Derya (Bahir) DENİZ, bir alıntı ekledi.
18 May 00:40 · Kitabı okuyor · Beğendi · 9/10 puan

Gençlik ve olgunluk çağı oruçları her yıl geçtikçe bir parça daha insanın tabiatını materyalist çerçeveye mahkum olmaktan kurtarır

Samanyolunda Ziyafet, Sezai Karakoç (Sayfa 21)Samanyolunda Ziyafet, Sezai Karakoç (Sayfa 21)
Ahmet, bir alıntı ekledi.
16 May 00:27 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Gençlik ve olgunluk çağı oruçları, her yıl geçtikçe, bir parça daha insanın tabiatını materyalist çerçeveye mahkum olmaktan kurtarır.

Samanyolunda Ziyafet, Sezai Karakoç (Sayfa 21)Samanyolunda Ziyafet, Sezai Karakoç (Sayfa 21)

Otobiyografi denilince dilin biraz daha sıcak ve samimi olmasını bekleriz. Kitabı bu beklenti ile alıp okuduğum için belki de biraz hayalkırıklığı yaşadım. Dili çok mekanik geldi bana. Gerçi yazan Freud olunca bunu garipsememek gerekiyor sanırım. Freud çocukluğunu ve gençlik yıllarını pas geçip akademik ve entelektüel çalışmalarına odaklanmış. Kokainin anestezide kullanılması çalışmalarında bulunamaması ve daha erken meşhur olmamasının sebebi olarak nişanlısını göstermesi ve buna rağmen "nişanlısının canını sıkmaması"nı büyük bir bir olgunluk örneği olarak anlatmış.Özellikle psikanalizi nasıl keşfettiğine dair çok önemli bilgiler edindim. Tabi ilk zamanlar kendisinin de sonradan özeleştiri olarak sunduğu, tek vakadan yola çıkarak bir genellemeye varması, açıkçası samimi bir itiraf olarak algılanabilir ancak bunu bilmesine rağmen yine bu yöntemini yıllarca sürdürmesi beni şaşırttı. Bir histeri vakasından psikanalizin temellerini atması, hastaların gösterdiği dirençten bastırma teorisine ulaşması büyük bir deha örneği.İleride görülecek psikopatolojik durumların temelinde çocukluğun ilk yıllarından itibaren cinselliğin bastırılmasında görmesi ve buna karşı itirazlara karşı cesurca durması takdire şayan doğrusu. Ancak Freud'a yöneltilen sağlam eleştirilerden biri de onun kültürel psikoloji verilerinden yoksun oluşu.Bu eleştiri Freud'u biraz zorlamışa benziyor ki sonrasında antropolojiye yönelmiş. Kitap Freud okumalarına bir giriş niteliği taşıyor aslında. Freud okumaya başlayacak olanlara tavsiye ederim. Herkese iyi okumalar dilerim.

Gençlik, Anılar, Dayak...
Biraz kafamızı dağıtalım mi? Gündem karışık, insanlar stresli, ekonomi.... seçimler...vatan haini!... “şu”cu-“bu”cu... ohooo say say bitmez! İşte bunlardan sebep, nasılsa iş olacağına varır deyip olacağına varmışlardan söz edelim biraz. Son zamanlarda çok güzel öykü denemeleri okuduk sitede ya hep hüzünlendik, bakalım gülümseyebilecek miyiz?

Siz hiç dayak yediniz mi? Ben gençliğimde meraklıydım kavga döğüş işlerine. Boşuna demezler ne gelirse meraktan diye, hakikaten öyledir, iyi bilirim! Şimdi yaşımızı biraz alıp, göbeği büyütüp, birtarafımızı kaldırıp bir tekme atamayacak duruma gelince, “ aklı başında insan kavga mı edermiş? Her bir şey konuşa konuşa çözülmeli“ deyip bıraktık bu işleri... Tabii canııım olgunluk, modernlik başka!

