• ÖTÜKEN
    15 Ocak 1964 ile Kasım 1975 tarihleri arasında 143 sayı yayınlanan Ötüken, bu özelliğiyle Atsız’ın dergileri
    arasında en uzun ömürlüsüdür. İlk 11 sayısında, yayıncıları tarafından, “Her Ayın Onbeşinde Çıkar, Fikir ve Ülkü
    Dergisi” olarak nitelenen Ötüken’in bu düsturu 11 sayıdan sadece 6’sında tutturulabilmiştir (Bu sayılar şunlardır: 1, 2, 5, 6, 8, 10. Ötüken, I/1 (15 Ocak 1964), s. 8; Ötüken, I/10 (15 Ekim 1964), s. 8). Kalan sayılar farklı tarihlerde basılmış ve yayınlanmıştır (Ötüken, I/3 (16 Mart 1964), s. 8;Ötüken, I/4 (17 Nisan 1964), s. 8;Ötüken, I/7 (16 Temmuz 1964), s. 8; Ötüken, I/9 (12 Eylül 1964), s. 1; Ötüken, I/11 (14 Kasım 1964), s. 8). 26. sayıda ayın 15’in çıkma taahhüdünün yerine “Her Ayın Ortasında Çıkar, Aylık Fikir ve Ülkü Dergisi” gelecektir (Ötüken, I/12 (15 Aralık 1964), s. 1). Bundaki amaç her ayın 15’inde çıkma gibi bir vaatte bulunup bunun tutturulamamasının okuyucu üzerinde bırakacağı menfi tesirin önüne geçmektir şüphesiz. 27. sayıda bu ibare de biraz değişikliğe uğramış ve “Fikir ve Ülkü Dergisi” kısmı kaldırılmıştır (Ötüken, III/27 (27 Mart 1966), s. 1). Dergi, her ayın ortasında çıkma prensibinin uygulandığı 12-28. sayılar arasında ayın 15’i ile 30’u arasında 11 farklı tarihte yayınlanmıştır (Meselâ: Ötüken, II/15 (22 Mart 1965), s. 1; Ötüken, II/22 (20 Ekim 1965), s. 1; Ötüken, III/28 (30 Nisan 1966), s. 1). Zaten bu sayıdan sonra derginin yayınlandığı günün yazılması uygulaması kaldırılarak sadece ay ve yıl yazılmıştır. 29. sayıda yayın günü açısından daha serbest olmak, aksaklıkları daha az belli etmek amacıyla ayın hangi gününde veya neresinde yayınlanacağı yazısı kaldırılarak “Aylık Türkçü Dergi” ibaresi getirilmiştir ve son sayıya kadar bu şekilde devam etmiştir (Ötüken, III/30 (25 Haziran 1966), Kapak; Ötüken, XII/143 (Kasım 1975), Kapak). Ötüken’e “Aylık Türkçü Dergi” demenin yayın tarihlerinde daha serbest olmayı ve dergiyi belli bir güne yetiştirmek için niteliğinden taviz vermek gibi durumları da engellemeyi beraberinde getireceği muhakkaktı. Fakat yine de yayın zamanındaki aksaklıkların önüne geçilemedi. Günü gününe yayınlanan sayılar olduğu gibi ayın son günlerinde yayınlanan sayılar da vardı. Meselâ Aralık 1966 tarihli sayısının baskı tarihi 1 Aralık’tı (Ötüken, III/36 (Aralık 1966), s. 16). Buna karşın 42. sayı 27 Haziran’da basılmıştı (Ötüken, IV/42 (Haziran 1967), s. 16). Hatta, zarurî durumlar ortaya
    çıktığında derginin yayını birkaç ay ileriye atılıyordu. Atsız 1973’te hapse girdiğinde Kasım ve Aralık sayıları birlikte
    yayınlanacak ve ancak 23 Ocak 1974’te basılabilecekti (Ötüken, X/119-120 (Kasım-Aralık 1973), s. 32). Bu
    aksaklıkların bir diğer sebebi de, bir dönem, İstanbul’da hazırlanarak Ankara’da basılması ve derginin provalarının
    bazen birkaç defa iki şehir arasında gidip gelmesiydi (Atsız’ın Mektupları, s. 257). Derginin kapak düzeninin, 143
    sayılık bir dergi için, büyük değişiklikler gösterdiği söylenemez. Ufak biçimsel değişiklikler sayılmazsa standart
    kapak düzenleri kullanılmıştır. İlk 26 sayıda kapak düzeni hep aynıdır (Tek istisna 19. sayıdır. Kerkük katliamı
    sebebiyle özel olarak hazırlanan bu sayının kapağında bir Kerkük fotoğrafı ve “Kerkük Katliamının Altıncı
    Yıldönümü Özel Sayı” yazısı bulunmaktadır. Ötüken, II/19 (16 Temmuz 1965), Kapak). Aynı zamanda 1. sayfa
    vazifesi gören kapağın en üstünde büyük puntolarla “Ötüken” yazısı, altında ayın hangi gününde çıkacağını belirten yazı ve sahibi, sorumlu müdürü, tarih, fiyat gibi ibareler bulunuyordu (Ötüken, I/1 (18 Ocak 1964), s. 1; Ötüken, III/26 (15 Şubat 1966), s. 1). 27-29. sayılarda ortada Türklük ve Türkçülükle ilgili dizeler, altında ise “Bütün Türkler Bir Ordu Katılmayan Kaçaktır” yazısı vardı (Ötüken, III/27 (27 Mart 1966), s. 1; Ötüken, III/29 (28 Mayıs 1966), s. 1). En çok kullanılan kapak resmi kurttu. Çeşitli şekil ve boyutlardaki kurt resmi derginin birçok kapağını süslemekteydi (Kapağında kurt figürü bulunan sayılar şunlardır: 30-33, 44-86, 88, 89, 93, 95-97, 100-104, 106, 107, 111, 114, 116, 119-120, 122, 123, 129-131). Derginin 34 ve 35. sayılarında bir Türk süvarisi görülmektedir (Ötüken, III/34 (Ekim 1966), s. 1; Ötüken, III/35 (Kasım 1966), s. 1). 36 ve 37. sayılarda da başka bir süvari resmi vardır (Ötüken, III/36 (Aralık 1966), s. 1; Ötüken, IV/37 (Ocak 1967), s. 1). 38, 40-43. sayılarda Türklerin Ergenekon’dan çıkışını temsil eden bir resim bulunmaktadır (Ötüken, IV/38 (Şubat 1967), s. 1; Ötüken, IV/43 (Temmuz 1967), s. 1). 87, 90, 94, 98, 103, 108, 112, 118, 126. sayılarda Türk süvarileri temalı bir kapak kullanılmıştır (Ötüken, VIII/87 (Mart 1971), s. 1; Ötüken, XI/126 (Haziran 1974), s. 1). 99, 105, 117 ve 124. sayıların kapağında Tanrı Dağları resmi vardır (Ötüken, IX/99 (Mart 1972), s. 1; Ötüken, XI/124 (Nisan 1974), s. 1). 133, 134, 136-143. sayıların kapağını Kür Şad ve çerileri süslemektedir (Ötüken, XII/133 (Ocak 1975), s. 1; Ötüken, XII/143 (Kasım 1975), s. 1). Gündemdeki meselelere göre kapak belirlendiği de görülmektedir. Meselâ, 128 ve 131. sayıların kapağında Kıbrıs’la ilgili fotoğraflar kullanılmışken (Ötüken, XI/128 (Ağustos 1974), s. 1; Ötüken, XI/131 (Kasım 1974), s. 1), Türk
    diplomatların Asala tarafından öldürülmeleri üzerine 110. sayının kapağına “Ermeni Meselesi” yazılmış ve iç
    sayfalarda bu konu işlenmiştir (Ötüken, X/110 (Şubat 1973), s. 1). Derginin yeni bir yaşa girişinin okuyuculara
