• Bahaneyi bir kenara bırakmalı insanlar.
    Çünkü mesafeler dokunmaya engeldir; sevmeye değil...

    Hiç dokunmadığınız birini sevebilir misiniz?
  • hiç evlenmeyen sairler kimlerdir gecenin sorusu?👏 mesela Orhan Veli Kanık
  • Seven insanın baheneleri degil, careleri olur.
    Peki o zaman gecenin sorusu ??
    "Seven insan gider mi"
  • "... bütün hayatını etkileyen fiziksel bir olanaksızlığın engeliyle karşı karşıya gelmeyen bir insan, acı çekmenin ne olduğunu bilemez." der casare paveze
    .

    Gecenin sorusu ise şu: " unutuğu içinmi delirir insan yoksa unutamadığı içinmi?"
  • Merhaba arkadaşlar! Bugün gene güzel bir romanın incelemesi için birlikteyiz. Sevdiğim ve tüm kitaplarını okuduğum Dan Brown’un “Melekler ve Şeytanlar” kitabını enine boyuna ele alarak düşüncelerimizi karalamaya çalışacağız. İncelememin size faydalı olacağı düşüncesindeyim ve bizzat kitabı okuyanlar içinde ayrı bir deneyim olacağı düşünmekteyim. O zaman şimdi yavaş yavaş romanımıza geçelim mi? Geçelim, geçelim!!!

    Birçok okurumuzun, Dan Brown’un bundan önceki ya da sonraki kitaplarını okuduğuna eminim. Özellikle, Da Vinci Şifresi’ni okuduktan sonra, Dan Brown'ın Melek ve Şeytanlarını okuyanlarınızın daha bir keyifle okuduğunu görür gibiyim. Bu incelemeyi okuyacak çoğu okura şu soruyu sormak istiyorum: "Melekler ve Şeytanlar’ı, Da Vinci Şifresi ile nasıl kıyaslayabiliriz ki?" Cevap çok basit: Eğer Da Vinci Şifresi’nin tadını çıkarabiliyorsan, o zaman Melekler ve Şeytanları okurken hiç sıkılmayacağına, yabancılık çekmeyeceğine ve tadını çıkaracağına eminim. Bu sebepten kıyaslamak pek mümkün değil gibi. :)

    Melekler ve Şeytanlar biz okurlara, Harvard Üniversitesi'nde görevli, simge bilim profesörü Robert Langdon'un karakterini iyi bir şekilde tanıtıyor. Kahramanımız romanımızın başında, İsviçre'nin Cenevre şehrinde bulunan, dünyanın en büyük bilimsel araştırma merkezi olan CERN'in direktörü Maximilian Kohler'den gelen bir telefon görüşmesiyle gecenin ortasında uyandırılıyor. Araştırma merkezinin en iyi fizikçilerden Leonardo Vetra, göğsünde "illuminati" sözcüğü yazılı bir şekilde, hayvan damgalanır gibi dağlanmış ve öldürülmüştür. Ünlü fizikçinin göğsüne dağlanmış bu yazı, uzun yıllar önce kurulmuş olan, fakat yüzyıllardır faaliyette olamadığı düşünülen gizli bir kardeşlik tarikatı “illuminati”ye aittir ve geçmişte bu tarikatın üyelerinin birçoğu da kilise tarafından öldürülmüştür.

    Cinayet kurbanı Leonardo Vetra, dünyanın önde gelen fizikçilerinden sadece biri değil, aynı zamanda bir Katolik rahip idi. O ve kızı Victoria, CERN'de karşı madde ile ilgili olan çalışmalarını birlikte yürütmekteydiler. Vetra ve kızı, antimaddeyi yaratmak için dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısını kullanıyorlardı ve madde ile etkileşime girmeyecek şekilde, antimaddeyi güvenilir bir şekilde kutular içine almayı başardılar. Fakat cinayet mahallinde yapılan ufak bir tahkikat ile, antimaddelerden bir tanesinin olduğu kutunun kayıp olduğu anlaşılır. Bu esnada Vatikan’da bulunan güvenlik kameralarına yansıyan bir görüntü, herkesin dikkatini buraya çekmeye fazlasıyla yetecek ve artacaktır bile. O ana kadar, orada bulunan kimsenin bilmediği bir yerde, bir kutu içinde ve temassız olarak bir boşlukta dururcasına havada asılı olan antimadde görünmektedir. Artık herkes antimaddenin Vatikan’da bir yerlerde olduğundan emindir ve Kohler acil bir şekilde Vatikan’a çağrılır. Bir kutu içinde olan antimadelerden herhangi birisi, birbirinden ayrılmak suretiyle manyetik sistemden çıkarılırsa, antimaddeleri güvenli bir şekilde askıda tutması gereken yedek piller 24 saat boyunca bu amaca hizmet etmek için devreye girerler. Bahse konu bu 24 saatlik sürenin olumsuz tamamlanmasıyla, her iki antimadde de çarpışacak ve bugüne değin görülmemiş bir güçte patlama yaşanacaktır.

