Geri Bildirim
  • “Allah’tan korkana hiçbir şey zarar vermez. Allah’tan başkasından korkana da hiçbir şey fayda vermez.”

    Fudayl b. İyaz (k.s)
  • Allah bir kulunu sevince, onun gam ve kederini çoğaltır (gönlünü dünyaya ısındırmaz);
    Allah bir kuluna buğz edince ise,
    Dünyalığını bol edip gönlünü onunla meşgul eder.

    Fudayl b. İyâz (r.h)
  • “Selef şöyle derdi: “Her şeyin bir zekatı vardır; aklın (kalbin) zekatı da uzunca hüzündür.”

    Fudayl bin İyad (k.s)
  • Allah Teâlâ, sadece Allah olduğu için sevilir!
  • Kuran okumaları 2

    HENÜZ İNMEMİŞ AYETLER

    HZ Peygambere bir gün sahabilerden biri sorar ;
    Ya Resulallah kalplerin cilası nedir ?
    Resulallah yanıt verir :
    Kuran okumak ve ölümü hatırlamak.

    Hızla gelişen dünya da tek tip bireylerin çoğaldığı herkesin birbirine benzediği şu günlerde , kendimizi dünya hayatına öyle bir kaptırmışız ki sanırsınız her dem bu dünya da kalınacak. Beyinlerimize hemen hemen her gün , kitle iletişim araçları olsun , gerek sosyal medya gerek birebir sözel ve yazılı olarak zehirler pompalanmaktadır . Bu zehirler bizi tek dünya hayatına adapte edip sürekli tüketen ama düşünemeyen varlıklar olma yolunda sürü haline getirmiş durumda . Çok az kişi bunlardan kavli bir iman ile sıyrılabilmiş durumda . Ama tehlike korkunç boyutta . Kalplerimiz ilahi vahyin eseri olan Kuran’ı hakime kapanmış içindeki mesajlardan gafil kalınmış. Hadid suresi’nin 16. Ayettinde yüce Yaradan kullarına şöyle seslenmekte . “ iman edenler için öyle bir zaman gelmedi mi ki Allah’ın zikrine ve hak olarak indirilen Kur’ana karşı kalpleri yumuşamasın da onlar daha önce kendilerine kitap indirilen ve zaman geçtikçe kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasın .” Zira dönemin katı ve zorba bir adamı olan Fudayl, bir gece yarısı aşık olduğu cariyeyi görmek için komşu evlerden birine tırmanırken başka bir evden hafızın okuduğu kuran ayetlerini işitir . Hafız yukarda da yazılan Hadid suresini okumaktadır . Bunu işiten Fudayl tir tir titrer , “ geldi ya rabbi ! Geldi ya rabbi !” Diye duvardan atlayıp tövbekar olur . Kuran’ın tedavi edici ve arındırıcı nefesinin bir numunesini görmüşlerdir . Tek bir kuran ayeti bile ölmüş bir kalbi dirilmeye yetmektedir .
    Ve kıssa bizi şöyle bir soru sormaya sevketmektedir. Altıyüz bin küsur ayetten kaçı hayatımıza ve kalbimize inmiş durumda ? Kaç ayet Fudayl gibi zamanının zorbalarının kalbini titretiyor . Henüz hayatınıza İnmemiş onca ayet varken , bütün sıkıntımız bundan . Kuran’ı hayatlarımıza ve kalplerimize indiremediğimizden bunca ruhsal hastalık mevcut .