    kapakta yazmak suretiyle duyurulduğu da vakidir (Ötüken, X/109 (Ocak 1973), s. 1; Ötüken, XI/121 (Ocak 1974), s. 1). Bir kişi veya olaya hasredilmiş sayılar da vardır. Meselâ, Zeki Velidî Togan’ın vefatı münasebetiyle bir özel sayı hazırlanmış ve kapağa “Ord. Prof. Zeki Velidi Togan (1890-1970) Özel Sayı” yazılmıştır (Ötüken, VIII/91 (Temmuz 1971), s. 1). Aynı şekilde Nejdet Sançar için de bir özel sayı hazırlanarak bu durum kapakta belirtilmiştir (Ötüken, XII/135 (Mart 1975), s. 1). 3 Mayıs 1944’ün 39 ve 40. yıldönümü için de özel bir sayı ve kapak hazırlanmıştır (Ötüken, X/113 (Mayıs 1973), s. 1; Ötüken, XI/125 (Mayıs 1974), s. 1). 27. sayıdan itibaren kapaklara farklı resimler, o sayıda yazısı olanların listesi eklenmiş; sayı ve sayfa numaralarıyla yıl, fiyat gibi belirteçler yer değiştirmiş olsa da kapakların genel kompozisyonunun aynı kaldığı söylenebilir. “Bütün Türkler Bir Ordu” ibaresi neredeyse her sayıda vardır. Bununla beraber birçok sayının kapağında Ziya Gökalp, Namık Kemal, Ömer Seyfeddin, Gazi Mustafa Kemâl, Rıza Nur, Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir, Hüseyin Nihâl Atsız, Mahmut Esat Bozkurt, Nejdet Sançar, Refet Körüklü, Tevfik Fikret, Enis Behiç Koryürek, Cenap Şahabeddin, Abdülhak Şinasi Hisar, Abdülhak Hamid Tarhan, Fethi Tevetoğlu, Mehmet Emin Yurdakul, Arif Nihat Asya, Edip Ayel, Serdaroğlu Emin Bülent, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hasan Ferit Cansever gibi Türk siyaset ve edebiyatının önemli isimlerinin Türklük ve Türkçülükle ilgili sözlerine yer verilmiştir. Ötüken, maddî kazanç sağlamak için yayınlanan bir dergi değildi şüphesiz. Gelir kaynağı, büyük oranda, satışlardan elde ediliyordu. Bunu, yok nispetindeki reklamlardan anlıyoruz. Tanıtımı yapılan kitap ve dergilerle Ötüken’in idarecilerinin kurduğu Afşın Yayınları’nın ilanlarını saymazsak çok az reklam vardır, ki onları da reklam kategorisine sokmak biraz zordur. Meselâ 7 ve 59. sayılarda “Ötüken” adlı bir terzinin ilanı vardır (Ötüken, I/7 (16 Temmuz 1964), s. 8; Ötüken, V/59 (Kasım 1968), s. 16). Ancak bu ilanın ücret karşılığında verildiğinden çok sahibinin Türkçü olduğu ve Türkçülerin de bu terziyi kullanmaları için tanıtımının yapıldığı akla yatkındır (Terzinin sahibi Hikmet Soyyiğit aynı zamanda Türkçüler Derneği Üsküdar Ocağı’nın yönetim kurulu üyelerindendir. bkz. “Türkçüler Derneği Üsküdar Ocağının Faaliyetleri,” Ötüken, I/4 (17 Nisan 1964), s. 6). Başka bir ilan bir kitabevine aittir (Ötüken, II/21 (24 Eylül 1965), s. 4). Terzi için söylediklerimizi bu kitabevi için de söylersek yanılmış olmayız. Zaten, hemen bir sayı sonra, Ötüken’in bu kitabevinde satıldığı yazmaktadır (Ötüken, II/22 (20 Ekim 1965), s. 6). Dergide, dergiye veya Türkçüler Derneği’ne gelir temin etmek için üretilip satıldığı anlaşılan Ergenekon’dan çıkış tablosu veya bozkurtlu tabak gibi ürünlerin de tanıtımı yapılmıştır (Ötüken, IV/40 (Nisan 1967), Kapak; Ötüken, III/26 (15 Şubat 1966), s. 12). Söyleyebileceğimiz son ilan Bostancı’da yapılacak olan bir apartmanla ilgilidir. İlanda dileyenlerin buradan daire sahibi olabilecekleri belirtilmektedir (Ötüken, III/28 (30 Nisan 1966), s. 24). Bu binanın Atsız’ın daha sonra taşınacağı bina olması kuvvetle muhtemeldir. Görüldüğü üzere Ötüken reklama ihtiyaç duymadan yayınını sürdürmüştür. Böylece reklam verenlerin yayın politikasına tahakküm etmeleri gibi bir durumdan söz etmek imkânsızdır. Dergi toplamda 6 defa matbaa değiştirmiştir (13, 25, 30, 33 ve 124-143. sayıların nerede basıldığı hakkında bir bilgi yoktur. Ancak 124-143. sayıların İstanbul’da Erdoğan Saruhanoğlu’na ait bir matbaada basıldığı tahmini yapılabilir). 1-3. sayıları İstanbul’da Türkiye Basımevi’nden çıkmıştır (Ötüken, I/1 (15 Ocak 1964), s. 8; Ötüken, I/3 (16 Mart 1964), s. 8). 4 ile 31-32. sayıları arasında kalan sayılar yine İstanbul’da bulunan Sinan Matbaası’ndan çıkmıştır (Ötüken, I/4 (17 Nisan 1964), s. 11; Ötüken, III/31-32 (Temmuz-Ağustos 1966), s. 2). 34. sayıyla beraber tekrar Türkiye Basımevi’nde çıkmaya başlayan Ötüken 49. sayısına kadar bu matbaadan çıkmıştır (Ötüken, III/34 (Ekim 1966), s. 16; Ötüken, V/49 (Ocak 1968), s. 16). Daha sonra 9 sayı İstanbul’daki Özdemir Basımevi ile çalışılmıştır (Ötüken, V/50 (Şubat 1968), s. 16; Ötüken, V/58 (Ekim 1968), s. 16). 59. sayıyla beraber Ötüken Ankara’ya taşınmış, burada basılmaya başlamıştır. Önce Yargıçoğlu Matbaası’ndan iki sayı çıkmış (Ötüken, V/59 (Kasım 1968), s. 16; Ötüken, V/60 (Kasım 1968), s. 16), hemen ardından uzun yıllar işbirliği yapılacak olan Ayyıldız Matbaası’na geçilmiştir. 61 ile 119-120. sayılar arasında kalan bütün sayılar burada basılmıştır (Ötüken, VI/61 (Ocak 1969), s. 16; Ötüken, X/119-120 (Kasım-Aralık 1973), s. 2). Dergi 11. yılına girdiğinde İstanbul’a dönmüştür. 121-123. sayılar Murat Matbaacılık’tan çıkmıştır (Ötüken, XI/121 (Ocak 1974), s. 2; Ötüken, XI/123 (Mart 1974), s. 2). Ötüken’in kalan sayılarının nerede basıldığı hakkında dergide herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Dergi, 8 sayfa olarak yayınlanmaya başlamıştır. Daha sonra 12, 16, 18, 20, 24 ve 32 sayfa olarak çıktığı da vakidir. Uzun yıllar 16 sayfa yayınlanmıştır. 1-3, 5, 8, 10, 11, 16, 20,
    22, 25. sayılar 8 sayfa (Ötüken, I/1 (15 Ocak 1964); Ötüken, III/25 (17 Ocak 1966)); 4, 6, 7, 9, 12-15, 17, 24, 26. sayılar 12 sayfa (Ötüken, I/4 (17 Nisan 1964); Ötüken, III/26 (15 Şubat 1966)); 18, 21, 23, 27, 34-118, 141-143. sayılar 16 sayfa (Ötüken, II/18 (16 Haziran 1965); Ötüken, XI/143 (Kasım 1975)); 19. sayı 18 sayfa; 30-33. sayılar 20 sayfa (Ötüken, III/30 (25 Haziran 1966); Ötüken, III/33 (Eylül 1966)); 28, 29, 121-140. sayılar 24 sayfa (Ötüken, III/28 (30 Nisan 1966); Ötüken, XII/140 (Ağustos 1975)); tek sayı olarak yayınlanan 119-120. sayı ise 32 sayfa olarak yayınlanmıştır (Ötüken, X/119-120 (Kasım-Aralık 1973)). İdarecileri Ötüken’in fiyatıyla pek oynamamışlardır. Derginin ücreti ilk 89 sayıda sadece 100 kuruştur (Ötüken, I/1 (15 Ocak 1964), s. 1; Ötüken, VIII/89 (Mayıs 1971), Kapak). Yani dergiye, neredeyse 8. yayın yılını doldururken zam yapılmıştır. Dergi 90. sayıda %50 oranında zamlanmış ve 118. sayıya kadar 150 kuruştan satılmıştır (Ötüken, VIII/90 (Haziran 1971), Kapak; Ötüken, X/118 (Ekim 1973), Kapak). Zamma sebep olarak PTT’nin dergi postalama ücretlerine %500 zam yapması gösterilmektedir (Ötüken, VIII/90 (Haziran 1971), s. 16). Birlikte çıkan 119-120. sayılar, çift sayı olarak kabul edilmiş olmalı ki, 300 kuruştan satılmıştır (Ötüken, X/119-120 (Kasım-Aralık 1973), Kapak). 121. sayıdan itibaren bir kez daha zamlanan Ötüken, son sayısına kadar 250 kuruştan yayınlanmıştır (Ötüken, XI/121 (Ocak 1974), Kapak; Ötüken, XII/143 (Kasım 1943), Kapak). Dergiye abonelik ücretleri ise ilk 30 sayıda standart değildir. Kaç ay abone olacağına okur karar verecek ve kaç sayı abone olmak istiyorsa bunun bedelini para veya posta pulu olarak gönderebilecektir.
  • Sakarya Meydan Muharebesi, Atatürk tarafından çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübra ifadesi ile anılan, Türk Kurtuluş Savaşı'nın mühim bir muharebesi.

