• Bugün görebildiğimiz galaksiler gelecekte bir gün bizden ışıktan daha hızlı uzaklaşıyor olacaklar, bu da onları göremeyeceğimiz anlamına geliyor. Saçtıkları ışık, uzayın genişlemesi karşısında ilerleme kaydedemeyecek ve bir daha bize ulaşmayacak. Bu galaksiler ufkumuzdan silinip gitmiş olacaklar.

    Çok özel bir devirde yaşıyoruz. Çok özel bir devirde yaşadığımızı gözlemsel olarak doğrulayabileceğimiz tek devirde!
  • Her günü son gününmüş gibi yaşa.Bugünden başlayarak daha çok öğren,daha çok gül ve yapmayı gerçekten sevdiğin şeyleri yap.Kaderinin elinden alınmasına izin verme.Geçmişinde kalanlar ve gelecekte olacaklar,içinde bulunanlarla kıyaslandığında önemsiz kalır.
  • Bazen sığınmak istersin bir yüreğe..
    Anlık mı, ömürlük mü,
    Ne istediğini bilemezsin...
    Geçmişte yaşananlar,
    Gelecekte olacaklar önemsizdir..
    Belki,
    Yağmur dinene kadar...
    Belki de,
    Sonsuzluğa kadar...

    ÖZDEMİR ASAF
  • Tüm doğa yasaları bilinirse ilkesel olarak Evrendeki her cismin gelecekteki durumunun bilinmesinin mümkün olacağı görüşü yaklaşık iki yüz yıl boyunca kabul gördü. Demek ki Evrenimiz içindeki her şeyin, her hareketin, her değişimin önceden belirlendiği bir evrendi. Özgür seçim diye bir şey yoktu, belirsizlik de, şans da yoktu. Bu modele "Newton'un kurmalı evreni" adı verildi. İlk bakışta, Einstein’ınki gibi cansız bir blok evrene benzemiyor; ondaki gibi geçmişte olanlar ve gelecekte olacaklar donmuş bir şekilde gözler önüne serili durmuyor. Ama kurmali evren de pek farkli değil aslında. Onda da bütün gelecek belirlenmiş ve sabit durumda.
  • Bana geçmişle gelecek arasında bir köprü kur deseler, yüzlerden bahsederim onlara. Her gün gördüğüm, bir kere gördüğümü bir daha görmediğim ama her gördüğümü daha önce defalarca görmüş gibi olduğum yüzlerden. Geçmişte vardılar gelecekte de olacaklar. Ama aslında geçmişte var olanlar olmayacak gelecekte, hep değişecekler, başka birisi olacaklar, isimleriyle yüzleriyle. Ama aslında hep aynılar. Zamanı yadsırsın ya bazen bu sebeple. Ne geçmiştesin, ne gelecektesin. Şimdide bile değilsin. Görüyor ve tanımıyorsun ama biliyorsun da, görüp tanıdıklanndan bir farkı yok görüp tanımadıklarının.
  • Sinema veya televizyona uyarlanan eserlerini saymazsak, Orhan Kemal ile gerçek anlamda bir tanışma oldu bu kitap... Genelde bunu dedikten sonra 'Orhan Kemal'le geç kalmış bir tanışmaydı' şeklinde bir mahcubiyet cümlesi kurmam beklenebilir ama ben iyi ki de bu kitaplar bu yaşlarıma denk gelmiş diye büyük bir memnuniyet duyuyorum açıkçası.

    Zaten Klasik Türk Edebiyatı ile ilgili kitaplar genelde ortaokul, lise yıllarında Türkçe öğretmenleri tarafından zorla okutulur ve o yıllarda bir defa okununca sanki bu kitaplar gençlik kitaplarıymış gibi bir daha el sürülmez... Pek çoğumuz düşüyoruz bu yanlışa... Ne zaman Orhan Kemal, Reşat Nuri, Peyami Safa gibi büyük yazarlardan bir bahis açılsa hemen arkasından 'ben onu lisede okumuştum ama aklımda hiçbir şey kalmamış' gibi cümlelerle karşılaşıyorum. Bu yazarlar lisede okunmasın gibi bir anlam çıksın istemem ama Klasik Türk Edebiyatı'nın lise yıllarına sıkıştırılmasını da doğru bulmuyorum kendi adıma... Neyse ki, Kürk Mantolu Madonna sayesinde kendi edebiyatımızı, kendi yazarlarımızı yeniden keşfetmeye başladık ki, bu durum zamanla edebiyatımızın her yaşta, her dönemde daha geniş bir kitle tarafından sahiplenileceği yönünde iyimser bir tablo ortaya koyuyor.

