• 263 syf.
    Hazırlanın uzunca bir yolculuk var şimdi.
    Asr-ı saadete Cezîretül araba gidiyoruz.
    Bismillah diyin
    Bedir’e öyle girin
    Gökte melekler, yerde siz
    Ve bekleyin sessiz…
    Gelince
    İyi bakın onlara;
    Hem kendi zamanlarının
    Hem tüm zamanların en cesur yiğitleridir onlar
    Gökte yıldız; yerde arslandır onlar
    Yüz yirmi beş bin beden
    Ama bir tek ruh,
    Muhammedî ruhtur onlar
    Aslanlar çıkmıştır Medine’den
    Şimdi yoldadır Bedrin Arslanları
    İşte bakın şu Hz.Umeyr
    Aslan yavrusu.
    Yaşı küçük diye geri çevirecek rasulullah
    Ama öyle ağlıyor ki umeyr izin veriyor nebi
    Ey sad bin ebi vakkas!
    Sen bağla kardeşin Umeyr’in kılıcını
    Boyu kısa bağlayamıyor.



    Hz.Hamza’nın belinde iki kılıç duruyor.
    Attığı her adım bir kalbi durduruyor.
    Ey Hamza
    Gördüğün hiçbir şeyden korkmazsın bu doğru
    Ama heybetini gizli tut
    Yürüyüşün ölümü korkutuyor.

    Dinleyin Âlemlerin sultânını
    O konuşunca rüzgar bile susuyor;
    “Ey ashap! Hazır mısınız?”
    Sad bin muaz ayakta:
    “Ya Rasulallah!” diyor
    “Seni hak dinle gönderen Allah’a andolsun ki,
    Sen bize şu denizi gösterip dalarsan,
    Biz de seninle birlikte dalarız.
    Allah’ın bereketiyle yürüt bizi!”
    Tebessüm buyuruyor Habîb-i Zîşan!
    O, gülünce suya kanıyor susamışlar.
    Güller açıyor yüreklerde.
    Kederler unutuluyor.
    O gülünce, cennetler yaratılıyor.
    Gülüyor nebi ve yürüyorlar!
    Mekke’de çekilen acılar dinmiş
    Yürüyorlar!
    Sanki yıldızlar yere inmiş.
    Önlerinde Kâinatın Güneşi



    İşte Hz.Ömer ve Hz. Ali
    Biri Hattaboğlu!
    Biri Haydâr-ı Kerrar!
    Ve kolkola
    Ölümün ağzına giriyorlar!
    Bedir’de baba oğul,
    Bedir’de kardeş kardeşe…
    Mekke müşrikleri Üç yiğit istiyorlar önce
    Üç yiğit gösterin aranızdan bize.
    Melekler Alemlerin sultanına bakıyor
    Kimi işaret edecek Sultan-ı Rasul.
    Çünkü o işaret edince ay ikiye bölünüyor.
    Acaba mübarek elleri kime uzanacak;

    “Kalk ya Ubeyde! Kalk ya Hamza! Kalk ya Ali!”
    Gördünüz mü yiğitleri!
    Hamza’yı gördünüz mü?
    Nasıl da salına salına gidiyor.
    Ya Ali?
    Sanki gökten iniyor, velilerin babası!
    Ubeyde ayağından yara alıyor
    Efendisine gidiyor hemen
    “Ya Rasulallah, ben şehit miyim?” diyor
    “Evet sen şehitsin”
    Ve dua ediyor efendiler efendisi;
    Rabbi Rahimine uzatıyor ellerini

    “Allah’ım bana yaptığın va’dini yerine getir.
    Allahım bu bir avuç insanı helak edersen,
    Artık sana yeryüzünde ibadet edecek kimse kalmaz.

    Bir fırtına kopuyor Bedir’de…
    Hz.Mikail’in komutasında bin melek Rasulullah’ın Sağında!
    Bir fırtına kopuyor Bedir’de
    Hz. İsrafil’in komutasında bin melek Rasulullah’ın solunda
    Ve bir firtina daha!
    Hz. Cebrail,
    Bin melekle Rasulullah’ın önünde
    Üç bin melek alaca atlarla.

    Ey Ebu Cehil!
    Ne oldu?
    Düğüne gider gibi çıkmıştın Mekke’den
    Bedir’e çalgılarla, güle oynaya gelmiştin.
    Sen Allah’ın Rasulünü
    Ve O’na sevda çekenleri
    Sahipsiz mi sanmıştın?
    Dönüyorlar Bedir’den.
    Esirler arasında Peygamber amcası Hz.Abbas!
    Vakit gece…
    Esirlerin elleri bağlı
    Abbasın elleri sıkıca bağlı
    Bir inilti yayılıyor geceye.
    Uyuyamıyor rahmet peygamberi…
    Ya rasulallah niçin uyumuyorsunuz?” diyor sahabiler.
    “Amcamın iniltisi uyutmuyor beni”
    ve hemen Ashâb-ı Güzin
    Çözüyor peygamber amcasının ellerini.
    Rasulullah öğrenince durumu emir veriyor:
    “Tüm esirlerin çözün ellerini!”

    Dönüyorlar Bedir’den,
    Esirler arasında Peygamber damadı var.
    Fidye karşılığı serbest kalacak.
    Allah rasulüne bir gerdenlık uzatılıyor
    Kızınız Hz.Zeynep göndermiş,
    Beyinin fidyesi olarak…
    Şefkat peygamberinin gözleri doluyor.
    Çünkü bu gerdanlık,
    Kızının düğününde Hz.Hatice’nin taktığı kendi gerdanlığıdır.
    Yaşlı gözlerle konuşuyor nebi;
    “ O’nu salıverseniz, gerdanlığı da zeynep’e gönderseniz olur mu?
    “Olur Ya rasulallah sen üzülme!
    Sen bize canlarımızdan daha azizsin!
    Buyur, canımız feda sana yeter ki sen üzülme!”

