• 176 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Toplum içerisinde asla yer bulamamış, toplumu geçin kendi içerisinde bile yer bulamamış sessiz ama bir o kadar gürültülü çığlıkların sesi...
    Biz onları duymadık, görmedik, bilmiyoruz. Herkes suskun, herkes sineye çekmiş. Kimse onlara sormamış. Kimse onlara elini uzatmamış.
    Söylenecek o kadar çok şey varki aslında. Ama sözler tükenmiş. Mine Söğüt yüzümüze yüzümüze vurmuş tüm haykırışları, suskunlukları...
    Kitapla ilgili yorumları okumadan başlamıştım kitaba. Daha çok güçlü ayakta durmasını bilen kadınların kitabı sanmıştım. Okumaya baslar başlamaz burnumun diregi sızladı, gözlerim yaşardı birdenbire. Sessiz kadınların çığlıklarıymış bu kitap.
    Bunyenizin kaldırmayacağını düşünüyorsanız okumamanızı tavsiye ederim. Ama bir temennim varki herkes bunları görsün,herkes bunları duysun, birileri elini uzatsin, kimse yalnız kalmasın.
  • "Şe-ri-ke" fiilinin masdarı, ortak olma demektir. Dinî anlamda şirk, Allah`a eş ve ortak koşma manasına gelir.

    Bu fiilin dört harfli "if`âl" babındaki şekli "eşrake"dir ve ortak tanıma, ortak koşma demektir. Bu babın ismi faili olan "müşrik" de, ortak koşandır (el-İsfahânî, el-Müfredât fi Caribi`l-Kur`an, Mısır 1961, II, 259, "şe-ri-ke" md.)

    Şirk, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur`an`da yüzelliyi aşkın yerde geçmektedir.

    Kur`an-ı Kerim`i incelediğimiz zaman, şirke düşen insanların nefislerine tabi olarak tevhide karşı çıkmalarının neticesinde bu duruma düştüklerini görüyoruz. Bütün müşrik toplumlarda, genellikle ahlaksızlık, nefis duyguları, zulüm, hırs, azgınlık, taşkınlık ve menfaatperestlik hakimdir. Şirkin temeli, insanların Allah`a tam manasıyle inanmamaları, O`nun emir ve yasaklarına gerektiği gibi uymamaları ve ondan sonra yukarıda arzedilen süfli bir duruma düşmelerine dayanır. Bu husus birçok âyette dile getirilmiştir (el-A`raf, 7/80, 81, 85, 86; Yusuf, 12/23, 25, 28, 29, 30, 31, 35; el-Hicr, 15/3 vb).

    Kur`an âyetlerinden başka, çeşitli Hadislerde ve ilmî eserlerde de şirk konusuna geniş yer verilmiştir. Allah`ın birliğine ortak kabul etmek şirk olduğu gibi, kudret ve tasarrufunda O`na ortak kabul etmek de şirktir. Şirk`in diğer bir çeşidi de, yalnız Allah`tan beklenmesi gereken sonuçları, Allah`tan başka güç ve kişilerden beklemektir.

    Şirk`in zıddı tevhiddir. O da, Allah`ın varlığını ve birliğini kabul etmekle beraber, O`nun tasarruflarında tek kudret sahibi olduğunu, hüküm ve irâdeşinin her şeyin üstünde bulunduğunu kabul etmektir. İslâm dininde tevhid esastır. Hemen hemen bütün ibâdetlerin ana gayesi çeşitli konularda müslümanların arasında birliği sağlamaktır. Dünyanın her yerindeki müslümanların aynı ezanı okumaları, ibadetlerinde aynı kıbleye dönmeleri, tevhidin birer göstergesidir. Şirk bunun tam zıddıdır. Tevhid`in ana gayesi ve esas hedefi olan Allah`ın birliği hususundaki inancı zedelemek, O`na ortak kabul etmek, büyük şirk kabul edilmiştir.

    Yüce Allah Kur`an`da: "Muhakkak ki şirk büyük bir zulümdür" (Lokman, 31/13) diye buyurarak, şirki bir zulüm olarak tanıtmıştır. Nitekim şirke düşen insan, bu hareketiyle kendi nefsine zulmetmiş olur (el-Maverd, en-Nuketu ve`l-Uyunu, Beyrut, 1992, IV, 333). Ve yine şirk göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların, maddenin ve hayatın zorunlu olarak teslim olduğu küllî bir kanuna, yani Allah`ın tek ilah ve Rab olduğu gerçeğine karşı gelinmekle Allah`ın hakkını O`na teslim etmemek bakımından da bir zulümdür. Şirk`e düşen insanın kendi şahsına zulmettiğini destekler mahiyetteki diğer bir âyetin meâli şöyledir:

    Allah`a ortak koşmadan, halis olarak Allah`ı birleyenler olun. Kim Allah`a ortak koşarsa, o sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir" (el-Hacc, 22/31 ) .

