç(içkin) bir değer vardır ve siz o değeri bilemezsiniz...
O değer, gelen şeye bağlıdır ve ondan ayrılması söz konusu değildir...
'Ürün-değer ilişkisi', maddedeki gizli öz gibi bir şeydir.
Siz o nesneyi kullandıkça, o değer 'sizi', yani önce 'davranışınızı', sonra da o davranışın arkasındaki size ait 'değer hükmünü' dönüştürür.
Neticesinde de, 'Bu da artık çok önemli değil, ne olacak ki!' dediğiniz an artık 'bir tasavvurda sona erdiğinizi' ilan edersiniz!