    Yunan Komutanları;

    I.Konstantin
    Yunanistan Krallığı General Papulas

    Ankara Hükümeti Komutanları;

    Mustafa Kemal Paşa
    Fevzi Paşa

    Yunan Güçleri;


    120.000 er, 3.780 subay, 57.000 tüfek, 2.768 makinalı tüfek, 386 top, 1.350 kılıç, 3.800 hayvan, 600 adet 3 tonluk kamyon, 240 adet 1 tonluk kamyon, 18 uçak

    Ankara Hükümeti

    96.326 er, 5.401 subay, 54.572 tüfek, 825 makinalı tüfek, 196 top, 1.309 kılıç, 32.137 hayvan, 1.284 at/katır arabası, 2 uçak

    Kayıplar:

    Yunan işgalci ;

    3.758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp

    Başka kaynaklara göre:
    15.000 ölü, 25.000 yaralı

    Ankara Hükümeti;

    5.713 şehit 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp


    Sakarya Meydan Muharebesi Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktası sayılır


    Sakarya Meydan Muharebesi'nin önemini, "13 Eylül 1683 günü Viyana'da başlayan çekilme, 238 sene sonra Sakarya'da durdurulmuştur." sözüyle tasvir etmiştir.


    Sakarya Meydan Muharebesi, Anadolu Türk tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Yunan General Papulas tarafından Yunan ordularına Ankara'ya harekat emri verilmişti. Savaşı Yunan tarafı kazanırsa TBMM, Sevr Antlaşması'nı kabul etmek durumunda kalacaktı.


    General Anastasios Papulas başlangıçta bu harekata şiddetle karşı çıktı. Papulas'a göre Yunan ordusunu ıssız ve yolsuz Anadolu topraklarının derinine sürüklemek sonuçları ağır olabilecek bir maceraydı. Öte yandan savaş karşıtı örgütlerin ordu içine sızdırdığı broşürler Yunan askerinin savaşa olan inancını önemli ölçüde kırmıştı. Ancak Papulas kamuoyundan gelen yoğun baskılara ve "Ankara Fatihi" olmanın cazibesine karşı koyamayarak ordusuna taarruz emri vermiştir.

    Muharebe;

    TBMM Ordusu,Kütahya-Eskişehir Muharebelerindeki yenilgisinden sonra cephe kritik bir duruma düşmüştü. Cepheye gelerek durumu yerinde gören ve komutayı eline alan TBMM Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi birliklerinin Yunan ordusuyla arada büyük bir mesafe bırakılarak Sakarya Nehri'nin doğusu'na çekilmesine ve savunmayı bu hatta devam ettirmesine karar verdiler.

    Gazi Mustafa Kemal Paşa, "Hatt-ı müdafaa yoktur; sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz. Onun için küçük, büyük her cüzütamı (birlik), bulunduğu mevziden atılabilir. Fakat küçük, büyük her cüzütam ilk durabildiği noktada, tekrar düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki cüzütamın çekilmeye mecbur olduğunu gören cüzütamlar, ona tabi olamaz. Bulunduğu mevzide nihayete kadar sebat ve mukavemete mecburdur.[18]" emrini vererek muharebeyi geniş bir alana yaydı. Böylece Yunan kuvvetleri de karargâhlarından uzaklaşıp bölünmüş olacaktı.

    TBMM, 3 Ağustos 1921'de Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa'yı azlederek, aynı zamanda Başvekil ve Millî Müdafaa Vekili de olan Fevzi Paşa'yı bu makama da atadı.

    22 Temmuz 1921'de Sakarya Nehri Doğusu'na çekilmeye başlayan Türk ordusu, güneyden kuzeye 5. Süvari Kolordusu (Çal Dağı güneyinde), 12., 1., 2., 3., 4. Gruplar ve Mürettep Kolordu birinci hatta olacak şekilde tertiplendi. Çekilişin hızlı bir şekilde tamamlanmasından sonra Yunan birlikleri taarruz pozisyonu için tam 9 gün Türk birlikleri ile karşılaşmadan yürüdü. Bu yürüyüşün hangi yöne doğru olduğu Türk keşif birlikleri tarafından tespit edilerek cephe komutanlığına bildirildi. Bu savaşın kaderini belirleyecek stratejik hatalardan biri oldu. Yunan taarruzu baskın olma özelliğini kaybetti. Ancak 14 Ağustos'ta ileri harekata geçen Yunan ordusu, 23 Ağustos'tan itibaren 3. Kolordusu ile Sakarya Nehri doğusundaki Türk kuvvetlerini tespit, 1. Kolordusu ile Haymana istikametinde, 2. Kolordusu ile Mangal Dağı güneydoğusunda kuşatıcı taarruza başladı. Fakat bu taarruzlarında başarısız oldular.

    Kuşatma taarruzunda başarı sağlayamayan Yunan kuvvetleri, siklet merkezini ortaya kaydırarak savunma mevzilerini Haymana istikametinde yarmak istedi. 2 Eylül'de Yunan birlikleri, Ankara'ya kadar en stratejik dağ olan Çal Dağı'nın tamamını ele geçirdi. Fakat Türk birlikleri Ankara'ya kadar geri çekilmeyerek alan savunması yapmaya başladı. Yunan birlikleri Ankara'ya 50 km kalacak derecede bazı ilerlemeler sağlasa da Türk birliklerinin yıpratıcı savunmasından kurtulamadı. Ayrıca 5. Türk Süvari Kolordusu tarafından cephe ikmal hatlarına yapılan taarruzlar Yunan taarruzunun hızının kırılmasında önemli etkenlerden biri oldu. Yunan ordusu 9 Eylül'e kadar süren yarma teşebbüsünde de başarılı olamayınca, bulunduğu hatlarda kalarak savunmaya karar verdi.

    Türk Ordusu'nun 10 Eylül'de başlattığı, bizzat Mustafa Kemal Paşa'nın komuta ettiği, genel karşı taarruzla Yunan kuvvetlerinin savunma için tertiplenmesine mani olundu. Aynı gün Türk birlikleri stratejik bir nokta olan Çal Dağı'nı geri aldı. 13 Eylül'e kadar süren Türk taarruzu sonucunda Yunan ordusu, Eskişehir-Afyon'un hattının doğusuna kadar çekilerek bu bölgede savunma için tertiplenmeye başladı. Bu çekilme sonucu 20 Eylül'de Sivrihisar, 22 Eylül'de Aziziye ve 24 Eylül'de Bolvadin ve Çay düşman işgalinden kurtulmuştur.

    Çekilen Yunan Ordusunu takip amacıyla harekata 13 Eylül 1921 itibarıyla süvari tümenleri ve bazı piyade tümenleri ile devam edildi. Fakat teçhizat ve istihkâm yetersizliği gibi sebeplerle taarruzlar durduruldu. Aynı gün Batı Cephesi'ne bağlı birliklerin komuta yapısı değiştirildi. 1. ve 2. Ordu kuruldu. Grup Komutanlıkları lağvedilerek yerine 1., 2., 3., 4., 5. Kolordular ve Kolordu seviyesinde Kocaeli Grup Komutanlığı kuruldu.

    Savaş, 22 gün ve gece sürerek 100 km uzunluğunda bir alanda cereyan etti. Yunan Ordusu Ankara'nın 50 km kadar yakınından geri çekildi.

    Yunan ordusu geri çekilirken Türklerin kullanabileceği hiçbir şey bırakmamak için özen gösterdi. Demiryollarını ve köprüleri havaya uçurdu ve birçok köyü yaktı

    Muharebe Sonrası:


    Sakarya Meydan Muharebesi sonunda Türk ordusunun zayiatı; 5713 ölü, 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.268 kayıp olmak üzere toplam 39.289'dur. Yunan ordusunun zayiatı ise; 3758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.007'dir. Sakarya Meydan Muharebesi'nde çok fazla subay kaybı olduğu için bu Muharebeye "Subay Muharebesi" adı da verilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk bu muharebe için "Sakarya Melhame-i Kübrası" yani kan gölü, kan deryası demiştir.

    Yunanlar için geri çekilmek haricinde başka bir seçenek kalmadı. Geri çekilirken Türk sivil halkına karşı yaptığı tecavüzler, kundaklamalar ve yağmacılık sonucunda 1 milyonun üzerinde sivil Türk evsiz kaldı.[20]

    Mayıs 1922'de Yunan Ordusu Başkomutanı General Anastasios Papoulas ve kurmay heyeti istifa etti. Yerine General Georgios Hatzianestis atandı.

