• Uykusuz gece: İşte en kısa formülü, içi boş zamanın geçişini unutmaya çalışır ve tan ağartısını boşuna beklerken hiç sonu gelmeyecekmiş gibi uzayan azap dolu saatlerin. Ama uykusuz gecelerin asıl korkunç olanlarında, zaman sanki büzüşüp ufalmıştır ve avuçlarımızın arasından verimsizce kayıp gidiyordur. Uzun ve şifalı bir dinlenme umuduyla lambayı söndürürüz. Ama zihnimizde düşünceler karmakarışık uçuşurken gecenin sağaltım haznesi harcanıp gider ve yorgun göz kapaklarımızın altından son görüntüyü de kovduğumuzda biliriz ki çok geçtir artık, az sonra sabahın hoyrat sarsıntısını hissedeceğizdir. Ölüm mahkûmu da son anlarının böyle kullanılmamış halde kayıp gidişini seyretmiş olmalıdır.
  • "Gece üçte düşünülen hiçbir şey henüz tamamlanmamıştır. Gece üç yarım kalmışlığın, özlemin saatidir. Şöyle der F.Scott Fitzgerald,
    'Ruhun gerçekten karanlık olduğu bir gecede, saat her zaman sabahın üçüdür."

    F. Scott Fitzgerald
  • –Bazen gerçeği görür, kabullenmek istemeyiz. Bazen tutunabilmek için gerçeği ararız. Bazen de yaşanan her olayda tek gerçek varmış gibi düşünürüz. Oysa gerçek herkese göre farklıdır. Olayları kendimize göre eğip bükerek öznel gerçeğimizi yaratmada üstümüze yoktur. Sonra da kendi yarattığımız gerçeklerin peşinden koşarız, ya da kaçarız gerçeklerimizden. Gerçek dediğin tam olarak nedir? Hangimizin gerçeği Avukat Bey?

    Bunları gecenin bir yarısı Yenişehir Karakolu’nun avukat görüş odasında karşılıklı oturduğumuz avukatıma söylüyorum.

    Elinde tuttuğu tek sayfalık “olay tutanağı”nı mır mır mır okuduktan sonra “Burda yazılanlar gerçek mi Kudret?” sorusuna verdiğim cevap bu. Masada ikimizin dışında bir bardak soğuk, kaynamaktan katrana dönmüş çayla boş kültablası var. Çay avukatın. İçince uykusu mu açılsın yoksa direkt ölsün mü diye getirdiklerini anlamak istercesine arada bir bakıyor çaya. İçmiyor ama; akıllı adam. Sesine bir ton ciddiyet katıp devam ediyor:

    – Bak Kudret kardeşim; barodan avukat istiyorum demişsin, nöbetçiydim, aradılar geldim. Saatten haberin var mı bilmiyorum ama felsefe dinleyecek halde değilim. Lisede gördüğümün haricinde felsefeyle pek işim olmadı. Ama ben sana “Burda yazılanlar gerçek mi?” diye sorarken “doğru mu?” anlamında soruyorum.

    Anladığımı belli eder şekilde başımı öne arkaya salladım.

    Avukat gevşedi biraz, azıcık da gülümsedi. Dedim:

    – Ah! Doğrular… doğrular… Tabii ya, gerçekler her zaman doğru olmayabilir, doğrular da gerçek. Orda yazılanların tümü doğru da olabilir, yanlış da. Nerden baktığına bağlı. Hangimizin doğrusu Avukat Bey? Kime göre, neye göre doğru?

    Burnundan derin bir nefes aldıktan sonra, Allah var, en sakin haliyle konuştu adam.
    – Anlıyorum kardeşim, gerçekten anlıyorum seni… Yalnız bana bak! Baro sadece avukatlık hizmeti verebiliyor, nöbetçi psikiyatrist istiyorsan başka yeri aratacaksın!

    Tam kalkmaya yelteniyordu kolundan tuttum:

    – Dur dur, hemen kızma Avukat Bey. Orda ne yazıyor ki? Bi kaç saniye yüzüme bakıp derin bir of çektikten sonra tutanağı özetle anlattı bana.

    – Gece saat on bir civarında bir apartmanın ikinci katındaki dairenin zilini on iki defa çalıp çalıp saklanmışsın, dedi.
    – Eee, sonra? dedim.

    – En son, ev sahibi adam pencereye çıkınca ona kartopu fırlatmışsın. O da sana terlik fırlatmış, sonra da terliğini alıp kaçmışsın. Şikayet üzerine gelen polise sokağın başında yakalanmışsın. Üstünden terlik çıkmamış, adam da seni tam teşhis edememiş. Ama yine de “huzuru bozmak, yaralama, hırsızlık” suçlamalarıyla gözaltına alınmışsın.

    Adam bunları söylerken “Ya Rabbi, nasıl koftiden bir davaya bulaştım” der gibiydi. Devam etti yine de:

    – Mesele çok büyük değil ama suçlamalar ciddi. Şimdi ifade verirsen nöbetçi savcıyı arayıp bırakılmanı sağlarım. Ortada delil olmadığı için suçlamaları kabul etmek zorunda değilsin. Kabul edersen de az bir ceza alırsın, cezan ertelenir. Sonuçta ortada bir yaralama yok, terliğin değeri çok az olduğundan cezan da az olur, ancak sabıkalı hale gelirsin. Karar senin Kudret. Bana kalsa inkâr et, çıkıp gidelim burdan.

    – Ya terliğin değeri çok fazlaysa? dedim yekten.

    Şaşırdı avukat.

    – Nasıl yani? dedi.

    – Tabii kime göre değerli, neye göre değerli Avukat Bey? dedim.

    Fıttırdı adam.

    – Kudret oğlum, tepemin tasını attırma, dedi, yine kalkmaya yeltendi.

    – Tamam tamam, dedim, kabul etmesem olay bitiyor mu? “Ya sabır” çektikten sonra,

    – Bitiyor, Kudret, bitiyor, dedi.

    Benim ifadem, avukatın savcıya ulaşması, diğer işlemler falan derken karakoldan çıkışımız sabahın üçünü buldu. Bu arada kar yarım metreyi bulmuştu ve hâlâ usul usul yağıyordu.

