Kendini gerceklestirmenin sayısız entelektüel, bilimsel, sanatsal imkanı varken kadınların varoluş biçimleri neden yalnız giyinme, çıplak olma, teşhir ve cinsel özgürlüğe indirgeniyor. Başka yolu yokmuş gibi cinsellik ve çıplaklık özgürlüğe indirgenen kadın varoluşu, kadınlığı daha çok sömürüyor oysa.
Bir toplum üretim ve tüketim, tüketim ve üretim esasına dayanıyorsa, insanların aklı para dışında bir şeye çalışmıyorsa, burada kadın gizem dolu bir varlık, pak duyguların muhatabı, büyük aşkların maşuku, mukaddes bir bağ, anne, eş, dost, ilham kaynağı ve erkeğine sadakat timsali değil cazibesi ölçüsünde alınıp satılan ekonomik bir meta konumundadır.
Herkesin herkesle yarıştığı, her şeyin her şeyle boyunun ölçüldüğü bir zamanda insanin kendi zamanını, çiçek açma zamanını bulması bir ömür sürüyor bazen. Kendi ritmini, hızını, vaktini bilen, bilmenin telaşsızlığında bekliyor kendini. Gayretten sonraki bekleme hâli, yağmur sonrasi toprak kokusuna benziyor. Gayret, yağmurun telaşına; dinmiş ve nemli topraksa insanın teskin olmuş kalbine benziyor. Geriye filizin müjdesini beklemek kalıyor. Zorluktan sonraki ferahlık bir çiçegin açısındaki gerilime benziyor. Ruhu hırpalayan her zorluk, tekâmül vesilesi oluyor. Katlanışın siddeti kadar varlığındaki güzeli açıyor insan.