    Eskici ve Oğulları, İkinci Dünya Savaşı'nın etkilerinin yavaş yavaş silinip de Amerikan kapitalizminin dünyaya iyiden iyiye el atmaya başladığı dönemi ve bu dönemin ülkemizdeki ekonomik etkilerini, bir ayakkabı tamircisi ve ailesinin yaşadıkları üzerinden, toplumsal gerçekçi bir bakış altında başarılı bir şekilde ortaya koyan bir kitap...

    Koca bir ömrü ayakkabı tamirciliği ile geçiren, rızkını bu zanaat üzerinden kazanan Topal Eskici'nin işleri, 'MAKİNELEŞME'nin etkisiyle sekteye uğrar ve kazancı günden güne erimeye başlar. Tabii bu ekmek teknesinden beslenenler sadece kendisi ve karısı değildir. Aile genişlemiş, çocuklar ve torunlar da eklenmiştir... Daralan gelir tüm aileyi geçindirmeye yetmez. Ekonomik sorunlar, aile içi sorunları da beraberinde getirir. Herkes daha öfkeli, daha tahammülsüz olmuştur. Kalpler daha kolay kırılmaya, ağza alınmayacak laflar da yavaş yavaş ağza alınmaya başlamıştır... Ailenin önünde artık çok fazla seçenek kalmaz. Eldeki seçenekler de açıkçası çok cezbedici seçenekler değildir... Yine de ortak bir karar alınır ve zor bir yola çıkılır...

    Kitabı kısaca bu şekilde özetleyebiliriz. Bundan sonrasını kitabı okumak isteyenlere bırakıyor ve ufak ufak sözü günümüze, kendi dünyamızın eskicilerine getirmek istiyorum...

    ******************************
    Bugün televizyon karşısında kahvemizi yudumlarken nostaljik bir nazar ile seyrettiğimiz 'nesli tükenen meslekler, yok olan zanaatler' temalı belgesellerin, yakın bir zaman içinde baş rolünde oynayabileceğinizi hiç düşündünüz mü?

    Açıkçası böyle bir durum olursa benim için çok şaşırtıcı olmaz. Bunun için de geçerli sebeplerim var kendime göre... Sizinle de dilim döndüğünce paylaşmak isterim bu sebepleri... Buyrun o halde...

    Makineleşmenin bugünkü karşılığı DİJİTALLEŞMEDİR. Dijital dönüşüm adını verdiğimiz süreç günden güne pek çok sektör üzerinde etkisini göstermeye başladı bile... Buna yeni bir sanayi devrimi de diyebiliriz. Bu dönemde üretim anlayışı sil baştan değişiyor. Robotlar ve 3D yazıcılar sahneye çıktıkça insana olan ihtiyaç da aynı ölçüde azalıyor. Çünkü 3 boyutlu baskı teknolojisi kullanan yazıcılar, katmanlı bir yapı oluşturarak birçok hammadde katmanını üst üste koyabiliyor ve bunları birbirine ekleyerek dijital tasarımları fiziksel ürünlere dönüştürmeyi sağlıyor. Bu üretim modeli şimdiden milyarlarca dolarlık pazarların %20'sini ele geçirmiş durumda... Bu teknoloji, beraberinde 'mikro fabrikaları' getirecek. Yani, tasarım artık direkt olarak yazıcıda ürüne dönüştüğü için devasa üretim bantlarına ve tonla makineye ihtiyaç duyulmayacak...

    Şu an bu ve buna benzer gelişmeler bizim için biraz karmaşık görünse de artık hepsinin hayatın bir gerçeği olduğunu kabul etmek durumundayız... Konuyla bir dönem yakından ilgilendiğim için buna benzer sayısız örnek gösterebilirim. Ancak bu incelemeyi bir teknoloji makalesine çevirmek de istemem.