    “Diyarbakır kar altındayken daha mı güzel oluyor, nedir?” diye düşünürken karakolun önünde bir sigara yaktım, ciğerim ağzıma gelircesine derin bir nefes çektim. Avukatım da yanımdan geçerken “İyi geceler Kudret,” deyip kaldırım kenarına park ettiği arabasına karlara bata çıka yürüdü. Arkasından “İyi geceler Avukat Bey, tekrar sağ olun,” dedim, yüzünü dönmeden elini kaldırıp “önemli değil” mahiyetinde bir artistlik yaptı. Gıcık herif. “Dur,” dedim içimden, “seninle işimiz bitmedi, daha yeni başlıyoruz avukat efendi.”

    Arabasına bindi bizimki. Arabanın üstü, camları falan kalın kalın karla kaplı. Sileceği çalıştırdı düdük herif, silecek hareket edemedi haliyle. Gittim elimle ön camı temizledim, sonra da arka camı. Penceresini hafif aralayıp “Sağ ol Kudret, zahmet oldu,” dedi. “Ne zahmeti Avukat Bey, koymuşum…” Hemen toparladım tabii, “Kaymadan gidin, dikkatli olun,” dedim. Ve tam da beklediğim şeyi yaptı.

    – Gel, geçerken seni de bırakayım, adresine bakmıştım, yolumun üzeri zaten, dedi.

    Tam dozajında bir nazlanma, sonrasında atladım arabaya. Caddeler karla kaplı, derin teker izlerinin içinden ağır ağır gidiyoruz. Ofis kavşağından sola, İstasyon Caddesi’ne döndük. Planın yeni aşamasının tam zamanı diye düşünüp, “Avukat Bey, zamanın varsa bir paça ısmarlayayım,” dedim. “Paçacı Fazıl açıktır mutlaka. Madem bu gece yorduk seni, bir hatırım olsun bari.”

    Diyarbakırlılar “Paçacı Fazıl” lafını rüyasında duysa gece üçte yataktan kalkar, paça içmeye gider. Yanılmadım nitekim. Bizim dallama avukat az ilerdeki “Paçacı Fazıl”ın karşısında arabayı çekti kenara.

    Gece yarısı evinden çıkıp karakola bana yardıma gelen avukata “dallama” dedim diye hakkımda kötü düşünmenizi istemem. Aslında ne düşündüğünüz çok da umurumda değil, ama olaya girdik, anlatıyoruz mecburen. Bu avukat var ya, ortaokuldan beri deli gibi sevdiğim kızla nişanlandı! On beş yıllık platonik aşkım Serap’la. Bi de ev tutmuş dümbük, düğün hazırlığı yapıyor. Gıcır gıcır eşyalarla doldurmuş evi. Kayapınar’da Çiya 2 Sitesi A Blok 1. Kat 3 Numara. İki arkadaşım bu dallamanın evini soyuyor şu anda, ordan biliyorum. Geleceğiz daha oralara. Önce bol sarmısaklı paçalarımızı içelim.

    Fazıl Usta’nın dükkânı beş altı masalık ufak bir yer. İçerisi sıcak; işkembe, paça, sarımsak kokuları enfes. Bir masada dört müşteri var, akşamcı oldukları belli. Biz de avukatla bir masaya karşılıklı oturduk. Hemen geldi çorbalarımız. Bir yandan çorbalarımızı yudumluyoruz, bir yandan havadan sudan sohbet ediyoruz. İş garanti olsun diye avukatı biraz daha oyalamam lazım. Bana geceki olayı sorsun diye bekliyorum, sormasa konuyu ben açacağım bir şekilde. Nihayet soruyor bizim cin avukat, “Meselenin aslı ne Kudret? Özel bir konuysa anlatmayabilirsin,” falan diyor. Ne anlatmayacağım ulan! Öyle bir anlatacağım ki dibin düşecek. Ben hemen hararetle başlıyorum çoğu sallama hikâyeme, dallama avukat can kulağıyla dinliyor. “Benimki uzun bir aşk hikâyesi,” diyorum önce. Bizimki pür dikkat.

    “Lise yıllarından beri vurulduğum bi kız var, adı Gülizar,” diyorum. Avukatın ağzı kulaklarında, gece üçte özel bir aşk hikâyesi dinliyor olmaktan memnun. Puşta bak!

    Neyse devam ediyorum.

    “On yıl oldu nerdeyse, bir türlü cesaret edip açılamadım kıza. Bizimkisi uzaktan deli gibi sevmek. Bir tür açıköğretim; sittin sene de geçse bi bok öğrenmiyorsun ama. Duydum ki yakında nişanlanacak, oğlum Kudret dedim kendime, açık öğretim bitti, örgün eğitime geçiyorsun, yoksa kız elden gidiyor. Gülizar da bana yanık tabii, ama o da çaktırmıyor. Çünkü işin raconu bu: çaktıran yanar. Çaktırdın mı platonik aşk biter, ya ayrılık olur ya da sıradan aşk. Neticede ikisi de aynı, biri diğerinin laciverdi. Bak netice deyince aklıma ortaokul fen bilgisi hocası geldi. Durup durup ‘Hatice’ye değil, neticeye bakacaksınız çocuklar,’ derdi. Tesadüf bu ya, bizim de sınıfta Hatice ve Netice adında iki kız var. Hatice çok güzel bir kız, Netice değil. Fen hocası da habire ‘Hatice’ye bakmayın, neticeye bakın,’ deyince biz de kendi aramızda ‘Oğlum, bela mı bu hoca, Netice’nin neyine bakacağız. Sana ne ülen, biz Hatice’ye bakıyoruz,’ falan derdik. Ne yaman hocaydı, ama Allah var, Hatice de güzel kızdı.”

    Ben böyle konuyu dağıtınca baktım avukatın da dikkati dağılıyor, kalkalım falan demesin diye aşk hikâyesine döndüm hemen.

    “Bugün sabah gittim, evden çıkmasını bekledim Gülizar’ın. Bir süre her zamanki gibi güvenli mesafeden takip ettim onu. Sonra cesaretimi toplayıp hızla yanına vardım. Sıkılmıyorsun değil mi Avukat Bey? Özel sorunlarımla başını ağrıtmayayım.” “Yok yok, keyifle dinliyorum, sen devam et,” dedi yavşak. “Tabii, gecenin üçü paçacıda kim aşk hikâyesi anlatsa ben de dinlerdim,” dedim içimden. Kaldığım yerden devam ettim.

