• Gecenin gölgeleri çevresinde yükselirken o korkunç soru yine içine sardı. Nereye gidecekti şimdi?
  • Gökyüzü biraz daha karanlıklaştı, mavi üstüne mavi, her saniye biraz daha mavi ve daha derin, çok daha derin gölgeleri gecenin.
  • Kendisine

    Sen ey şehrin yerlisi, cesur, kararlı mühür
    Sen ey inatçı kıskanç, alçak gönüllü ve hür
    Karanlık geceleri korkutsa da günahım
    Kızlar Kayası gibi dikilip kaldı âhım
    Sefere çıkanların tatlı rüyâsı mısın
    Rûhumun cellâdı mı, yoksa hülyâsı mısın
    Konuşursun, sözlerin dâre çeker canımı
    Susarsın, çâresizlik büyütür isyânımı
    Siyaha boyanınca, kanatlanır mı yürek
    Hangi harfin başını beliyor şimdi melek
    Kasîde, hangi şehrin âşiyânında güzel
    Bulutlu havalarda parlayan aydır gazel
    Yine mest, yine sarhoş bahçendeki mumyalar
    Canlanıyor taşların kalbinde sardunyalar


    Fildişinden heykel mi taşıyorsun elinde
    Yine bir raksın mumu yanıyor gözlerinde
    En hâkî denizini verdim sana ömrümün
    Dilediğince yıkan sularında gönlümün
    Sürmek mi istiyorsun masal arabasını
    Getireyim kapına devlerin en hasını
    Ölümsüz meyvesini sundum hayal bağının
    Dehâsında bulmuşum seni yalnızlığımın
    Celî bir kavis miydin, sokuldun yüreğime
    Hattı hümayununla sultan oldun evime
    Hendeseyi titretir endâmın ley-ü nehâr
    Bu aşkı destan gibi yazıyor fırtınalar
    Yüzündeki çizgiler kûfî midir sülüs mü
    Aradığın define İrem mi Endülüs mü


    Sen ey yardım sevenim, ruhumu derde saldın
    Yalnızlığım ağlarken gülenim, nerde kaldın
    Azimli bir yüreğin yorgun kimyasın da mı
    Sevda denklemlerinin memnû dünyasında mı
    Her pazartesi âhım kapında helâk olur
    Her Cuma karanlığın kuşları leylâk olur
    Kâşifin benim gülüm, görmediğin yine ben
    Bilseydin sana benden bakanı görünmeden
    Anlardın; her macera tende rü’yet gibidir
    Oysa sende gördüğüm, sana gurbet gibidir
    Utangaç bir merhamet saklıyorsun sesinde
    Sahraya dönüyorum baharın ötesinde
    Gizlice bir nikahtır o arzuhal, o kâmet
    Sensizlik, yollarımda bir değil, bin kıyamet
    Bu tebessüm rüya mı, bu istifham uğru mu
    Âh bir çoğaltabilsem yüreğinde ruhumu


    Bilmezsin ayrılığın ağı kokan dilini
    Hâtıra bırak bana oyalı mendilini
    Ege uygarlığı çağrıştıran tarihin
    Asya’nın bağrı kadar muammalı ve derin
    Arı sütü damlarken kaygan kirpiklerinden
    Görünmez bir mürekkep akar iliklerinden
    Yüreğin, âh yüreğin bir hüzün lâlesi mi
    Masallar ülkesinde Zengibar kalesi mi
    Kapısına bir türlü varamadım, a gülüm
    Hudutlarında bile duramadım, a gülüm
    İpeğimi elimden aldı pusathâneler
    Bulamaz kaybedilen nûn’u rasathaneler
    Hummalı bir kovanda bal yapan arı mısın
    Hayatımın ansızın kopan damarı mısın
    Paslandı buzdağları ortasında çeliğim
    Gözlerinden hatıra kaldı kekemeliğim


    Kervanında kaybolan bir bezirgân gibiyim
    Kaktüslerin diline düşen figân gibiyim
    Her köşede bir meddâh anlatıyor âhımı
    Bilmiyor, kirpiğinden almışım siyahımı
    Uğrunda, kralların bahtı solsaydı, gülüm
    Amerika, yolunda kurban olsaydı, gülüm
    Bir Kafkas figüründe bulurdum son izini
    Efeler diyârına çevirirdim yüzünü
    Eşkıyâ vurgunudur seni benden ayırmak
    Çalıkuşunu yakan bir rüyayı haykırmak
    Gölgelere gecenin künhünü hatırlatır
    Ayrılıklar bazen de gölgeleri ağlatır