    Mustafa Kemal Atatürk ünlü "Hattı Müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz." sözünü bu savaşa atfen TBMM'de söylemiştir. Muharebenin ardından Miralay Fahrettin Bey, Miralay Kâzım Bey, Miralay Selahattin Adil Bey ve Miralay Rüştü Bey, Mirliva rütbesine terfi etti ve Paşa oldu. Mustafa Kemal Paşa TBMM tarafından Müşir rütbesine terfi ettirildi ve Gazi unvanı verildi.

    Atatürk, Sakarya Meydan Muharebesi'ne kadar bir askeri rütbesi olmadığını, Osmanlı Devleti tarafından verilmiş olan rütbelerin yine Osmanlı Devleti tarafından alınmış olduğunu belirtir. Nutuk'ta şu ifadeleri kullanır: "Sakarya muharebesi neticesine kadar, bir rütbe-i askeriyeye haiz değildim. Ondan sonra, Büyük Millet Meclisince Müşir (Mareşal) rütbesi ile Gazi unvanı tevcih edildi. Osmanlı Devleti'nin rütbesinin, yine o devlet tarafından alınmış olduğu malûmdur."

    Sakarya Savaşı'nın kazanılmasıyla, Türk milletinin savaşın kazanılacağına olan inancı yerine gelmiştir. İstanbul'da, tüm camilerde Sakarya'da hayatını kaybeden askerler için mevlitler okunmuştur. O ana kadar, Ankara'ya mesafeli duran İstanbul basınında dahi bir sevinç duygusu oluşmuştur.

    Uluslararası toplumun (özellikle İngiltere'nin) TBMM güçlerine bakışı değişmiş ve Yunanistan, arkasındaki İngiltere desteğini kaybetmiştir.

    13 Eylül 1683 II. Viyana Kuşatması ile başlayan Türk geri çekilmesi yine bir 13 Eylül günü bu savaş ile durmuş, yeniden ilerleme başlamıştır. Bu yönden bu savaşın sembolik önemi de Türk Tarihi açısından çok fazladır.
  • 10 Temmuz-25 Temmuz arasındaki Kütahya ve Eskişehir yenilgisinden sonra, bütün birlikler yeni ricat düzeniyle Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmişti. Ama dünyanın bozuk dengelerinin ortasında, yeni Türkiye stratejik yönden bir dehayla hayata doğmaktaydı. Sakarya Irmağı’nın doğusunda başlayan direniş, 100 kilometre genişliğindeki cephede atılan topların yer yer Ankara’dan duyulmasına bile sebep olmaktaydı. 23 Ağustos ile 13 Eylül arası, yani 22 gün 22 gece süren savaş 900 yıllık Türkiye tarihi açısından en kanlı ve en inatçı direnişti. Fatihlerin torunları ana yurdu savunmayı da bilmişti.
  • .

    9 Aralık 1917'de Osmanlı Askerleri Kudüs’ü terkettiği günden beri Filistin ağlıyor.

    11 Aralık günü Kudüs’e giren İngiliz General Allenby: “Haçlı seferleri sona erdi, artık burada Türkler olmayacak" diyordu…

    Peygamber soyundan geldiği iddia edilen, Mekke Emiri Şerifi Hüseyin ve oğulları tarafından 6 Haziran 1916 tarihinde Hicaz, Filistin ve Suriye cephelerinde Arap ayaklanması başlatıldı.

    Arap isyanlarının birçok tarihi sebepleri sayılabilir. En önemli sebep, Yavuz Sultan Selim tarafından 1517’de: Mısır, Suriye ve Hicaz’ın fethedilmesi ile İslâm halifeliğinin Araplardan Osmanlı padişahlarına geçmesi nedeni ile Türklerin hilafeti Araplardan; “zorla” gasp ettiği ve hilafetin “Araplardan başkasına ait olamayacağı” inancıdır…

    Gizli Arap İhtilâl Cemiyetleri kurulur. Bu cemiyetlerin dağıttığı bildirilerden bir örnek: “…Şahit olunuz ki kıyama (ayaklanma) davet günündeyiz… Siz onların (Türklerin) elinde yünü alınır, sütü içilir, eti yenir bir sürüsünüz… Paralarınız İstanbul köşklerinde, içkilere, musikilere sarf ediliyor. Gençleriniz, Arap kardeşlerinizi öldürmek için Yemen’e, Kerak’a ve Huran’a yollanıyor. Türkler emrettiği zaman kardeşlerinizi öldürüyorlar. Ermenilerin yaptığı ve yapmakta olduğu gibi haklarınızı ve halkınızı korumak için kan dökmüyorsunuz… Ey Araplar kalkınız. Kılıçlarınızı kınından çıkarınız. Şahsınıza, cinsinize, lisanınıza düşmanlık gösterenleri memleketinizden temizleyiniz…”

    M. Mekke Şerifi Hüseyin, 14 Temmuz 1915 tarihinde İngiliz temsilcisi McMahon’a yazdığı mektupta: “Mersin-Adana, Birecik-Urfa-Mardin dâhil İran sınırına kadar yerlerin Arap ülkesi olarak bağımsızlığının tanınması halinde Türklere karşı İngilizlerle yan yana savaşabileceğini” bildirir.

    İngilizler; 14 Ekim 1914 tarihinde Osmanlı Devleti egemenliğindeki Akabe’yi bombalar.

    Sultan Mehmet Reşat, Halifelik sıfatını kullanarak 11 Kasım 1914’te “Cihad-ı Mukaddes” (Kutsal Savaş)’i ilan etmek suretiyle, ortak düşmana karşı İslâm âlemini birlikte savaşa katılmaya çağırır… Bu çağrı fayda sağlamaz.

    Kahire’deki İngiliz Genel Valisi Sir Henry McMahon, Temmuz 1915’de yaptığı görüşmede Şerif Hüseyin’e: “Arap devleti sınırlarının; Kuzey’de Mersin, Adana, Birecik-Urfa-Mardin dâhil, İran sınırına kadar, Doğuda, Basra Körfezi, Güneyde, Aden üssü hariç Hint Okyanusu kıyısı, batıda ise Kızıldeniz-Akdeniz (Mersin’e kadar)” sözü verir…

    1916’da İngiliz ajanı Yüzbaşı Lawrence, Şerif Hüseyin ve oğulları ile tanıştırılır, Emir Faysalın kuracağı Arap ordusunda teknik danışman olarak görevlendirilir.

    Haziran 1916’da ilk defa ayaklanan asiler, Suriye ile Medine arasındaki Hicaz demiryolunun Hedye kesiminde demiryolunu ve telgraf hatlarını tahrip eder.

    6 Haziran 1916’da Mekke Emiri Şerif Hüseyin ve oğulları Ali ve Faysal: Medine etrafındaki Türk karakollarına saldırıya geçer.
    Arap ayaklanması başlamıştır.

    11 Haziran 1916 günü Arap asileri, Mekke’deki 22. inci Tümen’e ait Türk kale ve kışlaları ile önemli tesislerini yoğun ateş altına alır. Sonuçta Mekke Arapların eline geçer, tümene ait erzak depoları da yağmalanır.
    İngiliz destekli Asi Arap kuvvetleri de karadan Cidde’ye saldırır. Cidde, 16 Haziran 1916 tarihinde 45 subay, 140 er, 16 top ve makineli tüfekle birlikte Araplara teslim olur.
    Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal, bir dağ bataryası takviyeli 10 bin kişilik kuvvetiyle 18 Ocak 1917 tarihinde Yanbu’dan kıyı yolu ile Vech’e doğru hareket eder. Vech’te bulunan Türk birlikleri; İngilizlerin bombardımanına ve Emir Faysal kuvvetlerinin saldırılarına daha fazla dayanamayarak geri çekilir.

    Medine ve etrafında 1917 yılı içerisinde meydana gelen muharebelerin ilki, 58. inci Tümen’e ait bir Türk birliğine Asi Arap’ların saldırması ile başlar. Birçok şehit verilir.
    Mart-Nisan 1917 ayları içerisinde Lawrence’ın önderliğinde demiryollarına, istasyonlara girişilen düşman saldırıları sonunda 29 Türk askeri şehit olmuş, 56’sı ise esir edilmiş, 450 civarında ray ve telgraf telleri tahrip edilmiştir.

    Ağustos 1917 başından Aralık 1917 ayı sonuna kadar olan 5 aylık süre içerisinde: Hicaz demiryollarına yapılan saldırılarda 55 şehit, 63 yaralı ve 74 esir verilmiş, ayrıca 15 köprü, 3254 ray, 152 telgraf direği tahrip edilmiştir.