    Dönüyorlar Bedir’den
    Sevgilileri dua ediyor
    Peygamber duasıyla dönüyorlar;
    “Kuluna yardım eden, dinini üstün tutan Allah’a hamdolsun.”
    Hamdolsun Âlemlerin Rabbi’ne
    Hamdolsun Âlemlerin Sahibi’ne…

    Dursun Ali Erzincanlı
    Bedir Şiiri
    Bu da şiirin linki: https://youtu.be/nfPP5-Z55nQ

    Not: Kitabı okurken bu şiiri dinlemiştim,Nasıl bir şekilde inceleyim derken aklıma geldi. Bu şiirin sözleri daha iyi anlatıyor bu kitabı bana öyle geldi...
  • Mekke'de inen Lokman sûresi, Kûfiyyûna göre 44 âyettir.

    Rahman, Rahim Allah 'ın Adıyla
    1. Elif-Lâm-Mîm.
    2. Bunlar {bâtıla karşı Allah tarafından muhkem kılınmış} hakim kitabın âyetleridir.
    3. (Bunlar) ihsan edenler {yani, takva sahibi olan kimseler} için {dalâletten kurtaran} bir hidâyet ve {azabtan uzak tutan} bir rahmettir.
    Allah Teâlâ, ihsan edicilerin niteliklerini belirterek şöyle buyurmaktadır:
    4. Onlar ki namazı ikame ederler {yani, eksiksiz kılarlar},...

    Allah'ın, Nihayet tam bir huzur ve güvene kavuşunca namazı ikame edin (en-Nisâ, 4/103) buyruğunda da, "namazı ikame etmek", "eksiksiz/ tam kılmak" anlamındadır.
    ...{mallarından} zekâtı verirler ve onlar âhirete {yani, amellerinin karşılıklarının görüleceği ölümden sonra dirilişe: onun ger-çekleşeceğine} kesin olarak inanırlar.

    5. İşte onlar {yani, bunları yerine getirenler} Rabb'lerinden bir hidâyet {yani, beyân/açıklama} üzeredirler ve onlar felah bulanların [başarıya erişenlerin/umduğuna nail olanların] ta kendileridir.
    6. İnsanlardan kimisi {yani, en-Nadr b. el-Hâris} bilgisizce {yani, bir bilgiye sahib olmadığı halde} Allah'ın yolundan saptırmak için {bâtıl sözlerle Allah'ın yolu İslâm'dan, başkalarının ayaklarını kaydırmak için} lehv {yani, bâtıl} olan sözleri satın alır {yani, bâtıl sözleri: (İranlı) Rüstem ve İsfendiyar hikayelerini Kur'ân-ı Kerîm'e tercih eder}. Üstelik onları alaya almak ister {yani, Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini, Kur'ân-ı Kerîm ile alay olsun diye (İranlı) Rüstem ve İsfendiyar hakkında anlatılanlar gibi değerlendirir. Öncekiler hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılanların, Rüstem ve İsfendiyar ile ilgili anlatılanlar gibi olduğunu iddia eder}...
    İşte, "Bu Kur'ân geçmişlerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyen de en-Nadr b. el-Hâris'tir. O ticaret maksadıyla Hire'ye gitmiş, orada Rüstem ve İsfendiyar ile ilgili anlatılanlarla karşılaşmış, bu sözleri satın alarak Mekkelilere taşımış ve şöyle demişti: "Size 'Ad'dan ve Se-mûd'dan bahseden Muhammed'in anlattıkları Rüstem ve İsfendiyar ile ilgili anlatılanlara benzemektedir."
    ...İşte onlar için horlayıcı {yani, can yakıcı} birazab vardır.
    Sonra Yüce Allah Nadr'ın durumunu haber vererek şöyle buyur-maktadır:
    7. O kimseye âyetlerimiz {yani, Kur'ân-ı Kerîm} okunduğu za¬man, güya iki kulağında ağırlık varmış {ve bundan dolayı sağırmış da, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini} işitmemiş gibi büyüklenerek {yani, Kur'ân-ı Kerîm'e îmân etmeyi kibirine/büyüklüğüne yediremeyerek} yüz çevirir. Sen ona elim [acilcan yakıcı] bir azabı müjdele.
    Sonunda o [en-Nadr b. el-Hâris], Alîb. EbîTâlib (a.s) tarafından Be-dir'de öldürdü.
    8. Muhakkak imân edip, sâlih amel işleyenler için {âhirette} naim cennetleri vardır.
    9. On/ar orada ebedidirler {yani, ölmezler}, Allah'ın hakk {yani, doğru} va'didir {ve mutlaka gerçekleşecektir}. O {mülkünde} azizdir, {onların cennetle mükâfaatlandırılması hükmünü vermekle} hakimdir.
    10. O gökleri {yani, yedi göğü}, onları gördüğünüz şekilde direk¬siz yarattı {yani, onların direkleri bulunmamaktadır}. Sizi çalkalamasın {yani, yerin üzerinde durabilesiniz} diye yere de revası {yani, dağlar} koydu. Orada {yani, yerde} her {türlü} canlıdan yaydı. Gökten de bir su {yani, yağmur} indirdik. Orada {yani, yerde} {suyun gerektiği gibi yol bulmasını sağlayarak} her güzel türden {yani, çeşitli bitkiler} bitirdik.
    11. Bunlar {yani, bu anılanlar} Allah'ın yarattığıdır {ve O'nun yaptığıdır}. Haydi {ey Mekke kâfirleri, du'a ettiğiniz: ibâdet etti-ğiniz} O'ndan başkasının {yani, meleklerin} ne yarattığını gösterin bana...
    Benzeri bir buyruk da Sebe ve Ahkâf sûrelerinde geçmektedir.
    Sonra yeni bir ifadeyle şöyle buyurmaktadır:
    ...Hayır, zâlimler {yani, müşrikler} apaçık bir dalâlet {yani, hüsran} içindedir.
    12. Andolsun Biz Lokman'a hikmet {yani, -nübüvvet vermeksi¬zin, bir nimet olarak- ilim ve anlayış} verdik. {Ona} "Allah'a şük¬ret" diye (söyledik) {yani, sana verdiğimiz hikmet sayesinde di¬ğer nimetlerine de şükret}. Kim şükrederse {yani, nimetleri do¬layısıyla Allah'a şükredip, O'nu tevhîd ederse} kendisi için şükreder {yani, kendisi için hayır işlemiş olur}. Kim de {nimetlere karşı} nankörlük ederse {ve Rabbini tevhîd etmezse}, muhakkak Allah {kullarının ibâdetine muhtaç olmayan} ganîdir, {saltanat ve hâkimiyetinde mahlukatı arasında övülen} hamiddir.
    13. Hani Lokman oğluna {ki adı, En'um idi} ogüt verirken {yani, onu te'dib ederken} şöyle demişti: "Oğulcuğum! Allah'a {O'nun yanında başkasını} şirk koşma. Muhakkak şirk büyük bir zulümdür"...
    Onun oğlu ve hanımı kâfir idiler. Müslüman oluncaya kadar onla-rın arkasını bırakmadı. İddia dildiğine göre Lokman, Eyyûb'un (s.a) teyzesinin oğludur.
    Bize 'Ubeydullâh tahdis edip dedi: Bana babam tahdis edip dedi: Bize Said b. Beşir tahdis etti, o da Katade b. Deâme'den dedi ki: "Lokman, Habeşli, burnu basık bir adam idi."
    Huzeyl dedi ki: "Ancak ben bunu Mukâtil’den işitmedim."