    Sadece şunu söyleyebilirim ki, gelecekte sınırlı sayıdaki 'geçerli meslekler', bilgisayar teknolojileri, yazılım ve programlama dilleri, tasarım ve benzeri alanlarda eğitim alabilen insanların meslekleri olacak. Buradan hareketle, son yıllarda uluslararası şirketler başta olmak üzere pek çok finans kuruluşu (Türkiye'de Garanti Bankası ve Finansbank'ı biliyorum) inanılmaz bütçeler ile 5-6 yaşındaki çocuklara ücretsiz kodlama eğitimi vermeye başladı. Eskiden özel kolejler 'çok iyi İngilizce eğitimi veriyoruz' diye rekabet ederken şimdi hepsi müfredatına kodlama dersleri koymaya başladı. Hangisinin internet sitesine girerseniz girin en tepede bu kodlama derslerinden bahsedildiğini göreceksiniz.

    Hadi son bir örnek de tıp sektöründen verelim. Çünkü 'çocuğum inşallah doktor olsun' diye her gün el açıp dua eden anne-babaların sayısı az değil... General Electric (GE) başta olmak üzere pek çok teknoloji şirketi, bu alanda da inanılmaz yenilikler getirmeye hazırlanıyorlar. GE'nin geliştirdiği ameliyat yapan robotun videosunu kendi gözlerimle seyrettim:) Bir kadavra üzerinde yapılan ameliyatta robot, baya kadavranın ameliyat edilecek bölgesini kesti, yapılması gereken işlemi yaptı ve sonra bir güzel dikti o bölgeyi. Ve tüm bu operasyonu SIFIR HATA ile tamamladı. Bu robotların test süreci devam ediyor. Ancak hastanelerde görev almaya başlayacakları gün, çok uzak bir gelecekte olmasa gerek.

    Belki bundan on yıl sonra doktorlar da ameliyat masasında değil, ameliyatı yapacak robotu kontrol edecekleri bilgisayarın başında olacaklar... Kısacası kodlama dili, yakın bir zamanda tüm dünyanın, hayatın ortak dili haline gelecek...

    Örnekleri elimden geldiğince büyük sektörlerden vermeye gayret ettim ki, hal böyleyse, küçük sektörleri konuşmaya bile değmez deyip işin içinden rahatça çıkabileyim:) Yani artık kağıt gazetelerin yerini dijital gazetelerin, televizyon kanallarının yerini Netflix benzeri dijital kanalların alacağını, o kanallarda yayınlanacak dizilerde oynayacak oyuncuların da %70'nin gerçek değil, sanal oyuncular olacağını falan uzun uzun yazmaya gerek yok sanırım...

    ******************************
    Kısacası hayat böylesine baş döndürücü bir hızla akmaya devam ettiği sürece, bizler de topal eskicinin nefesini ensemizde hissetmeye devam edeceğiz.

    Teknolojik gelişmelere her zaman olumlu bir gözle yaklaştık, bu gelişmelerin her zaman hayatımızı daha da kolaylaştırmak için olduğuna kolayca ikna olduk. Buna karşın teknolojinin, üretimde insana olan ihtiyacı neredeyse sıfıra indirmekte olduğunu görmezden gelmeye devam ediyoruz. Bir makinenin ayakkabı tezgahını yıkabileceğine inanıyor ama başka bir makinenin de gelip bizi oturduğumuz Bürosit koltuktan yıkabileceğine nedense inanmak istemiyoruz. Belki de bu bizim başımıza gelene kadar bizim çoktan emeklilik yaşımızın geleceğini falan düşünüyoruz... Oysa topal eskici de dükkana kepenk vurup yollara düştüğünde 65 yaşındaydı... Belki de bir Ege kasabasına yerleşip bahçesinde domates yetiştirmeyi düşünüyordu o da herkes gibi... Ancak evdeki hesap maalesef çarşıya uymadı.

    Siz siz olun hesabınızı iyi yapın... Yok olan zenaatler belgeselini seyrederken de acı kahvenizi ve soğuk suyunuzu sehpanızdan eksik etmeyin...

    Herkese keyifli okumalar dilerim...
  • KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ BİR KESİT

    Koca işinden evine gelir evde karısı onu beklemektedir. Ve sahne başlar:

    (Not: k.'ları kadın e.'leri erkek olarak okuyunuz)

    e. Karıcım ben geldim.

    k. hoş geldin kocacım

    e. Çocuklar ne yapıyor?

    k. Ders çalışıyor.

    e. alim olacaklar sanki başımıza. gelsinler de ben onları maça götürceğimi söyleyeyim.

    k. bi kere de onları tiyatroya götüreyim de. Bi kere de müzik dinletisine götüreyim de. Bi kere de onları el becerileri kursu açılmış kursa götüreyim de. Bi kere de hiç olmazsa hayvanat bahçesine götüreyimde de en azından çok yabancılık çekmezsin :)

    e. ooff neyse ben bugün çok yoruldum. Bana kahve getir.