    Lawrence, yanında bulunan Arap birliklerine; “…Savaşçılar! İçinizde en iyisi, en çok Türk öldürecek olandır. Esir almayacaksınız. Teslim olmak isteyeni öldüreceksiniz. Hepsini öldürün! Hepsini öldürün” talimatı vermiştir. Asi Araplar, geri çekilen, çoğu yaralı “su…” diye inleyen Türk askerlerini insafsızca katletmiştir.
    Arap kuvvetleri; Akabe yolu üzerindeki Guveyra, Kethira ve Hufre’yi ele geçirdikten sonra Türk birlikleri, fazla direnme göstermeden Akabe’yi 6 Temmuz 1917 tarihinde düşmana teslim etmiştir…

    General Allenby komutasındaki İngiliz Ordusu; 7 Kasım 1917’de Gazze’ye girerek Filistin kapılarını açmış, 9 Aralık 1917 tarihinde de kutsal Kudüs şehrini ele geçirmiştir.

    25 Ekim 1918 tarihinde İngiliz ve Arap birlikleri Halep’e girer.

    Türk Ordusu, on binlerce ŞEHİT verdiği kutsal topraklardan geri çekilerek 26 Ekim 1918 tarihinde Adana’ya intikal etmiştir.

    Sonuç olarak, 30 Ekim 1918’de Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda İngilizlerin “Agamemnon” savaş gemisinde imzalanan Mondros Mütarekesi gereğince; Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’ın boşaltılmasına ve bütün garnizonların en yakın müttefik komutanına teslim edilmesine karar verilmiştir.

    13 Ocak 1919 tarihinde Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Abdullah kuvvetleri Medine’ye girer.

    Fahreddin Paşa ise Kahire’deki esir kampına gönderilir...

    400 senelik Osmanlı egemenliği 17 Ocak 1919’da son bulur.

    Fahreddin Paşa, daha sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından kurtarılarak tutuklu bulunduğu Malta’dan Anavatana getirilmiştir. Atatürk’ün “...Adını tarihine altın kalemle yazmış dostum...” iltifatı ile karşılanmıştır.

    Sonsöz: Kudüs'te bugün yaşananlar… Arap ihanetinin sonucudur.

    Ali BİLİR

    .
  • 1* Atatürk'ün hayatındaki en zoru günü 26 Ağustos 1922'dir çünkü bu tarih Türklerin Anadolu'daki son bağımsız günü olabilirdi. Atatürk de bunun bilincindeydi. Devlet 1911'den beri tam 11 yıldır savaştadır. Tükenmek üzeredir. Atımlık tek barutu kalmıştır.

    2* Atatürk 1921'de Sakarya Savaşı'nı kazandı fakat ordunun önemli bir kısmı firar etti. Üstelik mevcut subayların çoğu şehit oldu. Yunan ordusu ise Ankara önlerinden çekilip Afyon-Eskişehir eksenine İngiliz destekli "muazzam" bir savunma hattı kurmuştu.

    3* İngilizler bu savunma hattı için "Türkler 6 ayda geçerse 6 günde geçmiş sayabilirler" diyordu. Savunma hattı o kadar sağlamdı. Atatürk de bunun bilincindeydi. Uzun süre vuruşamazlardı. Savaş uzarsa cephane, erzak, para vs yetmezdi. Batı Anadolu Yunan toprağı olurdu.

    4* Bu nedenle düşmanı tek vuruşla imha etmek ve Anadolu'dan atmak gerekiyordu. Atatürk bu iş için riskli bir plan oluşturdu. Ya büyük bir bozgun ya da büyük bir zafer olacaktı. Bu planı sadece üç Mustafa biliyordu:

    Mustafa Kemal,
    Mustafa İsmet,
    Mustafa Fevzi...

    5* Yunan ordusu Ertuğrul Bey, Osman Bey, Orhan Gazi gibi tarihi şahsiyetlerin mezarlarını çiğniyor, üç Osmanlı başkentinde Türkleri aşağılıyordu. Meclis savaşmak için Atatürk'e baskı yapıyor fakat 27 Temmuz'da futbol maçı düzenliyor, Ağustos ortalarında Çay partisi veriyordu.

    6* Türk'ün savaşı hileli olur. Attila'dan Kılıçarslan'a, Selçuk Bey'den Fatih'e, Timur'a ve Mustafa Kemal'e... Türk tarihi savaşta hileyi sanatçı gibi kullanan mareşallerle doluydu.

    Futbol maçı ve çay partisi işin hilesiydi. Mustafa Kemal savaşın son hazırlıklarını yapıyordu.

    7* Meclis'te Atatürk öyle eleştiriliyordu ki... Bu eleştirileri duyan Yunan ordusu, Türklerin içine düştüğü durumdan keyif alıyor, rahat bir şekilde olan biteni izliyordu. Atatürk'ün istediği de buydu. O, muhaliflerini de hilenin bir parçası haline getirmişti.

    8* Savaştan birkaç gün önce, Çay partisi verildiği esnada hızlıca Konya'ya geçti. Telgraf ve posta teşkilatı basıldı. Kontrol altına alındı. Geldiğini duyurmak mümkün değildi. Oradan cepheye geçti. Savaş planı masaya kondu. Paşalardan itiraz eden oldu.

    9* Harbiye'nin eski stratejisti Yakup Şevki Paşa itiraz etti. Paşa'ya göre bu delilikti. Kaybetme riski yüksekti. Başarısızlık halinde Ankara düşer, Milli Mücadele kaybeder, Anadolu tamamen işgal edilirdi.

    10* Plana göre cephanenin ikmali mümkün olmayacaktı. Yani kurşun biterse işimiz kılıçlara kalacaktı. Makineli tüfeğe karşı kılıç... Yakup Paşa buna onay veremiyordu. Haksız sayılmazdı.

    Atatürk "İkmali düşmandan yaparız" demişti. Yani düşman ele geçmezse imha riski olacaktı.
    11* Tartışma uzayınca Atatürk "Uğraşa uğraşa, ancak 1 yılda düşmanla az çok denk bir hale gelebildik. Bir daha bu gücü yaratamayız. Bu sefer kesin sonuç almak, savaşı bitirmek zorundayız. Bunun için de, tehlikesine rağmen, bu planın uygulanmasından başka çare göremiyorum" dedi.

    12* Yakup Paşa "Bu planla kaybedersek bize vatan haini derler. Bu meclis bizi asar" diye itirazını sürdürünce Atatürk net konuştu:

    "Korkmayın paşam. Sorumluluk bana aittir. Kaybedersek beni hemen asarsınız!"

    13* Peki ne yapılacaktı? Plan neydi? Esasen Yakup Paşa haklıydı. Atatürk'ün planı ters cepheydi. Taarruzdan bir gece önce ordunun neredeyse tamamı mevzileri terk ederek yer değiştirecekti. Bu durum fark edilirse koca ordu hareketli halde yakalanır ve bir gecede imha olabilirdi.

    14* Taarruzdan bir gece önce, 25 Ağustos günü, hava karardıktan sonra ordu harekete geçti. Cepheyi terk ederek, Şuhut dağları arasından, bir patika vasıtasıyla Yunan hattının güneyine sızdı. Kimse fark etmedi.

    15* Koca milletin kaderini değiştirecek ordu, koca toplar, silahlar, onca yük... Sessiz sedasız şekilde varması gereken yere vardı. Sabahın ilk ışıklarından biraz önce bombardıman başlayacaktı. Dakikalar geçmek bilmiyordu.

    16* Tan ağarmaya başladığında İsmet Paşa bombardımanı başlatacaktı. Fakat hiç hesapta olmayan bir şey oldu. Etrafı sis bastı. Toplar kör olmuştu. Bu şekilde bombardıman başlamazdı. Herkes şaşkındı.

    17* Hava gittikçe aydınlanmaya ve fark edilme riski yükselmeye başlamıştı. Sis dağılmıyordu. Mustafa Kemal tepedeki karargahından çıktı. Canı çok sıkılmıştı. sis dağılmıyordu. Yapacağı hiç bir şey yoktu.

    18* Oldukça stresli görünüyordu. Vakit akıp gidiyordu. Bir ara yerinden ayrıldı. Bölgedeki kayalıkların bulunduğu yere gitti. Yalnız başına kayaların arasına girdi. Etraftakiler şaşkındı. Kayalıktan çıkıp yürüdüğü esnada ekipten biri makinesini aldı ve o tarihi anı fotoğrafladı.

    19* Havanın iyice aydınlanmaya başladığı saniyelerde sis bir anda dağılmaya başladı. Düşman mevzileri görünür hale geliyordu. Vakti gelmişti. Derhal bombardıman için İsmet Paşa'ya talimat verildi.

    26 Ağustos 1922 günü, saat 05:30'da Türk topları sessizliği bıçak gibi yırttı.
    20* Cephane kısıtlıyıdı. Topların mevziyi yok edene dek bitmemesi gerekiyordu. Aksi halde taarruz yapılamazdı. Üstelik ordu dağlık arazide çok ters bir halde kalacaktı.

    Toplar birbirini ardına ateşlenirken, Mustafa Kemal'in stresi arttıkça artıyordu!

    21* Yaveri ve koruması Yarbaz Muzaffer Kılıç onunla birilikte bombardımanı izlerken, Mustafa Kemal'in fısıldadığı cümleleri işitti:

    Ya Rabbi! Sen Türk ordusunu muzaffer et! Türklüğün ve Müslümanlığın düşman ayakları altında, esaret zincirinde kalmasına müsaade etme!"