    Sükûnla savaşıyor hislerim kıyasıya
    Sevdiğini bilirim uykuyu doyasıya
    Süslenmek istiyorsan, ruhumu boynuna tak
    Bu firûze özgürlük yalnız senin olacak
    Bastığın her hücremde otuz sekiz çizgi var
    Baktığım her duruşun muammalı bir duvar
    Suskunluğun taş gibi, gülüşün berrak değil
    Neden vivien kokar baharın, leylâk değil
    Gözlerin bir zamanlar toprağın sahibiydi
    Bakışların bir tutam gül yaprağı gibiydi
    İnsanlar kıvranırken ejderlerin ağında
    Ceylan gibi yürürdün bir hayal sokağında
    Yine de, yokluğumun em şüpheli çağıydın
    Tenhâlarda ağlayan bir okul kaçağıydın
    Karanlık korkutamaz gülüm seni, vururum
    Kâtil yüzlü cinlerin karşısında dururum
    Yeter ki, o nâzenîn kalbin emir buyursun
    Kâinat yıkılsa da yüreğimde uyursun...

    Nûrullah Genç
  • Kimselere Söyleme... Ben Seni Yazarım, Okuyan Şiir Zanneder...
    Kelimeler,

    Narin bir öfkeyle sana sarıldığım şehirdir Artemis?

    Ki bir harflere sarıldım böyle delice

    Bir de sana?

    Tren istasyonlarının dibinde,

    Özlemi gördüm,

    Sevgiyle yanan gözlerinin içinde?

    Hadi sen de sarıl gözbebeğime,

    Talih kazmayla sığındığım duvarlarımı yıkarken...

    Tek damla hezeyan, ruhumda kanayan,

    Belki de bir kadeh heves?

    Cesurum bu gece Artemis,

    Sevişmelerim yangına gebe bir diyezlik es...

    Geride yarım yamalak sövgü,

    Terk edilmiş yalnızlığımda, şımartılmış bir övgü

    İzmaritin içine bıraktığım iz,

    Ve imzaladığın birkaç kitap kalsın,

    Mürekkebinde teninden giz?

    Son defa sev beni Artemis,

    Saf, duru ve temiz...

    Biliyorum kırılması yakındır kalemimin.

    Ve idama hazırlandım,

    Henüz yeni yetmeyken şiirlerim?

    Kürtaja kalmasın düşlerimdeki dölü tutmayan masumiyet,

    Yok edecek bu sızı, bu ehemmiyet...

    Artık soldu, kırmızı gülün yangını Artemis

    Yırtıldı şiirler, koparken duygular dalından?

    Kaya diplerindeki gümüşten tuzlar fırlıyor gözyaşlarına sığınmış,

    Sustur onları, arkamdan kederlenmesin...

    Bu kaçıncı lanettir Tanrıların elinden,

    Kaçıncı yüzyıldaydık dudaklarımda ki cesetler dirilirken?

    Son kez olsun bu sevgi,

    Alnımda kusursuz işlenmiş yalnızlık mührü,

    Yırtılırken gecenin ömrü,

    Hemen şimdi ver kalbini,

    Sevmek için son defa al beni...

    Küskün yazgının yasısın gözlerimden kayan.

    Ve bir boğumluk ayrılık taşır,

    Kendi lisanıyla nabzım?

    Nereye gitsem, kimleri geçsem,

    Gölgeleri uzayan kestane ağaçlarının dibinden,

    Dolgun dudaklarındaki haykırışla başbaşa kalır kelimelerim?

    Ve şimdi yalnızlığa adanmış düşen her hecede gizlidir

    Sevmelerim...

    ? gizLi özNe ?

    NOT:

    Kolu alçıda bir çocuktur bu şehir

    İçinde sen yoksan eğer.

    Seni işaret etmiyorsa mısraları, şimdi bütün şiirler intihar eder.

    Ve, kimselere söyleme.