    k. tamam nasıl olsun. Sevgi dolu mu? Sade mi?

    e. gene ne saçmalalıyorsun sen?

    k. bu evde sen konuştuğun zaman bilge ben konuştuğumda saçma oluyor hep nedense.

    e. amaaan gene başlama karı. Hadi sen bana laf yetiştireceğine kahvemi getir.

    k. biliyor musun?

    e. neyi?

    k. hani bugün ne olcaktı?

    e. akşamki derbi maçı mı? Valla hakeme bağlı yoksa biz herhalukarda yeneriz.

    k. oooff yine mi unuttun. Bugün kızımız okulda bir proje sunacaktı hani.

    e. hangi kızımız?

    k. leyla tabi ki 5 yaşındaki merve öğretmenlere ders anlatacak zeka seviyesinde değil ne yazık ki!

    e. sen benim kızlarımdan ne istiyorsun?

    k. senin kızların öyle mi!!

    k. senin dünyaya getirdiğin, senin sürekli baktığın, senin sürekli ilgilendiğin, senin bezlerini bağlayıp, senin derslerinde yardımcı olduğun ve arkadaşlarının yanında sessiz bir birey olarak kalmamasını istediğin kızların. Yani benim hiç payımın olmadığı kızların öyle mi?

    e. ya ne çok konuşuyorsun sen böyle yine.

    k. konu zaten kızlarımız olduğu zaman, onların iyi birer vatandaş olmaları mevzusu olduğu zaman hep boş oluyor öyle mi?

    e. sen okudun üniversite bitirdin de ne oldu sanki! aha işte bulaşık yıkıyorsun hıh.

    k. bana nikah masasına oturmadan önce böyle konuşmamıştın ama.

    e. amaaaan ben dün ne yediğimi hatırlıyom mu sanki 15 sene önce vermiş olduğum sözleri hatırlayım.

    k. hep böyle oluyor zaten işine geldiğin zaman süper hafiza, işine gelmediği zaman dünkü yemek heh.

    e. haa yemek dedin de aklıma geldi.

    k. bol acılı adana mı?

    e. sululuk yapma kadın yarın yemeğe bize gelecek misafirleri diyorum.

    k. he hatırladım senin kapağın.

    e. ne kapağı?

    k. tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş diyorum.

    e. kadın! Kadın! doğru konuş ağzının üstüne kodummuydu tencereyi çıkartırım suratında.

    k. hep böylesin işte. Zora geldin mi, söyleyecek laf bulamadın mı şiddet, baskı, nefret.

    e. şiddet değil o erkeğinin şefkatli ve güçlü kollarının dayanılmaz sancısı hıh :)

    k. merak ediyorum acaba tüm erkekler senin gibi mi? Sahneye döner: tüm erkekler böyle mi sorunları hep baskı, güç ve şiddet uygulayarak mı çözmeye çalışırlar. Öyle yapmazlar değil mi. Yapmazlar değil mi. Kadınını sever, ilgi gösterir, şefkat gösterir, onla ilgilenir, onu dinler ve hep fikrini alır değil mi? Alırlar değil mi? He?? (başını aşağı eğer ve kocasına doğru döner ve kaldırır.)

    e. yav sen kiminle konuşuyorsun öyle. Cin mi girdi lan karı sana yoksa. Kurşun döktürelim mi ne dersin?

    k. he üstüne de havai fişek patlatalım çok etkili olur. Sonra da onu öfkeyle süsleyelim. Bir tutam da kin atalım. E tabi yumruk olmazsa yanında kolların çok darılır.

    e. ben sana ne patlatacağımı biliyom ama dur bişey yapmıcam. zorlama yapmıcam çünkü yarın rasimler geldiği zaman sana mor hiç yakışık kaçmaz.

    k. ben kızımız bügün okulda hazırladığı çalışmada ne kadar başarılı, ne kadar sevinçli olacağını söyleyecektim ama sen kızının bu mutlu gününü unutuyorsun şu kıllı yobaz rasimini evlilik yıldönümümüzden daha iyi hatırlıyorsun.

    e. o yobaz değil canım. Namusuna düşkün bir erkek.

    k. ne zamandan beri kız kardeşinin canına tavuk kadar önem vermeyen, eski ortaçağ fransız sahnelerinden fırlamış gibi giyotinle öldürmek lazım diye düşünen erkekler, namus timsali olmuş
    bana söyler misin?