    Şirk`e düşen insan o kadar perişan olur ki, Yüce Allah ile bağları kopar; istikametini şaşırır; iyi ile kötüyü ayırd edemez hale gelir ve kendi öz çocuğunu öldürecek kadar şaşkın bir duruma düşer. Onların bu acı hali, Kur`an`da şöyle haber verilmiştir.

    Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlatlarını öldürmeyi süslü (güzel bir şeymiş gibi) gösterdi ki (böylece) hem kendilerini mahvetsinler hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, uydurduklarıyla baş başa bırak!" (el-En`am, 6/137).

    Yüce Allah`ın şirke bakışını ve şirkin Kur`an`daki tanımını sergileyen diğer bazı âyetlerin meâli şöyledir:

    "Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz. O`ndan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah`a ortak koşarsa, büsbütün sapıtmıştır" (en-Nisa, 4/116).

    "Onlar (müşrikler, şirk koşanlar insanları) ateşe çağırır. Allah ise izniyle Cennete (girmeye) ve mağfirete çağırır" (el-Bakara, 2/221).

    "Kitâb ehlinden ve (Allah`a) şirk koşanlardan kâfir olanlar, Cehennem ateşindedirler. Orada ebedî kalacaklardır. Onlar, halkın en şerlileridir" (el-Beyyine, 98/6).

    Tevhide aykırı olan, Allah`ın ve Peygamber (s.a.s)`in emirlerine ters düşen şirke, kimden gelirse gelsin, itâat etmemek gerekir. İslâm dini annebabaya son derece itâat etmeyi, onlara saygıda bulunmayı emrettiği halde, şirk olan hususlarda, onların sözünü dinlememeyi ve onlara tabi olmamayı istemektedir. Konu ile ilgili bazı âyetlerin meâli şöyledir:

    "Biz insana anne-babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik. Eğer onlar seni, (gerçekliği) hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi, bana ortak koşmanı için zorlarlarsa, (bu hususta) onlara itâat etme. Dönüşünüz banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber veririm." (el-Ankebût, 29/8).

    Biz insana anne-babasını tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflık çekerek (karnında) taşımıştır. Onun (memeden) ayrılması da iki yıl içinde olmuştur. (Bunların hepsi, güç şeylerdir. Onun için biz insana) `-Bana ve anne-babana şükret. Dönüş banadır, (diye öğüt verdik). Eğer onlar seni hakkında bir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itâat etme. Onlarla dünyada iyi geçin ve bana yönelen kimsenin yoluna uy. Sonra dönüşünüz banadır. (O zaman ben) size yaptıklarınızı haber vereceğim" (Lokman, 31/14,15).

    Allah`ın Rasûlü Hz. Muhammed (s.a.v) de, şirki helâk edici büyük günahların başında saymıştır: Bu hususu belirten bir hadiste şöyle buyurmuştur:

    Helak edici yedi şeyden sakının:

    1- Allah`a şirk (ortak) koşmak;

    2- Sihir (ve büyücülük gibi göz boyayan, aldatıp oyalayan şeyler)le meşgul olmak;

    3- Allah`ın haram kıldığı cana haksız yere kıymak;

    4- Yetim malı yemek;

    5- Savaş alanından kaçmak;

    6- Faiz yemek;

    7- İffetli, namuslu, suçtan beri, mü`mine kadınlara zina isnâd etmek" (Buharî, Vesaya, 23, Tıb, 48, Hudud, 44; Müslim, İmân, 144; Ebû Davûd, Vesâya, 10; Nesâı, Vesâya, 12).

    Şirkin dışındaki günahların affedileceği, imân sahibi olan bir insanın bu gibi günahları işlediği takdirde, cezasını çektikten sonra mutlaka cennete gideceği, ancak şirke giren insanların, tevbe etmeden öldüğü takdirde, affedilmeyeceği Rasûlüllah (s.a.v) tarafından haber verilmiştir:

    "Cebrail bana gelerek şu müjdeyi verdi: "-Ümmetinden kim Allah`a şerik (ortak) koşmadığı halde ölürse, Cennet`e girer". Bunun üzerine ona dedim ki: "-Zina da etse, hırsızlık da yapsa ..?" Cevap verdi: "Evet, zina da etse, hırsızlık da yapsa..." Peygamberimiz (s.a.s)`in bildirdiğine göre, Cebrâil (a.s)`a bu soruyu üç defa sormuş ve her seferinde aynı cevabı almıştır (Buhârî, Cenaiz, 1, Libas, 24, İsti`zan, 30, Rıkak, 13,14, Tevhid, 33; Müslim, İmân, 153, 154, Zekat, 32,33; Tirmizî, İmân, 18; Ahmed b. Hanbel, V, 152, 159, 161, VI, 166)

