• ...bu gece yarısı dünyasında, dinmek bilmeyen bir hışırtı içinde akıyor, akıntıda kaybolup gidiyordum.
  • İçimin yorulduğunu hissediyordum . Her gece yarısı yarım kalan uykular ...
    Oğuz Atay
    Sayfa 192 - İletişim yayınları
  • Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar.
    Ne de şeytan, bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni;
    Bırak vehmimde gölgeni,
    Gelme, artık neye yarar?

    NECİP FAZIL KISAKÜREK

    Ve İşte O Hikaye!!

    "Üniversiteli delikanli kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı.Okul salonundaydı maç Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar..Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa göruyordu takımda.. Hoşlandıgını, fena halde hoşlandıgını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı degil, o güzel kızı izlediğini…Kız servis atarken hemen önunden geçti. Göz göze geldiler..Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok populerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı.Kimbilir, belki kız da ondan hoslanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmisti..Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlıda yerini degistirdi,o da karsıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndu.. Kızda gidiş gelişleri fark etmişti galiba..Bir defa daha gülümsedi.Manidar.. "anladım" der gibi bir gülümseyişti bu…Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü..Pazar günü,sabahın körunde kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım,o dünyalar şirini kizi gormek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu…Dahası..Ankara Koleji’nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek icin… Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme,çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır Olmuşlardı…O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gulumseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak,bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı.. Kız çok şaşırdı ,karşısında,sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu.Arkadaştılar.Sonunda bütün cesaretini topladı,kaptana açıldı..O kızdan fena halde hoşlanıyordu.Galiba, kız da ona karşı boş degildi. Bir yerde,bir şekilde tanısmaları gerekiyordu…O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü… Kaptan "tabi" dedi… "Bu hafta sonu güzel bir konser var.Beraber, gitmeye karar vermistik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız…"Mutluluk işte bu olmali" diye düşündü delikanlı.."Mutluluk işte bu …" Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı. Konser gününü de hiç ama hiç unutamadı.. O ne heyecandı öyle…Konserin verildigi sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokundugu anı da hiç unutmadı delikanlı..Voleybol takımı kaptanı, salona girdiklerinde,ustaca bir manevra daha yaptı Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.Inanamıyordu delikanlı..Onunla nihayet yan yana oturduğuna,onun sıcaklıgını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor….Delikanlı, sahne de dünyanın en romantik şarkısı soylenirken -o an dünyanın bütün sarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki icinde… Ama uzatamıyordu işte elini…Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki…Sonunda dayanamadi, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu…Kızın omuzuna değil.. Koltuğun uzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli,delikanlının elinin üzerine dokundu…Kalbi yerinden firlayacak gibi atıyordu artık genç adamın. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu cünkü… Konserden çıkarken, kız, sakalaştı…"Sizi her maçımızda görüyoruz.Alıstık nerdeyse…Yarın Adana’da maçımız var…Gözlerimiz sizi arayacak.. Hayır!, aramayacaktı…Delikanli o anda kararını vermisti çünkü..Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta ögle yemeginde bir de, Adanakebap yedirecek kadar para vardi… Gece yarısı kalkan otobuse bindi.. Sabah erkenden Adana’ya indi. Mac saatine kadar başı boş dolaştı.Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken,salonda ki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan degildi sebep tabii..İlk sette kız farkın da bile degildi onun..Nerden olsundu ki? İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız farketti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifada biraz mutluluk,birazda gurur vardı sanki.. Ankara’nın hele Kolejde çok populer bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu…Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti.Tek kelime konuşmadan.. Konusmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti.O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona,o kadar çok sey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladi. Daha dogrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.Söylemek istedigi hersey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Ögleden sonrayı zor etti,Kolejin önüne gitmek için… Kızın karşıdan geldiğini gördü.Koşarak yanına gitti."Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl’in dört satırını okurken…

    "Ne hasta beklerdi sabahı
    Ve ne genç ölüyü mezar
    Ne de şeytan bir günahı
    Seni bekledigim kadar!.."

