Aile denilen şey bu işte, yaşamın boyunca ilişiğini kesemezsin; çiçek hastalığı gibi küçücükken bir tutuldun mu, ölünceye kadar izlerini suratında taşırsın.
“Özgürlüğün insanların kendi istekleriyle yarattıkları durumlara tam karşıdan bakmalarını ve o durumların sonuçlarına katlanmalarını gerektirdiğine inanıyorum. Ama sen benim gibi düşünmüyorsun galiba: Sen kapitalist düzeni suçluyorsun, o düzen içindesin ve o kapitalist devletin memurusun. Komünistlere sempati beslediğini söyler durursun ama herhangi bir uca bağlanmak istemediğini söyler, onlara sokulmazsın, oy vermezsin. Burjuva sınıfını hor görürsün, suçlarsın halbuki kendin de burjuvasın. Hem de burjuva oğlu burjuvasın, tam bir burjuva gibi yaşamaktan hoşlanırsın.”
Ben değilim... O da değilim, bu da değilim... Hiçbir zaman bir şey olmadım! Ama onlar gene de sizi kendi keyiflerince nitelendirip bir kutuya koyarlar.
Önce biri vardı, taş gibi sert ve kıpırtısız. Sonra onun altında af bekleyen bir kurban vardı. İnsanın kendisinden bir başkasıymış gibi nefret edebilmesi ne tuhaf.