    “Velhasıl Avukat Bey, gittim yetiştim kıza. Ben yetişince o da durdu. Döndü gözlerimin içine içine baktı, ama ne bakış! Anladı tabii, bir hüzün bulutu düştü sanki gözlerinin ferine. Dile kolay, kaç yıllık platonik aşkın sonuna gelmişiz, ben de kederden öleceğim nerdeyse. Fakat mecburum; aşkımı ilan etmesem kız elden gidiyor, etsem de platonik aşk bitiyor. Gülizar’ın o andaki bakışını görmeliydin Avukat Bey. ‘Demek buraya kadar ha! Demek bunca yıllık platonik aşk yalanmış ha! Söyle Kudret söyle, söyle bitsin bu iş. Oysa seni farklı sanmıştım Kudo! Ama maalesef sen de diğer erkekler gibi şerefsiz çıktın,’ der gibiydi. Ben de bakışlarımla ‘Böyle konuşma Gulê, zaten ciğerim lime lime olmuş, şişe takılmış gibi közün üzerinde cızırdıyor…’ Avukat Bey canın çektiyse bi de ciğer ısmarlayayım, ciğerci Hacı açıktır şimdi,” dedim. Yemedi tabii, “Yok yok, ben doydum, sen anlat, dinliyorum,” dedi, keyifle sırıtarak. Tam bu sırada Fazıl Usta eline bi tane pişmiş kelle aldı. Bir kelleye baktım, bir avukata: Bire bir aynı, sırıtışları yani, puşt. “Sonuçta söyledim kıza,” dedim, “‘akşam size gelip babanla tanışacağım, sonra da istemeye geliriz.’ Dedi: ‘Kafayı mı yedin Kudret, ben nişanlanmak üzereyim. Bundan sonra sen yoluna ben yoluma.’ Ama kafaya takmışım bi kere. Akşam Tanker Şeyho’nun birahanesinde iki tane yuvarlayıp apartmanlarının kapısına dayandım. Aşağıdan zile basar basmaz cesaretimi kaybettim. Ağaçların arkasına saklandım, ses mes çıkmayınca tekrar tekrar zile basıp saklandım. İşte en son babası cama çıkıp pis küfürlerle beraber bi de terlik fırlatınca ben de ona kartopu attım. Adama değmedi bile, camın kenarına geldi. Ben de terliği alıp kaçtım. Kadın terliğiydi, kesin Gulê’nindir dedim. O esnada karşıdan polis arabası gelince atkımı, beremi, bi de terliği ağaç dibine, karların içine gömdüm. Yoluma devam edecekken polisler beni alıp karakola götürdüler, sonrası malum işte, biliyorsun zaten.”

    Bu arada baktım saat dörde geliyor. Normalde arkadaşlar üçte işi çoktan bitirmiş olmalıydılar ama ben garantiye almış oldum böylece. Tabii avukata anlattığım hikâyenin çoğu yalan. O gece bizim avukatın baro nöbetçisi olduğunu bi şekilde öğrenince ne yapıp edip basit bir suçla kendimi gözaltına aldırmam gerekiyordu. Avukatın evine uzak bir karakol bölgesinde rastgele bi evin zilini çaldım ama gerçekten de adam bana terlik fırlattı. Millet manyak olmuş yav! Terlik nedir oğlum? Tabii öyle polislerin beni hemen yakaladığı da yalan. Yarım saat o soğukta polisler gelsin diye bekledim, götüm dondu yemin ederim.

    Paçacıdan kalkıp birlikte çıktık. “Evim buraya yakındır,” deyip, karakolda verdiğim sahte adrese yakın bir yerde arabadan indim.
  • Leylan Bunları gecenin bir yarısı Yenişehir Karakolu’nun avukat görüş odasında karşılıklı oturduğumuz avukatıma söylüyorum.

    Elinde tuttuğu tek sayfalık “olay tutanağı”nı mır mır mır okuduktan sonra “Burda yazılanlar gerçek mi Kudret?” sorusuna verdiğim cevap bu. Masada ikimizin dışında bir bardak soğuk, kaynamaktan katrana dönmüş çayla boş kültablası var. Çay avukatın. İçince uykusu mu açılsın yoksa direkt ölsün mü diye getirdiklerini anlamak istercesine arada bir bakıyor çaya. İçmiyor ama; akıllı adam. Sesine bir ton ciddiyet katıp devam ediyor:

    – Bak Kudret kardeşim; barodan avukat istiyorum demişsin, nöbetçiydim, aradılar geldim. Saatten haberin var mı bilmiyorum ama felsefe dinleyecek halde değilim. Lisede gördüğümün haricinde felsefeyle pek işim olmadı. Ama ben sana “Burda yazılanlar gerçek mi?” diye sorarken “doğru mu?” anlamında soruyorum.

    Anladığımı belli eder şekilde başımı öne arkaya salladım.

    Avukat gevşedi biraz, azıcık da gülümsedi. Dedim:

    – Ah! Doğrular… doğrular… Tabii ya, gerçekler her zaman doğru olmayabilir, doğrular da gerçek. Orda yazılanların tümü doğru da olabilir, yanlış da. Nerden baktığına bağlı. Hangimizin doğrusu Avukat Bey? Kime göre, neye göre doğru?

    Burnundan derin bir nefes aldıktan sonra, Allah var, en sakin haliyle konuştu adam.
    – Anlıyorum kardeşim, gerçekten anlıyorum seni… Yalnız bana bak! Baro sadece avukatlık hizmeti verebiliyor, nöbetçi psikiyatrist istiyorsan başka yeri aratacaksın!

    Tam kalkmaya yelteniyordu kolundan tuttum:

    – Dur dur, hemen kızma Avukat Bey. Orda ne yazıyor ki? Bi kaç saniye yüzüme bakıp derin bir of çektikten sonra tutanağı özetle anlattı bana.

    – Gece saat on bir civarında bir apartmanın ikinci katındaki dairenin zilini on iki defa çalıp çalıp saklanmışsın, dedi.
    – Eee, sonra? dedim.

    – En son, ev sahibi adam pencereye çıkınca ona kartopu fırlatmışsın. O da sana terlik fırlatmış, sonra da terliğini alıp kaçmışsın. Şikayet üzerine gelen polise sokağın başında yakalanmışsın. Üstünden terlik çıkmamış, adam da seni tam teşhis edememiş. Ama yine de “huzuru bozmak, yaralama, hırsızlık” suçlamalarıyla gözaltına alınmışsın.