    Ertesi gün ögleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önundeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu…Bu defa yanında arkadaşları yoktu.Yanlızdı…Yaklastıgında işaret etti delikanliya..Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çagırıyordu işte…Kalbinin duracagını sandı yaklasırken… "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız..O’da heyecanlıydı,belli…"Bak iyi dinle.. dünkü satırlar için çok teşekkürler…Herhalde hissettin, bende senden hoslanıyorum… Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var.Ondanda hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha cok hoşlandıgıma.. Ve de şu anda, onu terketmem için bir sebep yok…Delikanlı : "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam,hayatında baska kimse olmazsa, ara beni" dedi hiç nefessiz… Ayrıldı kızın yanından..Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda
    önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden…Yıllarca sonra Levent Yüksel’in söyleyeceği şarkıda ki Sezen’in sozlerini O, o zaman biliyordu sanki… Aşk onurlu olmalıydı…Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdigi o dörtlükteki gibi bekledi…Hastanın sabahı, şeytanın günahı bekledigi gibi bekledi… Heyecanla bekledi.Hırsla, arzuyla bekledi.Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen ofkeyle bekledi.. Ama bekledi…Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi.Bir gün bir şiir antolojisinde siirin tamamini buldu.. İki dörtlüktü şiir…İlki kıza verdiği… Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar…O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu…Bekleyiş sürüyor,sürüyordu…Okullar kapandı,acıldı.. Aylar,aylar geçti…Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördüü…"Günlerdir seni arıyorum" dedi kız… "Günlerdir seni arıyorum.işte sana haber…Artık hayatımda hiç kimse yok!.." " Yaa" dedi delikanlı… "Yaa"dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye bekledigi an gelip çatmışken,ağzından sadece bu ses çıkmıştı.."Yaaa!.." Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.."Sana bir şiirin ilk dörtlügünü vermiştim ya bir gün" dedi.. "Bu da sonu onun.. " Sonra yürüdü gitti,arkasına bile bakmadan…Kız ikinci dörtlügü oracıkta okurken…

    "Geçti istemem gelmeni
    Yokluğunda buldum seni.
    Bırak vehmimde gölgeni
    Gelme artık neye yarar!.."

    Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar gecti.Delikanli bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?… Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıstı ki,artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı..O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmisti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti ugruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugun hala bilmiyor…"

    Hıncal Uluç

    Alıntı
  • Bir kuşun oradan bir çöp, buradan bir ot, bir yaprak toplayarak kendine bir yuva yapması gibi, biz de bir kitaptan bir sayfa, bir filmden bir sahne, bir efsaneden bir bölüm, bir öğütten bir ders toplayarak kendimize bir kişilik yaparız.
  • 245 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    DİKKAT: ALINTI İÇERİR!!!


    ŞAİRİN DOĞUMU VE ÇOCUKLUK DÖNEMİ

    •4 Ekim 1910 Diyarbakır doğumlu şair ve yazarın asıl adı Hüseyin Cahit Tarancı'dır. Ailesi köklü Prinççizade'lerden olup babası Soyadı Kanunu'nun çıkması ile çiftçi anlamına gelen Tarancı soyadını almıştır. Amcası eski bakan Feyzi Pirinççioğlu'dur.

    "Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
    Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
    Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı
    Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim."

    "Affan Dede'ye para saydım,
    Sattı bana çocukluğumu.
    Artık ne yaşım var, ne adım;
    Bilmiyorum kim olduğumu.
    Hiçbir şey sorulmasın benden;
    Haberim yok olan bitenden.

    Bu bahar havası, bu bahçe;
    Havuzda su şırıl şırıldır.
    Uçurtmam bulutlardan yüce,
    Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
    Ne güzel dönüyor çemberim;
    Hiç bitmese horoz şekerim!"