    e. hep erkek suçlu zaten. Erkek tuğla bile örse sen o ördüğü tuğlayı yarın bir gün yerinden çıkartıp bir suç aleti olarak kullanmak için sakladı dersin zaten.

    k. ben o tuğlanın o erkeklerden daha faydalı olduğunu, en azından sabit bir şekilde yerinde duruyor. Bir faydası dokunmasa bile en azından bir zarar vermiyor senin o rasim denen arkadaşların gibi derim.

    e. rasimi tanımıyorsun sen.

    k. maalesef tanıdım keşke tanımaz olaydım evet.

    e. hem o kız evini, kardeşlerini, ailesini sevseydi gidipte o ne idüğü belirsiz çocuğa kaçarmıydı.

    k. peki o rasim karısını aldattığı zaman neden aynı şey olmuyor bana izah eder misin?

    e. ya karı beni dellendirme hiç kadınla erkek bir olur mu? Hiç aynı kefede tartılabilir mi? Hiç elmas la kömür aynı değerlendirilir mi? Bu dünyanın neresinde görülmüş. Olacak şey mi hiç.

    k. evet sorunda bu zaten kadın erkek eşitsizliği. Sende de iki göz var. Bende de iki göz. Sende bir ağız var. Bende de bir ağız var. Sende iki kulak var. Bende de iki kulak var. Sende de bir kalp var -biraz şüphe götürse de eh var diyelim- bende de bir kalp. Üstelik ben can taşıyorum çocuk doğuruyorum. Ona sütümü veriyorum. Ama lafa gelince nedense bir eşitsizlik çıkıveriyor. Doğru kömürle elmas bir değil. Sorun elmasla kömürün bir olup olmamasında değil. Ama elmas da bir zamanlar kömür olduğunu nedense çok cabuk unutuyor. Tabii doğru ya senin gibiler hep işine geldiklerinde hafıza şampiyonu oluyorlar.

    e. hafıza şampiyonu da nerden çıktı şimdi?

    k. aha gene cümlemin başını unut, tüm söylediklerimi çöpe at. En son iki kelimesinde burada şair ne düşünmektedir acaba sorusu sorulsun. Hep sen haklısın zaten.

    e. yooo hep ben haklı değilim. Benim haklı oluşum 1. kural. Arada sırada sen haklı oluyorsun. Bu 2. kural. Ama 3. kural burada ön plana çıkıyor. Sen haklı olduğun da da 1. kural geçerlidir. Yani ben haklıyım.

    k. ben ne diyorum sana. sen beni dinliyor musun?

    e. ben seni hep dinliyorum. Ama gerek olmadığı için gereksiz yere hafızamda saklı tutmuyorum. Unutuyorum gidiyor. Ve beynim hep diri ve güçlü kalıyor. Boş laflarla doldurmuyorum. Nasıl ama :)

    k. her zaman olduğu gibi yine yanlış bir çıkarım. Yanlış hesaplama. Beyin ne kadar çok kullanılırsa o kadar güçlü olur kocacım.

    e. of bana akıl verme (kızar)

    k. keşke alabilsen belki kızlarımızın geleceği daha iyi olur bu sayede.

    e. kızlarımız ben nasıl istiyorsam öyle olacak.

    k. hayır kızlarımı bir oldu bittiye getiremem. Onlar bizim geleceğimiz.

    e. evet geleceğimizler. Büyüyecekler. Gelişecekler ve gelecekte bize bakacaklar.

    k. ben gelecek derken iyi bir nesil düşünmüştüm. Toplumsal duyarlılıkları yüksek, etrafına güvenle bakabilen, çevresinde olup bitenleri sezebilen, güçlü bir şekilde ayakta durabilen, kendisine dikte edilmeye çalışanı anlam verip değerlendirebilen, medeni, kendisini ve dünyayı sevebilen, hayata küsmeyen, arkadaşları içerisinde ezik durmayan, kendisini her ortamda savunup haklı olduğunda hakkını koruyabilen, kanunlara uyan ama kanunlar hakkında sorgulama yapabilen, sevecen ve sevgi dolu bir dünya oluşturabilen, yaşamla barışık, müreffeh bir vatandaş olma bilinci oluşmuş bireyler olmalarını istiyorum. Sence haksız mıyım?

    Yazan: ömer yaşar
    Yönetmen: aranıyor :)