• “Gökyüzü biraz daha karanlıklaştı, mavi üstüne mavi, her saniye biraz daha mavi ve daha derin, çok daha derin gölgeleri gecenin…
  • Gökyüzü biraz daha karanlıklaştı, mavi üstüne mavi, her saniye biraz daha mavi ve daha derin, çok daha derin gölgeleri gecenin.🌙🌙
  • Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
     

    1. İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.
    2. Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.
    3. Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kateder.
    4. Şüphesiz biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.
    5. İyiler ise, katkısı kâfur olan içecekler dolu bir kadehten içerler.
    6. Bir pınar ki Allah'ın kulları ondan içer, onu (istedikleri şekilde) fışkırtıp akıtırlar.
    7. O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.
    8. Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
    9. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) "Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz."
    10. "Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız."
    11. Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.
    12. Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükafatlandırır.
    13. Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler, ne de dondurucu soğuk.
    14. Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri (kolayca alınacak şekilde) yakınlaştırılarak hazırlanmıştır.
    15. Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır.
    16. Gümüşten billur kaplar ki, onları (ihtiyaca göre) ölçüp düzenlemişlerdir.
    17. Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kâseden içirilir.
    18. Orada bir pınar ki ona "selsebil" adı verilir.
    19. Çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır.
    20. Orada, görünce (sonsuz)nimetler ve büyük bir mülk (hükümranlık) görürsün.
    21. Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.
    22. Onlara şöyle denecektir: "Şüphesiz bu sizin için bir mükâfattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür."
    23. Şüphe yok ki, Kur'an'ı sana elbette biz indirdik biz.
    24. O halde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme.
    25. Sabah akşam Rabbinin adını an.
    26. Gecenin bir kısmında ona secde et; geceleyin de onu uzun uzadıya tespih et.
    27. Şunlar (inanmayanlar) dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar.
    28. Onları biz yarattık ve eklemlerini (birbirine) biz bağladık. Dilediğimizde (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.
    29. İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar.
    30. Allah'ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    31. O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır.
  • Gecenin gölgeleri çevresinde yükselirken o korkunç soru yine içine sardı. Nereye gidecekti şimdi?
  • Gökyüzü biraz daha karanlıklaştı, mavi üstüne mavi, her saniye biraz daha mavi ve daha derin, çok daha derin gölgeleri gecenin.
  • Kendisine

    Sen ey şehrin yerlisi, cesur, kararlı mühür
    Sen ey inatçı kıskanç, alçak gönüllü ve hür
    Karanlık geceleri korkutsa da günahım
    Kızlar Kayası gibi dikilip kaldı âhım
    Sefere çıkanların tatlı rüyâsı mısın
    Rûhumun cellâdı mı, yoksa hülyâsı mısın
    Konuşursun, sözlerin dâre çeker canımı
    Susarsın, çâresizlik büyütür isyânımı
    Siyaha boyanınca, kanatlanır mı yürek
    Hangi harfin başını beliyor şimdi melek
    Kasîde, hangi şehrin âşiyânında güzel
    Bulutlu havalarda parlayan aydır gazel
    Yine mest, yine sarhoş bahçendeki mumyalar
    Canlanıyor taşların kalbinde sardunyalar


    Fildişinden heykel mi taşıyorsun elinde
    Yine bir raksın mumu yanıyor gözlerinde
    En hâkî denizini verdim sana ömrümün
    Dilediğince yıkan sularında gönlümün
    Sürmek mi istiyorsun masal arabasını
    Getireyim kapına devlerin en hasını
    Ölümsüz meyvesini sundum hayal bağının
    Dehâsında bulmuşum seni yalnızlığımın
    Celî bir kavis miydin, sokuldun yüreğime
    Hattı hümayununla sultan oldun evime
    Hendeseyi titretir endâmın ley-ü nehâr
    Bu aşkı destan gibi yazıyor fırtınalar
    Yüzündeki çizgiler kûfî midir sülüs mü
    Aradığın define İrem mi Endülüs mü


    Sen ey yardım sevenim, ruhumu derde saldın
    Yalnızlığım ağlarken gülenim, nerde kaldın
    Azimli bir yüreğin yorgun kimyasın da mı
    Sevda denklemlerinin memnû dünyasında mı
    Her pazartesi âhım kapında helâk olur
    Her Cuma karanlığın kuşları leylâk olur
    Kâşifin benim gülüm, görmediğin yine ben
    Bilseydin sana benden bakanı görünmeden
    Anlardın; her macera tende rü’yet gibidir
    Oysa sende gördüğüm, sana gurbet gibidir
    Utangaç bir merhamet saklıyorsun sesinde
    Sahraya dönüyorum baharın ötesinde
    Gizlice bir nikahtır o arzuhal, o kâmet
    Sensizlik, yollarımda bir değil, bin kıyamet
    Bu tebessüm rüya mı, bu istifham uğru mu
    Âh bir çoğaltabilsem yüreğinde ruhumu