    2* İsmet Paşa'nın bombardımanı bir sanat tablosu gibiydi. Yunan mevzileri tam isabet vuruluyordu. Yunan karargahı bu baskını "gerçek taarruzu gölgelemek isteyen kandırmaca" olarak algılamıştı. Asıl hamle doğudan bekleniyordu. Oysa ordu güneydeydi. Hile adım adım işliyordu.

    23* İsmet Paşa'nın topları kısa sürede Yunan mevzilerini parçaladı. Sıra Türk askerindeydi. Tepeler birer birer sarılıp ele geçirilmeye başlandı. Bu sırada Yunan karargahı, İzmir'de bulunan Yunan başkomutana erişemiyordu. Çünkü telgraf hatları kesilmişti.

    24* Gelen haberler nedeniyle karargahın kafası karışıktı. Güneydeki baskın gerçek bir taarruz muydu yoksa şaşırtmaca mıydı karar verilemiyordu. Komutan Trikupis her ihtimale karşı birlik kaydırmaya başladığı sırada Yunan başkomutandan telgraf geldi.

    25* Başkomutan Hagi Anesti, baskının bir şaşırtmaca olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle birlik kaydırma hamlesi durduruldu. Bu esnada Türk ordusu bölgeyi iyice ele geçirmeye başladı.

    Yunan başkomutan İzmir'deydi. Ama Türk başkomutan bizzat cephedeydi!

    26* Ertesi gün, hava ağarırken ikinci bir taarruz gerçekleşti. Türk askeri Afyon'a girdi. Mustafa Kemal, karargahını derhal Afyon'a aldırdı. Savaşın içinde olmak istiyordu. Taarruzun adı Kurt Kapanı'ydı! Fevzi Paşa'nın planı sayesinde git gide Yunan ordusu çevreleniyordu.

    27* Yunan ordusu gittikçe çekilmeye başladı. Yunan karargahı hileyi geç de olsa tamamen sezmiş ve tüm ağırlığı güneye kaydırmaya başlamıştı. Bu defa Yakup Şevki Paşa kuzeyden taarruza kalkmış ve Yunan ordusunu şaşkına çevirmişti.

    28* Ağutos'un 29. günü Türk ordusu Yunanı Dumlupınar'da çevreledi. Düşman kurt kapanına girmişti. Türk askeri süngü hücumuna kalktığı esnada Atatürk adeta sinir boşalması yaşadı. Ateş hattına gitti. Siperlerin üzerine çıktı. "Hagi Anesti! Gel de ordularını kurtar!" diye haykırdı!

    29* Ağustos'un 30. günü Yunan ordusu imha edildi ve kaçmaya başladı. Fakat ordunun geri çekilip mesafeyi yeniden mevzilenmemesi gerekiyordu. Bu nedenle Atatürk o tarihi emrini verdi:

    Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir! İleri!

    30* Ağustos'un 30. günü kovalamaca başladı. İzmir'e 400 km vardı. Asker yorgundu ama emir kesindi. Önce Uşak'a girildi. Akabinde Yunan ordu komutanı Trikupis, 2 Eylül'de esir alındı. Mustafa Kemal de orduyu takip ediyordu.

    31* Türk ordusu 400 km'lik hattı 9 günde geçerek harp tarihi açısından emsali görülmemiş bir iş yaptı. 2 Eylül'de Eskişehir'i, 6 Eylül'de Balıkesir ve Bilecik'i, 7 Eylül'de Aydın'ı, 8 Eylül'de Manisa'yı geri aldı ve 9 Eylül'de İzmir'e girdi.
  • 750 syf.
    "beni görmek demek behemahal yüzümü görmek demek değildir. beni ve fikirlerimi anlıyorsanız, bu kafidir."

    günümüzde atamıza ilişkin yapılan televizyon programlarında onu yad etme ve hakkını teslim etme programları olması gerekirken; ne yazık ki saygı duymalı mıyız, diye tartışıyorlar. 
    çok yazık. 

    ben atatürk'ü sevmeliyiz, okumalıyız, anlamalıyız ve en önemlisi anlatmalıyız diyorum.

    bilin ki atatürk'ü sevmeyen, saygı duymayan insanlar atatürk'ü tanımayan insanlardır.
    atatürk'ü, onun fikirlerini, tanıtmak bizim en birincil görevimiz olmalıdır.

    nice eş bir hiç için dul kalmadı.
    nice ana yavrusunu bir hiç için kınalayıp şehadete yollamadı. 

    "iki mustafa kemal vardır: biri ben, et ve kemik, geçici mustafa kemal… ikinci mustafa kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! o, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. ben, onların rüyasını temsil ediyorum. benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. o mustafa kemal sizsiniz, hepinizsiniz. geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken mustafa kemal odur!"

    Kendim için yapmış olduğum bir özeti de sizlerle paylaşmak isterim.

    8.sf) malazgirt muharebesi’nde bizanslıları yenilgiye uğratan selçuk türkleri yaşadığımız toprakları eline geçirdi. ellerine geçen topraklara rum/rumeli adını verdiler. osmanlı aynı şekilde balkanlara “rumeli” demeye devam etti. küçük asya için yunancada “doğu” anlamına gelen anatolsözcüğünden türetilen anadolu adı kullanılmaya başladı.

    9.sf) islam’a dönen transilvanyalı bir macar olan ibrahim müteferrika arap harfleri kullanan matbaayı açtı(1727) birkaç yıl sonra kapatıldı. (sebebi ise atalarımızın çok kitap okuması… tarihimiz sürekli ilk açılan matbaa diye anlatır. halbuki ilk kapatılan matbaa olarak anlatmak; günümüz ve geleceğimiz daha hayırlı olsa gerek. )

    13.sf) 1843’te yapılan sayımda ülkenin toplam nüfusu: 17 milyon(12.5 milyon müslüman, 2 milyon rum)

    17.sf) 23 aralık 1876 -ilk osmanlı yasası kanun-i esasi.
    19 mart 1872 - parlemento toplandı.
    14 şubat 1878 - ikinci abdülhamit parlementoyu kapadı.

    18.sf) 1878-1908 arasında istanbul hükümeti 18 kez el değiştirdi. anadolu’daki ermeni isyanlarına müslümanlar orantısız karşılık verdi. 
    abdülhamit artık batı’nın gözünde ‘’kızıl sultan(le sultan rouge)”

    21.sf) abdülhamit’in en büyük başarısı osmanlı imparatorluğu’nu barış içinde uzunca bir süre yaşatmasıdır. 1879’daki yunan savaşı kesin zaferle sonuçlanan tek savaştı.

    29.sf) bir çift mavi göz 13 mart 1880/12 mart 1881 arasında doğdu. 

    31.sf) ali rıza bey, zübeyde hanım’dan 20 yaş büyük. baba tarafının arnavut olduğu söylenir.

    32.sf) kardeşleri: fatma, ömer, ahmet, mustafa, makbule*, naciye

    34.sf) ali rıza efendi, işinin kötü gitmesi sonucu psikolojik olarak çok zor duruma girdi. gözle görülür bir şekilde eridi, gitti. içkinin de etkisiyle bağırsak iltihabı tanısı koyuldu. aile gelenekleri onu başarısız bir insan saymıştır.

    37.sf) kılıç ali, “mustafa daha küçükken giyimine çok düşkündü, yetişkin gibiydi.”
    zübeyde hanım, “ nazik, utangaç, herkes tarafından sevilen bir çocuk.”
    doktorlar, “ uykusuzluk, kabızlık, çeken utangaç bir insan.”

    38.sf) “ çocukluğumdan beri bir tabiatım vardır. oturduğum evde ne kız kardeş ne de ahbap ile beraber bulunmaktan hoşlandım. ben yalnız olmayı çocukluktan çıktığım zamandan itibaren diama tercih etmiş ve böyle yaşamışımdır.” 

    39.sf) adı mustafa olan matematik öğretmeni, bu üstün yetenekli öğrencisine yakınlık duyuyor ve onu çok beğeniyordu. bir gün küçük mustafa’ya: “oğlum senin de ismin mustafa, benim de… bu böyle olmayacak. arada bir fark bulunmalı, bundan sonra adın mustafa kemal olsun” dedi. selânik askerî rüşdiyesi’ne mustafa adıyla giren zübeyde hanım’ın oğlu, 1895 yılında bu okulu başarılı olarak bitirdiği zaman, artık “mustafa kemal” olarak anılacaktır. (kemal: bilgi ve erdem bakımından olgunluk, yetkinlik, erginlik, eksiksizlik)

    41.sf) zübeyde hanım, ragıp efendi ile evlenince gururuna yediremez evden ayırılır.

