Arzuyu bıraktığında mutluluk senin olacak.”
Fakat onu bırakamazsın, arzuyu bıraktığın zaman mutluluğun nasıl meydana geleceğini anlayamazsın, çünkü sadece arzuyu tattın.
Arzu zehirli olabilir ama senin tek gıdan oldu. Zehirli kaynaklardan içiyorsun ve birisi, “Bırak onu” dediğinde, “O zaman susuzluktan öleceğim” diye düşünüyorsun.
Temiz pınarların olduğunu bilmiyorsun ve nadide meyveler veren ağaçların olduğunu bilmiyorsun.
Yalnızca arzunun kanalıyla baktığın için o meyveleri ve o ağaçları göremiyorsun.
Ben Zümrüdüanka’yım ve sen de çoktan ölmüş bir sıçanı gagalayan bir baykuştan başka bir şey değilsin.
Senin yerini almaya geliyorum diye alarma geçtin.
Senin konumun, senin gücün benim için ölü bir sıçandan başka bir şey değil.
Bana göre bir yiyecek değil bu.
Senin içinde aynı zamanda ikisi de var - zaman ve sonsuzluk.
Yüzeyinde çark, zaman var - doğdun, öleceksin, ama bu yalnızca yüzeyde.
Gençsin, yaşlanacaksın. Sağlıklısın, hasta olacaksın.
Şimdi hayat dolusun, er ya da geç her şey bozulacak, ölüm sana nüfuz edecek. Fakat yalnızca yüzeyindedir, tarihin çarkıdır.
Derinde, tam şu anda sonsuzluk senin içinde mevcut, zamansız mevcut. Orada hiçbir şey yaşlanmaz
Zaman vardır -zamanın içinde her şey değişir- ve sonsuzluk vardır.
Sonsuzlukta hiçbir şey değişmez.
Tarih zamana aittir, efsane sonsuzluğa aittir.
Bilim zamana aittir;
din geçici olmayan, sonsuza aittir.