• Kitabın yazarıyla çok uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz var. Hatta yazım hayatlarımıza birlikte başladığımızı, birlikte pek çok uzun, kısa fantastik kurgu hikayeleri karaladığımızı söylemem gerekir. Yine de bu çalışmanın manevi değeri benim için ne kadar büyük olsa da elimden geldiğince tarafsız bir yorum yapmaya çalışacağım.

    Yazarımızın basılı ilk eseri olma özelliğini taşıyan Şifacı bizlere güçlü kalemiyle yeni bir dünyanın kapılarını aralıyor. Mekânın büyüsüne kapılıp gitmenize neden olacak tasvirleri, sanki aralarındaymış gibi hissedeceğiniz canlılıktaki karakterleri ve aralarında kurulmuş derin bağlarla okunması gerçekten keyifli bir kitap. Ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim yazarın kitapta kullanmayı tercih ettiği isimlerin büyük çoğunluğu Lazca ve ciddi anlamda çok hoşlar. Okurken ayrı bir tat alacağınızdan şüphem yok.


    Gelelim kitabın konusuna.

    Hikayemiz, uzun yıllardır Uli adında gizemli bir mahkûma ev sahipliği yapan ve çok sıkı güvenlik tedbirlerine sahip Ngola Lu adındaki hapishanede başlıyor. Kralına ihanetten aranan eski kanat beyi Moita’nın ağır yaralı bir şekilde hücresine bırakılmasıyla birlikte çok sevdiği yalnızlığını kaybeden Uli sadece başgardiyan Durwa’nın bildiği bir şifa yeteneğine sahiptir. Sıska bir oğlan çocuğundan farklı görünmeyen Uli’yi uzun yıllardır koruyup kollayan Durwa genç kadından Moita’yı iyileştirmesini ister. Uli başta bu isteği yerine getirmekte gönülsüz davransa bile sonunda vicdanı adamın ölüp gitmesine izin vermez ancak şifalı dokunuşu Moita ile aralarında daha öncesinde hiç tecrübe etmediği ve farkına bile varmadıkları bir bağ kurulmasına neden olur.

    Sağlığına kavuşan Moita iyileşmiş olsa da hala hapistir ve kendisini bırakan ödül avcısına teslim edilmeyi beklemektedir. Ancak baş gardiyanın başka planları vardır. İlerleyen yaşıyla birlikte bunca zaman sahip çıktığı Uli’nin tek başına hapis yaşantısına devam etmek zorunda kalmasından endişe eden Durwa, genç kızın haberi olmaksızın Moita ile bir anlaşma yapar. Hapishaneden çıkmasına yardım etmesi karşılığında eski kanat beyi, Uli’yi de yanında götürecektir.

    Hapishaneden kaçışlarını, peşlerindeki ödül avcısından sakınmak için girdikleri çölün amansızlığını, hayatta kalma mücadelesi veren Uli’nin diyar diyar dolaşıp yazları sirk kuran bir çingene kabilesine karışmasını ve tüm bunların arasında kimliğini gizlemeye devam eden genç kadının soluksuz macerasını okuyoruz.

    Kitabı sadece fantastik kurgu olarak değil, aynı zamanda yıllarını hapishanede, erkek kılığında geçirmiş genç kadının değişimini, kabuğunun yavaş yavaş çatlamasını ve ruhsal çözümlemelerini vermek konusunda da çok başarılı bulduğumu söylemek isterim.

    Ve yorumumu arka kapaktan ufak alıntı ile bitirmek istiyorum.

    Sevgiyle kalın :)


    “Neden aranıyordu?”
    “Kralına ihanetten.”
    “O halde idam edilecek…
    Zaten ölü bir adamı mı iyileştirdim ben şimdi?”
    “Son nefes verilene kadar hayattan umut kesilmez, kızım. Bunu en iyi sen bilirsin.”
  • Kaygı: Nathalie ve Oğlu

    Kaygı bozuklukları genellikle birçok varoluşçu meseleyi içerir. Nathalie ve oğlu Jason bu örnek olayda, anne ve oğlu Jason'nm Adam'la arkadaşlığı ve Adam'ın intiharından doğan varoluşçu sorunlarla yüzleşir. Varoluşçu kaygı, genel kaygı bozukluğunun bazı belirtileriyle birlikte bu durumda ortaya çıkmaktadır. Hem Nathalie hem de oğlu, Adam'ın intiharıyla nasıl baş edeceklerine dair seçimleriyle yüz yüze kalırlar. Nathalie'nin zihninde büyük bir yük olan sorular





    1 70 5. Konu

    Adam'a ve Adam'ın ailesine karşı kendisinin ve oğlunun sorumluluğuyla ilgili sorulardı. Adam'a ve ailesine karşı sorumluluğuyla tezat olan ise oğluna karşı sorumluluğuydu. Hem anne hem de Jason, Adam'ın ölümüyle baş etmede varoluşçu gerçekliğin önemli meseleleriyle yüz yüzedirler.