    14. Biz insana {yani, Sa'd b. Ebî Vakkas'a} ana-babasını {yani, babası Mâlik'i ve annesi Süfyân b. Ümeyye b. Abdi Şems b. Abdi Menâf kızı Hamle'yi} tavsiye ettik. Annesi {Hamle} onu güçsüzlük üstüne güçsüzlükle {yani, zayıflık üstüne zayıflıkla} taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. {Seni İslâm'a hidâyet ettiğim için} Bana {yani, Allah'a} ve {sana yaptıkları iyilikler için de} ana-babana şükret. Dönüş yalnız Banadır" {sana amelinin karşılığını Ben vereceğim} dedik.
    15. Eğer onlar {Benimle ortak olduğunu} bilmediğin bir şeyi Ba¬na ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara, {Bana şirk koşma hususunda} itaat etme. Bununla birlikte dünyada onlarla ma'rûf {yani, iyilik} ile geçin ve {sen ey Sa'd,} Bana dönenlerin {yani, başka şeylerden yüz çevirenlerin: Nebî'nin (s.a)} yoluna {yani, dînine} uy. Sonra {âhirette} dönüşünüz Bana olacaktır. Ben de size neler yapmakta olduğunuzu haber vereceğim.
    Lokman'ın oğlu el-En'um babasına, "Babacığım! Kimsenin beni görmeyeceği bir yerde günah işleyecek olursam, Allah onu nasıl bilir?" diye sorunca, Lokman (a.s) şu cevabı verdi:

    16. ..."Oğulcuğum! Eğer o {yaptığın} bir hardal {yani, zerre} ağır¬lığınca dahi olsa ve {sen} bir kaya {yani, yerin en altındaki kaya -ki bu, yeşil bir kaya olup içi oyuktur. Semanın renginde üç şubesi vardır-} içinde olsa {yani, olsan} yahut {o zerre} göklerde {yani, yedi semâda} ya da yerde olsa, Allah onu {yani, o taneyi} getirir. Muhakkak Allah {onu ortaya çıkarmakta} latiftir, {yerini çok iyi bilen} habîrdir"...
    Lokman oğluna öğüt vermeye devam ediyor:

    17. ..."Oğulcuğum!Namazı dosdoğru kıl, ma'rûfu {yani, tevhîdi} emret, münkerden {yani, bilinmeyen, kabul edilecek bir şey olmayan şirkten} alıkoy. {Bu sebeble} sana isabet edene {yani, karşılaşacağın eziyetlere} de sabret; çünkü bunlar azimle yerine getirilmesi gereken işlerdendir {yani, iyiliği emrederken ve münkerden alıkoyarken karşılaşacağın eziyetlere sabretmek, Allah'ın emrettiği ve kesin olarak istediği hakk işlerdendir}...

    Lokman oğluna öğüdünü sürdürüyor:
    18.... "İnsanlardan yüz çevirme {yani, seninle konuşmak isteyen fakirlere karşı böbürlenip büyüklenerek yüzünü onlardan başka tarafa çevirme}, yeryüzünde şımarıklıkla yürüme, çünkü Allah büyüklük taslayan ve böbürlenen kimseleri sevmez {yani, verdiği nimetleri dolayısıyla Allah'a şükretmeyerek böbürlenen kimseleri sevmez}.
    Lokman öğüdünü şöyle tamamladı:

    19. ..."Yürüyüşünde mutedil ol {yani, büyüklenme, böbürlenme -çünkü bu helâl değildir-}, sesini alçalt" {yani, alçak sesle konuş}...
    Lokman oğluna, yürüme ve konuşmada mutedil davranmayı em-retmiş olmaktadır. Sonra yüksek ses için şu örneği verdi:
    ... "Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir" {zira eşeklerin sesi çok yüksektir}.
    Arablar, "Bunlar eşeklerin sesleridir" deyip, hem sesler anlamında-ki lafzı, hem eşekler anlamındaki lafzı çoğul getirdikleri gibi, sesler an¬lamındaki lafzı tekil, eşekler anlamındaki lafzı da çoğul getirerek "Bu eşeklerin sesidir" de derler. Aynı şekilde sesi hem tekil getirerek "Bu tavukların sesidir" derler, hem de çoğul getirerek "Bu tavukların sesleridir" de derler. Yine, "Bu kadınların sesidir" ve "Bunlar kadınların sesleridir" de derler.

