Melek Kesik, Gökyüzüne Not'u inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Fazlaca aşk tadında yazım ve anlatımı çok sade ve basit. Gerçek Aşk'ı, gökyüzüne notlar yazarak eğlenceli hale getiren ve dürüstlüğün ödülünü bir şekilde kazanacağınızı gösteren bir tat

1185 yılında feodal aristokratlar Tamar'ın isteği olmadan onu Rus prensi Yury Bogolyubsky'le evlendirdiler diğer adıyla Giorgi Rusi.
İki buçuk sene sonra hiç çocukları olmadan ayrıldılar Rusya'ya geri gönderildi ve Tamar  1188 yılında Davit Soslan ile evlendi. Davit Soslan tamarın halasının evlatlık oğluydu ve Tamar'ın çocukluk aşkıydı. Çok küçük yaşta Oseti kralı olan babasını kaybetmişti Davit. Temiz Gürcü kanı taşıyordu ve gerçek bir aşk evliliği oldu...

Ebru taş, Aşk'ı inceledi.
5 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Gerçek aşk nedir mevlana ile ruminin dostluğunu öyle güzel anlatmışki etkilenmemek mümkün değil şiddetle tavsiye ederim bu kitabı okumamak eksikliktir beni ordan oraya sürükledi allah aşkı insanın içindedir..kimse bilemez orada neler olduğunu en etkilendiğim yer şarap ağzına sürmeyen mevlana ruminin hak yoldaşlığı için insanlrı anlamak için günaha girmek pahasına ve çok üzülerek şarabı tatmış olması ...

Mutluluğu yaratan Rabbimiz, bize, hayatı anlamlandirmayı nasip etsin inşallah. Bir de gerçek sevgi ve aşk versin gönlümüze.. Fanı olan şu alemde hoş sedalar bırakmayı başaralım yeter..

Beyza Güneş, bir alıntı ekledi.
17 saat önce

"Ama aşkın modası geçti artık , şairler öldürdü aşkı . Aşk hakkında o kadar çok şey yazdılar ki , kimse onlara inanmaz oldu ; bence çok normal . Gerçek aşık acı çeker ve susar.."

Mutlu Prens, Oscar WildeMutlu Prens, Oscar Wilde
Ülker, Aşk Romanları Okuyan İhtiyar'ı inceledi.
17 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 10/10 puan

Amazon'un derinliklerindeki El Idilio köyünde yaşayan Antonio José Bolívar Proaño, orman hakkında bütün bildiklerini Shuarların yerlilerine borçludur. Ormanın gerçek sahipleri olan yerlilerin yasalarına uyar ve hayvanlara saygı gösterir. Günü avlanarak, geceleri yalnız başına aşk romanları okuyarak geçer. Ancak bir gün bu düzen bozulacak, kızgın bir jaguarın peşine düşmek zorunda kalan ihtiyar, doğanın bozulan dengesini, "medeni" insanların yıkıcılığını ve aşkın gizemini sorgulamaya başlayacaktır. Alıntı

Esra Koç, Aşkın Metafiziği'yi inceledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

''Siz bilgeler, yüksek ve derin bilgili
Sizler ki derin düşünür ve bilir misiniz
Nasıl, nerede ve ne zaman, çiftleştiğini her şeyin
Niçin sevişildiğini, öpüşüldüğünü?
Siz ulu bilgeler, yüzüme söyleyin!
Kafa patlatın bakalım, bana ne olduğuna
Nerede, nasıl ve ne zaman,
Niçin başıma geldiğine bunların, hadi kafa patlatın!

Bu sözlerle aşkın metafiziği adlı kitabına başlangıç yapan Arthur Schopenhauer aşkı şöyle tanımlar: aşk, başta dizginlenebilir bir eğilimken sonrasında bir tutkuya tüm engelleri aşabilme gücüne ve tatmin edilmez bir duygu haline gelirse ölümü bile göze alabildiğine.