    Nathalie, terapötik etkinliklerini denetlediğim birinin danışanıydı. On yedi yaşında oğlu olan kırklı yaşlarında bir kadındı. Nathalie, açık havaya çıkma cesareti gösterir göstermez ağır panik atak yaşadığı için bir süredir kendini tamamıyla hapseden agorafobisinden dolayı psikoterapideydi. Fobisi, oldukça yatışmıştı ve yeni bir gelişme, kaygının yeni bir atağı onu aşağı çekene kadar terapi oturumlarına tek başına geliyordu. Bu sefer kaygısı genelleştirilmişti ve özel bir olayla açıkça tetiklenmişti. Nathalie'nin oğlu Jason, daha genç yaştayken arkadaşı olan Adam adlı bir çocuğun da yer aldığı bir dizi kötü zorbalık olaylarına karıştı. Okul, Adam'ın anne babasının okula şikâyetinden sonra Adam'a karşı birlik olan Jason'ı ve arkadaşlannı disipline gönderdi.

    Hiçbir bir değişiklik olmadı ve gençler, Adam'ın yaşamının bir anlamı olmadığını belirten bir mektup bırakarak odasında kendini asmış olarak bulunmasına kadar Adam'la uğraşmaya devam ettiler. Nitekim ölümü doğrudan uğradığı zorbalıkla ilgili görünüyordu. Nathalie'nin oğlu Jason neredeyse kuşkusuz bu olaym içindeydi ve polis tarafmdan sorgulandı. Arkadaşlarının yaptığı gibi herhangi bir sorumluluğu reddetti. Serbest bırakıldılar. Sonrasında Adam'ın cenazesine katıldıktan sadece birkaç gün sonra Jason çözüldü ve annesine kendisinin ve arkadaşlarının sürekli Adam'la alay ettiklerini ve kendilerini tekrar şikâyet ederse daha da ileri giderek ona işkence yapmakla tehdit ettiklerini anlattı. Jason'a göre Adam'ın intiharının doğrudan çetenin tehditleriyle gerçekleştiği açıktı. Jason çetenin sadece önemsiz bir üyesiydi, fakat Adam'ın kendini öldürdüğü gün okuldan eve giderken diğer çocuklardan üçünün Adam'a fiilen saldırdıklarını biliyordu. Şimdi aynı çocuklar olanlan polise anlatırsa benzer şiddeti kendisine uygulayacaklan konusunda Jason'ı tehdit ediyorlardı. Aslında polis bu olayların zaten farkmdaydı, fakat Adam'm ölümü açık bir intihar olayı olduğu için gençleri cezalandırmayı okula bıraktılar. Bununla birlikte Jason sorgulandığında gerçeği anlatmadı ve kendini son derece suçlu ve nasıl davranacağı konusunda açmazda hissetti.

    Nathalie, oğlunun bir başka çocuğun ölümüne yol açan davranışlarda yer aldığını fark ederek dehşetle donakaldı. Adam'ın tüm hayatını biliyordu ve ona olan için muazzam bir sorumluluk duygusu hissediyordu. Dehşetle kendinden geçti. Ağzını açamadı çünkü bu Jason'a ve diğer çocuklara zarar verecekti. Sessiz kalamazdı çünkü bu bir suça göz yummak olacaktı. Aslında oğlunun böyle davranması ve suça yönelen bir çetenin üyesi olması fikriyle yüzleşemiyordu. Kaygıyla felç olmuş bir durumda eski semptomlarının geri geldiğini hissetti ve birkaç kez terapi oturumlarım iptal ederek kendim eve kapattı. Sonunda terapiye geri döndüğünde, terapistine kendisini bu kadar üzen şeyin ne olduğunu anlatmaktan kaçmdı. Sadece Jason'm bir arkadaşı olan Adam öldüğü için dışan çıkmanın güvenli olmadığım söyledi. Bu terapistin ilk başta tartışmadan bıraktığı gizemli bir durum gibi görünüyordu (van Deurzen, 2009, ss. 137-138).