    20. Göklerde olanları {yani, güneşi, ayı, yıldızları, bulutları, rüz-gârları} da, yerde olanları {yani, dağları, ırmakları, yüzen gemileri, ağaçları, bitkileri} de Allah'ın size musahhar kıldığını, açık {yani, güzel bir hilkat, rızık ve islâm ile} ve gizli {yani, Âdemoğulları'nın gizleyip sakladığı, kimsenin bilmediği ve bundan dolayı da cezalandırmadığı günahlar} olarak nimetlerini üzerinize bol bol tamamlamış {yani, size oldukça fazla nimetler ver¬miş} olduğunu görmediniz mi?...
    Bütün bunlar, gerçekten nimetlerdendir. Bundan dolayı Allah'a pek çok hamd olsun. Dünyada da, âhirette de nimetlerini tamamlamasını dileriz. O her türlü iyiliği verendir.

    ...Bununla birlikte insanlar arasında Allah hakkında bilgisizce {yani, meleklerin Allah'ın kızları olduğunu bir bilgiye dayanmaksızın iddia etmek sûretiyle} bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitab olmaksızın {yani, beraberinde Allah'tan gelmiş bir açıklama: meleklerin Allah'ın kızları olduğuna dâir içinde bir delil bulunan aydınlatıcı bir kitab olmaksızın} tartışan {yani, mücadele eden} kimseler {yani, en-Nadr b. el-Hâris} vardır.

    21. Onlara {yani, en-Nadr b. el-Hâris'e} "Allah'ın indirdiğine uyun" {yani, Kur'ân'a îmân edin} denildiğinde onlar {yani, en-Nadr b. el-Hâris}, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz {dîn}e uyarız" derler {yani, der}. Şeytân onları {yani, en-Nadr b. el-Hâris'i} sair {yani, alev alev yanan} ateş azabına çağırıyorsa da mı {atalarına uyacaklar}?

    Benzeri bir buyruk da Hacc sûresinde bulunmaktadır. Sonra Allah muvahhidlerin durumunu bildiriyor:

    22. Kim {amelinde} ihsan edici olduğu halde vechini Allah'a teslim ederse {yani, dînini Allah'a hâlis kılarsa},...
    Nitekim, Herkesin bir vichesi vardır (el-Bakara, 2/148) buyruğunda da, "viche" kelimesi, "dîn" manasında kullanılmıştır.
    ...muhakkak sapasağlam {yani, kopması söz konusu olmayan} bir kulpa tutunmuş {yani, onu iyice yakalamış} olur. İşlerin akıbeti {yani, âhirette kulların işleri} Allah'ındır {yani, Allah'ın huzuruna çıkacaktır ve O da amellerinin karşılığını verecektir}.

    23. Kim {Kur'ân'ı inkâr ile} kâfir olursa onun küfrü seni üzmesin...
    Çünkü Mekke kâfirleri, O {yani, Muhammed}, {Kur'ân'ı Allah'tan getirdiğini iddia ederek} Allah'a yalan uydurdu (eş-Şûrâ, 42/24) demişlerdi. Onların bu sözleri Nebî'ye (s.a) ağır geldi ve çok üzüldü. Bunun için Allah, Kim de kâfir olursa onun küfrü seni üzmesin... buyruğunu indirdi.
    ...Dönüşleri Bizedir. {Ma'siyet olarak} neler yaptıklarını kendilerine bildireceğiz. Muhakkak Allah göğüslerin özünü çok iyi bilendir {yani, Allah, kâfirlerin söylediklerinden ötürü Muhammed'in (s.a) kalbinde üzüntünün ne kadar yer ettiğini çok iyi bilir}.
    Allah onların durumu hakkında da haber veriyor:

    24. Biz onları {dünyada ecelleri sona erinceye kadar} azıcık faydalandırırız. Sonra onları galiz {yani, asla kesilmeyecek oldukça ağır} bir azaba mahkûm ederiz {yani, böyle bir azabla karşı karşıya bırakırız}.

    25. Andolsun onlara, "Göklerle yeri kim yarattı?" diye sorsan, onlar elbette "Allah" diyeceklerdir. "Allah'a hamdolsun" de. Hayır, {fakat} onların çoğu {Allah'ın tevhidini} bilmezler.


    Allah, zatını tazim ederek şöyle buyurmaktadır:
    26. Göklerde ve yerde olanlar {yani, bütün yaratılmışlar} O'nundur {yani, O'nun kullarıdırlar ve O'nun mülkündedirler}. Muhakkak Allah {yarattıklarının ibâdetine muhtaç olmayan} ganidir, {mahlukatı nezdinde saltanat ve hâkimiyeti itibariyle} hamiddir.

    27. Eğer yerde olan bütün ağaçlar kalem olsa ve deniz de mürekkeb, ardından yedi deniz daha ona katılsa, yine de Allah'ın sözleri {yani, ilmi} tükenmezdi {yani, yeryüzünde gövdesi olan bütün ağaçlar yontularak kalem yapılsaydı, yedi deniz de mürekkeb olsaydı, bütün yaratılanlar da bu kalemler ve mürekkeb olan bu denizler ile Allah'ın ilmini ve O'nun hayret verici sanatını yazacak olsalardı, yeryüzündeki ağaçlardan tümünden yapılan kalemler ve mürekkeb olan bu denizler tükenir, fakat Allah'ın ilmi, kelimeleri ve hayret verici sanatı tükenmezdi}. Muhakkak Allah {mülkünde} azizdir, {emrinde} hakimdir.
    Böylece Allah insanlara, hiç kimsenin Allah'ın ilmini idrak edemeyeceğini, (Allah'ın öğrettiğinden fazlasını bilemeyeceğini) haber vermektedir.

    28. {Ey insanlar!} Sizin {hep birlikte} yaratılmanız da, öldükten sonra {hep birlikte} diriltilmeniz de {O'nun kudreti açısından, Allah için} ancak bir tek nefis gibidir {yani, bir tek nefsin yaratıl¬ması ve bir tek nefsin diriltilmesi gibidir}...