    Bir de küçük şirk diye bir çeşit şirk daha vardır. O da, ibâdetlere riya ve gösterişi karıştırmak, Allah`ın rızasından sapmaktır. Kur`an`da bu hususta şöyle buyurulmuştur:

    Kim Rabb`ine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabb`ine ibâdette hiç kimseyi şerik kılmasın (ortak tutmasın)" (el-Kehf, 18/110).

    Bu âyette geçen, ibâdette Allah`a şirk koşmaktan gaye, ibâdette ihlaslı ve samimi olmamak, Allah`ın rızasının dışındaki riya, gösteriş ve benzeri menfaat duygularını taşımak demektir (el-Beydâv, Envanu`t-Tenzil ve Esranu`t-Te`vîl, Mısır 1955, II, 14).

    Hz. Muhammed (s.a.s)`in de bu hususta söylediği Hadislerden bazıları şöyledir:

    Sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirktir." Hazır bulunanlar: "Ya Rasûlüllah! Küçük şirk nedir?" diye sordukları zaman, Rasûlüllah (s.a.s) şöyle devam etmiştir: "Küçük şirk, riya yani gösteriştir. Ahiret gününde insanlara amellerinin karşılığı verildiği zaman, Allah diyecek ki: "- Dünya hayatında iken, kendileri görsün diye riya ve gösteriş yaptığınız kişilerin yanına gidin, bakın, onların yanında herhangi bir karşılık bulacak mısınız?" (Ahmed b. Hanbel, V, 428, 429).

    "Ümmetim için en çok korktuğum şey, Allah`a şirk koşmaktır. Ama dikkat edin; Ay`a, Güneş`e veya puta tapacaklar, demiyorum. Fakat, Allah`ın rızasının dışındaki gayeler için harekette bulunacaklar ve gizli şehvet, yani riyâ ve gösteriş duygularını taşıyacaklar (demek istiyorum)" (İbn Mâce, Zühd, 21).

    Ebu Hureyre (r.a) dedi ki, ben Rasûlüllah (s.a.s)`i şöyle söylerken işittim:

    "Kıyamet günü aleyhine hükm olunacak halkın birincisi şehid edilen bu adam olacaktır. O kimse, (Allah`ın huzuruna) getirilir; Allah ona verdiği nimetlerini bir bir anlatır. O da bunları bilir ve hatırlar. Yüce Allah:

    -”Bu nimetlerin arasında ne yaptın?" diye sorar. O kişi:

    -"Senin rızan için savaştım ve nihâyet şehid oldum " diye cevap verir. Yüce Allah:

    -”Yalan söylüyorsun. Fakat sen, hakkında kahraman denilsin diye savaştın. Bir rivâyete göre, Allah`ın emri üzerine o kişi yüz üstü sürüklenerek Cehennem`e atılır.

    (İkinci olarak) İlim öğrenmiş, başkalarına da öğretmiş ve Kur`an okumuş biri huzur`u ilâhiye getirilir. Yüce Allah ona da verdiği nimetlerini tek tek anlatır. O da bunları anlar. Allah ona:

    -"Bu nimetlerin arasında bulunurken, ne yaptın " diye sorar. O şu cevabı verir:

    -”Senin rızan için Kur`an`ı, ilmi öğrendim ve başkasına öğrettim." Yüce Allah ona da şöyle der:

    -”Sen yalan söylüyorsun. Fakat sen Kur`an`ı, ilmi riya ve gösteriş için, sana alim, güzel okuyor, densin diye okudun, öğrendin. Nitekim senin için bu övgüler yapıldı." Allah`ın emri üzerine o da sürüklenerek Cehennem ateşine atılır.

    (Üçüncü olarak) Allah`ın kendisine geniş çapta zenginlik ve çeşitli maldan verdiği biri getirilir. Allah, buna da verdiği nimetleri ayrı ayrı anlatır. O da, bu nimetleri kabul eder, hatırlar. Yüce Allah ona da şunu sorar:

    -"Bu nimetlerin arasında bulunurken, ne gibi hayırlı işler yaptın ? O da şöyle cevap verir:

    -"Senin rızan için, sevdiğin her türlü yola para harcadım. Maddi yönden, yardımda bulunmadığım hiç bir şeyi bırakmadım. " Yüce Allah ona da aynı şekilde cevap verir:

    -”Sen yalan söylüyorsun. Aslında sen bunları, sana cömert denilsin diye yaptın. Riya ve gösterişte bulundun. Beklendiğin medih ve övgülere de kavuştun." O da Allah`ın emri üzerine yüzüstü sürüklenerek Cehennem ateşine atılır" (Müslim, İmâre, 152; Nesef, Cihâd, 22; Ahmed b. Hanbel, II, 322).

