Geri Bildirim
  • Herkese iyi akşamlar sayın 1000k lılar. Bu akşam sizlere geçtiğimiz Yaz başımdan geçen sıradışı bir olayı anlatacağım.
    Ben bu iletiyi, otobüsün en ücra köşesinde (35 número :) rahatsız bir koltukta 12 saatlik yolculuğumun ilk dakikalarında yazarken, sizler rahat yataklarınıza uzanmış bir şekilde bu iletiyi okuyor olacaksınız.
    Kafamda iki soru;
    1)pantolon yırtılmadan memlekete varabilir miyim?
    2)Öndeki koltuğa dizimi dayayınca öndeki insan rahatsız oluyor mu?
    Neyse bu soruları bir kenara bırakıp mevzuya gelmeden önce; nasılsınız? İyi misiniz? Umarım hepiniz iyisinizdir. Kötüyseniz de iyi olursunuz.
    O zaman hala okuyorsanız asıl konuya 1 yıldır düzenli aralıklarla üzerine düşündüğüm ama her seferinde sonuçsuz kalan ve beni hayrete düşüren, ilk günkü tazeliğini koruyan olaya geçiyorum. Biraz hikayeleştireceğim haberiniz olsun.

    Geçtiğimiz yaz kardeşim Feyza(18) bana gezmeye gelmişti. Günler geçiyor biz geziyorduk. Geziyor geziyor istanbulu feth ediyorduk.
    Bir cumartesi sabahı saat 9 sularında kalktık, el yüz yıkama fasılları vs. Vs. herzaman ki gibi rotasız, plansız, spontane bir şekilde ďışarı çıkıp gezmek için hazırlanmaya başladık. Hazırlıklara başlayamadık, çünkü aman tanrım😱 kardeşimin şarj aleti kayıp." Ne var sanki şarj aleti bu, kaybolur bulunur niye abartıyorsunuz." Dediğinizi duyar gibiyim. Ama Hayıııır o normal bir sarj aleti değil. Oo, 18 yaşında Snap, story tutkunu bir "genç kızın" şah damarı :)).
    Neyse hazırlıklar durdu ve şarj aleti aramalarına başlandı. normal şartlarda 5 dk da bulunması gereken sarj aleti aramalarımızda 2. Saate ulaşmanıza rağmen henüz bir sonuca varamadık.
    Öyle bir arama yaptık ki buz dolabından petek aralarına, halı altlarından, banyo dolabı üstlerine kadar odaları santim santim aradık. Malesef kardeşim kederli ben yorgun sarj aletini bulamadık. Umudu kestik.
    Kalan hazırlıkları bitirip dışarı çıktık. Ayasofya'dan, Galata'ya, Eminönü'den üsküdara gezdik durduk.
    Gece oldu evimize geldik. Son bir umut bir arama daha yaptık. Yok yok yok.
    Neyse günün yorgunluğu üzerimizde yatmaya koyulduk havada bir sıcak ikimizde bir köşeye attık kendimizi yatış moduna geçti.
    Ben salonda yattım, 2 karşılıklı kanepe, bir yemek masası bir tv klasik bir oturma odası işte. Ortak kullanım alanı sürekli orada durduğumuz bir yer. Ayakaltı. Yerdeki halı yıkanacak olduğundan yerde halı yoktu o akşam.
    Sabah kalktım. Ben deli yattığım için kalktığımda yatmış olduğum yastık yere düşmüş. Kalktığım gibi su içmek için mutfağa gittim. Benden hemen önce kalkmış olan kardeşim yanıma mutfağa mutlu bir şekilde gelip abiiii sarj aletimi bulmuşsun nerdee bulduuun dedi bende dalga geçme olum kafan mı güzel ne sarj aleti dedim. Öyle böyle derken bir baktım. Aman tanrım şarj aleti akşam kafamı koyarak yattığım ve gecenin ilerleyen saatlerinde yere düşürmüş olduğum yastığın üzerinde duruyor. Şu kısmı yazarken şuan bile ürperdim.
    Kardeşim korkudan bütün gün ördek gibi peşimde dolaşmıştı.
    Bu olayı ölsem unutmam. Bir senedir herkese anlatıyorum bu olayı.
    yaşamış olduğum en sıradışı olaydı .
    Sizin başınıza gelen böyle doğaüstü bir olay Var mı?
    Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim :)
  • Aynı gecenin ilerleyen saatlerinde, lord hazretleri başını kederle sallayarak şöyle dedi: " Ben o savaşta dünyadaki adaleti korumak için çarpışmıştım. Alman ırkına karşı girişilmiş bir kan davasında yer aldığımı bilmiyordum."
  • Gecenin ilerleyen saatlerinde hafif, hüzünlü kemanının sesini duydum. Hala çözmeye çalıştığı bu garip sırrı düşündüğünü biliyorum.
  • Kitap çok enteresan geldi, bir oyun olarak başlayan geçmişteki gerçekleri anlatma, gecenin ilerleyen saatlerinde iyice dozunu artırdı ve sabahın ilk ışıklarıyla da sonlandı.
    Karı-koca, bir akşam izlediği filmin etkisinde kalarak, filmde olduğu gibi, iki çiftin hayatları boyunca hiç kimseye anlatmadıklarını birbirlerine anlatmaya karar verirler.
    Gece yarısı başlayan itiraflar, sabahın ilk ışıklarıyla son bulacaktır.
    Bence siz siz olun böyle bir oyuna kalkışmayın eşinizle. Yoksa evliliğinizin sonu ne olur belli olmaz.
  • Karlı bir kış günüydü. Yağan kardan üşümüş küçük kırlangıç, yalnız yaşayan bir adamın evinin penceresinin dışına gelip gagasıyla camı tıklatmış, adeta adamın onun içeri girmesine müsade etmesini istemiş. Yalnız adam bu isteği görmüş, “olmaz alamam, git başımdan” der gibi kuşu kovalamış, sonra da kendi kendine söylenmiş; “Hıh, camı tıklatmakla kendisini içeri alacağımı mı sanıyor acaba…?”