    Nathalie'nin yaşadığı yoğun varoluşçu kaygıydı. Yaşamın tehlikelerinin ve aynı zamanda bu tehlikelerle yüzleşmesinin kendine düşen sorumluluğunun da farkındaydı. Her yer güvenli olana kadar eskiden var olan tehlikeden saklanma tutumu hâlâ devam ediyordu, fakat henüz bu tutuma pes edemiyodu. Burada cesurca yaşama ve konuşma fırsatı kendisine sunuluyordu ve yine bir zamanlar olduğu gibi tekrar meydan okumaya kaçınmaya çalışıyordu. Şimdi, ya Jason'ı konuşması için ve belki de cezalandırılması için cesaretlendirme ya da sessiz kalma ve gerçekte olanın üstünü örtme seçimine sahipti. Sadece kendisinde değil oğlunda da tekrarlanan ve durdurulmaya yol açtığı için kaçınmanın gerçekten bir seçenek olmadığını biliyordu.



    Varoluşçu Terapi 171

    Çok önceden ikilemini terapistle açıkça tartışmanın doğru yönde bir adım olacağını kabul etmişti.Terapistine, bunu sadece terapistinin patolojik olarak değerlendirmeyeceği ya da deneyimini azaltacağı zaman yapabileceğini anlattı.

    Daha öncesinde reddettiği ve engellediği için Nathalie'nin ahlakî ikilemleri çözmede deneyimsiz olduğu açıktı, fakat şimdi, bu tür meydan okumaları engellemenin, önünü göremeyeceği bir yerden onu çıkmaz sokağa götürdüğünü görmesinde ona yardımcı olmak mümkün hâle geldi. Bu meydan okumayla cesurca yüzleşmek hareket özgürlüğüne erişmede tek yoldu. Agorafobisinin üstesinden gelmenin korkusuyla yüzleşmesi ve onu en çok korkutan birçok şeyi yapması için dışarı çıkması gerektiğini biliyordu. Bundan dolayı, yaşamda bu problemlerle yüzleşmenin onu eşit derecede daha güçlü yapacağını ve bu yeni güçle açmazına çözüm bulmada en iyi şansı yakalayacağını biliyordu.

    Sorunlara doğrudan bakmayı, Nathalie kabul etti. İlk başta sadece Jason için endişelendiğini düşünüyordu. Adam'ın dramında oynadığı rolü itiraf ederse, sınavlarında başarılı olma olasılığının yerle bir olacağından endişeleniyordu. Bunun kendisine bir felaketmiş gibi göründüğünü kabul etti, çünkü Jason genel olarak çok zekiydi ve onu hep gururlandırdı. Başarıları, kendisinin kişisel akademik yetenekten yoksun olmasını telafi ediyordu ve bu onun için çok önemliydi. Kendisi 17 yaşındayken eğitimini yarım bırakmıştı ve şimdi aynısının Jason'a olacağından korkuyordu. Psikoterapist, kendisini geçmemesi için Nathalie'nin oğlunun sınavlarını geçme olasılığını yok etmeyi isteyebileceğini söyleyerek başlangıçta, Nathalie'nin Jason'un potansiyel başarısını kıskanabileceği noktasım inceledi (s. 138).