    Bu hadiste ifâde edildiği gibi, şehid olmak, alim olmak ve hayır yollarına maddi yardımda bulunmak, son derece güzel şeylerdir. Ancak bunlar Allah rızası için değil, riya, gösteriş veya başka herhangi bir menfaat duygusu ile olunca, hiç bir kıymeti ve değeri yoktur.
  • 293 syf.
    ·3 günde·Beğendi·4/10
    fazla abartı iyi değil yok hayatımın kitabı yok beni çok etkiledi geçin bunları aynı şeyi defalarca tekrar ilk elli sayfadan sonra aynı konuyu defalarca tekrarlayan şuan benzerleri çok olan piyasa işi kitaplardan biri
  • ZÜLFÜ LİVANELİ
    Erbakan, Ecevit ve ölüm oruçlarının arka planı

    1996’daki ölüm oruçlarına, bazı arkadaşlarımla birlikte “arabulucu” olarak katıldım.

    İstanbul Başsavcısı Ferzan Çitici, böyle bir misyon üstlenmemizi rica etti.

    O dönemde Necmettin Erbakan, başbakandı.

    Cezaevine girdik. 12 kişi ölmüştü. Yemliha Kaya’nın ölü bedeninin başında nöbet tutuluyordu.

    Konuşmaya çalıştığımız 20-21 yaşındaki gençler ölmek üzereydi. Bilinçleri kaybolmuştu. Bazılarının görme yetisi bir daha geri gelmemek üzere yitip gitmişti.

    Geçen her saat, yeni genç ölüler demekti.

    Bir kenara çekilip ağladığımı hatırlıyorum.

    Tek istekleri, hapisnadeki yaşam koşullarının iyileştirilmesiydi. Tecrit hücrelerinde tek başına kalmamaktı.

    Bu isteği çok iyi anlıyabiliyordum, çünkü o korkunç hapishanelerde bir dostla dertleşmenin ne kadar önemli olduğunu ben de yirmili yaşlarımda acı bir şekilde öğrenmiştim.

    Hem de hiçbir suç işlememiş bir genç adam olarak.

    Hükümetle temas kurduk. Adalet Bakanı ters davrandı. Başbakan Erbakan’a ulaşmaya çalıştık. İstanbul’dan Ankara’ya giden uçakta olduğunu söylediler.

    Ankara havaalanında kendisine ulaştık. Tutukluların masum isteklerini anlattık, “Birçok genç bu geceyi çıkaramayacak” dedik.

    “Peki” dedi, “Bu gece Kadir Gecesi. İsteklerini kabul ediyoruz.”

    Hapishaneye müjdeyi verdik. Ambulanslar, ölmek üzere olanları hastanelere taşıdılar. Beklemekte olan gözü yaşlı aileler, ellerimize sarılıp, çocuklarından haber sordular.

    Ama Ferzan Çitici kulağıma şunu fısıldadı: “Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü aradı. ‘Biz ne güzel operasyon hazırlamıştık. Herşeyi berbat ettiniz’ diye çıkıştı bana.”

    Basın bu süreçte olumlu davrandı. Hatta bizleri haketmediğimiz övgülere boğdu. Hürriyet, kahramanlar bile dedi.

    ***

    Aradan dört yıl geçti.

    Bu kez yine ölüm oruçlarında, arabulucu olarak hapishaneye gittik.

    Çünkü hükümetin verdiği sözler tutulmamıştı.

    Yine genç insanlar ölüm döşeğindeydi. Aynı süreç yaşanıyordu ama bu sefer Başbakan Erbakan değil Bülent Ecevit’ti.

    Basın sürekli provokasyon yapıyordu.

    Dört yıl önce bize kahraman diyen Hürriyet şimdi, “Ölüm oruçlarını cesaretlendiren hainler” olarak söz ediyordu bizden.

    Belli ki öldürme hazırlıkları tamamdı.

    Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ü bizzat aradım. “Ne olur” dedim, “Ölümlerin önüne geçin. Size resmen yalvarıyorum.”

    Etkilendi. “Biraz bekleyin, başbakanla konuşayım” dedi.

    Nefesimizi tutup bekledik.

    Biraz sonra müdürün odasındaki telefon çaldı. Hikmet Bey, “Malesef Başbakan Ecevit istekleri kabul etmiyor” dedi.

