• Ona göre bizim zavallı ve acınası bir hayatımız var. Ama öyle bir zaman gelir ki bizim yaşadığımız gerçek bir gün için yıllardır hayal ettiği hayaller alemini gözünü kırpmadan verir .
  • Hayal edebilirmisin
    O zaman Gözlerini kapat şimdi
    ve oldugun yerde yükselmeye
    başla çık
    Ağaçlar çatılar katına
    Çık aya ve onun mehtabına
    Çık muhattabına
    Sonra güneşe in
    Samanyoluna
    ta oralardan
    yani insanlar görünmez oldugunda gerçek değil bir hayaliz biz
    gerçek deil bir ihtimaliz biz
    aç şimdi gözlerini
    anladınmı demek istediklerimi.... Korkma senin korkutmalarına izin verme ve
    Asla hayal etmekten vazgeçme✌️✌️✌️✌️
  • İnanır mısınız,bazen öyle sıkıntılı,öyle bunaltıcı anlarım oluyor ki,gerçek bir hayatı yaşamaya gücümün yetmeyeceğini;gerçekleri,akıp giden olayları kavramakta çok geri kaldığımı,duygularımın körleştiğini hissediyor,kendi kendime lanet okuyorum.Hayaller içinde geçirilen gecelerden sonra hayal evreninden ayılmanın,gerçek dünyaya dönmenin ne kadar korkunç olduğunu bilemezsiniz...
  • Kişinin gerçek bir göçmen ya da sürgün olmasa bile, öyleymiş gibi düşünmesi, her türlü engele rağmen hayal kurup sorgulaması ve merkezi otoritelerden uzaklaşıp daima uçlara çekilmesi mümkündür hâlâ. Bu uçlarda alışılmış ve rahat olanın ötesine hiçbir zaman geçmemiş kafaların göremediği şeyler görür insan.
  • “Her gün yüzlerce hayal kurarsın ve hiç biri gerçek olmaz; ama bir gün bir gerçek yaşarsın, hiçbir hayale sığmaz.” Paul Auster
  • 'o mahur beste çalar
    Müjgânla ben ağlaşırız.''

    İncelememe bu sözlerle başlamak istedim.
    Çünkü biliyorum okuyan, okumayan kitabın ismini duyan herkesin aklından geçecektir.
    Peki burda 'mahur' nedir? Müjgân kimdir?

    **Mahur besteyi çalan “o” herhangi bir enstrüman, müjgan ise Klasik edebiyatın kirpik remzidir: Geniş bir hayal ve rüya dünyası içinde bu beste yalnızlığı lirik bir eda ile anlatan, insani özü yalnızlığı noktasından kavrayan bir senfonidir.** (kaynaktan alıntıdır.)

    Kendilerinin 3. yıldönümünü geçtiğimiz ay kutladığım bu nasıl adlandırayım bilemedim bu mağrur kitabı şiddetli bir kararla alıp okumaya başladım.
    Türk Edebiyatına yatkın olmadığımdan ötürü başta tereddüt ettim.
    Ve söz konusu Ahmet Hamdi Tanpınar ise...
    Öncesinde arkadaşımla kitapla ilgili konuştum sonrasında kitapla ilgili çok faydalı bilgiler içeren bir makale okudum.
    İyi ki de okudum, yoksa ben Mahur Beste kimdir tanımazdım.

    ---Mahur Beste bir kitap değil bir KARAKTERDİR.
    Bunu okuyanlar bilir, bilmeyenlere duyurulur.

    Tanpınar bir roman yazmamış, bize tasvir ettirdiği kişilerle, konularla, mekânlarla bir karakter oluşturmuş bulunuyor ve o karakter kitaba ismini vermiş ve bu karakterimiz diğer eserlerinde de karşımıza çıkacak (imiş).

    ---Mahur Beste de OLAY yok.
    Kitapların ortak özelliği mutlaka bir olay vardır lakin zannımca Mahur Beste’de bir olay yok.
    Tanpınar bütün gücü ve kuvvetini kullanarak bilinçaltımıza karakter analizi yapmamızı istiyor.
    Biri bana kitabın konusu nedir diye sorarsa direkt bu cevabı veririm. ‘’Karakterler üzerine analiz.’’

    Ve kitabımızda zaman yok.
    Nasıl mı yok, bas baya zaman yok.
    Tanpınar okurundan zamanı gizliyor ve bunu o kadar ustaca bir şekilde yapıyor ki bir bölümde veya konuda değil de okurken satır aralarından çekip çıkarmamızı istiyor.
    Ben şimdi neyden bahsediyorum?
    Şimdiden mi, geçmişten mi, gelecekten mi?
    Bunu okurken bizim bulmamızı istiyor.

    ---Mahur Beste SİZSİNİZ
    Evet, efendim Tanpınar diyor ki;
    Mahur Beste sizsiniz sizin kendiniz, toplumunuz, içinde bulunduğunuz hayat.

    ---Mahur Beste Medeniyet romanı!
    *bir medeniyet
    ‘’insanı yapan manevi kıymetler manzumesidir.’’