    Ben seni yazarım, okuyan şiir zanneder...
  • ”Gökyüzü biraz daha karanlıklaştı, mavi üstüne mavi, her saniye biraz daha mavi ve daha derin, çok daha derin gölgeleri gecenin…” (Haruki Murakami)
  • Gökyüzü biraz daha karanlıklaştı, mavi üstüne mavi, her saniye biraz daha mavi ve daha derin, çok daha derin gölgeleri gecenin.
  • İBLİS ADEM SECDE
    Etimolojik sözlüklerde secde kelimesi Aramice sagd/sagūdā’dan Arapçaya sacda olarak geçmiş gözükmektedir. Görebildiğim kadarıyla yere kapanma, yere kapanarak tapınma anlamına gelmektedir. Yani ritüel tarafı yere kapanma, özü tapınmadır. Bu “tapınma” anlamı beni biraz düşündürdüKur’an fihristinden içinde secde kelimesinin geçtiği ayetlere baktığımda bunların üç farklı tür içinde incelenebileceğini gördüm. Allah’a secde (normal hal), İblis’in Adem’e secde etmesi, diğerleri. Allah’a secde konusunda bir soru işareti olmadığı için ayetleri en sona aldım. Kafamı kurcalayan soruları ve yorumlarımı da diğerlerinin altına ekledim.
    ADEM’E SECDE
    • Hicr Suresi, 31. ayet: Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
    • Taha Suresi, 116. ayet: Hani Biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.
    • Sad Suresi, 75. ayet: (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"
    • İsra Suresi, 61. ayet: Hani, meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: "Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?"
    • Hicr Suresi, 32. ayet: Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?"
    • Hicr Suresi, 33. ayet: Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim."
    • Bakara Suresi, 34. ayet: Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.
    • Araf Suresi, 12. ayet: (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
    • “Allah meleklerine Adem’e secde etmelerini emrediyor, İblis dışındakiler itaat ediyor ve secde ediyorlar”. Yani İblis Allah’ın emrini dinlemiyor ve kafirlerden oluyor. Burada secde kelimesini daha açık olarak yazalım ve cümleye öyle bakalım. “Allah meleklerine Adem’e yere kapanarak tapınmalarını emrediyor, İblis dışındakiler itaat ediyor ve yere kapanarak tapınıyorlar.” Bana tuhaf geldi. Allah kendisine yapılan ve sadece kendisine yapılması gereken bir fiilin niçin Adem’e de yapılmasını emrediyor. Saygı gösterin, saygıyla eğilin gibi daha basit fiillerle bu iş anlaşılabilir kılınırdı. Bu tuhaflık bazı meal yazarlarının da dikkatini çekmiş olmalı ki, yukarıdaki ayetlerde secde kelimesi yerine “saygı ile eğilin” mealini, bunların dışındakiler için de “secde” mealini kullanmışlar. Fussilet Suresi, 37. ayet: “Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin. Allah'a secde edin, ki bunları Kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz. “ Bu ayete göre de Allah’ın yarattıklarına secde edilemez.
    Uzunca bir zaman önce okuduğum, ama Hallac-ı Mansur’un olduğu düşündüğüm bir açıklama, bu konuya farklı bir yorum getiriyor. Tam metni hatırlayamıyorum, o yüzden bir özet olarak yazmaya çalışacağım: “Tevhidi İblis’ten öğrenmeyen kafirdir. Allah’ın Adem’e secde et emrini, Allah’ın emri olmasına rağmen İblis dinlememiştir. Allah’ın emrine rağmen Allah’tan başkasına kulluk etmemek, işte Tevhid budur”. Biraz aşırı bir yorum olabilir, ama bu olayın tuhaf olduğunu da ortaya koyar.
    Tevrat’ta İblis yoktur, yılan vardır, cennet yerine Aden bahçesi vardır, ama Sümer ülkesi tarif edilir, Allah’ın Adem’e varlıkların isimlerini öğretmesi yoktur, Adem’in varlıkların isimlerini kendi seçmesi vardır.. Bunlar da ayrıca dikkate alınması gereken hususlar. Pek “Tevrat” değiştirildi
    DİĞER
    • Araf Suresi, 161. ayet: Onlara: "Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden yeyin, 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin ve kapısından secde ederek girin, (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanların (armağanlarını) artıracağız" denildiğinde,
    • Nisa Suresi, 154. ayet: Kesin söz vermeleri dolayısıyla Tur'u üstlerine yükselttik ve onlara: "Bu kapıdan secde ederek girin" dedik ve onlara: "Cumartesinde haddi aşmayın" da dedik. Ve onlardan kesin bir söz aldık.
    • Neml Suresi, 24. ayet: "Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar."
    • Fussilet Suresi, 37. ayet: Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin. Allah'a secde edin, ki bunları Kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz.
    • Bakara Suresi, 58. ayet: Ve hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız."
    • Yusuf Suresi, 100. ayet: Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur."