    Adam bunları söylerken “Ya Rabbi, nasıl koftiden bir davaya bulaştım” der gibiydi. Devam etti yine de:

    – Mesele çok büyük değil ama suçlamalar ciddi. Şimdi ifade verirsen nöbetçi savcıyı arayıp bırakılmanı sağlarım. Ortada delil olmadığı için suçlamaları kabul etmek zorunda değilsin. Kabul edersen de az bir ceza alırsın, cezan ertelenir. Sonuçta ortada bir yaralama yok, terliğin değeri çok az olduğundan cezan da az olur, ancak sabıkalı hale gelirsin. Karar senin Kudret. Bana kalsa inkâr et, çıkıp gidelim burdan.

    – Ya terliğin değeri çok fazlaysa? dedim yekten.

    Şaşırdı avukat.

    – Nasıl yani? dedi.

    – Tabii kime göre değerli, neye göre değerli Avukat Bey? dedim.

    Fıttırdı adam.

    – Kudret oğlum, tepemin tasını attırma, dedi, yine kalkmaya yeltendi.

    – Tamam tamam, dedim, kabul etmesem olay bitiyor mu? “Ya sabır” çektikten sonra,

    – Bitiyor, Kudret, bitiyor, dedi.

    Benim ifadem, avukatın savcıya ulaşması, diğer işlemler falan derken karakoldan çıkışımız sabahın üçünü buldu. Bu arada kar yarım metreyi bulmuştu ve hâlâ usul usul yağıyordu.

    “Diyarbakır kar altındayken daha mı güzel oluyor, nedir?” diye düşünürken karakolun önünde bir sigara yaktım, ciğerim ağzıma gelircesine derin bir nefes çektim. Avukatım da yanımdan geçerken “İyi geceler Kudret,” deyip kaldırım kenarına park ettiği arabasına karlara bata çıka yürüdü. Arkasından “İyi geceler Avukat Bey, tekrar sağ olun,” dedim, yüzünü dönmeden elini kaldırıp “önemli değil” mahiyetinde bir artistlik yaptı. Gıcık herif. “Dur,” dedim içimden, “seninle işimiz bitmedi, daha yeni başlıyoruz avukat efendi.”

    Arabasına bindi bizimki. Arabanın üstü, camları falan kalın kalın karla kaplı. Sileceği çalıştırdı düdük herif, silecek hareket edemedi haliyle. Gittim elimle ön camı temizledim, sonra da arka camı. Penceresini hafif aralayıp “Sağ ol Kudret, zahmet oldu,” dedi. “Ne zahmeti Avukat Bey, koymuşum…” Hemen toparladım tabii, “Kaymadan gidin, dikkatli olun,” dedim. Ve tam da beklediğim şeyi yaptı.

    – Gel, geçerken seni de bırakayım, adresine bakmıştım, yolumun üzeri zaten, dedi.

    Tam dozajında bir nazlanma, sonrasında atladım arabaya. Caddeler karla kaplı, derin teker izlerinin içinden ağır ağır gidiyoruz. Ofis kavşağından sola, İstasyon Caddesi’ne döndük. Planın yeni aşamasının tam zamanı diye düşünüp, “Avukat Bey, zamanın varsa bir paça ısmarlayayım,” dedim. “Paçacı Fazıl açıktır mutlaka. Madem bu gece yorduk seni, bir hatırım olsun bari.”

    Diyarbakırlılar “Paçacı Fazıl” lafını rüyasında duysa gece üçte yataktan kalkar, paça içmeye gider. Yanılmadım nitekim. Bizim dallama avukat az ilerdeki “Paçacı Fazıl”ın karşısında arabayı çekti kenara.

    Gece yarısı evinden çıkıp karakola bana yardıma gelen avukata “dallama” dedim diye hakkımda kötü düşünmenizi istemem. Aslında ne düşündüğünüz çok da umurumda değil, ama olaya girdik, anlatıyoruz mecburen. Bu avukat var ya, ortaokuldan beri deli gibi sevdiğim kızla nişanlandı! On beş yıllık platonik aşkım Serap’la. Bi de ev tutmuş dümbük, düğün hazırlığı yapıyor. Gıcır gıcır eşyalarla doldurmuş evi. Kayapınar’da Çiya 2 Sitesi A Blok 1. Kat 3 Numara. İki arkadaşım bu dallamanın evini soyuyor şu anda, ordan biliyorum. Geleceğiz daha oralara. Önce bol sarmısaklı paçalarımızı içelim.

    Fazıl Usta’nın dükkânı beş altı masalık ufak bir yer. İçerisi sıcak; işkembe, paça, sarımsak kokuları enfes. Bir masada dört müşteri var, akşamcı oldukları belli. Biz de avukatla bir masaya karşılıklı oturduk. Hemen geldi çorbalarımız. Bir yandan çorbalarımızı yudumluyoruz, bir yandan havadan sudan sohbet ediyoruz. İş garanti olsun diye avukatı biraz daha oyalamam lazım. Bana geceki olayı sorsun diye bekliyorum, sormasa konuyu ben açacağım bir şekilde. Nihayet soruyor bizim cin avukat, “Meselenin aslı ne Kudret? Özel bir konuysa anlatmayabilirsin,” falan diyor. Ne anlatmayacağım ulan! Öyle bir anlatacağım ki dibin düşecek. Ben hemen hararetle başlıyorum çoğu sallama hikâyeme, dallama avukat can kulağıyla dinliyor. “Benimki uzun bir aşk hikâyesi,” diyorum önce. Bizimki pür dikkat.

    “Lise yıllarından beri vurulduğum bi kız var, adı Gülizar,” diyorum. Avukatın ağzı kulaklarında, gece üçte özel bir aşk hikâyesi dinliyor olmaktan memnun. Puşta bak!

    Neyse devam ediyorum.