    ÖĞRENİM HAYATI VE ŞİİRE BAŞLAMASI

    •İlköğrenimine Diyarbakır'da başladı. Bir aile geleneğinden ötürü orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne gönderildi. Lise öğrenimi için 1931 yılında Galatasaray Lisesi'ne sınavla geçti. Fransızcayı iyi derecede öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarme'den esinlendi. Ömrü boyunca yakın dostu olacak Ziya Osman Saba ile bu okulda tanıştı.

    "Sevgili anneciğim, kıymetini takdirden aciz olduğumuz üç aylık muammalı bir saadet devresinden sonra böyle birdenbire uzaklara atılmak, şefkatiniz ülkesinden uzak, yabancı bir yerde yatıp kalkmak, yiyip içmek, annesini mustarip hayatının biricik güneşi addeden hassas bir çocuk mukadderatın amansız bir fermanıdır. Diyarbakır’ı terk edeli yirmi gün kadar oldu. Geçmiş ayın bu günlerinde beraber oturup kalktığımızı, yiyip içtiğimizi ve gülüştüğümüzü, mağrur kahkahalarımızın kulaklarımızda uzun müddet manalı çınlayışı, ruhumuza sığmayan ezelî sarhoşluk ve ilahî saadet, sizler, kardeşlerim, akrabalarım, hepiniz birbirinden ayrılmayan bu müstesna tabloda mazi diye karşımda sönmeğe mahkûm, zayıf bir mum gibi tüttükçe çıldıracağım geliyor ve bu denaeti, bu korkunç ve amansız harikayı tuğyan eden ruhum baştanbaşa lanetliyor…”

    •Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiirleri Galatasaray Lisesi’nin “Akademi” isimli dergisinde ve Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. İlk şiirlerinde hayata karşı karamsar bir bakış açısı vardır.

    “Bende edebiyata bilhassa şiire karşı hakiki ve köklü denilebilecek ilk alaka Galatasaray onuncu sınıfta sıra arkadaşım Ziya Osman Saba’nın delaletiyle tanıdığım Baudelaire’le başlar. Bu Fransız şairini içime sindire sindire okuduktan sonradır ki, şiir yazmak benim için teneffüs etmek, yemek içmek kadar tabii bir hayat faaliyeti oldu.”

    "Çölde bir yolcu gibi, yalnızlığın içinde
    Kavrulup gidiyorum.
    Serseri bir rüzgâr gibi hep ganimet peşinde
    Savrulup gidiyorum.
    Serçe kadar pervasız, bir günden ötekine
    Atlayıp gidiyorum." (1930 tarihli ilk şiiri)


    İLK ŞİİR KİTABI

    •1931’de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca Yüksek Ticaret Okulu'na girdi ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank’ta çalışmaya başladıktan sonra bu okuldan da ayrılmak zorunda kaldı. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı. 

    "Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika,
    Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.
    Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,
    Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek!"


    YAŞAM ŞEKLİ ÜZERİNE

    •Diyarbakır’dan İstanbul’a gittikten sonra yabancı bir kentte tutunmaya çalışır. Şairin ilk şiirlerindeki kötümser atmosferin arka planında dış dünyadan kopuk, içe kapanmış bir kişinin ruh hali vardır. İstanbul hayatının ilk yıllarında sadece sigara tiryakiliği bulunan Cahit Sıtkı, kısa sürede içkiye alışacak ve bu tiryakiliği onun hayatında önemli bir yer tutacaktır. 

    "Otur ki sandalye hatırlasın
    Sandalye olduğunu.
    Masa da unutur masalığını,
    Elini komasan üstüne
    Bakışlarını ayırmaya gelmez,
    Sürahi boşalır sonra suyundan.
    Kadehim kadehim dediğin şey,
    Dudağını değdirmedikçe kadeh değildir.
    Mezeler de bilmez renklerini, lezzetlerini,
    Çatalını dokundurmazsan.