    • Yusuf Suresi, 4. ayet: Hani Yusuf babasına: "Babacığım, gerçekten ben (rüyamda) on bir yıldız, Güneş'i ve Ay'ı gördüm; bana secde etmektelerken gördüm" demişti.
    Burada iki tuhaf durum var: (1) Allah bazı şehirlerin kapılarından secde ederek girmelerini istemektedir. Aslında bu putperest bir ritüeldir. (2) (a)Yusuf, anne ve babasının kendisine secde etmelerini gördüğü halde buna itiraz etmemektedir (aslında Kur’an itiraz etmemektedir) (b) Yusuf rüyasinda güneşin ve ayın kendisine secde ettiklerini gördüğü halde Kur’an buna da itiraz etmemektedir. Rahman Suresi, 6. ayet: Bitki ve ağaç (O'na) secde etmektedirler.
    ALLAH’A SECDE
    • Nisa Suresi, 102. ayet: İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
    • Tevbe Suresi, 112. ayet: Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele.
    • Kaf Suresi, 40. ayet: Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et.
    • İnşikak Suresi, 21. ayet: Kendilerine Kur'an okunduğunda secde etmiyorlar.
    • Al-i İmran Suresi, 43. ayet: "Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et."
    • Hicr Suresi, 98. ayet: Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
    • Nahl Suresi, 48. ayet: Allah'ın herhangi bir şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? Onun gölgeleri küçülerek sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette döner.
    • Nahl Suresi, 49. ayet: Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
    • Meryem Suresi, 58. ayet: İşte bunlar; kendilerine Allah'ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem'in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den, İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah')ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.
    • Taha Suresi, 70. ayet: Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.
    • Secde Suresi, 15. ayet: Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.
    • Necm Suresi, 62. ayet: Hemen, Allah'a secde edin ve (yalnızca O'na) kulluk edin.
    • İnsan Suresi, 26. ayet: Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun uzadıya O'nu tesbih et.
    • Alak Suresi, 19. ayet: Hayır; ona boyun eğme (Rabbine) Secde et ve yakınlaş.
    • Araf Suresi, 11. ayet: Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
    • Ra'd Suresi, 15. ayet: Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder).
    • İsra Suresi, 107. ayet: De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."
    • Furkan Suresi, 64. ayet: Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
    • Şuara Suresi, 46. ayet: Anında büyücüler secdeye kapandılar.
    • Kalem Suresi, 43. ayet: Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.
    • Araf Suresi, 29. ayet: De ki: "Rabbim adaletle davranmayı emretti. Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O'na) doğrultun ve dini yalnız Kendisi'ne has kılarak O'na dua edin. "Başlangıçta sizi yarattığı" gibi döneceksiniz."
    • Araf Suresi, 206. ayet: Şüphesiz Rabbinin Katında olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu tesbih ederler ve yalnız O'na secde ederler.
    • Hicr Suresi, 29. ayet: "Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."
    • Furkan Suresi, 60. ayet: Onlara: "Rahman (olan Allah)a secde edin" denildiği zaman, "Rahman da neymiş? Biz senin bize emrettiğine mi secde edecek mişiz?" derler ve (bu,) onların nefretini arttırır.
    • Şuara Suresi, 219. ayet: Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı da.
    • Sad Suresi, 72. ayet: "Onu bir biçime sokup, ona Ruhum'dan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın."
    • Zümer Suresi, 9. ayet: Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler."
    • Bakara Suresi, 125. ayet: Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.
    • Al-i İmran Suresi, 113. ayet: Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.
    • Araf Suresi, 120. ayet: Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.
    • Hicr Suresi, 30. ayet: Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
    • Kehf Suresi, 50. ayet: Hani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
    • Hac Suresi, 18. ayet: Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.
    • Hac Suresi, 77. ayet: Ey iman edenler, rüku edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz.
    • Neml Suresi, 25. ayet: "Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar)."
    • Sad Suresi, 73. ayet: Meleklerin hepsi topluca secde etti;
    • Fetih Suresi, 29. ayet: Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir.
    • Rahman Suresi, 6. ayet: Bitki ve ağaç (O'na) secde etmektedirler.
    • Kalem Suresi, 42. ayet: Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.