    Çaresizce ölüm mahkûmlarına veda edip gözyaşları içinde oradan ayrıldık.

    Sonra lav silahlarıyla koğuşlara saldırıp, insanları yaktılar.

    O akşam televizyonlar, yanan mahkûmlara başka cezaevlerinden cep telefonlarıyla ulaşıldığını ve “Kendinizi yakın” talimatı verildiğini söylüyordu bangır bangır.

    Ali Kırca’ya konuk oldum ve dedim ki: “Yalan söylüyorlar. Hapishanede cep telefonu çalışmıyor. Arabulucular arasında yer alan Yaşar Kemal, ölüm döşeğindeki karısı Thilda’ya ulaşmaya çalıştı ve ulaşamadı.”

    Bu tanıklık bütün yalanı çürütüyordu ama hükümet ve basın genç insan kanı dökmenin şehvetine kapılmıştı bir kere.

    Kimse sağduyulu bir tanıklığı dinleyecek halde değildi.

    Sonuçta “dinci Erbakan” genç ölümlere yol açmamış ama “solcu-şair Ecevit” katliam emri vermiş oldu.
    Bunları anlatmak tarih önünde benim namusum ve sorumululuğumdur.
  • 496 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    2019 Yılında okuduğum en iyi üç kitaptan birisi kesinlikle “Ben Ozzy”dir. Kitabı okurken Ozzy’nin hala nasıl hayatta olduğuna şaşırıyorum. Sınırları zorlamanın ötesinde sınırları zorlamak, akla hayale gelmeyecek şeyleri yapıp, aynı şekilde bunlara maruz kalmak. Akıl ve mantığın birleştiği noktada Ozzy Osbourne’a ulaşmanın imkanı yoktur. Mantıksız ne varsa, evet kesinlikle orada bir şeyler olmuş ve taşın altından o çıkmıştır…

    Geçen aylarda Mutley Cure belgeselini izlerken, bir bölümde Ozzy’de canlandırılmıştı. Tabi ben bunu belgeselde izleyince abartısı vardır demiştim, kendi ağzından okuyunca şüphem kalmadı. Bana deseler ki, dünyanın en değişik, en saçma sapan işlere bulaşan grubu hangisidir deseler, ne kilise yakanları, ne vandallık yapanları işaret ederim. Net olarak bir numaraya Mutley Cure’ü yazarım. Belgeseli izlediğimde tekrar anlamıştım ki, insanların bir sınırı yok. Hele ki sonsuz bir güç verilirse hiç yok. Bu güç tabi ki para.

    Şimdi biraz geçmişe dönelim ve ben Metal müzikle nasıl tanıştım onu anlatayım. Daha sonra kitaba gireceğim ama birkaç anıdan ne zarar gelebilir?

    Abim benden 10 yaş büyük. Onun döneminde Metal müzik yeni yeni ülkemizde ortaya çıkıyordu. Tabi ki dünya bu müzik türünü çoktan öğrenmişti ama ülkemiz yeni yeni alışıyordu. Bizimkiler daha çok Anadolucu Rockçıydı… Özellikle 60’ların etkisi sonraki yıllarda hissedilmişti ülkemizde. 60’lar deyince aklınıza Beatles gelmesi gerekir, hem İngiltere hem de Amerika’nın, sonrasında ise dünyayı değiştirmişlerdir desek yalan olmaz.

    İlk okul zamanlarım. Beşinci sınıfa gidiyorum. Abimin kendi yaptığı bir müzik seti var. Amfisi ayrı, kaset çaları ayrı, hoparlörler ayrı. Setin üzerinde Slayer, Metallica, Nirvana, Iron Maiden gibi grupların adlarının yazdığı yamalar var, yapıştırılmış. Hepsi özenle kesilmiş ve yerleştirilmiş. O amfi o kadar kuvvetliydi ki, hoparlörlerden çıkan ses 10 Bloklu siteyi inletirdi. Pencere her zaman açıktır ve dışarıdaysanız bedava konsere hoş gelmişsinizdir.

