Bazan da Türk edebiyatında Latife Tekin’in ilk romanında yaptığı gibi “söylenti” güçsüzlerin, iktidar sahiplerine direnmek için buldukları bir direnme usulüdür.
Artık kimsenin kimseye merhaba borcunun kalmadığı şehrimin koynuna başkaları fütursuzca girerken ben büyüdüğüm sokağa sakınarak, ürkek ve yavaş adımlarla giriyorum. Görünürde bana ait hiçbir iz yok. Kaybolmuş bir çocukluktan geriye, iç çekiş gibi sızılı bir duygu hissediyorum içimde.
“…hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Don Kişotlara, ateş hırsızlarına, Ernosto ‘Çe’ Guevara’ya, yollara, yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiklerimiz, olamadıklarımıza, üşürken ısınmalara..”