Bizim çocukluğumuzda ve gençliğimizde dayak çok normal bir şeydi. Hele hele anne terliği, baba şamarı, komşu tepiği ve öğretmen haydarı çok çok olağandı. Kimse bunları büyütmez, gurur meselesi yapmazdı. Bilmezdi zaten. Kızım beş altı yaşlarındayken beni çok kızdırdığı bir vakit şakacıktan “kız döverim seni” dedim, fıkara bilmiyor ki, “hadi döv hadi döv” diye ısrar etmeye başladı, sonra da babam beni dövmüyor diye annesine şikayet edip ağlamaya başladı. Etme gurban olduğum dayak çok kötü bir şey ben sana hiç kıyabilirmiyim ağlama dediğimdeyse kapak geldi “ iyi de, kötüyse niye bana öyle dedin” deyip daha çok ağlamaya başladı... Nazlı kız babası olmak zor iş vessalam... Çeşitli şaklabanlıklarla olayı unutturacağım diye göbeğim çatladı ya başardım sonunda. Çatlamış göbeğime poposunu dayayıp koynumda uyudu o gece kurban olduğum...

Ne diyordum, haa dayak mevzu.. Sevimsiz ve şiddek dolu mu? Yok ya hu bunun çok çeşit spor dalı da var ya ben 14-15 yaşlarında sarmışım bu konuya. Doksanlı yılların başı, civa gibiyiz, amelelik marabalık yapmaktan kas yapmışız da tekniğimiz yok. Kung-fu, karate çok moda o zaman. 1984 yapımı Karate Kit filmini izlemeyeniniz var mı, biz onlarca kez izlerdik. Vhs video kaset kiralayan yerlerden filmi kiralar, kimin evi müsaitse arkadaşlarla beraber izlerdik. Bir seferinde film kiralamaya ben gittim de “abi bir döğüş filmi ver” dediğimde, abi bana “ konulu mu olsun!” demişti... Her yerim sivilceli ergen ben, kıpkırmızı olmuştum da “yok yav ondan değil güzel abim, Bruce Lee, Van Damme ya da Jet Li olacak” larla derdimi anlatabilmiştim.( Bizde o konulu filmleri fırlama bir arkadaşımız alırdı. Fırlama dediysek hakiki ya hu. Çoçuk doğduğunda evin yirmi metre ilerisinde ağlamasından bulunmuş diyen de var, doğum anında fırlayıp kafayı duvara çarpmasından sebep hafif arıza olduğunu diyen de. Hiç bilemedim hangisi doğru, arızalığı kesin ama.) Film izledikten sonra her döğüş haraketini denediğimizden, hayyyytt naralarıyla uçan tekmelere kalktığımızdan, kesin bir aksilik çıkar, ya evden kovulur ya birinin çanağı çatlar ya da birisi tatlı pekmezi akıtırdı. İlkemiz “her şey spor için” tabi de büyüklere anlatamıyoruz bunu, bir de insan ilkeli olmalı felan derler hep, büyükler anlaşılmazlar zaten...

Baktık filmlerle olmuyor, karadüzen figürlerle kim kime ne yapıyor belli değil. Kung fu hareketiyle başlayan müsabakamız güreşe dönüp küfürlerle son buluyor. Çözüm; çekirge olmaya karar verdik ve ucuz yollu iyi bir kurs aramaya başladık. İnşaatlarda çalıştığımızdan bir demirci ustasıyla tanıştık, adamın kendi kursu var kuşağında da üç “dan” ı. Kaçar mı yav anlaştık tabi. Başladık kursa. Arkadaş o kadar koşuyoruz o kadar demirleri kaldırıp indiriyoruz ki, o kadar işi inşaatta yapsak çift yövmiye alırız. Biz adama bir de üste para veriyoruz. Bizim bacaklar kollar kalas gibi olmuş, onların esnemesi kolay mı? Anam anam o nasıl acılar, o nasıl cığlıklar. Bir gün hoca bana bağdaş kurdurtup dizlerimin üstüne çıkıp yaylandı ki bacaklar yere yapışa, esneye. Oyyyy anam oyy aklım çıkaydı ya la... Bir sene devam ettik kursa, yalandan kuşaklar felan aldık da sonradan öğrendik kursun lisansı yokmuş, aldığımız kuşakların da hükmü, canı sağolsun...