Schopenhauer; bu konuya neden felsefik bir yaklaşım getirdiğini ise şöyle ifade eder. Madem aşkın varlığından, gücünden eminiz bütün yazar ve şairlerin vazgeçilmez konusu aşkı neden bir filozof irdelemesin. Ayrıca aşkı konu olarak ele almasının nedeninin ona öncü olan düşünürlerin tezini çürütmek olmadığını, aşk konusunun onun dünyasına nesnel olarak dayatıldığını söyler.

Schopenhauer aşka dair düşüncelerini beş bölümde incelediği kitaba gelecek olursak;

Birinci Bölüm:
Bu bölümde aşk Schopenhauer 'e göre istediği kadar dünyevilikten uzak, saf tanımlansa bile o bireyselleşmiş cinsel dürtüdür. Birçok insan için zihinlerinin yarısını sürekli meşgul ettiği, en ciddi meselelerde kararları etkilediği, evrakların el yazmalarının arasına saç buklelerini yerleştirmeyi başardığı, en feci kavgaları körüklediği, bazen zenginliği bazen statü ve rütbeyi kendine kurban seçtiği, her şeyi yıkmaya çalışan, altüst eden bu tutkuyu önemli kılan tüm bu gayret ve süreçte yaşanılanlardır. Bu çabanın altında yatan neden ise cinsellik olsa da nesnel bir hayranlık olarak insana kendisini sunar. Bu bir savaş hilesidir. Tüm bu bireyler arasında uygun eşi bulma, seçme ayıklama, aşk oyunlarının amacı sadece bir şeye hizmet eder. Gelecek kuşağı (türü) meydana getirmek. Doğanın kişilere kamufle ederek sunduğu bu amaç doğrultusunda bireyler birbirlerine ne kadar uygunsa aralarındaki tutku o denli fazla, ortaya çıkacak türde o oranda sağlıklı genler taşır.

İkinci Bölüm:
Schopenhauer 'e göre iki cinsin inançları, düşünceleri, karakterleri ve zihinsel eğilimleri uyuşuyorsa aralarında cinsel sevgi etkisi olmaksızın bir dostluk kurulabilir. Ancak bunların evliliği çok mutsuz, doğacak çocukta zihinsel ve bedensel düzlemde uyumsuz olacaktır. Bunun tam tersi için düşünecek olursak cinsel tutku var, ancak uyum yoksa bunların evliliği de mutsuz olur.
İnsanın doğasındaki bencillik türün devamını sağlayacak bakış açısını bir yerde engeller. Fakat bireyin aklına bir şüphe kuruntu yerleştirilirse gerçek sadece tür için en iyi olanın onun için de iyi olacağı gibi görünür. Bu kuruntunun adı içgüdüdür. Cinsel hazzın tatmininde ise türün çirkinliğine, güzelliğine bakılmaz, hiç bir bağ yoktur bu bağlamda. Seçim tamamen ortaya çıkacak yeni türün tipinin olabildiğince katıksız ve doğru korunması ile ilgilidir. Buna göre herkes en güzel bireyleri, kendi varlıklarında türün katıksız olmasını sağlayacak bireyleri şiddetle arzu edecektir. Diğer bir nokta ise bu seçimde öteki bireyde kendi kusurlarını örtecek özellikler aramasıdır. Örneğin kısa boylu erkekler iri kadınları ararlar, sarışınlar esmerleri severler vb…
Erkek kendisine uygun güzellikteki bir kadına baktığında türün damgasını vurduğu o kadınla sürdürmek istediği türün tipinin korunmasına dayalı eğilimdir. Demek ki insanın içinde taşan hazza verdiği cevap bu çekimle ilgili değil, tür için iyiye yönelmiş bir içgüdüdür. İnsanın seçtiği kişiye ulaşmak için yaptığı tüm rezillikler şan, şöhret, para, onur vs. kaybetme pahasına katlandığı eziyetler doğanın her yerdeki bağımsız iradesine uygun olarak türe hizmet eder. Erkek ulaşmak için kırk takla attığı kadına ulaşınca türe hizmet ettiğini hissettiğinden evlilik dışı her olayda kötü yeni bir bireyin oluşumundan çoğu zaman iğrenir, engellemek ister. Ve o hazza ulaşınca aslında herhangi bir kadınla yaşayacağı hazdan farklı olmadığını görüp hezeyana uğrar. Kendisini aldatan, bireyin bilincine girmeyen türün irade gücüdür.
Aşkta erkek ve kadının doğası belirgin farklar taşır. Erkek doğası gereği vefasız, kadın ise sürekli sadakate eğilimlidir. Erkeğin aşkı doyum bulduğunda azalırken, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Erkeğin gözü hep başka kadınlardadır. Kadın ise tek bir erkeğe sımsıkı sarılır. Bundan dolayı erkeğin eşine sadakati yapay, kadının ki doğaldır.

