• Verebileceğinden fazlasını istemekte ısrar etmeyen, mükemmel anları yaşamasını sağlayan, gelecekte olacaklar için endişelenmek yerine yüzünü güldüren biri.
  • İnsanlar, korku yüzünden en korktukları şeye sarılacaklar.Kötülüğe düşmemek için kötü olacaklar.
  • Kitabı sadece ilk 57 sayfasına göre değerlendireceğim. Yarım bıraktım diye inceleme yazmama yoluna gitmek istemedim. İlerleyen sayfalarda daha iyi bir hal almış olabilir kurgu, önyargıyla yaklaşmış da olabilirim ama olmadı yani. Benim için bu kitaba devam etmek, zaman kaybından öte bir anlam ifade etmeyecekti. Sevmedim ya bir kere...
    Öncelikle yazarı tanımam etmem, kitabı da hangi komplo teorisyeni ruh halimle edindim hatırlamıyorum ama gerçekten de şu sıralar kitaplığımdan birkaç kitabı ayıklayayım niyetiyle çıktığım bu yolda, bu kitabı da "kitaplıktan ayıklanacaklar" listesine koyabildiğim için memnunum.
    Yazarın dili kullanımı çok amatörce. Yani böylesi cümleleri, ancak dilimizi sonradan öğrenen ecnebiler kuruyorlardır. Anlam bütünlüğü yok yani cümlelerde. Hani içlerinden bazılarını yazım veya baskı hatası olarak kabul edebiliriz belki ama anlam bütünlüğü oluşturmayan cümleler... Can sıkıcı idi yani.
    Konuya gelecek olursak yazar, kurgusunda, kurduğu teknolojik düzenin tuzağına düşmüş. Mesela Fox'u hemen aldılar polisler, teğmeni öldürdü diye. Halbuki çipler sayesinde kimin nerede olduğunu ve yaşayıp yaşamadığını bilebilen bir sistem, teğmenin öldürüldüğü anda Fox'un nerede olduğunu pekala bilebilirdi. Hadi bunu bir nebze sineye çekelim. Çünkü Fox'un bu işten sıyırtması gerekiyordu. Peki ya özellikle düğmeleri arayan aptalların, düğmeleri öylece ekip otosunun arka koltuğunda bırakmalarına ne demeli? Ayrıca da bazı durumlar oldubitti tarzında. Teğmen öldürülmüş, hoop, iğne izi var kesin katil arılarla yapılmış. Hele bir dur bir soluklan yeğenim, şak diye de anlama bir şeyi. Sanırım otopsi de tarihe karıştı gelecekte. Gelecek demişken, yazar, baya bir gelecek teknolojisi eklemiş kitaba. Malum, yıl 2047. Fiks icadımız uçan arabaların yanında siber timler, robot arılar, parmak iziyle yapılan ödemeler, vücuda yerleştirilen çipler... Dil öğrenmeye de gerek kalmıyor gelecekte. Konuşmaları anlık çeviren telefonlar falan icat edilmiş. Daha başka icatlar da zikredilmiştir belki ama malum, ben kitabı yarım bıraktım.
    Biraz da hayal satılmış kitapta. Neymiş? Asyalı Müslüman ülkelerin uzaydaki kolonilerinde, Amerikadan daha fazla madeni varmış. Uzayda güneş panelleri falan kurmuşlar. Coğrafi keşifler zamanında yaptıkları gibi, teknolojiyi geriden takip etmiyorlarmış ve o zamanki hatalarını tekrar etmiyorlarmış. Geçiniz efenim geçiniz... Nasıl ki o zamanlar, Müslüman ilim adamları dünyaya yön verirken zaman içinde bilimsel düşünce dine aykırı denilerek ötelendi ve bağnazlık aldı yürüdü, işte aynı bağnazlık, belki de aynı etkiyle günümüzde de devam etmekte. Hala dünyanın tepsi gibi olduğuna inanılan bir coğrafyada yaşıyorken bir de bu ülkeler kalkıp, bundan yaklaşık 30 sene sonra kendilerini aşacak ve uzayda kolonileşecek, uzay madenleri ile haşır neşir olacaklar öyle mi? Güldüm geçtim... Yine de Müslüman ülkelere ait bu kaynakların ABD eliyle korunuyor olması fikri ile, duruma bir nebze gerçeklik katılmış. Nitekim bu ülkeler ABD olmadan sıçmaya dahi gidemez.