Bizde mınçıka derler aslı nançuka olan, iki sopanın bir karış zincirle birbirine bağlanmasıyla müteşekkil bir dögüş sporu aleti. Siz bilir misiniz, ben bilmez olaydım!. Biz Bruce Lee izleye izleye bu andırın derdine düştük. Endüstri meslek mobilya bölümünden bir arkadaş ben yaparım dedi. Yaptı getirdi, bir gayret çeviriyoruz. Dizini dirseğini çatlatan mı dersin, kafayı yaran mı dersin, hele o cevirip bacak arasından geçirme haraketi, offfff. İnadım inat televizyonda gördüğüm sesi çıkaracağım çevirerek, bayağı da hızlanmışım son gayretlerle dilim dışarıda çeviriyorum ,sen o zincir bağlantı yerinden çık, sen o odun alnın ortasına daaaaan diye vur... Gözümü açtığımda alnın tam ortasında domates gibi şişlik, hani bildiğimiz kırmızı domates var ya onu morart biraz, haaah, al onu, alnın ortasına koy, o haldeyim işte ....

Efendim büyüklerimiz derlerdi ki dayak atmak için çok dayak yemek gerekir. Dayak yemekten değil de dayak atmak için gerekeni yapmanın icap ettiğini kavradık. Millet ne dayak yedi bu çocuklar dese de siz bakmayın onlara, yediğimiz dayaklar hep staj amaçlı, öğrenme amaçlı, ne dedik; ilkemiz var... Biraz artistlik haraket öğrenmişiz, serde gençlik cahillik diz boyu, ikinci elden uzun paltoları bulup, beyaz uzun atkılarla kombine takımı tamamlamışız. Üç beş vukuat olmuş geçmiş. Bir gece iki düşman grup karşı karşıya geldik sokak kavgasına tutuştuk. Karşımda tıknaz kara bir oğlan var, küçümsedim biraz, şunun kafaya döner tekmeyi yapıştırayım dedim, fırladım döndüm tekme atacağım ya, elin oğlu belimin boşluğuna yumruğu bir koydu arkadaş.... Offf anam anam anam. İnsanın nefesi nasıl kesiliyor, o çizgi filmlerde gördüğün kafanda yıldızlar nasıl dönüyor orda gördüm. Anladım ki bu işlerde artistlik olmayacak, osmanlı tokadı en garantisi... Büyüklerimiz doğruyu söylüyormuş ya hu...