Üçüncü Bölüm:
Bu bölüm Schopenhauer ‘in aşkta bireylerin seçimlerinin altında yatan nedenleri incelemesini içermekte. Ona göre seçimlerde öncelikle yaşa bakılır. Doğurganlıktan dolayı 18-28 yaş arası idealdir. Güzellikten yoksun gençliğin gene de çekici olduğu ancak gençlikten yoksun güzelliğin çekici olmadığını ifade eder. İkinci bakılacak unsur sağlıktır. Sağlıklı olmayan bireyler hastalıklarını türe aktaracağı için tercih edilmemelidir. Üçüncü unsur iskelet yapısıdır. Kemik yapısı türün tipinin temelidir. Bu yüzden önemlidir. Dördüncü etken kadının belirli bir dolgunlukta olması ceninin beslemesi açısından önemlidir. Beşinci etken ise yüz güzelliğidir.
Kadınlar ise erkek güzelliğine çok az önem verirler. Erkeğin kuvveti buna bağlı cesareti cesur bir koruyucusu olması açısından önemlidir. Kadınlar kendi güzelliklerini aktaracakları için çoğunlukla çirkin erkekleri severler. Bir kadının bir erkeğin kültürüne, entellektüelliğine aşık olması gülünç bir iddiadır. Bir annenin çocuğuna güzel sanatlar vs. eğitimi vermesinin sebebi ise güzel kalça ve dolgun göğüsleri yapay yollardan destekleyen bir zekayı ortaya çıkarmaktır.
Ayrıca tüm bu etkenlere bakılırken her bir birey bedeninin her bir uzvundaki eksiklik ve zaafları karşı cinste düzeltilmesini kovalar, üstelik söz konusu parça ne kadar önemliyse bu arayışta o kadar kararlı ve ısrarlı olur.
Eğer bir adam çok çirkin bir kadına aşık olursa cinsellikten kaynaklıdır ve kendini eksik görmediği için türe aktarılacak özellikleri kendi tamamlayacağını düşünür ve bu çok üst mertebede aşıklık halidir.

Dördüncü Bölüm:
Eğer aşk bir kişiye yönelmiş ise bu kişiye kavuşamama durumunda dünyanın bütün nimetleri hatta hayatın kendisi bile değerini kaybedip intihara kadar gidebilir. Tür bireyden daha önemlidir. Bu yüzden sevenler çokça çabalar ve bu çabayı yüce ve haklı görür. Aşkın çoğu zaman kişiyi trajik, komik durumlara sokmasının nedeni aşık erkeğin ruhunu türün ele geçirmiş ve hakimiyeti altına almış olmasıdır. Türün istediği gerçekleşince kaybolup giden, geride kalan nefret edilen bir eşin mantığı böyle açıklanabilir. Çoğu zaman aklı başında bir erkeğin canavar ruhlu bir kadınla evliliği buna örnektir. Eskilerde bunu aşkın gözü kördür diye nitelendirir.
Aşk evliliğinde de uyumsuzluklar çıkınca yine mutsuzluk gelir. Bir İspanyol atasözü der ki ‘’ Aşk nedeniyle evlenen acılar çekerek yaşamak zorundadır. ‘’ Anne baba tavsiyesi ile evlilikte de değerlendirilmiş yönler başta mutlu etse de sonrasında sorunlu bir mutluluk olarak kalır. Bu durumda bir evlilik ya ortaya çıkacak türe ya da sadece bireyin çıkarlarına ters düşer.

