• usulca mavi bir kar
    kara geceye düşer
    tutuşur fundalıklar
    gelir kalbimi yakar.
    Behçet Aysan
    Sayfa 237 - Epub / Pdf
  • PABLO NERUDA / STALİNGRAD’A YENİ SEVDA ŞARKISI…

    Denizi keşfettim. Carahue’den
    Cautín ırmağına dek akıyordu halicine
    ve buharlı gemilerde başladı,
    düşler ve başka bir hayat kapladı beni
    bırakarak kirpiklerimde soruları.
    Yalnız başıma pruvadaydım,
    zayıf bir çocuk ya da bir kuştum,
    yalnız bir öğrenci ya da esmer bir balıktım,
    mutluluktan uzaktım,
    bu küçük kayığın dünyası
    bilmezken beni
    ve çözerken
    akordeonların yivlerini,
    suyun ve yazın yolcuları
    yemek yerdi ve şarkı söylerdi.
    Pruvadaydım ben,
    öyle küçüktüm,
    handiyse insan denilmezdi bana,
    yitmiştim,
    anısız ve sessizdim,
    şarkısız ve neşesizdim,
    dağların arasından geçen
    suyun devinimlerine kaptırmıştım:
    benim için yalnızdı bu yalnızlıklar,
    bu saf yol yalnızdı,
    evren yalnızdı benim için.

    Irmaklardaki esrimeler,
    kıyılardaki fundalıklar ve rayihalar,
    birden beliren kayalar, yanmış ağaçlar,
    ve o yalnız, her şeyi kaplayan toprak.
    Bu ırmakların oğlu olarak
    korudum dünyada
    yolculuk etmeyi
    aynı ırmak kıyılarından
    aynı dalga köpüklerine
    ve düşerken deniz
    yaralı bir kule gibi
    ve doğrulurken yeniden dalgalanan öfkede
    kopardım kendimi köklerden,
    genişledi ülkem,
    çatırdadı ağacın birliği:
    ormanların hapishanesi açtı
    dalgaların yıldırımla doldurduğu
    yeşil bir kapıyı
    ve denizin bir vuruşuyla
    yayıldı hayatım dünyaya doğru.



    Pablo Neruda
    Çeviren: İsmail Aksoy
    ('Memorial de la Isla Negra'dan, 1964
  • Sen şifa bulacaksın: Yeni doğan güne güven. Vâdiler yeşilleniyor, tepeciklerin üstleri kabarıyor, fundalıklar gölgede dinleniyor, ekinlerin narin başakları da, gümüş gibi dalgalanıyor.
    Johann Wolfgang Von Goethe
    Sayfa 6 - Kitap Zamanı
  • Kollukçular Yusuf'u alıp götürdükten ve hüzünlü gece Nil'in üzerinde bir ürperti gibi asılı kaldıktan sonra hiç uyumadan ertesi sabahı buldu Züleyha ama, hayatı her zamanki tadında bulmadı. İçten içe derin bir öfke önce, sonra nedeni belirsiz bir kendinden hoşnutsuzluk hali. Her zaman doğruyu gösteren yürekte istikamet tayini. Aşkını düşündü Züleyha, şimdiye kadar hiç düşünemediği hallerdeydi.

    Tapınaklarda genç rahiplerin buhur yakma görevini yerine getirmesinden bile erken saatte Züleyha ırmağa bakarak düşünmeye başladı. İlk kez Nil'in güllerinden yapılma tacını başına, yasemenden bileziğini ayağına takmamıştı. Züleyha ilk kez gece kadar sade sabah kadar yalındı.

    Yusuf,dedi Züleyha, sen benim, evvel düşen şehrimsin, ahir düşen şehrimsin. Ezel düşen şehrimsin, ebed düşen şehrimsin.Yusuf,dedi Züleyha; kalbim sen, benimsin yalnız benimsin,kalbin ben,seninim yalnızca seninim. Yusuf, dedi Züleyha, sen masumsun, sen de bilirsin, ben de bilirim. Şu dört duvar, şu sıkı sıkı kapalı kapı,döşemenin üzerinde ezilen sarı gülün yaprakları tanık ki suçun yok senin.

    Fakat güzelsin. Güzelliğin yoruyor beni,çünkü mümkünü var,suret kasrında bir suret değilsin.

    Suçlu değilsen de bana, beni suçlu kılacak kadar güzelsin. Mümkünü olan bir güzelliğin sahibiysen Yusuf, ve bu güzellik yoruyorsa beni, sen dünyanın en masum mücrimisin. Suçlu,suçunu her zaman bilerek işlemez Yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür.

    Yaratılmışların en güzeli karşısında,ruhum kadar bedenim,kalbim kadar kalbimden çıkıp da bütün bedenimi deveran eden kanım ve damarlarım,ve bütün zerrelerim akıyorsa sana, ben de dünyanın en mücrim masumu değil miyim?

    Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz.Ne mutlu kalbine sen düşene,ve ne mutlu senin kalbine düşene.

    Tufandan kurtulmak için kendi derinliğine akan bir ırmak gibi; akmasam sana ölürdüm Yusuf, aktım, yine öldüm. Kendi ölümümün şeklini seçmem özgürlüğümse susarak ölmeyi değil,söyleyerek ölmeyi seçtim. Tortulanarak ve bulanarak değil,taşarak ve coşarak ölmeyi istedim. Hükmümün Yusuf olduğu yerde ölümlü olduğumu bildim.

    Ve yine dirilecek olmamın emniyetiyle ölümlü oluşumu çok sevdim. Yusuf,dedi Züleyha, bütün bir hayat, kınanma, horlanma, yitirme,her şey kalbimin üzerinden geçecek ve ben kalbimin altında kalacağım. Bana dair ve bana rağmen var olan bir dünyada büyüklüğü,yitirdiklerinin çokluğuyla ölçülen bir Züleyha kalbi olacağım. Senin zindan karanlığın benim özgür aydınlığıma denk düşecek, o kadar ki karanlık olacağım Sancıyla elimi attığım fundalıklar mavi çiçeklere dönüşmedi henüz, ama aslolan kalp olacak ve hayatı sonradan bulacağım.

    Yusuf,dedi Züleyha, aşk zorlu bir sınav,ben bu sınavı en baştan ve gönüllü mü kaybettim? Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin,yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda,hayrın olacağım sonunda. Yusuf,dedi Züleyha, sana, gel kaderim ol, demem. O kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş, denizdeki su kadar kadersin bana.

    Bak alnına, iki kaşının ortasına. Orada benim mührüm var. Alnımın yazısı olduğun kadar, alnına da yazıyım.

    Değil mi ki sen Yusuf güzelisin, gömleğin çoktan yırtık senin. Ve değil mi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader. "Senin kaderin benim tecellim.", kaderimde zindan varsa, Yusufluğum su götürmez benim.
  • Geçen yüzyıllarda din orduların ardında durup gizlenmeye çalıştıkları bir ormandı. Günümüzde bunu tekrarlama çabası keskin
    bir püskürtmeyle karşılaşmıştır. Çünkü bunca kesimden sonra geriye ancak, hilekâr, düzenbaz ve dolandırıcıların zaman zaman ardına kendilerini gizleyebildikleri çalılık ve fundalıklar kalmıştır. Bu sebepten ötürü onu her şeye uzatmak isteyenlere karşı
    dikkatli olmamız ve onları daha önce iktibas edilmiş
    olan: "Detras de la cruz estâ el diablo*" vecizesiyle karşılamamız gerekir.

    *Çarmıhın arkasında iblis durur.