• (...) Dreyfus'ün suçsuz olduğunu biliyorlar ve bu tüyler ürpertici şeyi kendilerine saklıyorlar. Üstelik bu insanlar uyuyabiliyor, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!
  • ... insanların gerçeği arayanlar ve gerçeği gizleyenler diye ikiye ayrılabileceğini kesinleyebiliriz.
  • ... insanlık tarihinde yerini hep koruyacak, insanlar gerçeği bilip de gizleyenler karşısında Fransa’nın en büyük romancılarından birinin kopardığı, “Üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!" çığlığını her okuyuşlarında yürekleri sızlayacak, kendi kendilerinden, kendi türlerinden utanacak, gerçek adalet özlemini bir kez daha duyacaklar.
  • 48 syf.
    ·Puan vermedi
    Emile Zola kendi dönemindeki Fransa’yı, toplumunu, toplumdaki karakterleri yazılarında romanlarında etkileyici bir dille anlatmıştır. Buna örnek olarak, Nana Germinal veya Meyhane kitapları örnek gösterilebilir. Ve bu saatlerde, balkonda otururken kısa bir sürede (42 sayfa olmasından dolayı) bitirdiğim kitap, kitabın içeriği ve Dreyfus Olayı’ndan biraz bahsetmek isterim.

    Emile Zola’nın Dreyfus Olayı ile ilgili L’aurore gazetesinde yayınlanmış cumhurbaşkanına hitaben yazdığı mektubunun bulunduğu bu kitapta, mektubun öncesi ve sonrası diye iki ayrı bölümle de olayların gelişmesini ve gidişatını anlatır Tahsin Yücel. Ama kitapta küçük bir pürüz olarak gördüğüm noktayı da burada paylaşmak isterim. Olayın ana karakteri olan Alfred Dreyfus, kitapta Albert Dreyfus olarak geçmektedir. Lakin isminin farklı olup olmaması bir sorun teşkil eder mi? Olayın özünü değiştiren/saptıran bir hareket olarak görünmediği için sorun teşkil etmez diye düşünüyorum. Hatta bunu da okuduktan çok sonra fark ettiğimi de söyleyeyim.

    Öncesi kısmında, Dreyfus’un suçlanması ve yargılanması, dava sırasında yaşananlar ve yargılama sürecinde dikkate alınan sahte belgeler, gerçekliğe dayanmayan çıkarımlardan bahsedilir. Bunlara rağmen, karar olarak Dreyfus’un suçlu bulunması ve aksini iddia eden kanıtlar bulunduktan sonra bile, alınan kararın değiştirilmemesi, üstünün örtülmeye çalışılması ve tüm bunlar olurken Dreyfus’a ve Yahudilere karşı nefret söyleminin oluşturulması Emile Zola’nın böyle bir mektubu yazmasına öncü olan etkenler olarak görülebilir. Çıkarlar, Yahudi karşıtlığı ve ordunun itibarı uğruna bir insanın hayatıyla oynanmıştır. Emile Zola bunun üzerine o meşhur mektubunu yayınlar. Oradan birkaç beğendiğim bölümü alıntılayarak ne kadar aydın bir tavır sergilediğini göstermek isterim:

    “Bu utanç verici gösteriyi izliyoruz, borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor; buna karşılık, onurun ta kendisi yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor. Bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürümeye başlamış demektir.”

    1900 yılında bir genel af çıkarılır, böylece Zola’nın yeniden yargılanması önlenmiştir ama Esterhazy, Mercier, Du Paty de Clam gibi suçlular da yakayı sıyırmışlardır. Zola, yeni cumhurbaşkanına “Suçluyorum” başlığı altında bir açık mektup yazar: “Gerçeği gömmeniz boşuna, toprağın altında yol alıyor; bir gün, her yandan fışkıracak, öç bitkileri olarak açılacaktır,” diye seslenir. 1903 yılında Jean Jaures, Ulusal Meclis’te Rennes duruşmasını tartışmaya açar, yeni bir araştırma kararı alınmasını sağlar. Yeni araştırma Dreyfus dosyasındaki sahte belgelerin sanıldığından çok daha fazla olduğunu ortaya koyar: Fransa ordusunun onuru sahte belgeye bir türlü doymamıştır. 12 Temmuz 1906’da Yargıtay, Rennes Askerî Mahkemesi’nin kararını kaldırır. 21 Temmuz 1906’da, Alfred Dreyfus bir süvari bölüğünün komutanıdır, birliğinin önünde Légion d’ honneur nişanıyla onurlandırılır. Olay bitmiş gibi görünür.

    Ama insanlık tarihinde yerini hep koruyacak, insanlar gerçeği bilip de gizleyenler karşısında Fransa’nın en büyük romancılarından birinin kopardığı, “Üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!" çığlığını her okuyuşlarında yürekleri sızlayacak, kendi kendilerinden, kendi türlerinden utanacak, gerçek adalet özlemini bir kez daha duyacaklar.
    Suçladığım insanlara gelince: onları tanımıyorum, hiçbir zaman görmedim, kendilerine ne hıncım var ne de kinim. Benim için önemsiz varlıklar, toplumsal kötülük ruhlarından başka bir şey değiller. Burada yerine getirdiğim edimse, gerçeğin ve adaletin patlamasını çabuklaştırmak için başvurduğum devrimsel bir yol yalnızca.
  • İnsanlar gerçeği bilip de gizleyenler karşısında Fransa'nın en büyük romancılarından birinin kopardığı "Üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar! " çığlığı her okuyuşlarında yürekleri sızlayacak, kendi kendilerinden, kendi türlerinden utanacak, gerçek adalet özlemini bir kez daha duyacaklar.
    Emile Zola
    Tahsin Yücel
  • Gerçeği gizleme sanatı bizde yok. Onu sahtekarlara bıraktık...
  • Ama insanlık tarihinde yerini hep koruyacak, insanlar gerçeği bilip de gizleyenler karşısında Fransa’nın en büyük romancılarından birinin kopardığı, “Üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!” çığlığını her okuyuşlarında yürekleri sızlayacak, kendi kendilerinden, kendi türlerinden utanacak, gerçek adalet özlemini bir kez daha duyacaklar.