    ABD, etkinliği kalmayan AB'yi bitirmiş bu dönemde. Yerine ise kendi güdümünde bir Avrasya Birliği kurmuş. Bu birliğin başında da kim var bilin bakalım? Evvvet... Tabii ki de biz varız! Yalnız üye ülkelere şöyle bir baktım da, sadece zikredilen ülkelere bakınca içerisini Şampiyonlar Ligi gibi hissediyor insan. Birliğin adı Avrasya, Avrupaya en yakın ülkeler Bosna, Arnavutluk. Gerisi hep Afrika, Orta Doğu ve Orta Asya ülkeleri... Kadere bak... Kimler kimlerle beraber...
    Kitapta bir de öngörü var ki, tam isabet. Ülkemizin başındaki kişi E.T.Haspolat adında bir zat ve kendisinden "devlet başkanı" olarak bahsediliyor. Kitap 2012 yılında yayımlanmış. Demek ki başkanlık sisteminin geleceğini öngörmüş yazar. Yoksa cumhurbaşkanı da yazabilirdi. Ya da sadece bir hitap değişikliği, beni böyle düşünmeye itmiş de olabilir. Yine de bir başbakan da mevcut.
    Amerika ile ilgili bir başka çıkarım da şu yönde. Amerika dağılacak, eyaletler bağımsızlık isteyecekler ve ABD, şehir devletlerine bölünecek. Ayrıca da ABD'ye uzay kolonilerinin savunucusu falan dedik ama onca paraya ve altına rağmen adamlar ekonomik krizle boğuşuyorlarmış. Ülke yaşlanmış ve dışarıdan da artık eskisi kadar dinamik nüfus çekemiyormuş. E kendiniz yapın kardeşim o zaman, öyle değil mi? Taktik maktik yok, bam bam bam... Unutmayın, en az üj ;) Bu arada dıj güçler boş durmamış, ABD'yi darmaduman etmişler resmen. Başlarına da Müslüman bir başkan gelmiş artık. Bu konuyla alakalı spekülasyonlar da var kitapta tabii ama kitaba o kadar alakasızlaştım ki bu kısmı atladım. Kusura bakmayın. Sanırım, "Trump'ı ABD'nin başına Ruslar getirdi" gibi bir şeydi. Bir de şu teknolojide öylesine ahmak bir güruh yönetiyor ki ülkeyi, Çin'den veri çaldık diye seviniyorlar fakat çaldıkları veriler, vakti zamanında Çin'in kendilerinden çaldığı, kendi uzay projelerine ait veriler ve bu verilerle tutup, kendi uzay gemilerini düşürüyorlar. Düşürürken bir kontrol etseydin be adam.
    Hikaye bu sayfalara kadar bu düzlemde ilerledi ve haliyle ben de zaman kaybına devam etmek istemedim. Son olarak kitabın bana hatırlattığı bir animasyon ile veda eder, keyifli okumalar dilerim.
    https://www.youtube.com/watch?v=ON6xkigJ6aU
  • Hakaretten ve aşağılamadan bütünüyle sakınılmalıdır. Azarlama da seyrek olmalıdır ki, etkisini kaybetmesin. Erleri hor ve aşağı görmemelidir. Öncelikle er, bir insandır. İkincisi bu millete olan kan vergisini vermek için eğitiminize ve talimimize emanet edilmiş bir yurttaş ve bir hemşehridir. Onun da onuru büyüktür. Belki bunlar içinde gelecekte doktor, mühendis, öğretmen, vali, büyük tacir ve belki bakan olacaklar vardır.
  • Cumhuriyeti yaşatmaya dair hazinedir Nutuk.
    Adı silinmeyecek gururlu bir devrimin başlangıcıdır Atatürk.