    Âyet, Kureşli Übey b. Halef ve asıl adı Esîd b. Kelede olan Ebu'l-Eşed b. el-Haccac b. es-Sebbak b. Huzeyfe es-Sehmî'nin oğulları Münebbih ve Nubey hakkında inmiştir. Onlar Nebî'ye (s.a), "Allah bizi nutfeden, alekadan, bir çiğnem etten, sonra da çeşitli aşamalardan geçirerek yaratmıştır. Böyleyken sen bizim hepimizin yeni bir hilkat ile yeniden yaratılacağımızı, ölümden sonra diriltileceğimizi iddia ediyorsun. Bu nasil olabilir?!" dediler. Bunun üzerine Allah, Sizin yaratılmanız da, öl¬dükten sonra diriltilmeniz de ancak bir tek nefis gibidir buyurdu.
    ...Muhakkak Allah, {onların yaratmak ve diriltmek hususunda söylediklerini işiten} semidir, basîrdir.

    29. {Ey Muhammed,} görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze bi¬tiştirir, gündüzü geceye bitiştirir {yani, gece gündüzü, gündüz de geceyi eksiltip durur, sonunda biri onbeş saat, diğeri yedi saat olur}. Güneşi ve ayı da {Âdemoğulları'na} musahhar kılmıştır. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gider. Muhakkak ki Allah {her ikisinde: gecede ve gündüzde} yaptığınızdan haberdardır.

    30. Bunun {yani, Allah'ın söz konusu edilen gece ve gündüz, gü¬neş ve ay hakkındaki takdirinin} sebebi şudur: Çünkü Allah hak¬kın ta kendisidir {-böylece Allah, sanatı ile tevhidine delil gös-termektedir-}. O'ndan başka onların du'a ettikleri {yani, ilah diye ibâdet ettikleri} ise bâtıldır {yani, onlara ibâdet etmenin bir değeri ve faydası yoktur}...
    Yüce zatını tazim ederek şöyle buyurmaktadır:
    ...Muhakkak Allah 'alîdir {yani, mahrukatının üstünde pek yü¬cedir}, kebîrdir {yani, büyüklerin en büyüğüdür}.

    Allah, tevhidini ve sanatını söz konusu ederek buyuruyor ki:
    31. Size âyetlerinden {yani, alâmetlerinden} bir kısmını göstermek için Allah 'ın nimeti {yani, rahmeti} ile gemilerin {rüzgârlar vasıtasıyla} denizde akıp gittiğini görmez misin? {yani, siz bu nimetlerle iç içesiniz: O'nun denizdeki sanatını, şaşkınlık verici nimetlerini görmekte ve orada rızık ve süs eşyası arayıp bulmaktasınız}. İşte bunda {yani, denizde gördüğünüz bu hallerde}, çok sabreden {yani, denizde karşılaştığı belâlarla karşı Allah'ın emri üzerinde direnen} ve {denizin dehşetli hallerinden kendisini kurtardıktan sonra nimetleri dolayısıyla Allah'a} çok şükreden herkes için muhakkak âyetler {yani, ibretler} vardır.

    32. Onları {denizde iken} dağlar gibi bir dalga kapladığında, dînlerini yalnız O'na hâlis kılanlar {yani, O'nu tevhîd edenler} olarak O'na du'a ederler. Onları {denizden} kurtarıp karaya çıkarınca kimileri orta yolu tutar {yani, tevhide dâir Allah'a verdiği ahde, denizde olduğu gibi karada da bağlı kalmakta mutedil hareket eder -ki bu, mü'min kimsedir-}...
    Sonra denizde ihlâsla Allah'a du'a edip Allah'ı tevhîd eden, karada ise tevhidi terkedip ahdini bozan müşriki söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
    ...Âyetlerimizi ise çok gaddar {yani, ahidlerini çok bozan} ve {karada tevhidi terk etmek sûretiyle Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük eden çok} nankörlerden başkası bile bile inkâr etmez {yani, ahdini terk etmez}.

    33. Ey insanlar {yani, eş kâfirler}! Rabbinizden ittika edin {yani, Rabbiniz olan Allah'ı tevhîd edin}. Babanın oğluna, oğlun babasına hiçbir fayda sağlayamayacağı o günden de korkun. Muhakkak ki Allah'ın {ölümden sonra dirilişin gerçekleşeceğine dâir} va'di haktır. O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın {yani, İslâm'dan uzaklaştırmasın}. O çok aldatıcı da {yani, bâtıl, yani şeytân: İblis de} sakın sizi Allah ile aldatmasın.

    34. Sâ'atin ilmi {yani, kıyametin kopacağı günün bilgisi} muhak¬kak Allah'ın nezdindedir {yani, onu O'ndan başkası bilmez}...
    Buyruk, el-Vâris b. 'Amr b. Harise b. Muharib adındaki bir bedevi hakkında inmiştir. Bu zat Nebî'ye (s.a) gelerek dedi ki: "Bizim toprakla¬rımız kurudu, yağmur ne zaman yağacak? Gelirken karımı hamile bı¬raktım, ne zaman doğuracak? Ben nerede doğduğumu biliyorum, fakat nerede öleceğim? Bu gün ne yaptığımı biliyorum, yarın ne yapacağım? Kıyamet ne zaman kopacak?" Bunun üzerine Allah Nebî'ye şu buyruğu indirdi:
    ...Sâ'atin ilmi {yani, kıyametin kopacağı günün bilgisi} muhak¬kak Allah'ın indindedir. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı{n erkek mi, dişi mi olduğunu; hilkatinin düzgün olup olmadığını} O bilir. {İyi olsun kötü olsun} hiçbir kimse {hayır ve şer türün¬den} yarın ne kazanacağını bilemez. Hiçbir nefis de nerede {ya¬ni, ovada mı, dağda mı, karada mı, denizde mi} öleceğini bilmez. Muhakkak Allah {bu âyette sözü edilen bütün hususları bilen} âlimdir, habîrdir.
    Nebî (s.a) de, "Kıyamete dâir sual soran nerede?" dedi. Muhariboğulları'ndan olan zat, "O kişi benim, buradayım" deyince, Nebî (s.a) ona bu âyeti okudu.
  • - Hiç birisinin sana sahip olduğunu düşündüğün oluyor mu ya da bir şeyin?
    - Evet evet farkettim bunu. Her farkettiğimde de gitmek istedim. Bazı insanlar aile kurmaya önem verirler, yani buna değer verirler; bazılarıysa başka birtakım şeylere değer verirler, bunlara değer verirken niye değer verdiğini düşünmez birey, toplumun içinde erimiş olan birey. Toplum koleje girmeyi bir değer olarak sunduğu için artık o kişiliğini yok sayma halidir, koleje girmek için yarışır, üniversiteye girmek için yarışır, iyi bir işe girmek için yarışır, güzel bir kadınla evlenmek için yarışır... Devamlı bir yarış ve kazanma zorunluluğu...

    - Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonious olduğunu düşün; Paris'e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu... Yalnız kaldığın o anda "n'oldu be, şimdi n'olacak?" diyorsan kaybedensin sen, kaybetmişsin. Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin.

    - Peki bunun farkında olmak; yaşlı bir kızılderilinin dediği gibi, "hayatın bize sunamadıklarını mı sunar" yoksa bir radyo dinleyicisinin dediği gibi "sanat diğer tüm şeyler gibi arzular için midir?". Yaşlı bir kızılderili ne kadar yanılabilir?
    - Bazen yanılabilir
    - Bazen susar
    - Bazen konuşmak ister
    - Bazen dinlemek ister
    - Bazen yalnız kalmak ister
    - Bazen arkadaş ister
    - Bazen gitmek ister
    - Gider bazen
    - Bazen gidemez
    - Bazen hiç gidememekten korkar
    - Bazıları sonsuz neşeye doğar
    - Bazıları sonsuz geceye
    - Bazen ölürsün
    - Bazen ölemezsin, bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin
    - Bazen kendinden uzaklaşmak ister insan
    - Bazen gidersin, sırf dönebilmek için
    - Bazen ağlarsın bayağı.
    - Bazen ağlayamıyorsun bayağı bayağı... Bazen içiyorsun, bazen çok ama çok fazla içmek istiyorsun da bazen sen zaten içmeye gidiyorsun; bazen Acıbadem'den bir taksiye biniyorsun "Kadıköy'e" diyorsun; bazen yüzüne bile bakmıyor.
    - Bazen bir kadın geliyor, oturuyor karşına ve ağlıyor
    - Kadınlar hep ağlıyor
    - Bazen bir kadın sana, "en çok korktuğum şey bir kadının gözyaşıdır" diyor kendi adına, "eğer çok sevdiysen" diyor, "eğer çok sevdiysen", oysa bilmiyo ki sevmek de bir an'a ait.
    - Her şeyin başı su.
    - Felsefe'nin de.


    # 3
  • 277 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    -SPOİLER, ÖZET VE BİRAZ DA YORUM İÇERİR-
    Kalemimin kitaptan önce bittiği özel bir kitap desem yanlış olmaz herhalde. Altı çizilecek o kadar çok yer vardı ki sanırım sadece buraları tekrar okumak istesem kitabı 2. kez bitirmiş kadar olurum.

    Bir çırpıda biten ve günlük hayattaki pek çok olayı anlatmış olan bu kitap kesinlikle ufuk açıcı. Gece ve gündüzden çocuk yapmaya; ilişkilerden ideolojilere pek çok konuya değinilmiş.

    ''Papa'nın cennetine inanmayan Giordano Bruno'nun anısına'' diyerek ve Wilhelm Reich'in: “Asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir.” cümlesini alıntılayarak başlıyor kitap.

    Kitapta övülen şeyler genelde insanların günlük hayatta olumsuzluk atfettiği şeyler: Gece, deliler, cehennem gibi. Yine aslında özgürlük, seçim serbestliği, aşk gibi olumlu çağrışımlar yapan kavramların da zannettiğimiz gibi olmayabileceğinden bahsedilmiş. İyi bir şeyi övmek kolay ama bu kavramlara böyle bakıp bunları kuvvetlice temellendirmek ancak Gündüz Vassaf gibi bir ustanın yapabileceği bir şey.

    İlk bölümde Gecenin özgürlük, gündüzün ise totaliter kurumların baskısını getirdiğini iddia eder. Aslında totalitarizmi sadece her şeye muktedir güçlerin dayatması olarak görmez yazar. Bazen hatta çoğunlukla bu kurumları biz kendi kendimize inşa ederiz.

    Gündüz hızlı tüketim yapıp düzene hizmet etmemiz gerektiği için yemeği de hızlı yeriz. Fast food dayatmasıyla karşılaşırız ama gece yemek konusunda özgürüzdür mesela.

    ''Aslında, tüm totaliter kurumlarda, daha doğrusu, tüm kurumlarda insan her zaman erken yatmak zorundadır - yatılı okullarda, manastırlarda, ailede, cezaevlerinde, hastanelerde... Kişinin istediği saatte yatma hakkını destekleyen, bu özgürlüğe onay veren hiçbir kurum tanımıyorum. Aşk (?) üzerine kurulu olan ve iki kişinin özgür iradesiyle gerçekleşen evlilik kurumunda bile, çiftler yatağa aynı saatte girmezlerse, biri daha geç yatar, geceyi daha fazla yaşarsa, sorunlar çıkmakta gecikmez. Kurum her zaman “geç” yatanı suçlar, erken yatanı değil'' der ve ''Gün ışığı içimizdeki teslimiyetçiliği ortaya çıkarır, ama geceleri kendimizi özgür hissederiz.'' diyerek geceye karşı olan nefretimizi sorgular. Adı Gündüz olan birisinin geceye övgü ile başlaması sanırım büyük bir ironi olsa gerek.

    ''Düzen güçleri bizi, geceden, özgürlükten kaçınmaya koşullandırmışlardır. Kitaplar gece okunur. Sinema, tiyatro ve müzik gösterileri gece olur. Gece sarhoş oluruz, gece kumar oynarız.''