    Lenoardo Vetra, bir Big Bang arayışında olduğu ve onu simüle etmek istediği için antimaddeyi yarattı. Deneyimlemek istediği bu şey, aslında Tanrı'nın var olduğunu, Tanrı'nın evreni yarattığı gibi yeni bir madde ve antimadde oluşturabildiğini kanıtlayacaktır. Yine de Vetra'nın öldürülmesi, kutulardan birinin çalınmasını engelleyememiştir. Kutu içerisindekileri kimin çaldığı ve bununla ne yapmayı planladıkları sorusu yakında cevap bulacaktı.

    Antimadde, sadece Vatikan'ı tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda son ölmüş olan Papa sonrasında devamında yerine geçecek olan yeni papanın seçilmesi hususunda ağırdan alan Katolik Kilisesi'nin kardinalleri ve şehir içinde bir tehlike arz etmektedir. Kutsal Kilisenin yasalarına göre, Kardinal Heyeti’nin, görevi devir alacak olan yeni bir papa seçilinceye kadar, kalmaları gereken Sistine Şapeli'nde kilitlenmeleri gerekmektedir. İçeride, aheste aheste seçim ilerlerken, dışarıda tek tek öleceğinden haberleri olmayan dört kardinal ve belki de yok olacak Vatikan Şehri sokaklarında bu seçimin sonucunu bekleyen binlerce masum insan vardır. Tüm bu yaşananların dışında, arka planda olan hırsızın bir tek dileği vardır; Katolik Kilisenin yüzyıllardır bilim adamlarına ve illuminati'ye karşılık olan tutumunu, davranışını, düşünceleri çürüterek onu yok etmektir…

    Langdon ve Victoria Vetra için zamana karşı bir yarış başlamıştır. Sanat tarihi ve dini semboloji de geniş bir arka plan gerektiren ipuçlarını bulmak için arşivleri ve eski gizemleri inceleyip çözmeleri gerekmektedir. Kahramanımız Robert Langdon, tüm bu gizli ve saklı kalmış şeyleri ortaya çıkarabilmek adına, üstün zekâsından, bilgi birikiminden, uzman olduğu her şeyden fayda sağlayabilmek için elinden gelenin en iyisini yapar. Langdon, her bir gizemi ve bulmacayı çözmek için gerekli olan eksik parçaları bulmak adına önüne çıkan her gizemi yeterince anlar bu cevaplar da onu birinden bir diğerine götürür. Victoria güzel, sert, zeki bir kadındır ve artık kendisini babasının cinayetinin intikamını almaya adamıştır. Her ikisi de, illuminati'nin bir adım yakıdır, ama İsviçreli Muhafızlar ile Vatikan Şehri'nde kime güveneceklerini kesin olarak bilmemektedirler. Bu macera ve kovalamaca onları tarihi kiliseler, çeşmeler, mahzenler, unutulmuş pasajlar, gizli geçitler ve katakomlara götürecektir. Ölüm onları her fırsatta teğet geçse de, bir biçimde ya da bir başka şekilde enselerinde takip etmektedir.

    O zaman şimdi, Melekler ve Şeytanlar ve Da Vinci Şifresini karşılaştırılmanın zamanı geldi diyebiliriz. Öncelikle bazı yönlerinden dolayı, Melekler ve Şeytanlar, Vatikan Şehri'nin yok edilmesini önlemek için antimadde ve patlayacak olan bomba yarışı/macerasından dolayı daha bir şüpheci hikâyeye sahiptir. Her iki kitap da bir katili, Langdon'un sevdiği yakın birinin ölümüne üzülmesini, sanat tarihini, dini sembolojileri ve gizli topluluklar hakkında kapsamlı bilgi birikimi olan güzel bir kadını konu olarak ele alır. Robert Langdon’un zekâsı, karakteri ve kendisinin romanda kadınlar için olan çekiciliği, kendisini sevilen bir kişilik olarak algılamamızı sağlar. Dan Brown'un yazım tarzı, edebiyatta asla bir dünya klasikleri gibi yer edinmeyecek olsa da, açıkça ifade etmek gerekir ki, yazar bu iki kitabı kaleme alarak daha da olgunlaştı. Bazı mantıklı düzenlemeler onu daha sıkı ve daha odaklanmış bir yazar haline getirmiş olsa da, Melekler ve Şeytanlar hala oldukça keyifli bir okuma türüne sahip kitaplardan birisidir diyebilirim. Konuyla ilgisi olan, bu tür romanları sevenler ve her şeyi birbirine bağlayan tuhaf bilgilerle dolu gerilim ve gizemleri merak edenler için, Melekler ve Şeytanlar kitabını temin ediniz ve kendinize rahat, konforlu bir sandalye bulunuz ve son sayfasına kadar tadını çıkarınız derim.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • İmkânsızları yaşamak mıdır sevmek, yoksa severken imkânsız mıdır yaşayabilmek?
  • Seven insanın baheneleri degil, careleri olur.
    Peki o zaman gecenin sorusu ??
    "Seven insan gider mi" 🤔
  • Nasılsın sorusu gecenin bu vaktinde soracak soru değil.
  • Gecenin sorusu ?

