• Merhaba arkadaşlar. Bugün sizler ile 2008 yılında okumuş olduğum, Steve Coll’e Pulitzer ödülü kazandıran kitabı, Hayalet Savaşları’nı (Ghost Wars) incelemek istiyorum. Zaman zaman okumuş olduğum ve ben de güzel izlenimler, deneyimler bırakan değerli kitaplara incelemeler yazıyorum ve “Hayalet Savaşları” da bunlardan birisidir diyebilirim. Bu kitabın tümü, açık veya gizli belge ve söyleşilere dayanmaktadır. Okumuş olduğum ve önümde duran bu kitap, Amerika ve onun haber alma teşkilatı CIA’nin, 27 Nisan 1979 tarihinde Afganistan’da başlayan Sovyet İşgali sonrasında, 10 Eylül 2001’e kadar yürütmüş oldukları gizli faaliyetlerini ve rollerini ele almaktadır. Ayrıca gelişen bu süreçte, 1998 yılında kurulan ve yeni dünya düzeninde tüm dünyada insanlara terör saldırılarıyla korku salacak olan El-Kaide terör örgütü ile Bin Ladin’in Afganistan’da kimler tarafından, nasıl yaratıldıklarının “gizli tarihi”ni ele alınmaktadır.

    Ülkemizde Truva Yayınları tarafından basılan ve satışa sunulan Hayalet Savaşları kitabında dolu dolu ele alacağınız 664 sayfa içerik asla aldatıcı bilgiler ile süslenmemiştir. Aslına bakacak olursak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Afganistan'a müdahil olması 9/11 olaylarından çok daha öncesine dayanmaktadır. Buraya, Afganistan’ın kızıl çorak topraklarına gelene kadar darbe üstüne darbe ya da hamle üstüne hamle (blow by blow) yapmıştır diyebiliriz. Bir gün, sabahın erken saatlerinde aniden New York ve Washington semalarında beliren uçakların, ülkenin önem arz eden yapılarını hedef almasıyla birlikte tüm dünyada hayat sanki resmen durmuş gibiydi. O gün ve o gün sonrasında medyanın ekranlarda sansürsüz yayınladığı bu algı propagandasını şahsen hiç unutmayacağım. Aslına bakacak olursak, ABD’nin merkezini sarsacak bu denli sansasyonel bir saldırıyı yürüten düşmanın 11.925 km ötede bir ülkeden gelebileceğini o güne kadar hiç kimse kestiremezdi.

    Steve Coll, bu kitabı ile biz okurlar için son derece usta bir şekilde Usame bin Ladin'in izini sürmekte ve Hollywood tarzı CIA operasyonlarını arayan okuyucu kitlesini içine çekecek detayların (operasyonların ve yaşanmışlıkların) kapısını aralamaktadır. Takvimler 4 Kasım 1979’u gösterirken, tüm dünyada insanlar, İran Amerikan konsolosluğunda yaşanan rehine krizine odaklanmış ve "Burada Öleceğiz" diye seslenen diplomatların akıbetlerini solukları tutulmuş bir şekilde takip etmekteydiler. Birçok Amerikalı, Tahran büyükelçiliğinde hapsedilen Amerikalılara odaklanırken, Coll aynı zamanda ortaya çıkan eşit derecede önemli bir olaya dikkat çekmekteydi. İlginçtir ki aşırı radikal Pakistanlı öğrenciler, anti-Amerikancılığın gelişmekte olan dalgasına kapıldıkları bu zamanda, Pakistan İslâm Cumhuriyeti'nin başşehri olan İslâmâbâd büyükelçiliği dışında eşzamanlı bir isyan başlattılar. Yaşanmakta olan bu protesto ve gerginliğin ufak hareketliliği, yerini kısa bir süre sonra ortaya çıkan, güvenlik çitlerini yırtarak aşacak olan silahlı öğrencilerin eylemine bırakacaktı. Ortaya çıkan bu öğrenciler, elçilik koruması olan ABD Deniz Muhafızları'nı alt ettiler ve elçilik ofislerinin iç mahallerine kadar ilerlediler. Diplomatik personelin Pakistan polisine acil durum bildirisi sonrasında, elçilik çalışanları prosedür gereği önem arz eden tüm yazışmaları, belgeleri yakmaya başladılar ve daha sonra hepsi güvenlik için yapılmış olan "acil durum odasına" çekildiler ve burada yerel polis güçlerinin gelmesini beklemeye koyuldular. Aslında burada bir umut beklemelerine rağmen, polis kuvvetleri elçilik binasında yaşanan olayları bastırmaya gelmedi. İsyancılar, zamanında 20 milyon dolar harcanarak yapılmış olan elçilik yerleşkelerinin neredeyse diğer tüm bölümlerini yakıp yıktılar. Hadisenin yaşandığı o gecenin ilerleyen saatlerinde, bir CIA ajanı diğer sağ kalan elçilik personelini güvenli bölgeye götürmek için yıkık elçilik binasından dışarı çıkarak bir araç çalmak zorunda kaldı. Nedendir bilinmez ama bu aptalca politikanın devamı olarak, Washington’da Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hodding Carter gazetecilere, “Alınan raporlara göre elçilikteki tüm personel Pakistan ordusu askerleri sayesinde kurtarılmıştır” (S. 43) diyecektir. Yaşanan bu elim hadisenin Amerikan diplomatik tarihin en yüksek can kaybına yol açmış olduğunu ifade edecek ve birçok Amerika’n vatandaşının yaşamını kurtardığı için Pakistanlı yetkililere tebrik üstüne tebrik sunacak ve teşekkür edecektir.