    Yine kuran’ da en çok zikredilen ayrı bir vakıa’da İblis’in emri ilahiye karşısındaki isyanı ve temerrüdüdür. İlgili ayetlerde anlatıldığı üzere , Kadir’i Zülcelal Adem’i yaratıp meleklerden ve iblisten ona secde etmesini emrettiğinde , melekler itaat etmiş , lakin iblis ise isyana yönelmiştir . Kibri karşısında itaatsizlik edip yüce emre karşı gelince önünde iki yol belirmiştir . Ya işlemiş olduğu bu yanlıştan , kabul ve itiraf ile tevbe istiğfar edip rabbinin rahmetine sığınacak ; yahut yaptığının doğru olduğunu ileri sürüp rabbinin gadabını celbedecek. Bilindiği üzere iblis ikincisini tercih eder . Ululuk ve üstünlük taslayan iblis ateşin topraktan üstün olduğunu savunup kibre sapan ve kibirle saptıracak olan bir mahluk olarak kendisini haklı görür . İş bununla da bitmeyecek elbette . Adem’i yasak meyveden yemeye ikna edip yoldan çıkarıp Allah’ın gazabına maruz bırakacak. Lakin düğümler tamda bu nokta da çözülecektir . İki yanlış , iki duruş ortaya çıkacaktır . Adem yaptığı yanlıştan dolayı tevbe ve istiğfar ile af dileyecek yanlışını kabul edip Rabbi’ni yüceltecektir . Bu vakıa ile olaya bakınca ; evet
    bizler her an yanlışa sapmaya , yoldan çıkmaya ve kibre kapılmaya müsait varlıklarız . Lakin ; bu yanlışlardan dönmeyi ve bize tövbe kapılarını her daim açık bırakan Kadir’i Zülcelal bakın ilgili ayette bize neler diyor .
    Bakara Suresi, 160. ayet: Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim.

    Kuran’ı Hakim kıssaların en güzelinde Yusuf kıssasında yine bize ibretler ile yüklü Mesajlar bahşetmektedir . Bilindiği üzere Yusuf kardeşleri ile büyük bur imtihan ile karşı karşıya kalmış . Kardeşlerinin Yusuf’un üstünlüğünü anlayıp ondan kurtulmak üzere planlar yaptığı derken en büyük kardeşlerinin kuyuya atılması fikrinde birleştiği ve Yusuf’un karavancılara bir kaç dirheme satılıp Mısır’da kölelikten , iffette ve bir yığın musibetlere gark olduğu anlatılmaktadır. Yakup as. Aynı şekilde üzüntüden ama olduğuna ve olaylarının iç yüzünü bildiğinden şöyle bir nida’ da bulunmuştur . “ ben keder ve üzüntümü ancak Allah’a anlatırım “. Yusuf’un ölümüne her daim Ümit ile bakıp ayrılığa karşı sabır ve Allah’tan yardım dilemiştir . Derken Yusuf’un zindana atılışı , kralın karısının iftirası karşısında zorlu süreçler geçirip Allah’ın dilemesiyle Mısır’a Aziz olup kardeşlerini tövbeye davet etmesi ve en nihayetinde kutsal bir vuslat ile son bulan kıssaların en kutsisi bizlere çok güzel mesajlar vermektedir . İlki : üzüntü ve kederin yalnızca Allah’a arz edilmesi . İkincisi : bana düşen artık yalnızca sabırdır ayeti ile musibetler karşısındaki duruş ve tavrımızın çizgisi . ve üçüncüsü : Allah’ın kullarını feraha ve rahata erdirmesinden asla Ümit kesmeyiniz . Zira kafir toplumdan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez . Harika bu üç mesajı alıp hayatımızın ve dertlerimizin ortasına koyduğumuzda olaylara bakışımız ve duruşumuz değişecektir . Yıllar önce yazmış olduğum Yusuf kıssasını okumak isteyen arkadaşlarım için buraya link koyuyorum belki bu kıssa ile ruhlarının hastalıklarından arınıp şifa bulurlar .

    http://sosyologlar.net/...-yusuf-zuleyha-yakup


    Altı bin küsür okunmamış mesajınınız var diye bir ibare belirse telefonumuzda acaba kaçımız açmadan ne kadar durabileceğiz ! Sanıyorum ki bir saat bile dayanamadan açıp okumak isteriz . Hele bu mesajlar birde sevdiklerimizden geliyorsa değmeyin keyfimize . Peki, elhamdulillah müslümanız diyip bize 1400 yıl öncesinden yollanan 6 bin okunmamış mesajımız varken bu rahatlık neden ? Merak edip seni yoktan var eden sana şekil ve suret veren ve ayetle bunu bildirip biz insanı en güzel şekilde yarattık diyen yüce yaratıcının bu mesajlarını okumandan seni alıkoyan nedir? Zira bir başka ayette : ey insan ! İhsan’ı bol Rab’bine karşı seni aldatan nedir ? Yine diyanetin yapmış olduğu bir araştırma gerçekleri gün yüzüne çıkarmaktadır . TÜİK’in yaptığı araştırmada bakın veriler neler söylüyor .