    ''Yaşamın anlamı” gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse
    bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam, gecenin konusudur.''

    Cennetin sıkıcı olduğu için Adem'in yasak elmayı yediğinden bahseder. Yoksa Dante'nin Cehennemi kadar Cennet'ini de beğenirdik der. Ama hayır. Cennet kısmı hatırlanmaz bile. Çünkü cennete gitmek için pek çok aracı varken cehenneme giden yolda yalnızızdır. Hatta öyle yalnızızdır ki kötüyü asla göstermeyen hükümetler, reklamlar vardır ve hatta mezarlıklar bile şehir dışındadır, köyün uzağındadır. Çünkü sadece cenneti görmek ister; cehennemi ise hayal dahi etmek istemeyiz.

    Sözcüklerin de esiri olduğumuzu söyler.
    Her aşk farklı ise hepsinin bir hikayesi varsa neden standart bir cümle ile: Seni seviyorum ile tekdüzeleştiriyoruz hayatı?

    ''Peki, ya aşkın karşılığı olan hiçbir sözcük olmasaydı? O zaman aşk olmayacak mıydı yani? Aşk duyulmayacak mıydı o zaman? Aşk, sözden önce de vardı.'' sanırım her şeyin özeti olan cümle.

    Karşıdakini dinlediğimiz zaman bile ''Anlıyorum'' diyerek aslında söz sırasının bize geçmesi için beklediğimizi, sıra bize geçince de az önce karşıdakinin yaptığı gibi sözcüklerle diğer tarafa hükmetmeye çalışacağımızı, rolleri değişip onun yerine geçeceğimizi söyler.

    ''Dünyayı sözcüklerle tutsak ettik. Bu süreçte biz de, kendi sözcüklerimizin tutsağı olduk.''

    Deliliğin hakim görüşlere meydan okuma olduğunu ve bu nedenle garipsendiğini iddia eder. Öyle ya çocukla çocuk oluyorsak deli deli hareket etme derler, oy kullanmazsak delirdin mi? derler. Çünkü hepimiz öylesine delirmişizdir ki deliliği basit şeylere indirgemişizdir.

    Her meslekte önemli olan başarılı olmaktır ama psikiyatrlar için bu böyle değildir. Henüz deliliği iyileştirdiğini kanıtlayabilen yoktur ama bu meslek hızla büyür. Neyin delilik sayılacağına hakim ideoloji karar verir, psikiyatristler de buna hizmet eder. Öldürürsen delisindir ama askersen ve öldürmemişsen yine delisindir. Bunu ancak örgütlü olmakla aşabiliriz. Ne de olsa eş cinsellik de delilikti ama bugün delilik değil. Delilerin bayrağı, partisi, tabuları yoktur. Deli özgürdür.

    ''Yarışın kendisi asla sorgulanmaz. Tersine, yarışı sorgulayanlar psikiyatrist tarafından sorgulanırlar.''

    Kahramanların bile kendimizde bulamadığımız gücün ve cesaretin simgesi olduğu yazar. Sosyalist ülkelerdeki kahramanlar başa geçene göre değişirken, kapitalist ülkelerde ise tüketim toplumu gereği kahramanlar çok daha çabuk değişir.

    ''Totaliter bir toplum, kahramansız olamaz. Özgür bir toplum ise kahramanlarla var olamaz.''

    Peki ya haberler ve gündem? Onu da o kadar çok tüketir ve o kadar çok bilgi bombardımanına tutuluruz ki analizini yapamadan uçar gider. Şuurumuz kaybolur.

    ''Tarih bilinci az olan ya da hiç olmayan bir toplumu yönetmek kolaydır. Böyle bir toplum eleştirici değildir ve kurulu düzenden kolayca duyar.'' Alın size totalitarizm.

    İlk üniformamızın bebekken giydiğimiz mavi ya da pembe kıyafetler olduğunu ve daha bu yaşta taraf seçmeye zorlandığımızı, oyunlarla da bunu sürdürdüğümüzü söyler. Normalde ''Biz'' kelimesi çokluğu ifade etmeliyken siz ve biz ayrımı yaparak azınlığı temsil etmeye başlar. Bu nedenle de seçmek totaliterdir. Seçilenler bize bir şey vaat ediyor gibi görünse de biz seçimlerimizle onlara bir şeyler vaat ederiz ve zenginleşen hep onlardır.

    Eskiden olduğu gibi hâlâ yöneticilerimiz var. Farklı olan, yasallıklarını Tanrı'dan değil, bizden almaları.

    ''Seçmek, böl ve yönet kuralını kendi kendimize dayatma yöntemidir. Seçerek ve taraf tutarak, gerek bilgiyi gerekse insanları bölüyoruz. ''

    Taraf seçmemek, kurulu düzenin meşruiyetine meydan okumaktır.

    Yaratıcılığın insanı kötülüklerden alıkoyduğunu; idama, soykırıma, katliama muhalefet olunmasının imkansız olduğu, bunun ancak üretmekle son bulacağı yazıyor. Neşet Ertaş'ın: ''Nerede bir türkü söyleyen görürsen, korkma! Yanına otur, çünkü kötü insanların türküleri yoktur.'' cümlesi aklıma geldi.

    ''Yaratıcılıkta taraflar yoktur. İnsan, yaratıcılık eylemi sırasında, bunu şuna tercih etmez. Yaratıcılıkta muhalefet yoktur.''

    Bir kelam da işçi sınıfına söylemiş Gündüz Vassaf. İşçilerin ücretler ve çalışma saatleri konusundaki mücadelelerini bomba yapmamak, dinamit imalinde bulunmamak gibi konularda gösteremediklerini çünkü özel menfaatler dışında mücadele eden bir insanlık olmadığını söylemiş.

    Önceden bebekler uzakta olur, yaşlılar el üzerinde tutulurdu. Artık yaşlılar huzur evlerinde, bebekler ise AVMlerde. Çünkü yaşlılığı unutmaya çalışıyoruz.

    Yaşlanma, yaşlılık ve ölüm marjinalleştiriliyor, bertaraf ediliyor.