    Steve Coll, bizleri kitabı ile Sovyet komünist Afganistan işgalini baltalamak adına, eski bir CIA şefi olan William Casey’nin gizli bir operasyonuna götürüyor. Bu operasyon Amerika'nın yürütmekte olduğu dünya hâkimiyetinin bir başka ayağı olarak başlayan ve Sovyetlerin Kafkaslarda genişlemesini engellemeyi amaçlayan bir programdı. Bu yakın tarihte yürütülen operasyonda, yerel Afgan isyancılarına ve güçlerine CIA tarafından yüzlerce milyon dolarlık silah ile birlikte para yardımı da yapıldı. Tüm bunlar, Casey'nin “Sovyetler Birliği'ne karşı savaşı sürdürmek” konusundaki değişmez planıydı ve her ne olursa olsun bu plan amacına ulaşmalıydı. Bu plan, Sovyetlerin 1988'de Afganistan'dan çekilmesiyle başarılı oldu, ama aslında hesapta olmayan bir şeyi daha beraberinde getirdi! Bu savaş sonrasında ABD tarafından yapılan yardımlarından geriye kalan binlerce tehlikeli silah karaborsada serbestçe dolaşmaktaydı ve zafer sarhoşluğu sonrası yeniden yapılanma, kalkınma planı olmayan isyancılar Afgan hükümetini ve ülkeyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklediler. Bu yaşananlar size tanıdık geliyor mu? (Günümüz Irak ve Suriye’si!) :))

    Taliban ülkenin kontrolünü ele geçirdikten sonra, Afganistan'ın CIA'nin komuta merkezi, Beyaz Saray ve Langley'de bulunan ABD'li yetkililer, dikkatlerini kolayca tanımlanabilecekleri bir düşmana çevirmektense, tercihlerini diğer Rus hareket ve faaliyetlerine yönelttiler. Analistler, Afganistan, Suudi Arabistan ve diğer Ortadoğu ülkelerinde bulunan İslami cihatçıların Amerika'ya ve günün birinde sivillere ulaşabileceği ihtimaline kör kaldılar. Kitapta bizleri bekleyen birkaç yüz sayfa, Afganistan'daki Taliban'ın 1989'dan Aralık 1997'ye kadar yükselişini okuyacağız.

    Bu kitabın ikinci bölümünde, biz okurlara Coll'ün yavaş, titiz ve teğet geçmeyen yazma tarzını, ABD’nin dünyaya karşı olan gerçeklerini yansıtır. Zaman zaman okuduğunu detaylar ya da yaşanmışlıklar bir okuyucuya ne kadar saçma gibi görünse de, aslında birebir tarihe kayıt geçmiş politik ve sansasyonel hadiselerdir. Kitapta Usame bin Ladin’nin kendisinden, onun ailesinden gelen muazzam zenginliğinden ve Amerika'ya karşı artan nefretinden söz edilmektedir. Bin Ladin birçok yönden Coll'ün kitabının temel taşını oluşturmaktadır. Okuyucular, Bin Ladin’in bu terör sapkınlığı sürecinin nasıl geliştiğini ve kendisinin dünyadaki en sofistike istihbarat topluluğunu nasıl yendiğini okuyacaklardır.