    Hangi dine mensupsunuz: İslam 99.2 
    - ‘Ameli’ olarak hangi mezhebe mensupsunuz: Hanefi 77.5, Şafi 11.1, Caferi 1, hanbeli 0.1, Maliki 0.03. 
    - Allahın varlığına inanıyor musunuz: İnanıyorum 98.7 
    - Kur’an gerçektir: 96.5 
    - Ölümden sonra diriliş ve hesap vermek vardır: 96.2 
    - Vakit namazlarını kılarım: Her zaman 42.5, çoğunlukla 12.9, arasıra 18.1, nadiren 8.8, hçbir zaman 16.9  
    - Cuma namazı kılarım: Her zaman 57.4, çoğunlukla 17.6, arasıra 12.7, nadiren 4.4, hiçbir zaman 7.2 
    - Bayram namazı kalıram: Her zaman 77.1, çoğunlukla 9.1, arasıra 5.1, nadiren 2.4, hiçbir zaman 5.6 
    - Oruç tutarım: Her zaman 83.4, sağlığım elvermediği için tutamıyorum 7.3, arasıra tutarım 6.1, tutmam 2.5. 
    - Kurban keserim: Her sene 71.3, arasıra 13.9, maddi durumum uygun değil 12.3, kesmem 1, fakire yardım ederim 0.4 
    - Zekat veririm: Her zaman 71.9, bazen 11.1, maddi durumum uygun değil 14.6, vermem1.1
    - Kur’an okumayı bilirim: 41.9, okuyamam 57. 
    - Kur’an okumayı isterim: 74.2, istemem 25.8. 
    - Dua ederim: Sebepsiz her zaman 92.5, şükretmek istediğimde 55.4, sıkıntı anında 47.3, dünyalık bir talebim olduğunda 38.6, bir yakınım vefat ettiğinde 43, uhrevi bir talebim olduğunda 35.2, korktuğumda 39.8, mutlu olduğumda 38.8, asla 0.2
    - Evden çıkarken başını örten: 71.6, örtmeyen 27.2. 
    - Dini bilgilerin en çok öğrenildiği yaş grubu: 6-10 yaş 47.4, 11-13 yaş 30.3, 14-16 yaş 9.4. 
    -Dini bilgileri öğrenme kaynağı: Aile ve çevre 91.8.
    -Hayatımı dindarlık belirler: Her zaman 64.9, arasıra 28.3, asla 4.6
    -Çocuklarımı islami hassasiyete uygun yetiştirmek isterim: Evet 87.1, hayır 1.7
    -Günah işleyince pişman oluyorum: Her zaman 90.1, arasıra 7.9, hiçbir zaman 0.9
    -Devlete verilen vergi zekat yerine geçer: Katılmıyorum 67.1, kısmen katılıyorum 4.4, katılıyorum 11.68
    -Sarhoş oluncaya kadar içki günah değildir: Katılmıyorum 87.6, katılmıyorum 6.4
    -İslam evlilik öncesi iletişimi sınırlar: Katılıyorum 68, kısmen 10, katılmıyorum 14
    -Eş seçiminde önceliğim dindarlık: Katılıyorum 68.4, kısmen katılıyorum 15.4, katılmıyorum 13.4
    -Çevreye zarar vermek inanca aykırıdır. Katılıyorum 81.9, kısmen katılıyorum 9.6, katılmıyorum 5
     
    Müslümanların bu denli çok olduğu bir ülke de ;

    Tecavüzün, savaşın , ihanetin kol gezdiği bu coğrafya da sözde müslüman olduğumuzu kabul edelim . Hala kelime-i şehadetin anlamını ve manevi ruhunu idrak edememiş binlerce insanın en büyük sorunlarından biri belkide binlercesi kurandan uzak düşüp , sünnete uygun yaşamayıp kuran ahlaki ile uzak düştüğümüz içindir . Bunca huzursuzluk tahammülsüzlük belkide henüz üzerimize inememiş ayetler içindir . Bilenle, bilmeyenin aynılaştığı , doğrunun yanlışa bulaştığı bu çağda bizi yalnızca bu ayetler kurtarabilecek ! Hayatımıza inerseler tabi ki .

