"Ben bireyim" diye, bize dayatılan çoktan seçmeli özgürlük şıklarının edilgen tüketicileri olurken, lunaparklarımızın dönme dolaplarında yönsüz kaldık. "Ben bireyim" diye farklılığımızı yüceltirken, küreselleşen karar odakları için cüceleştik, hepimiz istatistik olduk. "Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için" diyenleri gelecekte tek bir Alexander Dumas'nın Üç Silahşörler'inden, dayanışmacı toplumların özgür bireylerini Nazım Hikmet'in "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" dizesinden mi bilecekler ?
Günümüzdeyse, çaresizliğimizden sığındığımız aidiyetliklerimizin esenliğimize çözüm olmadığını fark etmenin şaşkınlığı, doğaya yeniden uyum sağlayabilmek için dayanışmacı bireylerin arayışı içindeyiz.
Yalan söyleyince yüzümüzün kızarması, yalan söyleyince cildimizin elektrik titreşimlerindeki değişim insanın doğal olarak ahlaklı bir varlık olduğunun ifadesi, ahlakın türümüzün evriminde vazgeçilmez bir yeri olduğunun kanıtı.
Birinci dünya savaşında, barış eğilimlerine rağmen gençler savaşa gitti. Bugün Batı'da tersi söz konusu. Savaşmak istemeyen gençler savaş kültürüyle yetişiyorlar.
"Rus" adının İskandinavya'dan gelmesine, Rus devletinin ilk, Kiev havzasında yaşayanları dize getirip birleştiren Vikinglerin kurmuş olmasına rağmen, günümüz Rusya tarihi, Slav şablonuna göre uydurulmuş bir tarihtir.