    “On yıl oldu nerdeyse, bir türlü cesaret edip açılamadım kıza. Bizimkisi uzaktan deli gibi sevmek. Bir tür açıköğretim; sittin sene de geçse bi bok öğrenmiyorsun ama. Duydum ki yakında nişanlanacak, oğlum Kudret dedim kendime, açık öğretim bitti, örgün eğitime geçiyorsun, yoksa kız elden gidiyor. Gülizar da bana yanık tabii, ama o da çaktırmıyor. Çünkü işin raconu bu: çaktıran yanar. Çaktırdın mı platonik aşk biter, ya ayrılık olur ya da sıradan aşk. Neticede ikisi de aynı, biri diğerinin laciverdi. Bak netice deyince aklıma ortaokul fen bilgisi hocası geldi. Durup durup ‘Hatice’ye değil, neticeye bakacaksınız çocuklar,’ derdi. Tesadüf bu ya, bizim de sınıfta Hatice ve Netice adında iki kız var. Hatice çok güzel bir kız, Netice değil. Fen hocası da habire ‘Hatice’ye bakmayın, neticeye bakın,’ deyince biz de kendi aramızda ‘Oğlum, bela mı bu hoca, Netice’nin neyine bakacağız. Sana ne ülen, biz Hatice’ye bakıyoruz,’ falan derdik. Ne yaman hocaydı, ama Allah var, Hatice de güzel kızdı.”

    Ben böyle konuyu dağıtınca baktım avukatın da dikkati dağılıyor, kalkalım falan demesin diye aşk hikâyesine döndüm hemen.

    “Bugün sabah gittim, evden çıkmasını bekledim Gülizar’ın. Bir süre her zamanki gibi güvenli mesafeden takip ettim onu. Sonra cesaretimi toplayıp hızla yanına vardım. Sıkılmıyorsun değil mi Avukat Bey? Özel sorunlarımla başını ağrıtmayayım.” “Yok yok, keyifle dinliyorum, sen devam et,” dedi yavşak. “Tabii, gecenin üçü paçacıda kim aşk hikâyesi anlatsa ben de dinlerdim,” dedim içimden. Kaldığım yerden devam ettim.

    “Velhasıl Avukat Bey, gittim yetiştim kıza. Ben yetişince o da durdu. Döndü gözlerimin içine içine baktı, ama ne bakış! Anladı tabii, bir hüzün bulutu düştü sanki gözlerinin ferine. Dile kolay, kaç yıllık platonik aşkın sonuna gelmişiz, ben de kederden öleceğim nerdeyse. Fakat mecburum; aşkımı ilan etmesem kız elden gidiyor, etsem de platonik aşk bitiyor. Gülizar’ın o andaki bakışını görmeliydin Avukat Bey. ‘Demek buraya kadar ha! Demek bunca yıllık platonik aşk yalanmış ha! Söyle Kudret söyle, söyle bitsin bu iş. Oysa seni farklı sanmıştım Kudo! Ama maalesef sen de diğer erkekler gibi şerefsiz çıktın,’ der gibiydi. Ben de bakışlarımla ‘Böyle konuşma Gulê, zaten ciğerim lime lime olmuş, şişe takılmış gibi közün üzerinde cızırdıyor…’ Avukat Bey canın çektiyse bi de ciğer ısmarlayayım, ciğerci Hacı açıktır şimdi,” dedim. Yemedi tabii, “Yok yok, ben doydum, sen anlat, dinliyorum,” dedi, keyifle sırıtarak. Tam bu sırada Fazıl Usta eline bi tane pişmiş kelle aldı. Bir kelleye baktım, bir avukata: Bire bir aynı, sırıtışları yani, puşt. “Sonuçta söyledim kıza,” dedim, “‘akşam size gelip babanla tanışacağım, sonra da istemeye geliriz.’ Dedi: ‘Kafayı mı yedin Kudret, ben nişanlanmak üzereyim. Bundan sonra sen yoluna ben yoluma.’ Ama kafaya takmışım bi kere. Akşam Tanker Şeyho’nun birahanesinde iki tane yuvarlayıp apartmanlarının kapısına dayandım. Aşağıdan zile basar basmaz cesaretimi kaybettim. Ağaçların arkasına saklandım, ses mes çıkmayınca tekrar tekrar zile basıp saklandım. İşte en son babası cama çıkıp pis küfürlerle beraber bi de terlik fırlatınca ben de ona kartopu attım. Adama değmedi bile, camın kenarına geldi. Ben de terliği alıp kaçtım. Kadın terliğiydi, kesin Gulê’nindir dedim. O esnada karşıdan polis arabası gelince atkımı, beremi, bi de terliği ağaç dibine, karların içine gömdüm. Yoluma devam edecekken polisler beni alıp karakola götürdüler, sonrası malum işte, biliyorsun zaten.”

    Bu arada baktım saat dörde geliyor. Normalde arkadaşlar üçte işi çoktan bitirmiş olmalıydılar ama ben garantiye almış oldum böylece. Tabii avukata anlattığım hikâyenin çoğu yalan. O gece bizim avukatın baro nöbetçisi olduğunu bi şekilde öğrenince ne yapıp edip basit bir suçla kendimi gözaltına aldırmam gerekiyordu. Avukatın evine uzak bir karakol bölgesinde rastgele bi evin zilini çaldım ama gerçekten de adam bana terlik fırlattı. Millet manyak olmuş yav! Terlik nedir oğlum? Tabii öyle polislerin beni hemen yakaladığı da yalan. Yarım saat o soğukta polisler gelsin diye bekledim, götüm dondu yemin ederim.

    Paçacıdan kalkıp birlikte çıktık. “Evim buraya yakındır,” deyip, karakolda verdiğim sahte adrese yakın bir yerde arabadan indim.
  • ~~~1990~~~’LI YILLARDAN BU GÜN’E YAŞANMIŞ DOLU DOLU DUYGULAR .


    1.BÖLÜM

    EV’E ATEŞ DÜŞTÜ!