    Bilmezsin ayrılığın ağı kokan dilini
    Hâtıra bırak bana oyalı mendilini
    Ege uygarlığı çağrıştıran tarihin
    Asya’nın bağrı kadar muammalı ve derin
    Arı sütü damlarken kaygan kirpiklerinden
    Görünmez bir mürekkep akar iliklerinden
    Yüreğin, âh yüreğin bir hüzün lâlesi mi
    Masallar ülkesinde Zengibar kalesi mi
    Kapısına bir türlü varamadım, a gülüm
    Hudutlarında bile duramadım, a gülüm
    İpeğimi elimden aldı pusathâneler
    Bulamaz kaybedilen nûn’u rasathaneler
    Hummalı bir kovanda bal yapan arı mısın
    Hayatımın ansızın kopan damarı mısın
    Paslandı buzdağları ortasında çeliğim
    Gözlerinden hatıra kaldı kekemeliğim


    Kervanında kaybolan bir bezirgân gibiyim
    Kaktüslerin diline düşen figân gibiyim
    Her köşede bir meddâh anlatıyor âhımı
    Bilmiyor, kirpiğinden almışım siyahımı
    Uğrunda, kralların bahtı solsaydı, gülüm
    Amerika, yolunda kurban olsaydı, gülüm
    Bir Kafkas figüründe bulurdum son izini
    Efeler diyârına çevirirdim yüzünü
    Eşkıyâ vurgunudur seni benden ayırmak
    Çalıkuşunu yakan bir rüyayı haykırmak
    Gölgelere gecenin künhünü hatırlatır
    Ayrılıklar bazen de gölgeleri ağlatır


    Sükûnla savaşıyor hislerim kıyasıya
    Sevdiğini bilirim uykuyu doyasıya
    Süslenmek istiyorsan, ruhumu boynuna tak
    Bu firûze özgürlük yalnız senin olacak
    Bastığın her hücremde otuz sekiz çizgi var
    Baktığım her duruşun muammalı bir duvar
    Suskunluğun taş gibi, gülüşün berrak değil
    Neden vivien kokar baharın, leylâk değil
    Gözlerin bir zamanlar toprağın sahibiydi
    Bakışların bir tutam gül yaprağı gibiydi
    İnsanlar kıvranırken ejderlerin ağında
    Ceylan gibi yürürdün bir hayal sokağında
    Yine de, yokluğumun em şüpheli çağıydın
    Tenhâlarda ağlayan bir okul kaçağıydın
    Karanlık korkutamaz gülüm seni, vururum!
    Kâtil yüzlü cinlerin karşısında dururum
    Yeter ki, o nâzenîn kalbin emir buyursun
    Kâinat yıkılsa da yüreğimde uyursun...

    Nûrullah Genç
  • Kimselere Söyleme... Ben Seni Yazarım, Okuyan Şiir Zanneder...
    Kelimeler,

    Narin bir öfkeyle sana sarıldığım şehirdir Artemis?

    Ki bir harflere sarıldım böyle delice

    Bir de sana?

    Tren istasyonlarının dibinde,

    Özlemi gördüm,

    Sevgiyle yanan gözlerinin içinde?

    Hadi sen de sarıl gözbebeğime,

    Talih kazmayla sığındığım duvarlarımı yıkarken...

    Tek damla hezeyan, ruhumda kanayan,

    Belki de bir kadeh heves?

    Cesurum bu gece Artemis,

    Sevişmelerim yangına gebe bir diyezlik es...

    Geride yarım yamalak sövgü,

    Terk edilmiş yalnızlığımda, şımartılmış bir övgü

    İzmaritin içine bıraktığım iz,

    Ve imzaladığın birkaç kitap kalsın,

    Mürekkebinde teninden giz?

    Son defa sev beni Artemis,

    Saf, duru ve temiz...

    Biliyorum kırılması yakındır kalemimin.

    Ve idama hazırlandım,

    Henüz yeni yetmeyken şiirlerim?

    Kürtaja kalmasın düşlerimdeki dölü tutmayan masumiyet,

    Yok edecek bu sızı, bu ehemmiyet...

    Artık soldu, kırmızı gülün yangını Artemis

    Yırtıldı şiirler, koparken duygular dalından?

    Kaya diplerindeki gümüşten tuzlar fırlıyor gözyaşlarına sığınmış,

    Sustur onları, arkamdan kederlenmesin...

    Bu kaçıncı lanettir Tanrıların elinden,

    Kaçıncı yüzyıldaydık dudaklarımda ki cesetler dirilirken?

    Son kez olsun bu sevgi,

    Alnımda kusursuz işlenmiş yalnızlık mührü,

    Yırtılırken gecenin ömrü,

    Hemen şimdi ver kalbini,

    Sevmek için son defa al beni...

    Küskün yazgının yasısın gözlerimden kayan.

    Ve bir boğumluk ayrılık taşır,

    Kendi lisanıyla nabzım?

    Nereye gitsem, kimleri geçsem,

    Gölgeleri uzayan kestane ağaçlarının dibinden,

    Dolgun dudaklarındaki haykırışla başbaşa kalır kelimelerim?

    Ve şimdi yalnızlığa adanmış düşen her hecede gizlidir

    Sevmelerim...

    ? gizLi özNe ?

    NOT:

    Kolu alçıda bir çocuktur bu şehir

    İçinde sen yoksan eğer.

    Seni işaret etmiyorsa mısraları, şimdi bütün şiirler intihar eder.

    Ve, kimselere söyleme.

    Ben seni yazarım, okuyan şiir zanneder...