    Bir sonraki oturumda ortaya çıkan, Nathalie'nin Jason'm kendi eylemlerinin gerçekliğinden kaçmaya devam etmesine izin verirse sonsuza kadar pasif bir seyirci olarak kalacağmı hissetmesiydi. Diğer bir deyişle oğlu kendisi gibi,dik durmaktan ve dikkate alınmaktan korkan biri olacaktı. Bu gerçek etik bir ikilemdi: dik durmak ve dikkate alınmak için oğluna da aynısını öğretecek kadar güçlü müydü? Bu cevaplaması gereken soruydu. İnsanlann Adam'a gerçekte ne olduğunu bilmelerini sağlamanın önemli olup olmadığı hakkındaki sonu gelmez tartışma geçersiz hâle gelmişti. Zorbalığın Adam'm intiharma önemli bir katkı sağlayan etmen olması gerçeği o zamana değin insanlar tarafından fark edilmişti. Tabii ki gerçeği söylemek hâlâ önemliydi. Adam'm ailesi için gerçeği bilmek önem arz ediyordu ve Jason ve Nathalie için de korkakça ve kendini koruyan duruştan ziyade dürüst bir duruş sergilemek önemliydi. Daha sonra Nathalie bunları oğluna söyleme cesaretini kendinde bulduğunda, Jason'm da aynı şeyi hissettiğini keşfetti. Aslında Jason yaptığını ve diğerlerinin yaptıklarını sahiplenerek kendine saygısını geri kazanmak istiyordu. Sessizliğinin sonuçlarından, konuşmasının sonuçlarından daha fazla korkuyordu. Aynca ölen arkadaşma karşı görevini yerine getirme meselesi de vardı. Hem Jason'm hem de annesinin zaman zaman Jason'm konuşamayacağını, çünkü bunun diğer arkadaşlarını bu işe karıştırmak anlamına geleceği şeklinde davranmaları ilginçti. Şimdi, ölen arkadaş Adam'm herhangi birinden daha fazla korumaya ihtiyacı olduğundan, arkadaşlarım koruma fikrinin iknâ edici bir fikir olmadığını keşfetmişlerdi. Sonunda, Jason'm belirli bir cezaya çarptırılmadan ya da başka birini bu işe karıştırmadan doğruyu itiraf edebileceği anlaşıldı. Aynca böyle bir eylemin etik olarak doğru ve duygusal olarak rahatlatıcı olacağı açık hâle geldi. Jason itiraf ettiğinde ve kınamaları soğuk kanlılıkla kabul ettiğinde, bu özgüvenini arttırdı ve birçok kişiden onay aldı. Onu kovmuş olan eski çeteyle hâlâ ilişki kurmak zorundaydı, fakat bunun çok önemli bir kayıp olmadığını ve muhtemelen bir avantaj olduğunu fark etti. Nathalie onunla gurur duyuyordu ve bir şekilde dürüst olmasmda ona yardım etme durumunun bir kısmım istemeden üstlendi. Hem kendisi hem de oğlunun dürüst olarak öz saygılarını tekrar kazandıklarım hissediyordu. Jason'm sınavlannın beklenenden daha başarılı geçmesi onu son derece memnun etti. Kendi kaderi ile Jason'mki doğal olarak ilişkiliydi. Dürüstlük testini birlikte geçmeleri ilişkilerini güçlendirdi. Şimdi kendilerini ve birbirlerini doğru şeyi yapan insan olarak düşünebilirlerdi. Bu durum, kaygımn çıkmazından kurtulmasına ve yaşamın akışma dönmesine yardım etmek için, Nathalie'nin öz güvenine yeterince katkı sağladı (ss. 139-140).
    Richard S. Sharf
    Mohtesem psixoloji roman cixar bundan..Nece maraqli heyat hekayesidir.
  • Stoacı tutum, yani aksiliklerle karşılaşıldığında takınılan dingin tutum sizi genç tutar, kaygıyı ve stres seviyesini düşürür ve davranışı dengeler.
  • Buzdağının Şairi ' ZARİFOĞLU ' 'ACZ'
    Kitap içerik olarak
    • Yedi güzel adam
    • Ben dirimle doğrulurken,
    • Akşam sofrasında 7 kişilik bir aile oyunu
    • Zeynep ve uzaktan Fırat üzerine ikili anlatım
    • Ve çocuğun uyanışı böyle başladı
    gibi kısımlardan oluşmaktadır.

    Zarifoğlu'nun "Yedi Güzel Adam" adlı şiiri altı bölümden oluşmaktadır.
    Ve şiirin her bir bölümünde yedi güzel adamdan biri bir şey görür ve gereğini yapar.
    Yedi güzel adamdan biri KAN görür ve gereğini beller.
    Biri AŞK , biri YAR , biri BELA , biri DAĞ , diğeri de SOFRA görür ve gereğini beller.
    Yani şiirde Yedi güzel adamdan altısının ne gördüğünden bahsediliyor.
    Yedinci de diğerlerini görmüştür.