    1997'den 10 Eylül 2001'e kadar uzanan üçüncü bölüm ise adeta zirve tırmandıran bölümdür. 1990'larda Yemen’de yaşananlar, 12 Ekim 2000 tarihinde el-Kaide tarafından USS Cole savaş gemisine düzenlenen saldırı, El-Kaide'nin Beyaz Saray'a duyurmak istediği ayak sesleriydi. Coll, 1996'da, CIA tarafında Bin Ladin biriminin kurulmasını ve 11 Eylül'e kadar olan bu yükselişi etkileyici bir şekilde, detaylıca anlatıyor. ABD hükumeti bu konuda çok hızlı değilse de sonunda uyanıyor! CIA, İslami cihadın altyapısını kırmak niyetinde olsa da, Başkan Clinton'ın diğer başkanlara nazaran bu dış politikada çok da etkili ve ilgi olmadığını öğreniyoruz. Ayrıca Başkanın bu konuya olan yaklaşımı, CIA'nin bütçesini ve ulusal güvenlik önceliklerini de önemli ölçüde etkilemekteydi.

    CIA direktörü George Tenet, El-Kaide ve bin Ladin girişimlerine karşı verilen bu yeni öncelik ile Bin Ladin'i bulunduğu yerden operasyon ile almak için Clinton'ın güvenlik ekibine çok sayıda plan sunduysa da, ABD bu gibi fırsatların hepsini kaçırdı. Tenet'in sunmuş olduğu tüm planlar önemli güvenlik riskleri taşımaktaydı. CIA, tüm çabalarına rağmen deyim yerindeyse, Bin Laden'in “iç çemberine” asla giremedi ve Afgan ajanlarının kendileri ve ABD hükumetine karşı olan dürüstlüğünden şüphe duyar oldu. Bunların dışında, CIA hakkında yürütülen sıkı kongre incelemeleri, Bin Ladin'e karşı yürütülecek olan suikast planlarını ve paramiliter operasyonları engelledi. CIA, her fırsatta yaratıcılığıni ve seçeneklerini boğan yasal kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. ABD, ulusal casusluk ve medeni haklar konusunda geniş çaplı bir tartışmaya girerken, 1990'ların sonlarından itibaren yaşanılanlardan alınan dersler, CIA’ye uygulanan yasal sınırlamaların işlerini yapmasını engellediğini ve 11 Eylül’ün gerçekleşmesine izin verdiğini gösteriyor.

    2001'in yaz aylarına girerken, ülkede ve dünyada neler olduğunu bilenler arasında CIA'deki korku durumu o kadar yüksekti ki, bazı memurlar istifa etmek ve bazı bilgiler ile kamuoyuna gitmek istedi. Çoğunlukta olan istihbarat çalışanları, El-Kaide'nin ABD'ye her an saldırmayı planladığını dile getiriyorlardı. Bu sadece bir an meselesiydi. 10 Eylül'de CIA’nin Başkanı, Başkan Bush'un günlük istihbarat toplantısında, Bin Ladin’in ABD’ye karşı kesin bir saldırı talimatı emri verdiği ve ABD’nin El-Kaide ile girişeceği gizli savaşın sonuçları görüşüldü.

    Steve Coll, temelde 9/11 komisyonlarının bulgularını birleştirmek, pekiştirmek adına kitabı burada sona erdirir. Kitap, CIA’nın tahrip gücü yüksek teknolojik silahlarla yenilgiye uğratmaya çalıştığı Sovyetleri, desteklediği yerel güçler ile yenerek şok etkisi bıraktığını anlatmaktadır. Bence burada, bu kitapta zor olan tek şey, okuyucunun sonuna kadar sabırlı davranabilmesidir. Steve Coll, okuru ile çıkmış olduğu bu yolculukta kendisine yardımcı olmak için kolaylık sağlamışsa da, tanımadığınız, bilmediğiniz birçok şey ve detay sizi belki sıkabilir. Ama Hayalet Savaşları kitabı, tarihte belli bir döneme ışık tutacak bir ders kitabı niteliğinde, bugünün derslerinde akademik olarak ele alınabilir. Evet, bir kitap incelememizin daha sonuna geldik. Herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Bir Nehir Ki Ömrüm


    Bundan sekiz yıl evvel
    ilk kez dinlemiştim bu şarkıyı,resmen tüm ömrümü seyrediyordum şarkıyı dinlerken.
    Yaşımın henüz böyle duyguları tam anlayamayacak olmasına rağmen ne çok etkilemişti bu sözler beni.

