• Kabus gibi bir 3 günün ardından tekrar Davy Jones'tum. Gündüz yerlere vileda çektiğim için yorulmuş, erkenden uyumuştum. Gece yarısı uyandım. Güverteye çıktım. Korkuluklara dayandım ve pipomu tüttürmeye başladım. Derken gemi aniden sarsıldı. Dengemi kaybedip cumburlop denize uçtum. Düşerken kafamı çarpıp şapkamı düşürdüm.

    Bir yandan başımın arkasını ovuşturuyor, bir yandan da bağırıyordum.

    -Duruuuunnn, duruuunnnn. Kahrolasıcalar denize düştüm nereye gidiyorsunuz!? Adi solucanlarrr!

    Ses yoktu. Herkes uyuyor olmalıydı. Ve ben Davy Jones, okyanusun ortasında, şapkasız, gemimden çok uzaklarda, bir başıma kalmıştım. Geminin ardından yüzmeye çalıştım ama imkansızdı. Ara git gide açılıyordu. Çaresizce çabalarımı sonlandırdım ve düşünmeye başladım. Aklıma Salazar'ın düdüğü geldi. Başın sıkışırsa öttür nerde olursan gelirim demişti.

    -Üffffff, üfffffpssss. Nalet düdük ıslanmış. Neyse kurumasını bekleyim bari. Kahrolası deniz de amma soğukmuş. Umarım martılar gelmez. (Önceki bölümlerden hatırlanacak olursa martılar hep benim başıma pisliyordu.)

    Üşümeye başlamıştım. Etrafıma bakarken bir de göreyim, bir köpekbalığı üzerime üzerime geliyor.

    -Kılıcım, kılıcım! Kahretsin tuvalette unutmuşum.

    Köpekbalığı hızla yaklaşırken ben de yavaş yavaş bacağımın vidalarını sökmeye başladım. Tam sudan sıçrayıp üstüme atıldı ki bacağımı kavradığım gibi köpekbalığının kafasına vurmaya başladım.

    -Seni nalet balık! Sen kaptanı kolay lokma mı sandın ha? Ben Davy Jones'um anladın mı Davy Jones!

    Çılgınlar gibi savuruyordum bacağımı. Küt kütt indiriyordum ki balık vazgeçti ve uzaklaşmaya başladı...

    Günün ilk ışıkları gözükmeye başlamıştı. Düdüğü aldım ve tekrar denedim.

    -Üfffff, üfffffpsss. Düüüüüüttttt, Düüüüüüüttttt. İşe yarıyorrr! Düüüüüüttttt!...