    Sonsöz: serinin ikinci kitabını da Allah’ın izni ile bitirmiş bulunmaktayım. Yazdıklarım yalnızca denizde katre bunun gibi çok güzel ibretler almak istiyorsanız bu kitaplardan istifade ediniz lütfen . Bir önceki inceleme de yazmış olduğum gibi belkide bu inceleme yalnızca bir kere okunup satır arasında kaybolacak. Belki de hiç okunmayacak ! Ama lütfen hiç değilse ömrünüzde bir kere olsun size binlerce yıl öncesinden gelen mesajlarınızı açıp okuyun . Ve ayet ayet hayatınıza nakşedin. İste bu muhteşem serinin ikinci kitabı olan henüz İnmemiş ayetler bunun sırrını ve imkanlarını bize sunuyor. Allah hepimizden razı ve yardımcımız olsun . Dua ve sevgi ile ...
  • Bişr-i Hafî Hazretleri

    Nefeslerin buhar olup savrulduğu ilik donduran bir kış günü. Gün doğalı çok olmuştur ama genç adam yeni yeni doğrulur. Gözlerinde bir ağırlık vardır, şakakları zonklar. Hep öyle olur, eğlence ile geçen gecenin sabahı mahmurluk basar ve kulakları uğuldar. Karnı tok, sırtı pektir ama huzursuzdur. O sıra kapı çalınır. Hizmetçi koşup açar. Soğuk hava içeri girer köşeleri dolanır. Kapıdaki adam kadife yumuşaklığında bir sesle sorar ama duvarlar yankı yapar:

    -Bu ev kimin?
    -Merv reislerinden Haris Abdurrahman’ın.

    -Kendileri yoklar mı?

    -Yok ama oğlu var.

    -Bişr mi?

    -Evet.

    -Peki o hür müdür, kul mudur?

    -Elbette hürdür.

    -Hür olduğu belli, çünkü kul gibi yaşamıyor.

    -Anlayamadım?

    -Sen bu kadarını söyle, o anlar.

    Bişr fırlar ama meçhul ihtiyar yok olmuştur. Acaba adı menkıbelerde geçen Hızır aleyhisselam o mudur?

    Genç adam tutulur kalır. Bir an oyun ve eğlence ile geçen gecelerinden iğrenir. Kendine yeni bir istikamet çizecektir ancaaak.

    Ancak çevresi onu, ona bırakmaz. Öyle ya hem böylesine zengin hem bu kadar cömert arkadaş kolay bulunmaz. “Yoldaşını bırakmak delikanlılığa sığmaz” der, eteğine yapışırlar. Koluna girer, meyhanelere sürüklerler. Yine o mâlum geceler, defler, kadehler, dümbelekler...

    Ama Bişr eski Bişr değildir. Ayakları işrethaneleri dolaşsa da gönlü hakikatleri arar.

    Bir gece ama şakır şakır yağmur yağan bir gece evine dönmektedir. Çamur içindeki bir kâğıt dikkatini çeker. Üzerinde besmeleyi görünce yerden alır. Çamurlarını siler, öper, koklar. Eve gelince gül yağları ile siler duvara asar. O gece Merv âlimleri rüyalarında Bişr’i görürler ki onların bile özlediği manevi ikramlar içindedir.

    Rabbinden haber var

    Ulema Bişri arar, sorar, mâlum yerlerde bulurlar. Onu dışarı çıkarırlar. Rengi sapsarıdır. Korkuyla sorar.

    -Siz burada... Hayrola?

    -Sana Rabbimizden haber var.

    -Biliyorum, bana çok kızıyor.

    -Aksine seni çok seviyor.

    -Ama nasıl olur?

    -Sen dün gece çamurdan bir kâğıt buldun mu?

    -Buldum.

    -Yerden aldın mı?

    -Aldım.

    -Öpüp kokladın mı.

    -Kokladım?

    -Güzel kokular sürüp duvara astın mı?

    -Astım.

    -İşte Allahü teâlâ da ismini temizlediğin gibi seni temizledi ve o kâğıda hürmet ettiğin için adını aziz kıldı.

    Bişr son kez meyhaneye girer, arkadaşlarıyla vedalaşır. O anı hatırlamak için hayatı boyunca yalınayak dolanır çünkü tevbe ettiğinde ayakları çıplaktır. İşte bu yüzden adı “Hafi” (yalınayaklı) kalır.

    Nereden nereye

    O günden sonra ilim peşinde koşar. Önce dayısının medresesinde okur. Sonra Mekke, Kûfe, Basra ve Şam’a gider.