    Şimdi kitapla ilgili bir şeyler yazalım.
    Tanpınar’ın roman türündeki bu ilk denemesi 1944-1945 yılında yayınlar. Toplamda 7 bölümden oluşan kitabımız ‘’İki Uyku Arasındaki Düşünceler’’ ile başlıyor. Bölümlerin içeriği ile ilgili bilgi vermeyeceğim Behçet Bey ile başlıyoruz burdan sonra Cavide Hanım’ın gelişini bekliyoruz ama hiçte öyle olmuyor. Onlarca karakter, onlarca kişilikle karşı karşıya bırakıyor bizi Tanpınar, yer yer gerilim hissettiğimi söylemem gerek. Bu bölümden sonra birçok karakter ile karşılaşıyoruz ve bütün olaylar Behçet Bey’in etrafında oluyor. Hepsi birbirinden bağımsız (gibi gözükse de) bölümlerde karakterleri tanıyoruz. Tanımakla kalmıyor her bölümde farklı bakış açıları, toplum düzeni bu toplumdaki hayat düzenleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Kitabımız Abdülhamid’in padişahlığı döneminde geçiyor ve o dönemin özelliklerini de karşımıza çıkarıyor. Ve hepimizin de bildiği üzere olmazsa olmazımız musiki…
    Buraya da bir bölümde yoğun olarak değinmiş sevgili Tanpınar.
    İstanbul mu İnsan mı? Yazarımız aynı zamanda İstanbul üzerinden insanlara özgü özellikleri ustaca aktarıyor.

    Bütün İstanbul’u dolaştım!

    Özel Parantez: Garip Bir İhtilalci
    Sabri Hoca kitapta sanırım en sevdiğim bölüm ve karakterlerden birisiydi.
    ‘’Hoca, o devir İstanbul’unun bütün tarihini yaşayanlardandı. Katılmadığı vak’a yok gibiydi. Hiçbirine şahsiyetinden mühim bir şey katmadan, en yakınlarına bile kendilerini kabul ettirmeden her hadiseye girip çıkmış, daima ön safta, en tehlikeli yerde bulunduğu halde, garip bir talihle, bir türlü kendini göstermemiş bir adamdı…’’
    Burada neredeyse Sabri Hoca’nın tüm kişiliği yer alıyor ki daha fazlası da var.

    Kitapla ilgili yazılacak çok şey var ama daha fazla yazamayacağım.
    Okuduktan sonra “Özlem” duygusunu canlandırdığını belirtmek isterim.

    Ve son olarak bu alıntıyla sonlandırmak istiyorum incelememi.

    “Sizde garip bir mazhariyet var, Behçet Bey; herkes gibi maddesiyle gezinen bir insan olduğunuz hâlde bir rüyaya benziyorsunuz.”

    Rüya mı? Gerçek mi?
  • ‘Başucumda müzik olmadan uyuyamazdım ‘

    cümlesi ile başlayan,1950-1960 yılları arasında geçen bir hikayenin çok dikkatli,araştırmacı bir bakış açısıyla anlatıldığı ,o dönem demokrasi ile yeni tanışan Türkiye’nin havasını,takip edilen moda anlayışını,giyilen ve kullanılan aksesuarları,dinlenen popüler şarkıları,kadınların naif,şık ve zarif erkeklerinde centilmenlikleri, titiz giyimlerini romanı okurken kelimelerde film seyreder gibi izleyeceğiniz sürükleyici ,anlatımı ile saygı uyandırıcı psikoloji, ilişkiler, moda, müzik,tarihsel dönemin şehirleri, sosyal hayatının anlatıldığı okunduğunda çok şey katacak bir kadın kitabıdır.Yaklaşık 10 sene önce okuduğum ve beynimin dehlizlerinde bazı sahneleri ile yer edinmiş sevdiğim bir romandır.Yazar ın bir erkek olması en baştan dikkatimi çekmişti çünkü bir kadının hislerine bir erkek nasıl bu derece vakıf olabilir şaşkınlığını ister istemez yaşatan bir kitap.Bir de Maide nin dinlediği Doris Day-Perhaps Perhaps Perhaps gibi o dönemin şarkıları aklımda yer edinenler..Kitap da yasak aşkın iki tarafının isimleri değiştirilmiş olsa da aslında roman içerisindeki dönemsel olaylardan dışişleri bakanı Fuat ın kim olduğunu çıkartabiliyorsunuz.Zaten yazar da kitabın başında söylüyor gerçeklerden yola çıkarak hepsini ben uydurdum diyor..Kitap dan zevk almanız beklentinize ve bakış açınıza göre değişebilir ve okuduğunuzda içindekiler sizi hayal kırıklığına da uğratabilir.Dönemin siyasi olayları ve politikasını öğrenmek istiyorsanız bir bilgi ile karşılaşmazsınız hayatın içinde ne varsa bu kitap da da her şey var ve sadece bu böyle olmuş mu acaba sorusunu size sordurur bazı cümleler ve bilgi deryası nette kendinizi araştırıken bılabilirsiniz.Zira ben kitap beni çok sardığı için olsa gerek gözlerim ağrıyana kadar pc başından kalkmamış ve o can alıcı anda bulduğum resmi hemen yazıcıdan çıkartıp ertesi gün kızlara göstermiştim.Ankara nın gece hayatı diyebileceğimiz bir balo salonunda gerçekteki Maide ve Fuat ın aynı karede resimleri..Yani sadece gazeteci görünümüne sahip değilimdir. Gerçek ve kurgunun ayırt edilemediği şahane bir kitaptır..Okuyanlar umarım benim kadar seversiniz..