    Arada sırada kurcaladığım için, denk gelen kaseti dinlerdim. Bir gün doldurulmuş bir kaset gördüm ve teybe taktım. Üzerinde elle yazılmış grup adları vardı. Neyse kim bilir kimlerdir, ne bileyim ben, taktım, oynat tuşuna bastım, ses çıkmadı. Sağına soluna baktım, on/off yazan tuşu gördüm. Lanet olsun, resmen bir rüzgar esti sesle birlikte kafayı yiyecektim. Hızlıca durdurdum, hoparlörün sesini kıstım, tekrar oynata bastım. İlk olarak kimi dinledim, ne dinledim hatırlamıyorum, tek hatırladığım şey Nirvana adıydı. Daha sonra bunu ara sıra yapmaya başladım ve azar azar dinliyordum. Ama bu uzun sürmedi, çocuğum sonuçta, dışarıda top koşturmam, Atari oynamam ve canım ne isterse onu yapmam gerekiyordu. Sabah evden çıkar, gece dönerdim. Bizim çocukluğumuz online değil, yan yana arkadaşlarımızla oyun oynayarak geçti. Atari’nin çok sağlam bir modeli vardı ve oyunlarım çok güzeldi. Arkadaşlarımla eve gelir ve oynardık. Saatlerce oynardık, isterseniz 4k isterseniz 8k görüntüyü önüme getirin, ben o 8 bitlik müzik eşliğinde, çözünürlüğü berbat diyeceğiniz oyunları seçerim. Tadı ayrıdır!

    Neyse, o dönem o şekilde geçti. Tabi ben yavaş yavaş Türkçe olmak üzere Rock müzik dinlemeye başladım. Bunların içinde Barış Manço, Cem Karaca (O adamın şapkasından korkardım, niye bilmiyorum ama korkunç gelirdi o zamanlar. Dinlerdim ama izlemezdim.) Erkin Koray, daha sonra Müzik türü seçmiyorsun tabi, o düşüncede değilsin çünkü, Grup Vitamin, Ayna, Haluk Levent, Özlem Tekin, Yaşar Kurt, Kıraç ( o zamanlar TRT’de askerlere çalıyordu galiba.) MFÖ, Haramiler, Bulutsuzluk Özlemi, Athena, Üç Hürel… bunların içinde adını hatırlamadığım birçok saçma sapan isimde vardır. Çoğunun kaseti evimizde vardı, artık yoklar annem atmış, üzücü… Kurban çok değişik gelirdi mesela. Pop müzikten Gülben Ergen bile dinlemiş olabilirim, ne var bunda önümüze gelmiş, çocuğuz ve sürekli ekranda Hülya ile o var, Televole dönemleri. Kim Bunlar diye bir grup vardı. Süheyl ve Behzat Uygur’un o değişik programına çıkmışlardı, ertesi gün abimlere kasetlerini aldırdım. Kaç defa dinledim bilmiyorum. Dağlar Kızı Reyhan’ı coverlamışlardı çok güzeldi bence. Diğer parçaları da güzeldi.

    Dağlar Kızı Reyhan demişken, Black Sabbath - N.I.B parçasının 40’ıncı saniyesinden sonrasına bakarsanız, Dağlar Kızı Reyhan’a ulaşabilirsiniz. Kim kimden yürütmüştür, az buçuk tahmin edersiniz bence. Dinleyin, şaka yapmadığımı anlarsınız. https://www.youtube.com/watch?v=vwLQw_95hX0
    Şaşıran çok insan olduğunu biliyorum ama ben bunu yıllar önce kendim dinlerken fark ettiğim için mutluyum. En azından günlük saçmalıkların komiklik olsun diye paylaşıldığı saçma bir tweet’ten öğrenmedim.

    Abimler demişken… O zamanlar sanırım Metallica’nın beyaz tişörtü moda ettiği zamanlar. Ben yanlış hatırlamıyorsam, Load ya da Reload albümü olmalı. Siyahları kaldırıp, beyazlara geçmişlerdi. Bir nevi değişiklik sanırım. Abimlerde yırtık Jean pantolonlar, kendilerinin bizzat aldığı ve pantolona işlediği yamalar, kolları yırtılıp yelek haline getirilmiş kot ceketler, arkasında kocaman bir Guns’N Roses amblemi, her yerde grup yamaları. Bu tür şeylere bugün kolayca ulaşabilirsiniz ama o zamanlar ulaşamazdınız. Kendiniz yapmanız ve hayal gücünüzü kullanmanız gerekirdi. Baskılı tişört istiyorsan, gidip bastırırdın. Bunlar için mekanlar vardı ve her yerde ütü vardı, çok iyi hatırlıyorum. İstediğin yamayı tişörte basıyorlardı. Her şey manuel olduğu için, şimdiki dandik işlerden değildi, baskı öyle çabucak gitmezdi. Yıllarca o baskı yerinde dururdu. Ayakkabı seçimi domuz burnu çizmeler. Kovboy botu’da diyebiliriz. Tabi ki her yeri metal işlemeli. El yapımı. Yaşadığımız yerde bunları yapan beş kişiydiler, onlarda zaten arkadaştı. Birlikte kavga eder, birlikte müzik dinler, birlikte gezerlerdi.