Beşinci Bölüm:
Bu bölümde ‘’oğlancılığı ‘’ ele alan Schopenhauer oğlancılığı yolu sapmış içgüdü olarak tanımlar. Hem doğaya aykırı hem de tiksinti uyandırıcı bu içgüdü yozlaşmış insanların yapacağı tek tük rastlanacak eğilimken aksine dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın ve modadır. O dönemin filozof ve yazarları ozanları da bu işe bulaşmışlardır. Platone ve stoacılar bu aşktan başka aşk tanımazlar. Asya ‘da Galliler ‘de hatta islam toplumlarında, hint çin toplumlarında da yaygın olan bu sapkınlığı ölüm cezasına çarptırılarak durdurmaya çalışılsa da gizli saklı varlığını korumaya devam etmiş.
Schopenhauer ‘e göre oğlancılık insanın doğasından kendiliğinden doğmakta fakat doğaya aykırı olarakta bir paradoks oluşturmaktadır. Bu paradoksu Aristotales ‘in çok genç ya da çok yaşlı kişilerin çocuklarının zeka ve bedenen geri olacağını bu yüzden çocuk yapılmaması gerektiği tezi üzerinden açıklamaktadır. Yaşlı erkeklerin çocuk meydana getirmemesi için var olan cinsel dürtülerinin genç oğlanlara yönelimi zayıf, çelimsiz, olgunlaşmamış türlerin meydana gelmesini önler. Yani doğa kendince böyle bir çözüm yolu bulur. Doğa iki kötüden daha az kötü olanı tercih eder ve yine türe hizmet etmiş olur.
‘’ Doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır ahlaki olanı değil ‘’ … (syf 86)


Etkinlik kapsamında bu kitabı okuyarak Arthur amcayla tanışmamı sağlayan Quidam ‘a çok teşekkür ediyorum. Schopenhauer ‘in aşka dair felsefesini ince bir kitabı dört günde okuyarak, yürek çatlatan uzunluktaki incelememi de iki günde yazarak özümsediğimi düşünüyorum :)) Kitapta yer alan fikirlerin bir çoğuna katılmasam da Arthur amcanın akıl yürütmelerine hayran kalmamak elde değil.
Felsefe severlere keyifli okumalar...

Buğlem Öner, bir alıntı ekledi.
Dün 16:08 · Kitabı okuyor

Ilk karsilasmamizdi, onu daha önce hiç görmemiştim. -üç aydır pesindeydim, diyorsun. Yeniden yüzüme baktı. Pesindeydim çünkü o seri bir katildi. -tüylerim diken diken olmuştu. Dehşet içind e sordum. Gerçek bir seri katilden mı bahsediyorsun?
Evet, gerçek bir seri katıl.tam dokuz erkeği öldürdü. Tam dokuz kızıl saçlı erkeği bıçaklayarak öldürdü.
Stefan 'in anlattıkları korkunçtu ama o anda içime sevinç dalgası yayıldı. Eğer aradığı kadın seri katilse, stefan ona aşık olduğu için değil, hapse atmak için arıyordu. Görevi gizli olduğu için da güvenlik gereği bunu bana söylememişti.

Aşk Köpekliktir, Ahmet Ümit (Sayfa 271)Aşk Köpekliktir, Ahmet Ümit (Sayfa 271)
Şevval, Agapi'yi inceledi.
Dün 14:24 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Agapi: Özverili, fedakar, koşulsuz, bencil olmayan aşk. Kişi kendini sevdiğine verir. Onu 'o' olduğu için sever.