    Hakkımızda çok şey bilinmesi de kurulu düzene hizmet eder. Çok şey bilmeleri için de çok fikir belirtmemiz lazım. Her konuda fikrimiz var. Anketlerde hiç fikrim yok seçeneği üstün çıkmıyor.

    Sosyal medyada savaş çığırtkanlığı yapanlar var. Çünkü önceden düşmanıyla yüz yüze gelen savaşçı, her türlü saygıyı da gösterirdi. Şimdi her şey bir tuşa bağlı. Makineler ile görüyoruz işimizi. Düşman karşımızda olmayınca empati yeteneğimizi de kaybediyoruz. İşin özünden uzaklaşıp sürece katılmıyoruz.

    ''Düğme bizi gitgide daha cahil kılıyor. Düğme bizi gitgide daha totaliter kılıyor. Eylemlerimizin özünü yitirdik artık, sadece önceden belirlenmiş davranış kalıplarını tekrarlayıp duruyoruz.''

    Elimizin altındakinin değerini bilmiyoruz. Öyle olmasa hayatımızda ilk kez gördüğümüz yerde sürekli foto çekip hep bulunduğumuz yerlerde bu eylemi ihmal eder miydik? Anı yaşamıyoruz.

    Darwinist de olsak yaratılışçı da olsak insanın en üstün olduğuna inanıp bencilce davranıyoruz. Evrenin merkezine kendimizi koyuyoruz.

    ''Homo sapiens'i varoluşun merkezine oturtmamız, birkaç yüzyıl öncesine kadar dünyayı her şeyin merkezine yerleştirmemiz kadar gülünç. Yadsınamaz fizik gerçeklerine dayanarak fiilen Kopernik devrimini yaptık.''

    ''Bir yandan spor için başka canlı türlerini öldüren avcılara kupalar, ödüller verirken, bir yandan da kendi türünden olanları öldüren insanları idam cezasına çarptırıyoruz.''

    ''Ne var ki homo sapiens'in amacı, yaşamdan daha zengin bir anlam çıkarmak, onu daha yoğun algılamak değil, kendi çıkarlarını kollamak ve yaşama hükmetmek olmuştur.''

    Çocuk yaparken de çevresel ve geleneksel faktörlerin etkili olduğu ve çocuğu ancak o doğduktan sonra kabullendiğimiz bence çarpıcı bir gerçek.

    Aşkı da anlayamadığımız açık.

    ''Aşka, tüketilecek, sahip olunacak ya da teslim olunacak bir nesne gözüyle bakıldığı zaman nefret de ortaya çıkar. ''

    Duygularımızı yeterince gösteremediğimiz, sadece kendisine tahakküm edebildiğimiz evcil hayvanlar veya çocuklar karşısında bunu yapabildiğimiz veya para karşılığı ilişkilerde efendi köle ilişkisi oluşunca bunu yapabildiğimiz gibi bir tespit var.

    Velhasılıkelam, her konuya farklı açıdan yaklaşılan bu kitap okuduğum iyi kitaplardan biriydi.
  • Hiç birisinin sana sahip olduğunu düşündüğün oluyor mu ya da bir şeyin? Evet, evet fark ettim onu. Her fark ettiğimde de gitmek istedim. Bazı insanlar aile kurmaya önem verirler yani buna değer verirler. Bazıları ise başka birtakım şeylere değer verirler. Bunlara değer verirken niye değer verdiğini düşünmezler toplumun içinde erimiş olan birey. Hem toplum koleje girmeyi bir değer olarak sunduğu için artık o kişiliğini yok sayma halidir; koleje girmek için yarışır, üniversiteye girmek için yarışır, iyi bir işe girmek için yarışır, güzel bir kadınla evlenmek için yarışır, devamlı bir yarış ve kazanma zorunluluğu. Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonius olduğunu düşün, Paris'e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu. Yalnız kaldığın o anda “ne oldu be, şimdi ne olacak?” diyorsan kaybedensin sen. Kaybetmişsin. Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin. Peki bunun farkında olmak, yaşlı bir Kızılderilinin dediği gibi, hayatın bize sunamadıklarını mı sunar; yoksa bir radyo dinleycisinin dediği gibi, sanat diğer tüm şeyler gibi seks için midir? Yaşlı bir Kızılderili ne kadar yanılabilir? Bazen yanılabilir. Bazen susar. Bazen konuşmak ister. Bazen dinlemek ister. Bazen yalnız kalmak ister. Bazen arkadaş ister. Bazen gitmek ister. Gider bazen. Bazen gidemez. Bazen hiç gidememekten korkar.Bazıları sonsuz neşeye doğar. Bazıları sonsuz geceye. Bazen ölürsün. Bazen ölemezsin. Bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin. Bezen kendinden uzaklaşmak ister insan. Bazen gidersin, sırf dönebilmek için. Bazen ağlarsın bayağı. Bazen ağlayamıyorsun bayağı bayağı.Bazen içiyorsun. Bazen çok ama çok fazla içmek istiyosun da bazen sen zaten içmeye gidiyosun. Bazen Acıbadem'den bir taksiye biniyorsun Kadıköy'e diyorsun, bazen yüzüne bile bakmıyor. Bazen bir kadın geliyor, oturuyor karşına ve ağlıyor. Kadınlar hep ağlıyor. Senin için oldugunu da bilip susuyorsun çünkü sen başkasına aşıksındir gözün başkasını görmüyor. Bazen en çok korktuğum şey bir kadının göz yaşıdır diyor, kendi adına, eğer çok sevdiyseniz diyor, yani çok sevdiysen, oysa bilmiyor ki sevmek de bir ân'a ait. Bir an bir ömre bedel bilmiyor.. Yani uzun lafın kısası sen benim için tüm o bazen'ler gibisin olmasan olmaz, olmazsan eksik, olmazsan koca bir hiç, benim için yaşamak sen, senin sandığından çok daha fazla seninle anlamlı, yani seviyorum hem de çok güzel seviyorum seni..