    İçimde gururla yaşattığım Mustafa Kemal, öyle bir Nutuk çekmiş ki bizlere, durağan denizin dalgalarını coşturur, dibe vurmuş bezginliğin içinden yeniden yeşertir yapraklarımızı. Aydınlık var kelimelerinde.

    İlimdir Mustafa Kemal, medeniyettir, kıskançlıktır, vatandır, çıkarsızlıktır, Türkiye dir, Cumhuriyettir.

    Bir bebek doğduğunda, anne ve baba üstüne titrer, çocuğuna çıkarsızca bağlılık gösterir, her daim yükselsin iyi olsun ister. İşte Cumhuriyet de bir evlat olmuş, doğmuş. Ben olmasam da nesilden nesile büyütün geliştirin onu demiş Atatürk.
    ‘’ Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir dedikten sonra, kime sorarsanız sorunuz, bu Cumhuriyet’tir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.”

    Yıllar önce okumuştum ama ağır gelmişti, anlayamamıştım ve bu sefer kıymetini bilerek okumak istedim. Karşıma oturdu Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk başladı konuşmaya, anlatmaya.
    Beni eleştirdi, bizi eleştirdi en önemlisi kendini de eleştirdi. Her konuşmasının başında Türkiye Cumhuriyetinin Milleti dedi, Efendiler dedi, Aziz millet dedi. Sahipmiş gibi davranmadı, sahip olmadı. Yol gösteren oldu, Uygarlığa açılan kapıyı aralayan oldu ve bu milleti de maşa gibi kullanmadı. Ego yok bencillik yok öğretmek anlatmak geliştirmek var. En önemlisi alçak gönüllük var hırs yok vatan millet var.
    Günümüzde Atatürk denildiğinde, toplumun bir araya gelerek birlik olması gerekirken, birden parçalara ayrıldığını görüyoruz
    A) Adını kullanarak iyi ya da kötü şov yapanlar,
    B) Adını silmeye çalışanlar
    C) Rahatsızlık duyanlar
    D) Gerçekten gönül verip yaşatmaya çalışanlar
    E) Olumlu ya da olumsuz rant sağlamak için eleştirenler
    F) Saygı ve sevgi duyanlar

    Şeklinde sayfalarca sıralayabiliriz.
    Putlaştırarak taparcasına, sadece konuşmuş olmak için iki güzel sözünü paylaştıktan sonra, söylediklerini uygulayarak gelişim göstermek yerine, adını söylesem yeter diyenlerden tutun, dinsizin teki alkolik diyenlere kadar, abartılmış şekilde birbirine zıt gruplaşmalarla doluyuz.
    Kitabı okusanız aslında göreceksiniz. Adamın ne yüceltilmeye ne de yerilmeye ihtiyacı var. Aşılamaya çalıştığı tek şey vatan, medeniyet, bilim, uygar olmak, okutmak. Ne dini asimile etme çabası var, ne de kendini putlaştırma. Ki amacının şan, şöhret, rütbe olmayıp vatan olduğunu gösteren bir yazısı da şudur benim için “Artık ordumuzun maddî ve manevî gücü, olağanüstü hiçbir tedbire ihtiyaç duyurmaksızın, millî gayeyi tam bir güvenle gerçekleştirecek düzeye ulaşmıştır. Bu bakımdan, olağanüstü yetkilerin devam ettirilmesine gerek ve ihtiyaç kalmadığı görüşündeyim. Bugün ortadan kalktığını görmekle sevindiğimiz bu ihtiyacın, bundan sonra da doğduğunu görmemekle mutlu olacağız. Başkomutanlık görevinin süresi, olsa olsa Misak-ı Millî‘mizin özüne uygun kesin bir sonucu ulaşacağımız güne kadar uzar ‘’ ve yine aynı şekilde şunları söylemiştir. ‘’Meclisin pek sayın üyelerinin genel olarak beliren istek ve talepleri üzerine, Başkomutanlığı kabul ediyorum. Bu görevi şahsen üzerime almaktan doğacak yararları azamî çabuklukla elde edebilmek, ordunun maddî ve manevî gücünü en kısa zamanda artırıp en yüksek seviyeye çıkarmak, sevk ve idaresini bir kat daha kuvvetlendirmek için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sahip olduğu yetkileri, fiilen kullanmak şartıyla üzerime alıyorum. Ömrüm boyunca, millî hakimiyetin en sadık bir kulu olduğumu millete bir defa daha gösterebilmek için, bu yetkinin üç ay gibi kısa bir süreyle sınırlandırılmasını ayrıca rica ederim.
    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal ''