    Sekiz yıl sonrasında, bugün birden aklıma düşüverdi notaları.
    Tüylerim ürperdi,şimdi gözlerimi kapatmama bile gerek
    kalmadan çeyrek asırlık ömrümü yeniden temâşa ediyordum.

    Hani herkesin kimselere anlatamadığı derin yaraları olurya.
    Kimselerin bilmediği, bir mücevherâttan daha itinâ ile korumaya aldığı,ve hiç kimsenin
    onu anlayamayacağını düşündüğü hisler...

    İşte tüm bu hislerimi bir “le le le “ kısmı ile öyle güzel anlıyordu,
    ve ben şarkıyı değil,
    şarkı beni dinliyordu…

    sekiz yıl evvel dinlemekle kalmamış araştırmıştım da ,
    böyle yüreğimi garip bir ürpertiye boğan bu şarkının anısı acep ne ola..
    öğrendim ki ;
    o ürperti ölümün ürpertisi idi…


    Tuncay bey, parasızlık yüzünden elektrikler kesik olduğu için bir kaç tane mum yakmış
    ve bir nehir ki ömrüm adlı albümü için çalışmalarına evinde, mum ışığında
    devam ediyordu. gecenin ilerleyen saatlerinde uykuya daldı, lakin hala yanmakta
    olan mumlar devrilmiş eşyaları
    tutuşturmuş ve ansızın bir
    ölümsessizliği ile gelmişti ecel..
    Gariptir ki o gecenin sabahı; bir müzik şirketi ile öğle saatlerinde, içinde bu müziğin de olduğu “bir nehir ki ömrüm” albümünün anlaşmasını imzalayacaktı.

    Ölümü hissetmişçesine yazdığı son şiir di bu .
    "sevdiklerim ve beni sevenler
    bağışlayın
    su akıyor ve ben gidiyorum.."

    a cânlar !
    İnsan ne garip bir varlıktır değil mi ?
    bir bakmışsın bir dakika içinde öyle
    biriktirip durduğun , kendisi için üzüldüğün, hatta gecelerce ömrünü harap ettiğin
    her ne varsa sadece bir saniyede yok olup gidiyor.
    üstâd diyor ya:

    " Ey nefsim! Deme: “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış; herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur.”
    Çünkü, ölüm değişmiyor; firak bekaya kalbolup, başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür’at peyda ediyor.

    Kelimesi kelimesine öyle mühim sözlerdir ki bunlar.
    Bir lâhza sonra yaşayacak olmaya bile bir delilimiz yok iken,
    farkedebiliyor muyuz ne çok, hemde ne gereksizce büyütüvermişiz her şeyi, .

    Hani, diyor ya Franz Kafka,

    “Ölümün olduğu bu dünyada, hiçbir şey çok da ciddi değildir aslında.”

    #######VERA#########
    https://www.youtube.com/...rx13fSjYY4&t=25s
  • Ooo Zarifoğlu ve malum şairlerin alıntıları da gecenin ilerleyen saatlerinde cogalacak gibi...
  • Bu yolda dönenler oldu
    mum gibi sönenler oldu

    Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
    Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

    Gittiğimiz yol yol değil ama
    Manzarasını seviyürüüüzz…. ( şaka şaka gittiğimiz yol şahane :D )

    Kasırga var dediler
    Uçarsınız gitmen dediler
    dediler dediler de ne oldi
    ah ile vah ile ömürleri soldi

    Neyse konuya gelelim. İdris Kaptan’ın dediği gibi “nerde kalmıştık?”