    1986 doğumluyum .
    Yıl 1990-1992 o dönemlerde daha yeni yeni çevresini görmeye başlamış neyin ne olduğunu öğrenen anne,baba,iki abla ,bir abisi olan bir çocuk .
    -Baba yurt dışında gurbette para kazanıp ailesini kimseye muhtaç etmemek için mücadeleler veren aile reisi .
    -Anne bütün mücadelesini çocuklarını korumak evine barkına sahip çıkmak için kendini parçalayan Kocaman yürekli bir ANNE
    -ABLALAR halk eğitim merkezlerinde dikiş nakış öğrenen öğrendiklerini evde dantel oya gibi şeylerle uğraşan yer yer komşu kızlarıyla sek sek oynayıp piknik yapan kızlar
    -Abi benden üç yaş büyük her fırsatta kardeşini tartaklayıp döven her fırsatta kavga gürültü yapan agrasif bir yapı .
    -Ben o dönemlerde ateşli havale geçiren eline baban diye bir fotoğraf verilen gece babasının fotoğrafını yastığa koyup yatan çocuk , annesinin dizinin dibinden ayırmadıgı
    Ateşi yükseldimi korkusuyla sürekli ateşini kontrol ettiği çelimsiz bir can
    Ateşler yükselmeye başlayınca baş edilemez durumlara girince bu hastalık soluk hastahanede alınıyordu doktor bey hemşire hanım derken hatırladığım kadarıyla Kocaman gönlü pamuk elleri olan annem beni hastahaneye sırtında taşıdı durdu dolmuş yok otobüs 2-3 saat de bir geçer bulunduğumuz mahallede onda da boş yer olmaz
    Korsan dolmuşlar olurdu onlarda da boş yok olsada millet fosur fosur sigara içerdi kapı açıldığı zaman sanki bir duman bulutu çıkardı dolmuştan .
    Genelde benim canım annem sırtına alır şansını denerdi diğer mahallelere gider ordan binmeye çalışırdık dolmuşa otobüse doktor yazar verirdi reçeteyi iki iğne vururdu bilmiyorum doğru tedavi oluyormuydum o dönemde ama şunu biliyorum kendi kulaklarımla duyduğum kelimeler
    -Doktor
    Hanım aylardır gelir gidersin bu çocuğu biz değil sen kurtarıyorsun kurtarıcısı sensin
    -Annem
    Günde 20 den fazla ılık su ile ateşini düşürmeye çalışıyorum yanımızdan leğen su eksik olmuyor Allah herkese şifa versin sizden de Allah razı olsun deyip reçeteyi eline alıp beni kucaklayıp gözler yaşlı yola koyulan bir anne .
    Günler geçiyor ben ateşler içinde yanmaya devam ekmek parasından artırıp pazardan portakal almış annem bana yedirmeye çalışıyor iştah ne mümkün alevler içinde havale geçirirken .
    -Baba kazandığı parayı yurt dışından bize gönderiyor gelen para ilaç masraflarına gidiyor perişan durumlar .
    KADIN VAR TAŞI AŞ EDER
    KADIN VAR EKMEĞİ TAŞ eder derler benim annem TAŞI AŞ edenler den .
    Rahatsızlıkdan iyice çelimsizleştiğimi gören annem beni resmen gıda destek kampına aldı
    Kasapdan kemik alıp kemik suyu yedirip içirmeler
    C vitaminleri
    Diğer gıda. Destekleri ev yapımı yoğurtlar
    Ve daha gibi leri o dönem i kapsayan
    ÇOK ŞÜKÜR HASTALIĞI ATLATTIK
    Sağlık olarak normale döndüm
    Allah annemden babamdan hastahanedeki doktorundan ve herkesten razı olsun .
    Çünkü mahallemizde bulunan benim akranım bir kızları olan komsumuz un evide yangın yeriymiş ben bunu sonradan öğrendim aynı rahatsızlıkdan müzdarip komsu evi baba devlet memuru olmasına rağmen kızının sağlığını kendilerini parçalamalarına rağmen koruyamamışlar ve o günahsız kardeşimiz ateşli havale diye bilinen o rahatsızlığa maruz kalmış bütün çabalara rağmen sonucu ağır
    Kalıtsal durumlar zihinsel engeller bedensel hasarlar Allah yardımcısı olsun kendisinin de ailesinin de benyaşadım çok da iyi hatırlıyorum .





    Antalya yaz dönemlerinde fazla sıcak bir memleket tir nem olayını hiç koymuyorum bile

    Mahalleden arkadaşlar o dönemler de kıraathane de babalarının yanına giderdi para tırtıklamaya yada hani vardır ya okey masalarında yancılar yer içer herşeye karışır ortaya laf atar hesaba karışmaz çocukluk arkadaşlarımda kısmen öyleydiler
    Sadece yer,gazoz ve oralet içerlerdi 😊
    Bende kıraathane merdivenlerine oturur hayaller kurardım babam gurbetten dönmüş kahvede arkadaşlarıyla masada oturuyor
    Oğlum ne geziyorsun gel amcana sövde erkek görsün kızını sana versin
    gazoz iç tost ye desin diye düşlenirdim .
    -Ev
    Gece kondu sıvasız annem ve ablalarımın pamuk tarlalarında çalışarak kazandıgı para ile pamuk işçisi toplayan çavuşun bir gece kondu yapılacak kadar ev arsasını satması
    annemin komşular a ustalara inşaat işçilerine rica minnet borç harç bir ev yaptırması ile herşey bir anda değişmeye başlıyor
    Baba hala yurt dışında ,
    Ev yapılmış duvarları örülmüş pencere yok Elektirik yok su yok sıva yok
    Sevinçliyiz sıvasızda olsa penceresizde olsa BİZİM EVİMİZ !!! bizimde evimiz var
    herkes çok mutlu babam bu durumdan habersiz ,


    -Sıcak havalar esiryor ama alev !
    Bir yaz ayı ben yine sokakda
    misket, gazoz kapagı, futbol oynamış kan ter içinde eve gelmiş
    kuru ekmek domates almış
    balkonda yer minderine oturmuş yiyorum annem söyleniyor bu çocuk niye normal yemek yemez ?
    pilav var fasulye var diye
    vel hasıl ekmeğimi domatesimi afiyetle yeyip arkadaşlarımla anlaştığımız gibi sokak da bekliyorum
    birileri gelsede oyun oynasak diye 
    işde saklambaç,yerdenyüksek,elimsende felan
    Geç oldu hava iyice karardı
    arkadaşlarımın annesi abisi felan sesleniyor annem çağırıyor,babam çağırıyor hadi .
    Herkes dağılma vakti geldiğini anlıyor
    o durumda tıpış tıpış evin yolunu tutan ben
    Evde annem hariç herkes uyumuş hava gerçekden çok sıcak
    evin içinde nefes almak zor gündüz sıcagı depolanmış gece evin içinde kullanılıyor sanki evimizin üstü beton arme dedikleri cinsten orada annem bize yer yatağı yapıyor öyle uyuyoruz.
    Ben o dönem tutturmuşum bir baba türküsü sağa babam sola babam anne babam babam babam
    Böyle uzanmışım sırt üstü kollarımı dirseklerden kavırıp ellerimi başımın altına koymuş gök yüzünde yıldızlara bakıp hayal kuruyorum .
    -Annem
    Oğlum nereye bakıp ne görüyorsun ?
    -Babam nerde ne zaman gelecek ?
    ( o arada bir uçak geçiyor sadece Çakar lambası görünüyor başka görünen birşey yok uçak yani işte )
    -Annem
    Bak uçak gidiyor gördün mü ?
    -EVET gördüm .
    -ANNEM
    BAK İŞTE BABAN O UÇAKLA GELECEK 😊
    -Allahım babam uçakla gelecek yaşasın
    Babam gelecekmiş , babam benim babam .!!!!