    Çok alim tanır, çok kitap okur, ilim meclislerine katılır, ezber yapar, notlar tutar. Nitekim Bağdat’a gelir. Fudayl bin İyad, Muafa bin İmran ve İmam-ı Malik ile birlikte bulunur. Maruf-i Kerhi Hazretleri ile dost ve sırdaş olur. Nurlu dergâhına birçok genç gelir gider ki Sırriy-i Sekati bunlardan biridir. Ahmed bin Hanbel, Bişr-i Hafi Hazretlerine karşı çok hürmetkârdır. Talebeleri sorarlar:

    -Efendim hadiste eşiniz benzeriniz yok, fıkıhta müctehidsiniz. Bişr gibi bir dervişin kapısında ne arıyorsunuz?

    -Evet hadis ve fıkhı ondan iyi bilirim ama o kalp ilimlerinde hepimizden iyidir.

    Birgün askerler bir mahkûmu meydana çıkarırlar. Suçu ağır olmalıdır. O kadar çok kırbaç vururlar ki derileri yarılır. Etlerinden sızım sızım kan sızar. Lâkin genç bir kere bile sesini çıkarmaz. Muhafızlar kan ter içinde kalır, nefeslenmek için dururlar. Bişr gence sokulup sorar:

    -Biliyor musun tahammülüne hayran kaldım.

    -Nasıl ağlayıp bağırabilirim ki. Kalabalığın içinde sevdiğim kız var ve şu an beni görüyor.

    -İyi ama Allah-ü teâlâ seni her an görüyor. Onun edebini gözetmeyi hiç düşünmedin mi?

    Genç öyle bir “Allah” der ki kendinden geçer. Yüzlerce kırbaca direnen vücut bu aşka tâkat getiremez. Muhafızlar yanına koştuğunda çoktan can vermiştir.

    Hoca hekim olunca

    Bişr-i Hafi her hadiseden hikmet alır. Mesela Abadan civarlarında bir saralı görür ki, toprağa düşmüş çırpınmaktadır. Yanına varınca cüzzamlı ve kör olduğunu farkeder. Yaralarına üşüşen karıncalar etlerini koparmaktadırlar. Başını kucağına alıp su verir. Genç kendine gelince “sen de kimsin?” diye sızlanır, “hem Rabbimle arama niye girdin?”

    Aslında Bişr-i Hafi mükemmel bir tabibdir. Bitkileri ve baharatları çok iyi tanır ve onları ustalıkla kullanır. Otlardan köklerden mi yoksa dualarının bereketiyle mi bilinmez Allahü teâlâ onun hastalarına şifa dağıtır.

    Bir gün evine girerken tefekküre dalar. “Bağdat’ta bunca insan var. Kimi Yahudi, kimi Hıristiyan. Ben ne yaptım ki bu devlete kavuştum? Onlar neyi yapmadılar ki mahrum kaldılar?” Böyle düşünürken sabah ezanları okunmaya başlar ki o hâlâ eşiktedir.

    Bişr-i Hafi ölümüne doğru birisinden ödünç gömlek alır ve kendi gömleğini bir fakire bağışlar. Hasılı ardından bir gömlek bile bırakmaz. O Bağdat’a geldikten sonra hayvanlar yerleri kirletmezler çünkü mübareğin yalınayak dolaştığını bilirler. Bağdatlılar hayvanların eskiye döndüklerini farkedince “Eyvah” derler, “Bişr-i Hafi ölmüş olmalı”

    Bişr-i Hafi buyurdular ki

    * İki şeyden kaçın: “Çok yemekten ve çok konuşmaktan”

    * Dünyada aziz olmak isteyen diline sahip olsun. Şahitlik yapmasın, imam olmasın, ziyafetlere katılmasın.

    * Sabır Allah-ü teala’yı kullara şikayet etmemektir.

    * İnsanlar arasında tanınmak isteyen ahiretin tadını alamaz.

    * Şöhreti seven Allah’tan korkmaz.

    * Övülmekten hoşlanmak ahmaklıktır.

    * Sabır susmaktır. Konuşan, susandan daha fazla vera sahibi olamaz.

    * Kötü insanlarla arkadaşlık yapan iyi kimselere sui zan eder.

    * Dün öldü, yarın doğmadı, bugün can çekişiyor. Sen bu anı değerlendir.

    * Topal bir karınca düşünün. Bir buğday için saatlerce uğraşır, didinir, tam yuvasının ağzına getirir ki taneyi kuş kapar. Ölüm kuşu da böyledir. Kimse dünyadaki emeline kavuşamaz.