    Geleneksel diyebiliriz artık, zira ikinci kampımızı da yaptık, alnımız ak, sırtımız pek, karnımız tok ! Nasıl mı oldu, şöyle :

    Öncü birlikler Mazlum Kaplan ve Roquentin bir gün evvelden kamp yerine varıp yerleştiler. Tüm tekmil zerzevat-ı mahlukları ve bilimum düşmanı püsküttüler. Sonrasında ise bhmflzf ( Mehmet ) , E.T ve https://1000kitap.com/rastafaryan_papaz kamp yerine ulaştı. Ortalık kapalı ama hava güzeldi. Dedik ya manzarası çok güzel diye :D

    https://drive.google.com/...X5B18bjZPB6TWWTEm1Dw

    https://drive.google.com/...fLRA645Ln2Ywo_RfGitA

    Nar bilem var ayol, dalından masamıza sarkar, alır yeriz.

    https://drive.google.com/...f7vXZhNaAqSNgDEwvqBg

    Kedimizin beti bereketi de bol maşallaaahhhh !

    https://drive.google.com/...clNaITWIJiFMJDhGyR6w

    https://drive.google.com/...TDuziP0YcEAFzB4SUtjw

    https://drive.google.com/...WSKADqgA8HsIYPlF6HkA
    (bunu nette buldum çok güzel diye koydum :D )

    Neyse efenim sonra yerleştik kurulduk hasret giderdik, yeni katılımcılar ile tanıştık kaynaştık. Ben zaten hepsini tanıyordum ayıptır söylemesi. Birleştirici element Lİ-3…

    Gecenin ilerleyen saatlerinde sazı elimize almış türküler tüttürürken birden dağlardan bayırlardan dıştan yanmalı pazarlık erbabı Nuri geldi. Ayağının tozuyla bir mağden suyu şişesi patlattı ki sormayın. O gün Sabahattin Ali türküleri çalıp söyledik ( pek söylemediler çekindiler zaaar ama yarın soracağım onlara ! )) Yorgunduk yattık uyuduk napak.

    Büyük gün geldi, cumartesi. Herkes bize mesaj atıyor “kasırga geldi mi” ? Gelmedi gardeş, gelse ne, umrumuzda mı? Değil, neden çünkü biz hızlıyız, bizden hızlısı mezarda dayı!

    Cumartesi günü Sabahattin Ali bilgi yarışmamız vardı. Ama misafirlerimiz de vardı. Yücel Ailesi!

    Oğuzhan Yücel
    Elif KY.
    Juniorlar : Erke ve Buse

    nereye geldik yav napıyo bunlar?
    https://drive.google.com/...VxkCwtjfSJWyvzM2-7Zg

    Sonrasında yarışmamız başladı efenim. Sorular cevaplar fişek gibi havada yanıyor!

    https://drive.google.com/...g2KOCdVlEKq2tx0rcYew

    https://drive.google.com/...MJT9WA3ViMdZayZuxkvA

    https://drive.google.com/...KOOyrN48rg6ZaaV17Dug

    https://drive.google.com/...S0otWDMofuYAFpILa0Kg

    Sorular sorular, açılmasın aralar!!!

    Yarışmamızın kazananı NURİİİİ ! Adam sorular sorulmadan cevapları veriyor arkadaş. Bir kaç soruda ters köşe olsa da kendisini tebrik ediyoruz.

    https://drive.google.com/...X32JwQ4MH8x6ItN3jcKw

    https://drive.google.com/...flkzITmhPcg53MQKMhgQ

    Ödülü bilaaaaharee yollanacaktır kendisine !!

    ANTİPARANTEZZZ
    Nuri kazandığında biz!
    https://drive.google.com/...bkjwPXFj3gS6nj5b7sEw

    Ama bitmedi. Çok muhterem jurinin katılımcılara hediyesi vardı. Yaşar Kemal ve Sabahattin Ali rozetleri !! Yakamızda asılıdır, bir sol yana bir de sağ yana..

    Ahan da Juri.
    https://drive.google.com/...j2kdIXjGhFUvp_7G3wWA

    Gelelim Kürk Mantolu Madonna atölyemizeeee..
    Tarot kartlarına benzeyen duygu kartlarını masaya seren Elif Bacı “Abe bakayım size bir falceyizzzz heee. Güsel qıslar eqlesin yakışıklım seniiiii heeeee” ( bana diyor burada ) diye başladı atölyeye. Önce gözler kapandı müzik başladı, daldık gittik vesselam!

    https://drive.google.com/...XNQS7YEuHJRsqHh_yHnw

    https://drive.google.com/...aajVY0bQnz8FW1rulvJQ

    https://drive.google.com/...ErpP7NOSDzwb8HsKXhlQ

    https://drive.google.com/...2ZvBKI7RyaTHmba2KrLQ

    https://drive.google.com/...H7we5AAlJ6vSeM6fUYoT

    https://drive.google.com/...JTMJuGHrYlzJd_B8NT7e

    https://drive.google.com/...TQyjGUmwbJ9ks9cF7_7C


    Müzik : https://youtu.be/-fI3pOCyKNk ( maria puder’e nasıl da uydu bi bilseniz :’/ )
    Türkçe Çevirisi :
    Hayır, Hiçbir şeyden Üzgün Değilim
    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ne bana yapılan iyilikten
    Ne de kötülükten; hepsi aynı şey !