    Fakat farkında mısın?.."


    ŞİİR TEMALARI

    •İçerisinde bulunduğu huzursuzluğu dizelerine yansıtan Tarancı, umutsuzluğun, yalnızlığın ve ölümün birer izlek olarak birbiri ardına devam ettiği şiirler kaleme alır.

    "Aynada zifiri bir gecedir,
    Bütün zulüm bu suçsuz kalbedir,
    Sabır tespihim kopmak üzredir.
    Ne gün kalkacak bu perde ölüm?"


    AVRUPA SERÜVENİ

    •1938’de Siyasal Bilgiler okumak üzere Fransa’ya gider. Öğreniminin yanı sıra Paris Radyosu’nda Türkçe yayınlar spikerliği de yapar. İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine uçakların Paris'i bombalaması üzerine yurda bisikletle kaçmak zorunda kalır.


    İŞ HAYATI

    •Askerlik görevini bitirince, 1943’te bir yıl kadar İstanbul’da babasının işyerinde çalışır. Sırasıyla, Anadolu Ajansı, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığı’nda çevirmen olarak çalışmaya devam eder.


    SİYASİ GÖRÜŞÜ

    •Ankara’da bir barda arkadaşı Fethi Giray, Nazım Hikmet’in “Kalbimin yarısı buradaysa doktor, yarısı Çin’dedir” dizelerini okur. Yanlarında oturanlardan biri, komünizm propogandası yapıyorlar diye ihbarda bulunur. Karakol, mahkeme derken salınırlar.

    •Bir dönem solculuğa merak sarar. Atatürkçü ve ilerici gençlerin kurduğu Türkiye Gençler Derneği’ne üye olur. Nâzım Hikmet hakkında Kafeste Dolaşan Aslan, Bir Şey, Amerikan Bezi Üç Buçuk Arşın gibi şiirlerini bu dönemde yazar. Bu şiirler çok ilgi görse de memuriyet, çevresindeki insanların baskısı, mizacının bu türlü işlere yatkın olmaması sonucu sonradan böyle şiirler yazmaktan vazgeçer.

    "Benerci Jokond Varan Üç Bedrettin
    Hey kahpe felek ne oyunlar ettin
    En yavuz evlâdı bu memleketin
    Nazım ağabey hapislerde çürür"

    "Memleket isterim
    Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
    Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

    Memleket isterim
    Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
    Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

    Memleket isterim
    Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
    Kış günü herkesin evi barkı olsun.

    Memleket isterim
    Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
    Olursa bir şikayet ölümden olsun."


    AŞK HAYATI

    •En büyük etkiyi bırakan meşhur Beşiktaşlı sevgilisinden de söz etmek gerekir. 

    “Şimdiye kadar bir iki kere sevdim, bundan sonra da Mecnuncasına, Ferhatçasına sevebilirim. Fakat şimdiye kadarki sevgililerimden ancak birisi belki aşkıma kısmen mukabele etmiş olduğu için hala hayal halvethanemde hüküm sürmektedir.”

    "Haydi Abbas, vakit tamam;
    Akşam diyordun işte oldu akşam.
    Kur bakalım çilingir soframızı;
    Dinsin artık bu kalb ağrısı.
    Şu ağacın gölgesinde olsun;
    Tam kenarında havuzun.
    Aya haber sal çıksın bu gece;
    Görünsün şöyle gönlümce.
    Bas kırbacı sihirli seccadeye,
    Göster hükmettiğini mesafeye
    Ve zamana.
    Katıp tozu dumana,
    Var git,
    Böyle ferman etti Cahit,
    Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
    Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan." (Emir eri Abbas oğlu Abbas)

    •1947 yılının Aralık ayında Çalışma Bakanlığı’nda işe başlayan Tarancı’nın, ofiste 1951 yılında evleneceği tek ve şahâne iptilâsı olan ve bütün saadetini ona borçlu olduğunu söylediği Cavidan Tınaz Hanım’la tanışması hem hayatı hem de şiiri için bir dönüm noktası sayılır. 