    O zamanlar Kadıköy bir numaraydı metalciler için. Özellikle Akmar baya bir ünlenmişti. Basında sürekli Satanistler olarak lanse ediliyor ve kedi kestikleri sanılıyordu. Halbuki zır cahil medya ile zır cahil toplumun saçmalamasından ibaretti. Günümüzde dahi ülkemizde Satanist olduğunu iddia eden falan varsa hayal görüyor, ya da hayalden çıkamamış bir şeyleri taklit etmeye çalışıyordur. O zamanlar böyle bir şey yoktu, tamamen özentilerin yaptığı birkaç saçmalığa ulaşırsınız o kadar. Polis toplayıp götürürdü bunları, sonra konuya hakim olmadıkları için ertesi gün serbest bırakılırlardı. Sadece getirdikleri için tutarlardı o kadar.

    Kısacası daha da uzatmayayım anıları. Yıllar geçtikçe Metal müzikle aram çok iyi oldu, Rock değil Metal müzik. Daha sonra bütün hepsini dinlemeye başladım, sonra İskandinav grupları keşfettim. Özellikle Türkiye’nin en büyük mp3 forumlarında yöneticilik yaptığım sıralarda, keşfedip paylaştığımız grubun ve şarkının haddi hesabı yoktu. Bulurduk, yüklerdik, paylaşırdık. Binlerce kişiye ulaşırdı bu müzikler, çok keyif aldığım dönemlerdi. Ne YouTube, ne WP var. Paylaşım yeri Upload ettiğin sitelerdi. Winamp üzerinden radyo yayını da yaptım. Mirc bilmez çoğu insan, oradaki insanlara radyo yayını yapıyordum. Bu yayınları yaparken 56K modem vardı, sonra hayatımıza ADSL girdi, 128 Mb, sonrasında 256Mb hızları. O zamanlar çok önemliydi ve siteler bu hızları kaldırıyordu. Teknolojiyi sonradan görmedim, onunla birlikte büyüdüm. Her aşamasına tanıklık ediyorduk. Bir şeyin içine düşmedik yani. Teknolojinin globalleşmesine bizzat tanıklık ettiğim bir yaşa sahibim ve çok mutluyum. Yani bizler yaşadık, şimdi ise ne olduğunu bilmedikleri şeyleri sadece üretiliyor diye kullanıyor insanlar. Halbuki, neyse konuyu dağıtmayalım.

    Metal Müzik arşivim Terabaytları aşmış durumda şu an. Hiçbir zaman vazgeçmedim. Abimler ise tabi ki uzaklaştı bu müzik türünden. Daha çok türküye yöneldi diyebilrim. Çok iyi bağlama çalar. Lakin bana gitar çalmayı öğretmemiş olması çok saçmadır, bu bana mantıksız gelir. Neden öğretmezsin. İstemiyor değildim, istiyordum. Ama her zaman daha önemli işleri olur değil mi abilerin? Birçok yerde çalıyorlardı güzel şeylerdi. Tabi sonradan kendim öğrendim.

    Günümüze kadar geldim, çok iyi gruplar ve müzikler keşfettim. Sadece Metal Müzikle kalmadım tabi ki. Türkçe çok dinlemiyorum, nedeni 80’ler sound’ı dediğimiz şeyi çok sevmem ve ondan ayrılamamamdır. İşim olmaz o saçmalıklarla. Pop zaten dinlemiyorum. Lakin Beatles’ın Pop mu Rock mı yaptığını anlamadığınız şeyi önceden severdim, şimdi daha çok seviyorum…

    Beatles demişken, Ozzy’nin esin kaynağıdır.

    Kitaba gelirsek, attığım başlığın hakkını fazlasıyla veriyor. Hem bu müziği seven hem de biyografi okumayı seven biri olarak diyeceğim şu ki, elimden bırakmak istemedim. O kadar harika bir kitaptı. Ozzy’den böyle bir şey nasıl çıkmış bilmiyorum lakin, çok güzel bir iş çıkmış. Kendisinin de inanmıyor olduğunu düşünüyorum.

    Beatles gibi bir geçmişe sahip aslında… Günde 12 saat sırf eğlendikleri için kulüplerde çalıyorlardı. Black Sabbath ile dünyaya merhaba dediler. Çok sağlam bir ekip aslında. Tony Iommi gibi bir insana sahipler. Şu an bir video açsanız, kameranın Tony’nin parmaklarına zoomladığını ve o parmaklarda bir gariplik olduğunu görürsünüz. Bir kaza eseri orta ve yanındaki parmak eziliyor ve kopuyor. Hem doktorların dediği hem de mantıken gözüken müzik hayatının bitmiş olduğu. O Parmaklar olmadan nasıl çalabilir ki? Adam vazgeçmiyor ve dünyanın en iyi gitaristlerinden birisi şu an. Parmaklarının ucuna bir şey geçiriyor ve denemeye başlıyor. Kendi stilini de böylece ortaya çıkarıyor. Gitarın klavyesinde öyle güzel çalışıyor ki o parmaklar, dünyanın en güzel riffleri çıkıyor o parmaklardan.