    Gecenin ilerleyen saatlerinde canı sıkılmış, rüzgar ve soğuk arttıkça yalnız adamı daha başka düşünceler sarmış, kırlangıcın arkadaşlığını geri tepmekten biraz pişmanlık duymuş. “Keşke kuşu içeri alsaydım. Ona biraz yiyecek verirdim. Minik kuş oradan oraya uçar, neşeli sesler çıkartır, cıvıldar, yalnızlığımı paylaşırdı.” demiş.

    Ertesi sabah ilk işi pencereyi açıp etrafına bakınmış adam, belki kırlangıç oralarda bir yerlerde olabilir diye düşünmüş. Ama görememiş zavallı kırlangıcı… Uzun kış geçmiş yine yaz gelmiş… Etrafta kırlangıçlar, cıvıldayarak uçmaya başlayınca; yalnız adam, heyecanla camını sonuna kadar açıp kuşu beklemiş… Ama hiç gelen olmamış. Onun hevesle havada uçan kırlangıçlara baktığını gören komşusu hikâyeyi öğrenince hafif buruk bir sesle: “Sevgili komşum anlaşılan sen kırlangıçların altı aylık ömürleri olduğunu bilmiyordun?” demiş. Bunu işiten yalnız adam çok üzülmüş ama üzülmek için de artık geç kaldığını anlamış.
  • Harlan Coben'den harika bir kitap daha.Harlan Coben'in kalemini,okuyucuya heyecanı naklediş tarzını çok seviyorum.En iyi polisiye yazarları arasında benim için.Kesinlikle okumama değdi.
    Konuya gelecek olursak,Grace Lawson tabettirdiği fotoğraflar arasından ilk defa gördüğü ve 20 yıl öncesine ait olduğunu düşündüğü bir fotoğraf bulur.Fotoğraktaki 5 kişiden 4'ünü tanımasa da 5.kişi kocası Jack'e oldukça benzemektedir.Grace eşine bu fotoğrafı gösterdiğinde eşi Jack inkar eder.Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde Jack Grace'e haber vermeden evden ayrılır.Nereye ve niçin gittiği bilinmemektedir.Grace ise çok sevdiği eşinin başına ne geldiğini bulmaya kararlıdır.

    İnsan kendisini bile tam olarak tanıyamazken eşini nasıl tanıyacaktı ?

    Kitabın sonunda ağzınızın açık kalacağına eminim.Bu tarz kitaplar seviyorsanız kaçırmayın derim.