Artistlik olmayacak dedik de, gençlik de başa bela arkadaş, gel de anlat. Sporumuzu geliştirme amaçlı arayışlara başladık. Duyduk ki Balkanlar judo şampiyonu kız bizim ilde judo kursu açmış. Neeeyyy... Genç ergen beyni hemen algılayamıyor tabi... Kız... Judo... Nasıl... Sarılmalı, arkaya geçip puan almalı... İçimizdeki spor aşkından, gözlerimizdeki parıltıynan hemen kursa yazıldık. İlk ders başlamadan salonda hocayı bekliyoruz, baktım kurstakilerin çoğu hamburger bebesi, çoğu da kız. Cennet mi? Yok yok.. Şunlara iki üç hareket gösterelim ders başlamadan deyip bildiğimiz artistlik hareketlere başladık, döner tekmelerle hava atıyoruz ya hoca bizi yukarıdan izliyormuş, ınınınnnn.. Hoca geldi kurs başladı, ısınma haraketlerinden sonra gerçek ders başladı, rakibi sağ koldan kapıp yere yapıştırmaca güzelce gösterildi. Biz kendi aramızda çalışıyorduk ya hocanın da ters bakışlarını sürekli ensemde hissediyordum. Du bakalım başımızı bir gelecek var ya, hayırlısı diyerekten sporu yapmaktayız. ( Arkadaş hoca kadın diye geldik de kadın çelik gibi, hem sert hem soğuk, hele bağırması camları kıracak, göz açamıyoruz, şu ders bir bitse...) Ders bitmedi... Hoca dersin sonuna doğru bizi durdurdu ve karşımıza birer kız sporcu verdi, dediki bunlarla çalışacaksınız. Ya hu hoca etme şimdi bizim elimiz ağır ayarlayamayız bak karışmam felan dediysek de dinlemedi. Rakip koldan tutulup kalçanın yardımıyla havalandırılıp yere serilecek. Peki.. Ben kızı tutuyorum kaba kuvvetle savuruyorum ama kız güvercin gibi taklalar atıp serçenin dala konması gibi mindere konuyor. O beni yere öyle bir yapıştırıyor ki, nasıl anlatmalı, hani taze manda bokunun betona yapışması gibi, öyle şaaaap diye, kemikler kırılasıya, eklemler oynayasıya, her bir organ yer değiştiresiye. Arkadaş düşmenin de tekniği varmış. O gece o salando çarpılmadık minder, oynamadık kemik kalmadı... Anladık ki artistlik yapmayacaksın, bu işlerde bildiğini kendine saklayacaksın...

Sonraki Bölümde : Üniversite yılları. O paltoyu az sallasan reislere çarptığı ortamlar, daha neler neler...
....
( Bu kadar okutup da güldüremediysek affınıza sığınırız.. )

Güzide., bir alıntı ekledi.
06 May 15:48 · Kitabı okuyor · Beğendi

Sizin hikâyenizden başkalarının da kendini bulacağı bir hikâye çıkarmak ya gençlik cesareti ya da olgunluk sükûneti ister.

Yerli Yersiz Cümleler, Nazan BekiroğluYerli Yersiz Cümleler, Nazan Bekiroğlu
Nur Akdemir, bir alıntı ekledi.
25 Nis 19:50 · İnceledi

Gençlik ve olgunluk çağlarında yaşamlarını palavra üzerine kuran bu insanlar şimdi yaşlılıklarında kendi başlarının çaresine baksın diledikleri köşelerinde kendi başlarına ölsünler

Kalanlar, Tezer Özlü (Sayfa 31)Kalanlar, Tezer Özlü (Sayfa 31)
Sisyphos, bir alıntı ekledi.
01 Nis 02:24 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Gençlik, kendi bedenine sahip olmamaktır." Olgunluk, kendine yeten yalnızlıktır.

Yaşama Uğraşı, Cesare Pavese (Sayfa 177 - Can)Yaşama Uğraşı, Cesare Pavese (Sayfa 177 - Can)
Cemre Yıldırım, bir alıntı ekledi.
19 Mar 23:05 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Gençlik yüzünü adaletsizlikten yana çevirince vicdanın aynasında kendine bakmaktan korkar, olgunluk çağı ise kendini bu aynada görmüştür; hayatın bu iki safhası arasındaki fark buradan gelir.

Goriot Baba, Honore De Balzac (Sayfa 127 - Güven Yayınevi)Goriot Baba, Honore De Balzac (Sayfa 127 - Güven Yayınevi)

' O cennet bağlarında ben de dolandım. '

Goethe'nin <İtalya Gezisi> kitaplarının başına koyduğu bu mottoyu ben de incelememin başına koyabilirim pekâlâ. Çünkü beni aldı, gezdirdi, duygulandırdı ve düşündürttü.