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ödendi, süpürüldü, unutuldu
    Geçmiş umrumda değil !

    Hatıralarımla
    Ateşi yaktım
    Gamlarım, keyiflerim
    Artık onlara ihtiyacım yok !

    Aşklarımı süpürdüm
    Ve onların getirdiği dertleri
    Sonsuza dek süpürülmüş
    Sil baştan başlayacağım

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Ne bana yapılan iyilikten
    Ne de kötülükten; hepsi aynı şey !

    Hayır, kesinlikle hiçbir şeyden
    Hayır, hiçbir şeyden üzgün değilim
    Çünkü hayatım, çünkü sevinçlerim
    Bugün, senle başlıyor

    Ahh beeeee yandı köz oldu ciğerlemiz!!!

    Nerde kalmıştık? Heh kartlar… Müzik bitti hissettiğimiz duyguları temsil eden kartlamızı seçtik yağmur başladı. Koştuk çadıra sığındık :D

    https://drive.google.com/...Rp_kHNE4CKRryGNDBJng

    Sonra yağmur dindi. Çardağa geçip kartlarımızı anlattık alıntılarımıza dayanarak. Yücel Ailemiz bize püsküütler çikiletalar getirdi. öğüttük patoz ettik. O Madonnayı masaya yatırdık enine boyuna irdeledik, tartıştık, eğlendik. Ne süper geçti beee. Bak şimdiden özlemişim :/
    Daha sonra Yücel Ailemizi yolcu ettik, resimlerle, dostlukla ve sevgiyle…

    https://drive.google.com/...jt9_EM6YJ_YCmdNDcNGw

    https://drive.google.com/...JvBSoySQsyyyPgLIPv-g

    https://drive.google.com/...MMIVtdv7kIUpsMS-2RKQ

    https://drive.google.com/...Q4Yys9tjL2IQ_q4JlQYQ
    (bunu da ben çektim ufacık tatlış :D )

    https://drive.google.com/...mO_9FU-sG8FeV-7V-Iug

    Sonra neden bilmiyom saz söz faslına geçtik. Yücel Ailemiz varken neden yapmadık ki kıt aklım benim :S

    https://drive.google.com/...CxzufNUw27XI2YhBB_hg

    https://drive.google.com/...uQAGAlYNEgvcyt2hPDcA

    Akşam ettik iyi miiii! Güneş çöker yağış diner biz başlarız saza ve rakıyaaaa !! HOBAAA
    https://drive.google.com/...HB71BKKSvwi7bKzt9ilQ

    Bir yandan genel kültür yarışmamızı yaptık bir yandan rakının gözüne vurduk.

    Eski defterler açılır Nuri’nin hayatı bir film makarası gibi gözümüze girer, türküler söylenir, sevdiklerimize, göçenlerimize selam çakarız, Nazım’a, Cem Karaca’ya, Mahsuni’ye, Kazım’a, Sabahattin Ali’ye…..

    Geceyi de söndürdük sabah ettik. Son gün ayrılık vakti geldi çattı. Ayrıldık herkes evine yurduna köyüne kümesine dağıldı. Aynı daldaydık aynı daldaydık, aynı daldan düştük ayrıldık….. yok ayol gene buluşacağız bu böyle yarım kalmayacak :)

    Gidenlerin ardından aha beyleeee baka kaldık :/
    https://drive.google.com/...Sv1k6voaFxJxl2NtJErQ

    Tüm katılımcılara teşekkür ederiz, bu keyifli hafta sonunu yaşadığımız için.. gelenler gelmeyenlere anlatsın, GELMEYENLER ÇATLASIN PATLASIN, GELEMEYENLER ÜZÜLSÜN :))

    Bir sonraki kampımız bambaşka olacak, çok şahane fikirler var! Bizi takipte kalın sonra üzülmeyin. Yok efendim ben duymadım, benim çadırım yok, benim mazotum bitti yolda kaldım demeyesiniz, öperiz can evinizden :)