    Kitapla ilgili düşüncelerime gelecek olursak ;

    Cahit Zarifoğlu'nun Kapalı anlatımından dolayı genel olarak bir şey anlamadım... Sanki beni anlamasınlar diye uğraşmış ve bunun için çaba göstermiş gibiydi.
    Sadece anladığım derin ve anlamlı cümlecikler vardı.

    * Halk aşksızca sokaklar banka dükkanlarıyla doludur. (Sayfa:35)
    * Ay gece olunca pay eder ayrılığı ( Sayfa :97)
    * Artık aşk insan kalbine sığmıyor ( Sayfa :77)

    gibi daha bir çok etkileyici artist cümleler :)

    Zaten Zarifoğlu'nun lakablarından biri de artisttir.
    Bu lakabı ona Necip Fazıl K. verdi diye biliyorum. Yinede araştırabilirsiniz.
    Son olarak şunu söylemeden edemeyeceğim
    Bu kitabı ilk okuyuşumdu ve okumak için okudum sanki .Çünkü fazla bir şey anlamadım.
    Anlamam için kaç kez okumam gerekli bilmiyorum.
    Ama bunu deneyeceğim. Anlayana kadar !


    Cahit Zarifoğlu'nun Hayatına Dair
    Bilmemiz Gerekenler
    ( Kaynak : Onedio)
    • BABA SAİT
    Babasının annesinin üzerine bir başka kadınla evlenmesini bir türlü kabullenemeyen şair ömrü boyunca babasına karşı sert ve soğuk olmuştu. Daha küçücükken babasızlığı tadan şair ondan sadece 1,5 yaş büyük olan abisi Sait'i baba olarak bildi. O kadar ki Sait artık evde "Baba Sait" olarak anılmaya başlamıştı.

    • TAKILAN İLK LAKAP ARİSTO CAHİT
    Cahit o kadar durağan ve içine kapanıktır ki, bu durum okulda onun hakkında
    "aşk acısı çekiyor ondan böyle suskun” dedikodularına sebep olmaya başlamış,
    Cahit’in hastalıklı hali arkadaşları arasında da sürekli konuşulur hale gelmişti.
    Aslında Cahit bütün bir insanlıktan kaçma uğraşı içindedir.
    Bir bilge gibi sürekli sakin ve suskun olması bir süre sonra dostlarının onu “Aristo” olarak çağırmaya başlamasına neden olacaktır.
    Cahit artık “Aristo Cahit” olarak anılmaya başlamıştır.

    • EDEBİYAT DERSİNDEN KALAN ŞAİR
    Kısa süren uçuş serüveni beraberinde birçok sorunu ve daha derin yalnızlıkları doğurur. Okuldan kaçış sınıf tekrarını beraberinde getirmiş, Cahit’in tam üç yılı böylelikle buhar olup gitmiştir. Cahit arkadaşlarından üç yıl sonra liseden mezun olabilmiş ve ne ilginçtir bu süreçte edebiyat dersinden tekrara düşmüştür.
    Daha sonradan edebiyat kitaplarına konu olan bir şair, edebiyat dersinden sınıfta kalmıştır.

    • CEMAL SÜREYA' YA YAZILAN MEKTUP VE
    AYNI EVDE KALMA İSTEĞİ
    Bazen kişiliğine göre oldukça işe imza atan şair dönemin en bilinen şairlerinden Cemal Süreya’ya bir mektup yazar.

    Cemal Süreya bu sırada Paris’tedir. Bu mektupta şöyle bir soru sormaktadır.

    Cahit, Cemal Süreya’ya: İstanbul 'a döndüğünüzde sizinle ev tutup birlikte oturabilir miyiz?”.

    Paris’te bunaltılı bir ruh haliyle yaşayan Cemal Süreya tanımadığı bu genç adamın mektubunun ölçüsüz olduğunu düşünerek cevap vermez. Ancak Zarifoğlu öldükten sonra kaleme aldığı günlüğünde onunla ve yolladığı mektupla ilgili şunları söylemektedir:

    “Cahit Zarifoğlu ölmüş. Bugünün adı bu olacakmış. ... İyi şairdi. İlk şiirleri de iyiydi. (Sezai) Karakoç çevresinden. Daha yüz yüze gelmeden, 1962’debana, Paris’e bir mektup yollamıştı. Adresimi Sezai (Karakoç)’tan almış.Saklamamışım o mektubu.