    43.sf) mustafa kemal şiire heveslendi, öğretmeni engelleyince edebi osmanlıca alanında kendini geliştirdi. sonraları kusursuzlaşacak hitabetinin temeli manastır’da atıldı.

    44.sf) mustafa kemal, fransızcaya büyük ilgi duydu. yaz tatilinde hristiyanların verdiği kurslara gitti. geç yaşta iyi seviyede konuşur oldu. fransızcayı avrupa’nın anahtarı olarak görüyordu. 

    46.sf) mustafa kemal, harbiye’de sıklıkla yediği pilav ve kuru fasulye en sevdiği yemekti.

    47.sf) mustafa kemal, mevlevi tarikatlarında “hu!” çekmiş. aynı tatilde dans etmeyi ve vals öğrenmişti. arkadaşları ile sık sık beyoğlu’na giderdi.

    48.sf) “fakat ne yapayım ki içmeye mecburum; kafam çok ama çok beni mustarip edecek kadar çok hızlı çalışıyor… içmediğim zamanlar uyuyamıyorum; ıstırap içinde bunalıyorum.” (hasan ziya soyak’ın hatıraları)

    49.sf) mustafa kemal önceleri sadece bira içerken harbiye üçüncü sınıfta ali fuat cebesoy sayesinde büyük ada’da rakının tadına bakmıştır.

    50.sf) “harbiye senelerinde siyaset fikirleri baş gösterdi. “
    1889 ittihad-ı osmani, 1895’te ittihat ve terakkiismini aldı ve 1905’te başarılı bir darbe yaptılar.

    53.sf) mustafa kemal, ali fuat, ömer naci harbiye yıllarında gizli gizli gazete açıp, siyasi eleştirilerde bulundular.

    56.sf) siyasi işlere girdiği için sorgulandı. başarı sırasına göre balkanlara atanması gerekirken geçirdiği sorgulamadan dolayı şam’a bir süvari kıtasına memur oldu.

    62.sf) mustafa kemal, vatanın yıllardır süregelen çöküşünün son safhalarını yaşadıklarının farkındaydı. şam’da görev yapmasına rağmen aklı sürekli balkanlar, selanik ve istanbul’daydı. vatan ve hürriyet cemiyetini kurup, yafa ve kudüs’te örgütlenme çalışmalarında bulundu.

    64.sf) mustafa kemal sahte raporla selanik’e –aklı her daim orada- gidip cemiyetin orada örgütlenme çalışmalarını yönetti.

    66.sf) ali fuat paşa, suriye-filistin’de geçirdikleri vakit sonrası mustafa kemal’in araplarla hiç samimi olamadığını milliyetçiliğinin tohumlarının bu topraklarda atıldığını söyler.

    72.sf) mustafa kemal dostları ve tanıdıkları sayesinde 3.ordu komutanlığı kurmaylığına atanır. ittihat ve terraki cemiyeti’ne katılır.

    74.sf) mustafa kemal, cemal paşa’ya “eğer şunun bunun teveccühünden kuvvet almaya tenezzül ederseniz, halinizi bilmem fakat atiniz çürük olur.”

    78.sf) 23 temmuz 1908 resneli niyazi ordu komutanı osman paşa’yı kaçırdı. enver paşa, meşrutiyetin ilan edildiğini açıkladı.

    80.sf) 24 temmuz 1908 abdülhamit kanun-i esasi’yi yürürlüğe koydu. 

    84.sf) “meşrutiyetten sonra bütün eshas meydana çıktı. o zamana kadar saf ve nezih çalışıyorduk. ben herkesi böyle biliyordum. şahsi nümayişleri çirkin buldum. bazı arkadaşların hareketlerini şayan-ı tenkit gördüm. tenkitten içtinap etmedim. bu fenalıkları bertaraf etmek için ilk düşündüğüm tedbir, ordunun siyasetten çekilmesi fikridir. bunu diğer arkadaşlar caiz görmüyorlardı.”

    96.sf) mustafa kemal, 5. ordu komutanı hasan tahsin paşa’ya sunduğu ağır askeri eleştiriler sonucu istanbul’a çağrılır.
    hasan tahsin paşa bir sene sonra selanik’i yunanlılara teslim eder.
    mustafa kemal, doğduğu evi, doğduğu şehri bir daha göremez.
    mustafa kemal, trablusgarp’a atanır. trablusgarp yolcuğu başarılı olur.

    102.sf) enver binbaşı abdülhamit’in yeğeni naciye sultan ile nişanlanır.
    teşkilat-ı mahsusa kuruldu.

    103.sf) ittihat ve terakki kaybettiği seçimi fesh edip tekrar seçim (sopalı seçim) yapar, iktidara gelir.
    mustafa kemal “şerif” adında bir gazeteci olarak libya’ya gider.

    106.sf) mustafa kemal, ayn mansur kampı’ndaki çatışmalarda gözü mikrop kapar. 
    arapların cephede para karşılığı savaşması yetmezmiş gibi daha çok para kazanmak için bilerek kötü savaşıp savaşı uzatma çabaları mustafa kemal’i çok sinirlendirir.

    110.sf) mustafa kemal, bingazi’de geçen bir yılda askeri becerilerini ve dehasını bir kez daha kanıtlamıştı. fakat parlamento’nun yayınladığı teşekkür listesinde adı yoktu. en başta enver paşa’nın ismi vardı.
    mustafa kemal “ben napolyon’u hiç sevmiyorum; çünkü napolyon her şeye kendi şahsını sokardı. mücadelesi muayyen bir dava için değildi; kendi davası içindi. işte bu cihette bu gibi adamlar için gayri kabil-i içtinap(kaçınılmaz) olan felakete uğrardı.’’ sözünü ettiği bu tip adamlar arasında enver’in bulunduğu açıkça belliydi.

    111.sf) 13 ekim 1912’de özerklik isteyen bulgaristan ve sırbistan osmanlıya ültimatom verdi.

    112.sf) 29 ekim-15 kasım arası balkan ittifakı(400 bin), osmanlı doğu ordusu’nu(112 bin) bozguna uğrattı. kaçınılmaz. osmanlı güçsüz, cevap veremiyor. –bir hikayeye göre bulgar ordu komutanı edirne’ye varınca kral’ına selimiye’yi yıkalım mı? diye sorar. kralın verdiği cevap eğer selimiye’yi yıkarsak tarih önünde asla cevap veremem-

    114.sf) mustafa kemal 21 kasım’da gelibolu yarımadası ile çanakkale boğazını korumak için bolayır’da toplanmış ‘bahr-i sedit boğazı kuvay-ı mürettebesi (akdeniz birleşik gücü) harekat şube müdürlüğüne getiriliyor.(ali fethi okyar sayesinde.)

    115.sf) 23 ocak 1913’te bab-ı ali baskını… yeni sadrazam mahmut şevket paşa.

    116.sf) yeni hükümet barışı reddetti, taarruza geçildi, başarısız olundu.

    117.sf) mustafa kemal ve ali fethi istifalarını verdi.

    119.sf) 11 haziran 1913 mahmut şevket paşa öldürüldü. sait halim paşa göreve getirildi.
    21 temmuz 1913 edirne’ye girildi. edirne’ye giren ilk birlik mustafa kemal’in tugayı olmasına rağmen enver ikinci fatih ilan edildi.

    122.sf) mustafa kemal 27 ekim 1913 tarihinde sofya’ya askeri ateşe olarak atandı.

    124.sf) talat paşa’nın isteğiyle enver harbiye nazırıatandı. padişah bunun gazeteden öğrendi. 
    enver paşa 1000 subayı emekliye sevk etti.
    cemal paşa bahriye nazırlığına atandı.
    liman von sanders genelkurmayın ve harbiye nazırlığının yetkisini aldı.

    129.sf) mustafa kemal sofya’da ‘halkçılık’ ilkesinin temellerini benimsedi.

    131.sf) sait halim paşa önerisi ile 2 ağustos 1914’te almanya ile antlaşma imzalandı.

    132.sf) goeben ve breslau > yavuz ve midilli

    137.sf) mustafa kemal defalarca enver paşa ve cemal paşa’ya askeri görev için mektup yazar. enver paşa kafkasya’ya gidince vekili ismail hakkı19.tümen komutasına mustafa kemali getirir.

    141.sf) yarbay mustafa kemal 19. tümenkomutanlığı için bölgeye gider fakat hiçbir askeri kurum 19. tümen’i bilmez. 
    mustafa kemal 57. alay ile maydos’a hareket eder.
    seddülbahir ‘de mehmet adlı bir çavuş tüfeği kitlenince yerden aldığı taşla ingiliz denizcisine saldırmıştır. mustafa kemal bu ismin ülke geneline yayılmasını sağlamıştır; “mehmetçik”
    19.tümeni güçlendirmek için 72-74. alaylar ikmal edilir. mustafa kemal, arapları eğitimsiz olduğu için kabul etmez.

    142.sf) liman von sanders 5.orduya atanır.

