Derin bir aldanma ve hayal kırıklığı yaşayan kişi ,hayattan nefret etmeye başlayabilir. İnanılacak hiçbir şey ya da hiç kimse yoksa, kişinin iyiliğe ve adalete olan inancı aptalca bir yanılsamaya dönüşmüşse , hayata Tanrı değil şeytan hükmediyorsa, hayat artık nefret doludur ve kişi hayal kırıklığının acısını artık taşıyamaz . Hayatın kötü olduğunu,
insanların kötü olduğunu, kendisinin de kötü olduğunu kanıtlamak ister. Hayata inanan, hayatı seven, fakat hayal kırıklığına uğrayan kişi sinik ve yıkıcı birine dönüşecektir.
Bu, umutsuzluğun yıkıcılığıdır; hayata yönelik hayal kırıklığı hayattan nefrete yol açmıştır.
Tünelin ucunda ışık göremesek de bir ışığın var olduğuna er ya da geç görüneceğine inatla inanmamız gerekir.
Bazıları,geleceğe olan inançlarını kaybetmedikleri için sabrederler.Bazıları,işi bitirmeye cesaret edemediklerinden.Korkaklık hiç kuşkusuz hor görülesi bir şey ama gene de yaşamın düzenine dahil.Tıpkı boyun eğmek gibi,o da hayatta kalmanın bir aracı.
“Dünya tarihi her zaman haksızlık ve
adaletsizlik üzerine yazılmıştır çünkü o sadece o güçlü olanların sıkıntısından, dünyaya hükmedenlerin zaferinden ve dramından söz eder.Sanki ölümlü bir bedene yapılan işkence ve eziyet,ötekine yapılanlarla aynı değilmiş gibi,küçüklerin ve karanlıkta kalanların önünden sessizce geçip giderler.”