    Zarifoğlu, o sıra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenci. Yurtlardan sıkılmış herhal, İstanbul’a dönüşümde, birlikte ev tutup oturmayı öneriyordu mektubunda. Bende bir tuhafım o günler. Bir ölçüsüzlük görmüştüm bu öneride. O ara otuz yaşı dönmüşüm. İyi sayılan bir aylığım var. Ne yani, bu çocuk öğrenci hayat koşuluna mı indirmek istiyor beni?
    Dönüşte yeniden tanıştık. Zaman zaman vapurda, yolda, Sezo’nun (Sezai Karakoç) evinde bürosunda rastlaştıkça konuşurduk, (ama her şeyden)…

    • SOBADA KÜL OLAN İLK ŞİİR KİTABI

    Cahit Zarifoplu artık sanatının meyvesini verir ve ilk şiir kitabı olan İşaret Çocukları’nı baskıya yollar. Ancak bu kitap ekonomik anlamda onun çöküşü olacaktır.Tüm parasını İşaret Çocukları için harcayan şair maalesef bu meyvenin tadına bakamaz. Zira çok az kısmını dağıtabildiği kitabının büyük bir kısmını aracı olan bir arkadaşının dayısının yazıhanesine bırakmıştır. Emaneten bıraktığı kitapları birkaç ay boyunca almayan şair, bir süre sonra kitaplarının işgüzar dayı tarafından ısınmak için yakıldığını öğrenir. Genç şairin tüm sanatı bir sobanın içinde küle dönüşmüştür…

    • NECİP FAZIL ONA KIZ İSTER VE NİKAH ŞAHİDİ OLUR

    İçinde sürekli yalnızlığı ve kimsesizliği taşıyan şair Necip Fazıl’ın müdahalesi ile bu yalnızlıktan kopar ve artık hayatı bambaşka bir seyre giyer. Üstat ona münasip bir eş bulmuştur. Bu eş üstadın hocası Abdülhakim Arvasi’nin soyundan Berat Hanım’dır. Necip Fazıl’la birlikte Van’a yalnız bir kalple giden Cahit, bu yolculuktan dolu bir kalple dönecek, kıyılacak nikâhta Cahit’in şahidi Necip Fazıl olacaktır.

    "Ey Berat hanım dersen ki
    "Bu ne zalim adam
    Halimi bilmez halden anlamaz
    Küçük bir şeyi mesele yapar"
    -Ne büyük yalan
    Doğrusu var hakkın
    N’etsem n’apsam
    Kollarını bilezik
    Boynunu kordon
    Ayağını hal hal donatsam
    Yine hakkın kalır.

    • ACZ
    Tam adı Abdurrahman Cahit Zarifoğlu olan şair tüm benliğini isminin baş harfleriyle "ACZ" ile sınırlamıştı. Sultan şiirinde bu durumu ifade eden şair naiflikte ve tevazuda bir kez daha sınırları aşıyordu.


    Seçkin bir kimse değilim
    ismimin baş harfleri acz tutuyor
    Bağışlamanı dilerim

    Sana zorsa bırak yanayım
    Kolaysa esirgeme

    Hayat bir boş rüyaymış
    Geçen ibadetler özürlü
    Eski günahlar dipdiri
    Seçkin bir kimse değilim
    İsmimin baş harflerinde kimliğim
    Bağışlanmamı dilerim

    Sana zorsa bırak yanayım
    Kolaysa esirgeme

    Hayat boş geçti
    Geri kalan korkulu
    Her adımım dolu olsa
    İşe yaramaz katında
    Biliyorum
    Bağışlanmamı
    diliyorum

    Ve tüm tabiat 7 Haziran 1987 günü büyük bir kedere boğulur. Çünkü artık kırlarda çiçekler Cahitsiz açacaktır…