Siteye bu nadide eseri eklettirmenin gururu ile birkaç kelam etmek isterim. Goethe, sayısı 13000 i aşan mektuba sahip. Bu mektupların içinden seçmece yapılarak üç cilt halinde ( gençlik, olgunluk ve yaşlılık ) basım yapılıyor. Bu kitap yaşlılık yıllarına ait dostlarına yazdığı ve aldığı mektuplardan oluşuyor.

Kitabın çevirmeni Melahât Togar gerçekten çok güzel bir iş çıkarmış. Sayfa sonlarında dipnotlar, kelime açıklamaları, kişi tanıtımları eseri daha iyi anlamamızı sağlıyor.

Goethe'nin gerçekte 'Werther' olarak kendini yazdığını biliyor muydunuz? Lotte'sine duyduğu aşkı ona yazarak anlatmaktan alıkoyan şeyler olmuş ve o muazzam eser ortaya çıkmış.

Goethe kendini şöyle tanıtıyor bir mektubunda: " Ben, kişi olarak, çok yönlü yaradılışımın gereği, tek bir düşünce türüne bağlı kalamam, şair ve sanatçı yönümle politeistim ( çok tanrıya inanan ), tabiat araştırıcısı olarak ise panteist ( tanrıyı doğada bulan hayat görüşü ) ve bunların birinde ne kadar inatçı isem, ötekinde de öyle... "

Çağının büyük dehaları ile mektuplaşmalarına şahit oluyoruz. Hegel, Lord Byron, Schiller, Walter Scott, ünlü düğün marşı ile tanıdığımız Mendelssohn...

Bitmedi Schopenhauer. Ünlü filozofun atarlı mektubunu okumanızı çok isterim. Gönderdiği yazılarını okumayan , cevap da yazmayan Goethe'ye çok nazik ancak incelerle dolu bir mektup yazmış. Haha.

Vee Beethoven. Goethe'ye o kadar hayran ki, ünlü dramı 'Egmont' için 'Egmont Uvertürü' nü besteliyor.

Yaşı ilerleyen Goethe eski Türk, Arap ve Fars yazınına merak salıyor. Hatta ikiz kardeşim diyecek kadar sevdiği Hafız ( Şirazi ) ile yakın dost oluyor.

Eşini kaybettiği zaman yazdığı mektuplar ve ardından hoşlandığı kadın arkadaşına yazdıklarından Goethe'nin sevgisinden istiyorsunuz bir gıdım.

Goethe ölürken bile elleriyle bir şeyler yazarak veda etmiş bu dünyaya. Son yazdığı ' W ' harfinin uzun zaman üzerinde kafa yorduğu *Weltliteratur sözcüğü olma ihtimali üzerinden gitmişler her ne kadar ilk adı Wolfgang olma olasılığı da olsa.

* Karşılıklı anlayış içinde yaşayan insanların dünyası

Tüm mektuplarını büyük bir incelikle, özenli cümlelerle, içten, güzel dilekleriyle yazan Goethe'ye selam vererek biz de incelememize onun sözleriyle veda edelim.

"Kendinizin, yakınlarınız arasında güzel, sağlıklı ve neşeli günler geçirmenizi dilerim ve bu arada, beni de sevgi ile anmanızı..."

Boş., Kişilik'i inceledi.
10 Mar 11:34 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · Puan vermedi

Kitapta yazarın uslubu yeteri kadar sade ve anlaşılır. Her kişinin anlayabilecegi yazılardan oluşuyor.
Kitap toplamda 5 bölüm. Bebeklik gençlik,olgunluk,Budizm,Hinduizm,İslam,Musevilik,Hıristiyanlık,ölüm,bağımlılık,tinsellik,iletişim,acı gibi kavramları akıcı bir şekilde anlatmış. Okuyucuyu bunaltmamak adına bölüm sonların da özlü sozlere yer vermiş. Başlangıç için iyi bir kitap.