• Kitabı bitirir bitirmez yazarla aramda oluşan o samimiyet 'Hey Ferdinand!' dedirtecek kıvama geldiğinde, gecenin sonunda kastedilenin tek bir yargı olmadığını anladım. Yazar Ferdinand haşarı, sivridilli, küfürbaz, başı boş, tutunamayan kesimdemden. Yani toplumun hiç de tasvip etmediği insan tiplemesini kendi üzerinde toplamış bir karakter. Ben bu sözleri böyle düstursuzca sarfederken Ferdinand Celine'nin küfürlerini duyuyorum içten içe. Hey kadın! deyişini. 'Ama Ferdinand, dünya lağım çukuru. Kapağını açmak sana mı düştü kopkoyu bir gecede? Üstelik bir yolculuğa çıkarırken bizi.'diye onu vazgeçirmeye çalıştım. Dilime eşek arısı soksaydı. 'Madem öyle devam etme, kimse seni zorluyor mu?' diye çıkışmaz mı, 'Yolculuğa katanamayacaksan gündüzde kal. Sabun köpüğüyle oyalan. Gerçek sana yanaşmasın. Bak güzelim gece gerçektir. Tahammülü zordur. Güzel şeylerden ben de söz edebilirdim ama bana lazım olan hakikattir. Şimdi anladın mı?' böyle böyle başladı yolculuğumuz. Başta savaşı anlattı bana. Fikirsel olarak savaşmayı savunmasa da kapılıp gitme durumunu anladım onunla. 'Ne de çok vatansever varmış! Derken vatansever sayısı git gide azaldı, sonra da tamamen kesildi. Tek bir tane bile kalmadı.'syf.26 sözlerinde kastettiiği şeyin güç ilişkisinde sosa bandırılmış militarizmin çirkinliğini buldum.

    Afrika'ya gittik kapkara tenli insanların sömürüldüğü kıtaya. Güneşten yandık geceleri böcek saldırılarına maruz kaldık. Bununla birlikte kalbi kocaman olan insanların çıkarsız tertemiz ve de yoksul ve de yoksunluklarına hep birlikte tanık olduk. Hayır yazar şuan benim yaptığım güzellemeyi yapmıyor. Ters ters bakışlarını üzerimde hissetsem de 'Ben edebiyata inananlardanım Ferdinand!' diye karşılık veriyorum ona. Bir şey demiyor.
    Amerika ya gittik orada Ford Henry ile tanıştık. Bir zamanların rüya kıtasına. Rüya çabuk etkisini yitirdi. Kapitalizminin pençelerine düştük. Pire saydık. Fabrikada işçi işveren uçurumunda robotlaşan yüzlere aval aval baktık. Sevmiş bir kadını terk etti Ferdinand. 'Kal!'dedim ona, 'Lütfen kal. Bu kadın seni anlıyor. Ne laftan anlamaz bir adamsın. İnatçı keçi gibisin.' dedim. dinletemedim. Amerika'yı terk ettik.
    Fransa'ya döndük birlikte. Tıp eğitimini tamamladı. Artık hekimlik mesleğini icra eder rahata kavuşur dedim. Ama Ferdinand bu. Şans ondan uzak. Yoksul bir hekim yoksul hastalarından vizitör istemeye utanır. Ama hemen hemen bedavaya çalıştığı için de mesleğinin saygınlığını da zedeler. Kan, irin, sancı, kötü koku, idrar... Geceyle ilgili olan kısmı. Yani hayatla.
    Bir ruh hekiminin yanına geçer delileri gözlemler. Ferdinand. Bıkmış bir halde. Mutsuz. Uykusuz. Çünkü mutsuz insanların gerçek nişaneleridir uykusuzluk. Gerisi boş.
    Tüm bu yolculukta birlikte yol aldık. Gecenin cezbedici merakına yenik düşerek. Gecenin sonunda ölüm var diyor Ferdinand. 'Yaşam bundan ibarettir, gecenin içinde son bulan bir ışık parçası.' syf.378 Ben ona katılmıyorum. Gecenin sonunda doğum var. Doğuş var. Gecenin içinde son bulan ışık parçası akın akın geri döner. Dönecek. Bu hep böyle olmuştur.
    Gecenin sonu hayattır. Hayatın ta kendisidir. İnsanın kendi doğasının tüm aşırılıkları ve çirkinlikleridir.
    Kitabı bitirdim ama beynimin içinde hâlâ devam ediyor. Bir güzellik geldi ki, yüzüme anlatamam. yeniden aşık olmuşum gibi. Bulutlarda yürüyorum.

    Ayrıca #31158981 etkinlik kapsamında Murat Ç ye teşekkür ederim