    Umarım bu bilgiler faydalı olmuştur :)
  • Bitirmek için kendimi epey zorladığım bir kitap oldu Tıkanma. Daha önce Dövüş Kulübü'nü izlemiştim fakat yazarın okuduğum ilk kitabı Tıkanma. Yeraltı Edebiyatı seviyorsanız bu kitaba da bayılırsınız muhtemelen, aksi takdirde sizi içinden kolay kolay çıkamayacağınız bir bunalıma sürüklüyor.
    Kitabın konusuna gelirsek tıp fakültesini maddi problemlerden dolayı bırakmış, para kazanmak için kimsenin yapmak istemeyeceği bir işi yapmak zorunda olan hatta bu uğurda değişik numaralara başvuran, hasta ve bence psikolojik anlamda sorunlu bir anneye sahip, seks bağımlısı genç bir adamın, Victor Mancini'nin hayatta kalma mücadelesi. Mücadelesi dediysem kitaba hakim olan duygu hüzün değil. Victor Mancini bu durumdan bizim rahatsız olduğumuz kadar rahatsız değil, artık bu hayat tarzını kanıksamış durumda.
    *Bir miktar Spoiler*
    Kitaptan genel olarak rahatsız olmama rağmen benim de sevdiğim kısımlar var.
    Victor'ın lokantalarda yaptığı boğulma numaralarıyla bir çeşit kazan/kazan durumu oluşturması, çocukluğuna dönüş kısımlarında annesinin öğrettiği her şey, bazı kelimelerin aslında ne demek olduğu ve tıp fakültesinde öğrendiği şeylerin ona nasıl yük olduğu.
    Özetleyecek olursak "Tıkandım." doğru kelime değil ama ilk akla geleni.
  • Bir kadın seni seviyorsa sana aittir. Mutlaka bir fotoğrafın vardır bir yerinde odasının onu kaldırtma! Bir kadın seni seviyorsa uyumadan önce dua ediyordur senin adınla başlayan dualar ve biten senin adınla onu susturma! Bir kadın seni seviyorsa sana zarar veremez yalnız genç adam kadınlar vazgeçtikleri adamlara da acımayı beceremez bu da kalsın aklında.. Bir kadın seni seviyorsa koklayarak öper seni, Seni seven bir kadın sevdiği kadar sarılabilirse kemiklerin kırılır. Ve bir kadın seni seviyorsa sen ne kadar güçlüysen o kadar güçlü hisseder kendini onu yanıltma. İlk darbede yere çakılma oğlum, İlk imtihanda sınıfta kalma! Ve asla, Ama asla! Araya umutsuzluğu sokma. Orasıdır kadının şah damarı, umudu.. Kesildiği an, vazgeçer kadın. Sevmekten, Beklemekten, Özlemekten, Hatta dua etmekten… Can havliyle, kaçar. Yakalayamazsın. Artık o kadını üstüne alınamazsın. Sahip çıkamadığın kadına hesapta soramazsın. Kadınları bomba gibi düşün genç adam yanlış kabloyu kesersen onunla birlikte sende patlarsın. Bak oğlum! Bu hayatta her şeyi alırsın yalnız seni seven kadının yoktur fiyatı. Seni her şeye rağmen sevebilen kadını satın alamazsın, Cüzdanın kilo kaybettikçe, sevgileri eksilen sevgililerin olur en fazla.. Falan filan sonra, Bilirsin ya.. Sen sen ol o kadını satma! Bir kadın seni seviyorsa kavga eder. Hem birazdan boğazına yapışacak sanırsın, hem görürsün gözlerindeki korkuyu. Kadınlar susmaz genç adam, susmuş kadın gitmiş kadındır. Susmuş bir kadın için bitmiş bir adamsındır. Bu kadınların değişmez ve değiştirilmesi teklif bile edinilemez olan maddelerinden biridir. Kadın olmanın kuralıdır.. Bir şey daha vardır ki, Kuştur kadın, Ve bir gökyüzü vardır her kadının. Öyle bir havan olmalı ki adamım, Senden göçmediği için, onu dondurmamalısın. Bunu bir zamanlar seni gökyüzü ilan etmiş kadının, başka bir gökyüzünde kahkaha atışını duyunca anlarsın…
  • Çocuk pembe yanaklarinda yara var
    Gozlerinde fakirliğin izi
    Dudaklarinda kıştan kalma bir soğukluk
    Yüreğinde kimsesizliĝin yalnızlığı var

    Hiç geçmez mi
    Sokağınızdan şarkı söyleyen genç kızlar
    Yüzünüze tebessümle bakan kadınlar
    Elleri ceplerinde adamlar
    Çocuk sizin çatınızdan hiç kuşlar uçmaz mı

    Siz içi sıcak odalarda
    Yürekleri yalnızlıktan buz tutmuş çocuklar mısınız
    Güneşin ışığında
    Karanlıkta kalan küçük adamlar mısınız
    Sizi özledim çocuk
    Bana yetim kalmayı anlatırmısınız

    Mehmet Emin