    "Aşkından tâlihimin düzeldiği
    Sen gökte ararken yerde bulduğum
    Bir sende gördüm ince ruh ince bel
    Sende murada erdim kırk yaşımda"


    ŞİİRLERİ ÜZERİNE

    •Şiir yaşamının büyük bir bölümünde, bir gruba, bir edebi harekete bağlanma konusunda çok da istekli davranmamıştır. 

    •Sıradan insanlara, toplumun alt tabakalarına yönelik bir tematik tercih yoktur. O, şiirinin düşünsel arka planına başkalarının yaşamını yerleştirmemiştir. Onun şiiri, kendinden yola çıkan ve kendinden başka bir yere ulaşmayan bir şiirdir. Türk şiirinde daha çok sembolizm ekseninde konumlandırılmış bir şairdir.

    • İlk dönem şiirlerinde kendi bireysel duygulanımın etrafında dolaşmış ve ruhunun ihtiyacı olan varoluş alanını bulmaya çalışmıştır. 1946’da yayımlanan Otuz Beş Yaş adlı 2. şiir kitabındaki şiirlerinde ise güzelliği, saadeti, yaşamayı ve mutluluğu fark eder, büyük bir coşkuyla bağlandığı hayatın bir gün ölümle son bulacağı gerçeğiyle yüzleşir adeta.

    "Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
    Her yıl biraz daha benimsediğim.
    Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
    Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
    Neylersin ölüm herkesin başında.
    Uyudun uyanamadın olacak.
    Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
    Bir namazlık saltanatın olacak,
    Taht misali o musalla taşında."

    •Şiir ile ilgili görüşlerini dile getiren şu üç değerlendirmesi oldukça meşhurdur:

    -Şiir, ulaşmak istediğim esas mefkuredir.

    -Şekilsizlik içinde güzellik avına çıkanlar, kendi kendilerini avutmaktan başka bir şey yapmazlar.

    -Şiirdeki esas rol, kelimelerin istifidir.

    •Cahit Sıtkı, çeşitli vesilelerle şiirlerinde Fransız edebiyatının yanı sıra Tanpınar ve Dıranas etkisi olduğundan bahsetmektedir. 

    "İnsan oldum kaya oldum
    İnsanda kaya oldum kayada insan
    Havada kuş oldum kuşta gökyüzü
    Soğukta çiçek, güneşte nehir oldum
    Şebnemde parlayan şey
    Kardeşçesine yalnız kardeşçesine hür"

    Paul Eluard (Çeviri: Cahit Sıtkı Tarancı)

    •Şiirlerinde eşya-insan arasında kurduğu ilişki edebiyat incelemelerine konu olmuştur. Hece veznini başarıyla kullanan Tarancı, az sözcükle çok şey söylemek taraftarı olduğunu her fırsatta dile getirmiştir.


    ÖLÜMÜ

    •Evlendiği 4 Temmuz 1951’den 3 yıl sonra 18 Ocak 1954’te felç geçirir ve bir daha düzelemez. Eylül ayında Viyana'ya tedavi için gönderilir. 13 Ekim 1956 yılında yaşama veda eder. 

    "Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben
    Ben öyle her insandan, o kadar uzağım ben
    Yine bu gözlerimdir okşanacak şey arar
    Yoksa içimde başka bir dünya hasreti var

    Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan
    O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan
    Bir ses bana: ‘Gel! ‘ dese, ben o sesi işitsem
    Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem"
  • Onu görmek için gözlerini yumması yetiyor, denizde soluk aldığını duyuyor, yatağın içinde bedeninin sıcaklığıyla gece yarısı uyanıyordu.