    Ozzy’nin hala nasıl yaşıyor olduğu hakkında bir fikrim yok.

    Seks, uyuşturucu, alkol, daha çok uyuşturucu, daha çok alkol, daha fazla ot, daha fazla hap, günde 4 şişe viski, litrelerce bira, kilolarca ot… Ayık olduğu zaman dilimi yok, hep kafalar güzel. Nerede uyuduğun ve uyandığın konusunda fikrinin olmaması nasıl bir duygudur mesela? Bir barda içerken, otobanda uyanmak mesela?

    Ozzy’nin ve yanındakilerin başına gelenleri büyük bir keyifle ve dehşetle, aynı zamanda kahkaha ile okudum. Tur otobüsü düşünün, bir uçak kanadıyla yarısını biçiyor ve grubundan iki kişi ölüyor. Elinde dolu bir tüfekle duvardan atlıyorsun ve tüfek yere düşünce ateşliyor kendisini, 1 cm’le hayatta kalıyorsunuz? O kadar çok anı var ki, hiçbirisini alıntı olarak paylaşmadım. Kitabı bırakmaya kıyamadım. O kadar keyif aldım.

    Beatles biyografisi de muazzamdı resmen yaşamıştım Beatles’ı. Hem tek onaylı biyografiydi, hem de grupla beraber yazılmıştı. Ozzy’nin yaptığı iş cidden muazzam, harika bir kitap. Yapılan o kadar kötü şey var ki, insan okuyunca içeceği 1 şişe biraya bile şüpheyle yaklaşıyor. Hala nasıl yaşıyor çok ilginç… Cidden o vücut onca şeyi nasıl kaldırıyor.

    Ozzy’nin hem eski hem de yeni görüntülerine bakarsanız, bir ürkek tavrı, utangaç tavrı vardır. Şarkısını söylerken bile tedirgindir. Adam normalde pek cesaret abidesi değil, hem de hiç değil.

    Grup üyeleri de kitabın içerisinde geçen gruplar ya da kişiler benim için harika bir keyif yaşamama neden oldu. Gerçekten dinlediğim müziği tekrardan yaşadım. Fazlasıyla Metal gruplarının belgeselini izlediğim için, çoğu görüntü gözümde canlanıyordu.

    Tabi ki müzik listem olmadan okumadım. En çok dinlediğim ne Ozzy ne Black Sabbath’tı… Axel Rudi Pell’den başkası değildi. Hiç bıkmadan dinlerim, sololar, vokali… Muazzam, muazzam…! Kitaba resmen ruh verdi… Metal müzik dinleyip, Axel ile tanışmayan metal müzik dinleyicisini yadırgarım açıkçası, bilmediği için değil aslında, çok şey kaçırdığı için…

    Kitabı şiddetle öneriyorum. İçeriğinde geçen küfür ve şiddetli anılar nedeniyle küçük okurlara sert gelebilir. Ama kaçırılmayacak bir lezzet. Bu pastadan dilim almayın, pastayı alıp bir köşeye geçin ve yemeye başlayın. Sadece son dilimi bir başkasına bırakın ki, kendi pastasını alması için fırsatı olsun. Tadına doyamadığı için yeni bir pasta alsın…

    Sadece belirli yazarları okuyan okurları pek tutmuyorum. Kitabın ruhuna aykırı davrandıklarını ve çeşitliliğin içinde bir kısırdöngüde kitaplar okuduklarını düşünüyorum. Bu anlamsız ve fazlasıyla zayıf bir tercih. Damak tadı tabi ki herkesin farklıdır ama bir yemeği yemeden tadının kötü olduğunu düşünmek mantığa aykırıdır.

    Mutlaka alın okuyun, ikinci kitabı Ben Dr. Ozzy’i okuyacağım bu ay içinde, çünkü kopamadım… Çıkmak istemiyorum Ozzy’nin dünyasından, beni bağladı ve esir aldı. Bağımlısı olmanız muhtemel bir durum...

    Kitabın puanına gelecek olursak… On üzerinden bir milyon!

    Daha önce okuduğum şu özel kitapları da mutlaka okuyun;

    Jimi Hendrix - Sıfırdan Başlamak (Benim Hikayem)
    Patti Smith - Çoluk Çocuk
    Hunter Davies - The Beatles
    Christopher John Farley - Efsanenin Doğuşu - Bob Marley