    144.sf) mustafa kemal 9. tümenden geri çekilen askerler görür.

    niçin kaçıyorsunuz? dedim.
    -efendim düşman! dediler.
    düşmandan kaçılmaz.
    -cephanemiz kalmadı.
    cephaneniz yoksa süngünüz var!
    -mustafa kemal, 57. alaya ulaşınca “size ben taarruzu emretmiyorum ölmeyi emrediyorum. biz ölünceye kadar yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir.”
    -25 nisan’da mustafa kemal conkbayırı’nı elde tutmayı başarır. ertesi gece 77. alay(araplar) paniğe kapılıp kaçınca durum kritikleşir.

    mustafa kemal ‘imtiyaz’ nişanı alır. liman von sanders’in kurmay başkanı olarak atanır.

    145.sf) mustafa kemal, enver paşa’ya telgraf çeker, içeriği; liman paşa’yı eleştiren ağır yanlışlarını söyleyen telgraftır. bunun sonucunda mustafa kemal sağ kanadın kuzey komutanlığına getirilir.(kolordu)

    146.sf) 1 haziran’da mustafa kemal albay rütbesine terfi eder.

    149.sf) liman von sanders 11.tümenin komutasını verir. anafartalar grup komutanı albay mustafa kemal.

    151.sf) mustafa kemal elde ettiği büyük başarılar ardından enver paşa’nın gelibolu ziyareti sırasında kendisine ziyarette bulunmaması sonucu istifa eder.
    enver paşa, liman paşa’nın isteği doğrultusunda özür diler ama mustafa kemal kabul etmez. kendisi daha büyük fırsatları bekler. mustafa kemal alman subaylarla kavga eden türk subayını liman paşa’ya teslim etmez, araları bozulur. istanbul’a gider.

    156.sf) istanbul’a padişaha “gazi” unvan verildi. başarılı komutanların onore edildiği törende mustafa kemal’in ismi bir kez dahi geçmedi.

    158.sf) mustafa kemal’e 16.kolordu komutanlığı verildi. tuğgeneral rütbesine terfi etti.(ertelenmiş terfi)
    mustafa kemal paşa’nın birinci dünya savaşı’ndaki son rütbe.

    165.sf) mustafa kemal 7.ordu komutanlığına kabul etti. (falkenhayn’a engel olmak için)

    168.sf) enver paşa, falkenhayn tarafını tutunca mustafa kemal istifa ediyor. 
    sina cephesi yarılıyor, kudüs düşüyor.

    171.sf) mustafa kemal veliaht mehmet vahdettin ile almanya ziyareti yaptı.

    176.sf) vahdettin, damadı enver paşa’yı genelkurmay başkanlığına getirir.
    mustafa kemal 7.orduya tekrar atanır.

    180.sf) bu cephede kararsız hareketlerden ve savaştan bıkan 300.000 asker kaçar.
    liman von sanders görevden alınır. yıldırım ordularıkomutanı mustafa kemal olur.
    mustafa kemal buna rağmen başarılar gösterir.
    30 ekim 1918’de mondros mütarekesi imzalanır.
    istanbul’dan geri çekil çağrısı gelmesi üzerine mustafa kemal “mondros teslimiyetini tanımam ateş açarım.” der. sonrasında görevden alınır. 

    189.sf) 1 kasım 1918 enver, talat, cemal alman zırhlısı ile berlin’e kaçtı.

    190.sf) 8 kasım 1918 ingiltere musul’u işgal etti.
    devlet izin vermediği için mustafa kemal el altından silahla direniş gösterdi.

    191.sf) 21 aralık 1918 adana, fransızlar tarafından işgal edildi.

    193.sf) 13 kasım 1918 mustafa kemal haydarpaşa’dan boğaza bakar. 61 parçalık düşman donanmasını görür ve der “geldikleri gibi giderler.”
    196.sf) mustafa kemal finanse ettiği “minber” gazetesini çıkartır.
    vahdettin ile ilişkilerini ilerletir.
    mustafa kemal bütün vaktini teşkilatlanma için harcar. yakın çevresi yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır.
    20. kolordu komutanı ali fuat paşa
    15. kolordu komutanı kazım karabekir
    jandarma komutanı refet bele

    204.sf) damat ferit 4 mart’ta ittihat ve terakkicilerden arındırılmış hükümet kurar.

    211.sf) mustafa kemal 9.ordu müfettişliğine geniş yetkilerle atandı.

    215.sf) bandırma limanından ayrılmadan evvel itilaf güçleri tarafından aranır. mustafa kemal “ahmaklar*! biz kaçak eşya veya silah götürmüyoruz. azim ve iman götürüyoruz. bunlar bir milletin istiklal aşkını ve mücadele azmini takdir edemezler. bütün güvendikleri maddi kuvvettir.” diye bağırır.

    216.sf) 1918 kasım’da bir röportajda “kuvvetli olmak, manen, ilmen, fennen, ve ahlaken kuvvetli olmak demektir. askeri kuvvet en sonda gelir.”

    221.sf) mustafa kemal, samsun’dan ayrılırken arabası bozulur ve yaya devam ederler. isveççe orijinal halinden şunu söylerler. “dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar, güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar. sesimizi yer, gök, su dinlesin, sert adımlarla her yer inlesin.” bu sözler istiklal savaşında çarpışan genç subayların marşı olur.

    224.sf) mustafa kemal 13 haziran’da havza’dan amasya’ya hareket eder.

    226.sf) 9 temmuz’da mustafa kemal 3.ordu müfettişi olarak son emrini verir. “padişah yanlısı telgrafhaneler askeri mahkemede yargılanacak.”

    232.sf) mustafa kemal istifa eder. 3.ordu’nun yeni müfettişi kazım karabekir rütbesi mustafa kemal’i üst rütbeli komutan gibi selamlar, emri altına girer.

    235.sf) erzurum kongresi 23 temmuz 1919’da gerçekleşir.

    241.sf) sivas kongresi 4 eylül 1919’da geçekleşir.

    247.sf) 30 eylül damat ferit istifa eder.

    böylece mustafa kemal dört ay içinde kendisini anadolu’ya göndermiş olan sadrazamın makamdan indirilmesini sağlamış olur.

    250.sf) mustafa kemal yeni hükümet için vahdettin’e teşekkür etti.

    251.sf) mustafa kemal bir toplantıda şu nazireyi okudu:
    “vatanın bağrına düşman dayadı hançerini
    yokimiş kurtaracak bahtı kara maderini!”
    sözlerinin devamına “ulusun yüreğinden başka bir kemal çıktı.” dedi ve ekledi. 
    “vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
    bulunur kurtaracak bahtı kara maderini!”

    259.sf) 1919 sonbahar seçimlerinde mustafa kemal erzurum mebusu seçildi.

    260.sf) 20 aralıkta istanbul hükümeti mustafa kemal’in ordudan uzaklaştırılması emrini kaldırdı, madalyalarını iade etti.

    264.sf) mustafa kemal’in desteğiyle 6 nisan 1920’de anadolu ajansı kuruldu.

    270.sf) mustafa kemal “sağlam bir örgüt kurulması için temelden tavana doğru gitmek gerektiğini ama başlangıçta yukarıdan doğru inmekten başka çare yoktur; çünkü bireyler kendi başlarına düşünmeyi öğreninceye kadar kitlelerin dışarıda etkilenebilir.”

    287.sf) tbmm’nin imzaladığı ilk antlaşma gümrü antlaşması.

    289.sf) 11 eylül 1920’de istiklal mahkemeleri* kuruldu.

    303.sf) inönü zaferinden sonra mustafa kemal “siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz.”

    306.sf) kütahya-eskişehir savaşında ordu mağlup olur.
    mustafa kemal bu mağlubiyete rağmen maarif kongresi’nin toplanmasına karar verir.
    meclisin taşınmasının düşünüldüğü bu zor dönemde maarif kongresi 21 temmuz’da toplanır.

    308.sf) 5 ağustos’ta mustafa kemal meclis tarafından üç aylığına başkumandanlığa atanır.

    311.sf) 11 ağustos’ta mustafa kemal yeni savunma prensibini açıkladı. “hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır.”

    313.sf) sakarya savaşından sonra mustafa kemal’e “gazi” ve “mareşal” unvanları verildi.

    324.sf) 1 mart 1922 “türkiye’nin sahibi ve efendisi hakiki müstahsil olan köylüdür.”

    329.sf) gazeteler 26 ağustos’ta büyük bir çay partisinin olacağını ilan eder. 

    331.sf) tarihler 30 ağustos’u gösterdiğinde yunanlılar arkalarına bakmadan kaçmaya çalışır.
    “ordular! ilk hedefiniz akdeniz’dir! ileri!”

    332.sf) trikoupis tüm cephelerin komutanlığına getirilmiş olduğu haberini esir tutulduğu vakit almıştı. kötü bir şaka.

    381.sf) gazi mareşal mustafa kemal paşa “efendiler yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz.”