    Garip beden o sevinçle uyuyup kalmış tabi.
    Sonraları memleket den (Karadeniz bölgesi ) bize gelenler var amcalar ,dayılar gurbet e Antalya'ya geliyorlar çalışıp para kazanacaklar söz de .
    İnşaatlarda çalışıyorlar işde amelelik , getir götür işleri felan

    -Traji komik durumlar .

    Sevgili akrabalarım ,
    İnşaatda sıva ,duvar,kalıp kısaca inşaat ile alakalı bütün işleri yapıyorlar para karşılığında .
    Gel gelelim bizim evimizde yaşıyorlar para kazanmalarına rağmen babamın gönderdiği annem ve ablalarımın kazandığı paraları yiyorlar .
    Evin duvarı hala sıvasız ,badanasız
    Pencere yok (ince naylon ile kapatılmış )
    Odanın birinde çimento ,kireç ,ince sıva kumu
    Kapı yok .
    Annem diyor bizim herkese hayrımız dokunur
    Ama kimsenin bize hayrı dokunmaz
    Annem yerden göğe kadar haklı

    Komşunun kocası yevmiye li olarak gelip çalısıyor evi sıva yapıyor
    Evde o işden anlayan akrabalarım olmasına rağmen .

    -TİCARET PARA TATLI
    Mahalleye kurulan pazar yakın e Antalya sıcak en güzel ne satar ?
    SOĞUK BUZ GİBİ. SUUUUUU
    SOĞUKSUUUUU

    Cuma günleri öğlen saatlerinde dolaba buzluga çelik derin bir tabak da su koyardım boyum yetmez o an üstüne çıkabileceğim ne bulursam çıkar koyardım .
    Cumartesi sabah kalkar evde kullanılan yeşil su termosumuz vardı
    genelde Antalya'da evlerin olmazsa olmaz ev gereçlerinden 🙈
    Bir gün öncesinden koyduğum suyu buz tutmuş bir halde alır kurar termosa doldururdum
    üzerine suyunu koyar para kazanacağım büyük bir işletme gibi
    Bir hevesle kucaklıyorsun kaldırmak için kalkmıyor
    acaba neden kalkmıyor ?
    O yeşil termos su dolunca içine benden ağır olduğu için kalkmıyor 😂
    Ne yapmak gerek
    devirsem suyun yarısını döksem hayal edilen parayı yere dökeceğim
    olmaz para kazanmayı kafaya koymuşum .
    AŞ şirket kurar gibi iş ortaklarımı arkadaşlarımın arasından seçip ticarete girmemiz lazım .
    Kimler olmalı derken buldum
    Kepçe İlker (kulaklar kepçe kazanı gibi )
    İskelet Adnan ( zayıflıkdan bi gömlek daha zayıf )
    Sümüklü Tamer
    Ve ben

    Şirket kuruldu sermaye benden
    Taşıma bağırma onlardan
    Kazanılan para ikiye bölünecek yarısı benim kalan yarısı diğer 3 kişinin

    Kanter içinde pazar yerine ulaştık geçtik bir kenara sırayla yırtınıyoruz
    BUZ GİBİ SU
    SOĞUK SU
    SUUUUUUUU
    Biri geldi kaç para diye dedik abla siftah bedava
    Sonra insanlar talep oluşturmaya başladılar
    Ufaklık ver bi bardak su
    Kaç para
    Derken baktık olmuyor dedik ne verirsen

    5000-10000 lira

    İşler tıkırında ben musluk başında açıyor kapatıyorum sadece 😎
    AŞ şirket in de bugüne bugün %50 hisse sahibiyim .
    Kiminden para aldık
    kimine komşu para alınmaz dedik
    kimi fazla verdi anlayacağınız.
    Ne şiş yandı ne kebab bulduk çocukluk aklımızla bir yol
    pazar bitti para sayıldı paylaşıldı
    Herkesi bir heyecan sardı
    Dikişli futbol topumu alalım
    Yoksa abilerimizin alıp oynadıgı patlayan dikişli futbol topunun kenarını yırtıp içine plastik top koyup bisikletçide hava bastırıp
    Fazla masraf A girmeyelim mi
    Tasomu alalım
    Küçüklük miniklik dediğimiz bilye ( misket ) mi alalım renkli renkli
    Siyah çekirdek mi yesek
    Cino çikolatamı alsak
    Gazoz la probis bisküvi mi yesek
    Yada yukardaki mahalle bakkalına gidip bütün big boble sakızların hepsini mi alsak 🤣😂😎
    Yedik bütün parayı
    Mısır cıpsi
    Çikolata
    Çekirdek
    Gazoz
    Misket
    Taso
    Ne varsa harcadık
    Kendi kazandığımız paranın lezzetini kendimiz yiyerek anladık
    Okula başlamama 1 sene kaldı

    Farklı ticaretler yapmak istedim
    Ne yapa bilirdim
    Su işi tek başına yapılmıyor ortak lazım
    Tek yapmalıyım
    Ne
    Ne
    Ne ?????
    -Annem
    Oğlum küçük tepsiyi ver ordan !!