Bunu çoğu incelememde söylüyorum sanırım ama ben aşk kitaplarını seven biri değilim. Hatta bu kitabı alırken yanımda en yakın arkadaşım beni gördü ve "Emin misin, o aşk kitabı?" dedi. Güldüm, dedim merak ediyorum okuyacağım. Sanırım insanın dönem dönem ilgilendiği alanlar, sevdiği şeyler değişebiliyor. Tam anlamıyla değiştiğini söyleyemem hala polisiyenin yeri kalbimde ayrı ama arada böyle kitaplar okumak da iyi geliyor yoksa rüyalarımda bile cinayet vakalarıyla uğraşıyorum.

Kitaptaki ana karakterimiz Jane Williams. Jane tam yirmi dokuzuncu doğum gününde bir zarf alıyor ve çok önemli bir yeteneğinin olduğunu bununla ilgili daha detaylı bilgi almak için yazılmış olan adrese gitmesi gerektiğini okuyor. Tüm bu yazılanlar Jane'in aklını kurcalıyor ve Jane yazan adrese gittiğinde orada yaşlı bir kadınla -Colette ile- tanışıp o kadından aşkı görebilme yeteneğinin olduğunu öğreniyor. Ve Jane'in otuzuncu yaş gününe kadar aşkın altı halini tanımlaması gerekiyor aksi takdirde kendisinin gerçek aşkı bulamayacağını öğreniyor.

Jane'in gözlerinde bir sıkıntı var. Ve bu sıkıntı doktoruna göre büyük bir durum, acilen ameliyat edilmesi gerekli. Birbirine gerçekten aşık iki kişiyi gördüğünde gözlerinin önünde perdeler oluşuyor, kafasında bir basınç hissediyor, gerçek aşkı gördüğünde bir nevi kriz geçiriyor. Bu onun için zaman zaman çok güzel bir yetenek zaman zaman ise bir lanet. En yakının arkadaşının eşini aslında gerçekten sevmediğini ve bir başkasına aşık olduğunu bunu hiç konuşmasalar bile görebiliyor. Başlarda Jane'e inanmayan çevresi zaman zaman bir şeyler gördün mü diye ona soracak kadar inanmaya başlıyorlar bu duruma. Jane sık sık Colette'a danışıyor ve ameliyatı erteledikçe erteliyor, kalbini dinlemeyi seçiyor. Otuzuna kadar aşkın altı halini tanımlıyor.

Jane'in geçirdiği bu bir yılı zevkle okudum. Ben ki bu tarzı uzaktan yakından takip etmeyen, hoşlanmayan biri olarak bu kitabı gayet sıkılmadan normal bir hızla okudum. Jane'in kendisinden, arkadaşlarından ve çevresinden gördüğüm hayat hikayeleri de bana çok şey kattı. Çok güzel aşklar yaşayanlar, terk edilenler, büyük sıkıntılardan geçenler, ihanete uğrayanlar... Tüm bunlara rağmen kitabın sonu çok güzeldi. Kitap toptan çok güzeldi.

Sarah Jio'nun elimde birkaç kitabı daha var fakat hiç okumadığım bir yazardı, dilini bilmiyordum. Yazarı da kitabı da fazlasıyla sevdim. Eğer okumadıysanız bence okumalısınız. Başroldeki karakterin yaşadıklarının yanında onun etrafındaki insanların yaşadıklarını, aşk hayatlarında başlarına gelen iyi veya kötü durumları da okuyorsunuz. Bir kitapta birden fazla duruma şahit oluyorsunuz.

Bu tarz kitapları sevmeyen biri olarak bir kez daha söylüyorum, bunu sevdim ve okumanızı öneriririm.

:)

Gez ve kimseye söyleme;
gerçek bir aşk hikayesi yaşa, kimseye söyleme.

Mutlu ol, kimseye söyleme;
insanlar güzel şeyleri mahveder.

Frida Kahlo