• - Bir yaz gecesinde küçük kızım, otların üstüne uzanıp yıldızlarla dolu gökyüzüne baktığında, eğer bu. bir yaz romantizminin, dans ya da şarkı gibi o geceye tat katan bir süsü değilse, gerçekten gökyüzüne ve yıldızlara bakıyor ve onları görüyorsan, o gökyüzünün kapıları iki yere açılır o zaman, dine ve felsefeye... Din, o muhteşem kâinatın yaradılışını Allah'a bağlar ve huzura kavuşur, onun için din insanlara huzur ve güven verir, insanoğlunun en çok merak ettiği sorunun cevabını kendince bulmuştur çünkü; felsefe ise, demin de söylediğim gibi dinin huzursuz kardeşidir, o, bulunan hiçbir cevaptan tatmin olmaz, her cevaptan sonra yeni bir soru daha sorar.

    Profesör Konçarov, Rukiye'nin dini reddedişinin altında nasıl bir acı yattığını, dini reddederken babasını reddettiğini seziyordu ve bir babayı reddetmenin yarattığı huzursuzluğu bir nebze olsun sükûna kavuşturabilmek için konuşmasını sürdürdü:
    - Rukovna'cığım, kolaycı hükümlerden kaçınmak gerekir; dindar olmamız, hatta Allah'a inanmamız gerekmiyor ama din niye var diye de sormalıyız. Hayati anlamaya çalışıyorsak, hayatın her parçasını da anlamaya çalışmalıyız... Allah'ın olmasını isterdim, kaderimizi gönül rahatlığıyla ellerine bırakabileceğimiz kudret bulunsaydı bir yerde, hayat daha kolay olurdu ve dindarların kendi hayatları hakkında hüküm vermesini sükûnetle bekledikleri bir mercileri bulunuyor doğrusu. Kendisine çok yakışan gülüşüyle güldü.
    - Bunu bir uyuşturucu gibi de görebilirsin, insanlara bağışlanmış bir huzur olarak da görebilirsin ama din adamları bana insanlara huzur veren birileri gibi görünür, gençliğimde onlardan çok şey öğrendim... Doğrusu inançlı bir insan olmasam da din fikrine de çok karşı değilim; ne olduğunu anlamadığımız bir hayat yaşıyorsak, ne olduğunu bilmediğimiz bir varlıktan da huzur bekleyebiliriz. Biz Allah'ın olduğunu bilmiyoruz ama olmadığını da bilmiyoruz, varlığına karşı şüpheciysek
    yokluğuna karşı da şüpheci olmalıyız, eğer dini küçümsüyorsan, o zaman Allah'ın varlığına duyulan inanç kadar yokluğuna olan inancı da küçümseme. Bir şeye inanman gerekmediği gibi, bir şeye inanmaktan korkman da gerekmiyor çünkü.
  • Şiir midir geceye en çok yakışan yoksa gece midir şiir için hüzne boğulan...
  • Çok bir şey istemiyorum aslında. Yanıma gel, uzattığım eli tut. Sonunu göremediğimiz bir yolda yürüyelim. Bana sarıl. Uğradığımız her yerde bir anımız olsun, gülümseyelim. Beni çok sev, eksilmeyelim. Havalar soğuk belki birlikte uyuruz. Sen başını göğsüme yaslarsın, ben kır çiçeklerinden taç yaparım saçlarına. Beni sahiplen, insanlardan çok korkuyorum, çünkü gidiyorlar çünkü uzaklarda yaşamanın kurtuluş olduğuna aldanıp çekip gidiyorlar, sen onlardan olma. Mesafeleri sevmiyorum, özlemeyi sevmiyorum, dokunamamayı sevmiyorum, yalnız kalmayı istemiyorum. Biliyor musun? Birbirlerine yakışan birçok şey var bu hayatta mesela yağmur toprağa, şarkılar geceye, şiirler sevgiliye, yıldızlar gökyüzüne ve kabul et gözlerin göz bebeklerime, ismim dudaklarına en çokta adın soy adıma, soy adımı al. Nefesini hissedebileceğim kadar yakınımda ol. Sabahları sesin uyandırsın beni. Bana güven, tutunabileceğin kırılmaz bir dalım ben, sığınabileceğin liman. Ağlamanı istemiyorum ama ağlarsan da omzuma başını yasla. Herkes eksildi bir parça, bitmez dediğimiz çoğu aşk şimdi paramparça, biz onlardan olmayalım. Beni sar, beni çok sev, benimle kal. Çünkü herkesin daha önce şahit olmadığı ve hayranlıkla bakacakları bir aşk yaşatabilirim sana. Çok bir şey istemiyorum aslında bir şarkı ol mesela bir ömür yalnızca benim için çalan…