    BULDUMMMM!!!!
    Tepsi simit. Simit tepsi
    SİMİTTTTÇİİİ 🤨

    Nasıl olur derken

    Annemden ağlaya zırlaya
    20 simit parası kopardım ve küçük tepsiyi
    Heyecanla pazar günün bekliyorum
    Bir çok kişinin evde pazar günü kahvaltıyı ailecek yaptığını biliyorum

    Sonra duydum fırından simit alıp satanlar 6-9
    Arası sıraya girip
    Kuyruk bekleyip
    Simit alıp
    Bağıra bağıra satmaya gidiyorlarmış
    Cumartesi gecesi uyumadım
    Heyecandan gidip simit satacağım diye
    Saat kaç oldu bilmiyorum çünkü Saat evin içinde salonda

    Tepsiyi kaptığım gibi üstünde tshirt altta şort
    Ayakda terledikçe ayağından kayıp çıkan terlik
    Koştur koştur fırına

    -YENİ SEKTÖR YENİ İŞ
    Simitçilik sektöründe ilk iş günüm
    Yuh o ne
    Sanki ordu var kuyruk değil
    Hepsi benden büyük abiler hatta bıyıklı sakallı amcalar
    Benim burdan simit almam mucize
    Hadi aldık diyelim bu adamlar benden büyük işi biliyorlar
    Rekabet fırında başladı
    Kavgalar
    Dövüşler
    Sıraya kaynak olmalar
    Tepsiyle kafaya vurmalar

    Ortalık bir birine karışşa iyiden iyiye emin im arada domates gibi ezilir salça olurum

    AAaaAAAAAAAaaa !!
    Kepçe ilkerin abisi
    Canım abim en sevdiğim abim
    Fırında çalışıyor
    Abi abiii Mustafa abi

    Abi ben simit almaya geldim bekle 5 dk sonra çıkar simit alırsın
    Ver sen tepsini bana ben çağırırım seni
    -Kaçtane ?
    -Bukadar param var abi 🙄
    -22 yapar hadi 3 de benden 25 yapsın 😆
    - İşte ozaman anladım sen birşey yapmak istediğin zaman mutlaka destekleyen insanlar olduğunu

    -Tepsiye simitler dizilmiş bi işaret gel al diye
    Aralardan sıvışarak gidip aldım tepsiyi tutmak ne mümkün simit yeni çıkmış tepsiye dizilince tepsi ısınmış
    el kadar çocuğum ne bilim ben
    Mustafa abi öyle olmaz
    elde taşınmaz o
    al şu havluyu katla başına koy
    tepsiyide havlunun üstüne koy
    bi elinle şurdan tut
    elin acırsa öteki elinle değiştir
    biraz sonra soğur zaten dedi
    -HADİ HAYIRLI İŞLER
    Bismillah dedim aldım simitlerimi çıktım fırından köşeyi döndüm tecrübesizlikden aval aval yürüyorum
    Yürü yürü derken
    Bi ses duydum ses uzakdan geliyor ama gür
    -SİMİTÇİİİİİİİİİİİİİ
    SICAK SICAK TAZE TAZE

    Birşeyleri eksik yaptığım belliydi
    Bende bağırmaya başladım
    SİMİTÇİİİİ
    SİMİTÇİİİ DİYE

    Biri çıktı lan simitçi gel buraya ver iki simit
    Buyur abi
    2000 yetermi. Bereket versin abi

    2 O abiye
    3 bu ablaya
    5 şu eve derken
    Simitleri sattım 3 saat içinde döndüm geldim eve para sayıyorum
    Keyifli keyifli
    -Annem gördü naptın oğlum
    -Sattım geldim anne
    -Oğlum sen çalışma gerek yok daha yaşın kaç el kadarsın
    -Olmaz anne çalışacağım çalışmayı seviyorum !!


    Ohhh tamam dır işi çözdük
    Okula başlayana kadar simit sattım
    Part time işi full time A çevirdim

    Artık sabit hergün kapısına poşet asıp simit bıraktığım müşterilerim oldu
    Artık veresiye bile verdiğim müşterilerim vardı
    Artık günde 3-4 posta simit almaya gidiyordum fırına işleri büyüttüm fırının en iyi sokak simitçilerinden olmuştum .
    -ANNEM
    Gözün Aydın baban geliyor dedi
    -Ben kendimden geçtim gözler sulandı
    Özlem sona erecek BABAM geliyor
    O siyah beyaz fotoğrafıyla uyuduğum BABAM GELİYOR .
    -Ne zaman ?
    -2 gün sonra
    Şimdi söyleyin bana babasının
    Fotoğraflarıyla uyuyan çocuk o 48 uyurmu hiç ?
    -Evet uyumadım son demlerime kadar
    Ama uyuya kalmışım 😞

    Annemle uyurdum hep nasıl olduysa bi uyandım sabahın 8-10 u gibi felan
    günlerden hangi gün hatırlamıyorum ama çok geç değil çok da erken değil
    normal kahvaltı saatleri
    Sağımda annem solumda bıyıklı bir adam 🙄
    İçinde bir heyecan BABAM MI ?
    Hiç çaktırmıyorum uyandıgımdan habersizler derken annem uyandı kalktı kahvaltı hazırlığı yapıyor .
    Peşine mutfakdan gelen seslerden babam kalktı .
    ÖPTÜ BENİ 😭
    6 yaşına kadar babasını gördüyse bile hatırlamayan ben i 1992 senesinde öz be öz BABAM ÖPTÜ
    Ne yapacağımı bilemedim tek yaptığım ağlamak oldu içine içine kana kana ağlamak oldu .
    Durdum bekliyorum tecrübesiz im
    ne diyeceğim ne yapacağım ne der ne yapar ?
    BABAMM DA KALKTI  YATAKDAN İÇERİ GİTTİ .

    KALDIM YALNIZ DÜŞÜNÜYORUM NE OLACAK DİYE

    -MUTFAKDAN BİR SES
    -Oğlum gel bak kim geldi
    Kalk hadi kahvaltı yapacağız
    Herkes seni bekliyor
    Bak kim gelmiş ?

    1.BÖLÜMÜ BURDA BİTİRMEK SANIRIM UYGUN

    SİZLERDEN RİCAM  YORUMSUZ KALMAYIN OLUMLU YADA OLUMSUZ
    BİLİYORUM YAZIM,ANLATIM,İMLA HATALARIM VAR  BUNLARINDA NEDEN OLDUĞUNU DİĞER BÖLÜMLERDE DİLE GETİRMEYE ÇALIŞACAĞIM
    SAĞ KALIR YAZMAYA DEVAM EDEBİLİRSEM
    21.01.2020
    23:52
    Paketteki
    SON
    SİGARA İÇİLİYOR .....🚬