    İşte aslında tüm meselesi vatan millet ve gelecek kuşaklar. Türkiye hiçbir zaman hırsın maşası olmamış ve demiş ki ‘’ kendimizi dünyanın hâkimi zannetmek yanlışı, artık devam etmemelidir. Dünyanın durumunu ve dünyadaki gerçek yerimizi tanımamaktaki yanlışlıkla, gafillere uymakla milletimizi sürüklediğimiz felâketler yetişir! ‘’ ki doğru demiş. Deneme yanılma yöntemleriyle kobay olarak kullanılacak zamanımız yok. Yerimizde saymak ya da gerilemek yerine gelişmeye ihtiyacımız var.

    Günümüzde en çok kanayan yaralarımızdan biri de dinin kullanılarak toplumda farklı algı oluşması. Son dönemlerde Cumhuriyeti geliştirmeyi değil de cemaatleri konuşuyor olmamız zaten en güzel örneklerimizden. Ve yine onun için de söylediği satırlardan biri de şu ‘’Milletlerin cahilliğinden ve bağnazlığından yararlanarak binbir türlü siyasî ve kişisel maksatla çıkar sağlamak için, dini alet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların memleket içinde de dışında da var oluşu, ne yazık ki daha bizi bu konuda söz söylemekten alıkoyamıyor. İnsanlık dünyasında, din konusundaki uzmanlık ve derin bilgi, her türlü hurafelerden arınarak, gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla tertemiz ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine, her yerde rastlanacaktır. ‘’
    Evet kesinlikler her yerdeler ve her zaman olacaklar. Ekonomiye gelecek olursak, ekonomide şuan her şey yerle bir olmuş durumdayken kitabı okurken yine söylediği şu sözler tokat attı ‘’gösteriş içinde yaşayabilmek için memleket ve milletin bütün servet kaynaklarını kuruttuktan başka, milletin her türlü çıkarlarını feda etmek, devletin haysiyet ve şerefini ayaklar altına almak şekliyle birçok dış borçlar yapmışlardı. O kadar ki, devlet bu borçların faizlerini bile ödeyemeyecek duruma gelmiş dünya gözünde, iflas etmiş sayılmıştı’’

    İşte tüm bu alıntıları okuduğumuzda en önemli özelliklerinden biri olan ileri görüşlülüğü görmekteyiz. Aslında Mustafa kitabını okuduktan sonra Nutuk 'u tekrar okumam gerektiğine karar vermiştim. İyi ki de okudum. Yazılacak o kadar çok şey var ki, ama okuyup okutma çabası içerisine girmek mirasına bu şekilde ortak olup sahip çıkmak daha güzel ve anlamlı

    Çok şey borçluyuz kendisine, aslında teşekkür için hiçbir zaman geç değil, en güzel teşekkür başlangıcı olacak Nutuk okumak.
    Kendisini içimizde, fikirlerini gelecekte yaşatabiliriz. Şu sözünü çok seviyorum ‘’Beni anlamak demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir.’’

    Sanırım tüm yapmamız gereken anlamak, okumak
    Ayrışmadan ötekileşmeden yaşatalım Cumhuriyetimizi.

    '' BENİ HATIRLAYINIZ ''
  • Insanları sürekli geleceğin peşinde koşmakla suçlayanlar şimdiki zamandan yararlanmayı ona tutunmayı öğretirler bize. Çünkü ne gelecekte olacaklar ne de geçmişte olanlar üzerinde hiç bir etkimiz yoktur. Bu durum insanın en bilindik yanlışlarından birine dikkat çekiyor. Çünkü bu insanlar birçok yanlış fikir gibi bu fikirden de esinlenerek doğanın hayatını sürdürmek için insanları yönlendirdiği yola yanlış demeye cesaret ediyorlar. Doğa bildiklerimizden çok hareketlerimizin yüzünden kaygılanıyor.
  • Geçmişinde kalanlar ve gelecekte olacaklar, içinde bulunanlarla kıyaslandığında önemsiz kalır.