    “Kimim ben?” Sorusuna verdiğiniz en mantıklı cevap ? Tek kelime.
  • Gecenin sorusu ?

    “Aşk neden can yakar ?”

    İstediğim cevabı verene en sevdiğim kitabımı hediye Edicem😊
  • Gecenin sorusu;
    Gidene mi zor, yoksa kalana mı ?
  • Banyoda çıplak olarak yıkanilir mi?
  • Mükemmel bir arkadaşlığı aşk ile öldürdünüzmü hiç?
  • "Üzgünüm ömrüm biraz gec kaldım."
    "Önemli degil geldin ya ,kâfi."
    Yavaşca yürümeye başlarlar , sessiz ve sakin.olacaklardan habersiz.
    Onları bir sürpriz bekliyordu.
    "Akşam ki mesajıma cevap yazmadın?"
    "Yoksa yanlış birşey mi sordum?"
    "Ufuk?"
    Tam Ufuk birşeyler söyleme gereğinduyacakti ki .Yanindan geçen süslü püslü hatunun parfüm kokusu Ufuktan evvala Çiğdem'i rahatsız etmişti bile...
    Çok iyi koku alıyordu ve bir kaç koku türündende oldukca rahatsız oluyordu.
    Bir an yalpaladı ve de gözleri karardı. Düşmek ile düşmemek arasında geldi gitti. Korkmuştu, şaşırmış ve affallamışti.
    Pazıları sırtında avuçiçi belindeydi sol eli ile sevgilisini tutmuş yere düşmemesi için ani bir refleks ile tutmuştu. fazlada güç harcamamıştı. Zayıfti minyon bir hatundu. Saçları kısa kocaman gözleri vardı. Fakat o kocaman güzel gözlerinden bir tutam ışık bile kalmamıştı.
    "İyimisin sen?"
    Acıyan gözlerle değildi bakışları suçlayıciydi. Çünkü midesi bulanmış istifra edecek konuma gelmişti. Hatta çok hafif bir öğürtü.
    Ve sessizlik.
    O koca gözlü güzellik birşey diyemedi.
    Sevdiği erkek kuşku ile bakmışti. Bunu fark edecek durumda değildi.
    Düşündüğü sorunun cevabıyla, gördüğü manzara birbirini tutmuyordu.
    Kendi anlataclarıyla örtüşebilecek bir durum vardı. Yanlış anlamadıysa eğer durum neyden ibaret olabilirdi ki ? Kafası karışmıştı. Zaten uyuyor numarası yapıp son mesaja da cevap vermemişti.
    Çığdem çoktan toparlamışti kendisini ve Ufuğa doğru anlamaya çalıştiği bakışlarla karşılaştı. Söylemek istedi zamanın uygun olmadığı belliydi.
    Ufuk tekrar "iyimisin sen ömrüm? Dedi ve Çıgdem den bir cevap almayı bekledi.
    Çıgdem sessizde yüreği dolu, ağlamaksı ve bir o kadarının aksine güçlü.
    Çiğdem 19 yaşinda olmasına rağmen güçlü bir kızdı. Hanimefendiligi ile göz dolduran duruşu,yürüyüşü konuşmasıyla kıskandıran bir yüz sebessümü vardı. Tıpkı annesinin saçları gibi kestirmişti Kuaför Necla ya saçlarını.
    Bugün ikisinin de konuşmaya hiç niyeti yoktu. Pekte gecenin sürppriz sorusu da var olan boşluğun içinde kaybolup gidecekti caresizce çırpınarak...


    ___
    Burada hikayemin geri kalan kısmını belki zamanı gelirdi bir Roman da derler isem -nasip olursa kitapta sunmak isterim.
    Hikayemi umarım beğenmişsinizdir.
    Ve sizi sıkmamiştir.
    Daha uzun tutup ne sizi sıkmak nede ekrana bakıpta gözlerinizin rahatsız olmasını isterim.
    Okuyan her bir arkadaşıma teşekkür ederim.
    Begeni ve begenmedığinizin bilgisini de düşüncelerinizi de öğrenmek isterim...
    Saygı ve sevgilerimle...
  • Amaç, bölünme demektir; araçla amaç arasında bölünme. Bu yeşil ağaçların amacı nedir? Şarkı söyleyen bu kuşların? Gün doğumunun amacı nedir, ya da yıldızlı gecenin? Nedir amaç? Hepsinin bir amacı olsaydı, çok çirkin bir varoluşunuz olurdu.
    Ve soru sürüp gidecektir. “Amaç A’dır” dersen o zaman “A’nın amacı nedir?” sorusu ortaya çıkacak ve bunun sonu gelmeyecektir.
    Hiçbir amaç filan yoktur. Bu yüzden hayat bu kadar güzeldir.