• Maviş’in Vedası;
    Bir aydan beri balkonda gezinip yemek yiyorum. Sürekli ağaçlara bakıp rüyalara dalıyorum. Acaba özgürlük nasıl bir şey diye!
    Bir gün özgürlüğe gideceğim, ama o gün bu gün mü bilmiyorum.
    Ailem bana çok iyi baktı. Bütün yemeklerden yedim. Bazen anne ve babamla bira ve şarap için kafayı buldum. O zaman dilim bülbül gibi açılırdı ve en güzel şarkılarımı ailem için söylerdim.
    Öyle bir babam vardı ki:
    “ babacık, babacım “ diyerek seviyordum babamı. Omuzlarına konup sürekli ağzından beslenirdim. Benden hiçbir yemeği esirgemedi. Bazen benimle oyunlar da oynardı.
    Sevgili annem ise:
    Öyle mülayim, sevecen ve de güzel yürekli annem ki bana “ oğlum, oğluşum “ diyerek severdi beni. Gerçek annem olsa ancak bu kadar sahiplenebilirdi.
    Benim asıl sahibim, ailenin en güzel, cıvıl cıvıl kızı Aylin ablamdır. Kendisi; basketçi, müzisyen ve resim yapmayı çok sever. Bana ilk kelimeleri, konuşmayı öğreten sporcu aylin’dir. Sen ileride çok başarılı bir kız olacaksın, geleceğin çok parlak. Bir yıldız gibi parlayacaksın, hem de ülker yıldızları gibi. Seni çok seviyorum güzel Aylin, çok!
    Ailenin kültür aşığı, spor yapmayı seven, az ve öz konuşan, kalbi sevgi ve umutla dolu en büyük ablam Burçin.
    Başarma azmini, çalışkanlığını, tertip ve düzenini çok sevdik Burçin abla. Eminimki ileride çok başarılı bir akademisyen olacaksın. Babamdan daha çok beni sen besledin. Evimizi tertemiz sen tuttun. Yemlerimi sen takip ettin, senden çok şey öğrendim Burçin abla, seni çok seviyorum!
    Hedeflerinin peşinden koşan, bu uğurda yorulmayan, pes etmeyen, kara kız merve ablam!
    Senin yüreğin de sevgi dolu, çok merhametli, her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp yorumlarsın. Yaptığın her şey mantıklı ve akıllıdır. Mantıklı olmayı senden öğrendim canım Merve ablam!
    Canım ailem;
    Sizin yanınızda insan gibi yaşadım, birey oldum.
    Ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. Beni maviş yapan sizlersiniz.
    Canım ailem,
    Artık ayrılma zamanı geldi. Bu ayrılığa ben de çok üzülüyorum. Fakat özgürlük için bunu yapmalıyım.
    Hep beraber çok güzel bir aile olduk. Sevgiyi, iyiliği, canlılığı, başarmayı, aşkı, paylaşmayı yaşadım. Ve bunları en güzel şekilde öğrendim. Yani sizin yanınızda “ kuş gibi kuş “ oldum.
    Artık gitme vakti. Ansızın veda etmeden gidiyorum. Böyle olması gerekiyordu. Çünkü kalbim vedaya dayanamazdı.
    Lütfen beni bağışlayın!
    Bir türlü karşı koyamadığım, özgürlüğe uçuyorum. Sizlerden öğrendiklerim; hayatta tutunacak dalım ve kolum olacaktır.
    Beni merak etmeyin,
    Ben özgürlüğün içinde uçuyorum.
    Sizi hep sevdim, her zaman da seveceğim. Biricik, eşsiz canım ailem!
    Sevgili Aslan ailesi,
    Sizler daima kalbimde olacaksınız.
    Sizleri çok seviyorum.
    MAVİŞ.
  • “Joker” makyajlı örümcek
    keşfedildi

    Yeni keşfedilen bir örümcek türünün
    sırtındaki çarpıcı kırmızı-beyaz
    desen, Batman’in ezeli düşmanı
    Joker’in sırıtışına benziyor. Benzerlik öyle
    şaşırtıcı ki örümceği tanımlayan
    araştırmacılar, 2019 yapımı Joker filminde
    baş karakteri canlandıran oyuncu Joaquin
    Phoenix’in adını örümceğe verdiler.
    İronik bir şekilde, renkli örümceğin cins
    adı (Loureedia) ise punk rock şarkıcısı Lou
    Reed’den geliyor. Reed, siyah giyinmesi ve
    hiç gülümsememesiyle ünlü. Bilim
    insanları, İran’da keşfettikleri bu yeni
    örümceğe Loureedia phoenixi adını verdi.
    Bu, Akdeniz bölgesi dışında keşfedilen ilk
    Loureedia örümceği. İlk olarak 2018’de
    tanımlanan cins, şu anda dört tür içeriyor.
    Joker’in sinir bozucu sırıtışının beyaz yüz
    makyajıyla tezat oluşturması gibi, erkek
    L. phoenixi örümceklerinin sırtlarında
    beyaz zemin üzerinde canlı kırmızı bir leke
    göze çarpıyor. Ancak örümcek yalnızca 8
    mm uzunluğunda olduğundan onu net bir
    şekilde görmek için büyüteç gerekiyor.
    Bu örümcek, müzisyen Lou
    Reed’in adını taşıyan
    Loureedia cinsinde
    tanımlanan dördüncü tür.
    How It Works 011
    Loureedia örümceklerinin keşfi zor
    çünkü her yıl yalnızca üç hafta boyunca yer
    üstünde aktif oluyorlar. İranlı araknolog ve
    taksonomist Alireza Zamani, “Bu
    örümcekler hayatlarının çoğunu yeraltı
    yuvalarında geçiriyor.” diyor. “Erkekler
    genellikle ekim sonundan kasım ortasına
    kadar dişileri avlamak amacıyla yuvalarını
    terk ediyor. Yavru örümcekler de
    annelerinin yuvasından ayrılıp yüzeye
    çıkıyor.”
    Şimdiye kadar bilim insanları sadece
    erkek L. phoenixi örümceklerini keşfedip
    tanımlayabildi. Bulunması daha zor olan
    dişileri, erkeklerin bulunduğu yerlerin
    yakınlarında aramaya devam ediyorlar.
    Zamani şöyle diyor: “Yeterince zamanınız
    ve sabrınız varsa gezgin bir erkeği izlemek
    ilginç olabilir. Dişiyi nasıl bulacağını o
    herkesten daha iyi bilir. Bu şekilde
    çiftleşme davranışını gözlemleme ve
    fotoğraflama şansınız da olabilir. Çiftleşme
    davranışı henüz hiçbir Loureedia türü için
    belgelenemedi.”
    11


    Güneş’ten 2,5 milyon
    kat parlak yıldız kayboldu

    2019’da bilim insanları, Güneş’ten
    milyonlarca kat daha parlak olan
    büyük kütleli bir yıldızın iz
    bırakmadan kaybolmasına tanık
    olmuştu. Astrofizikçilerden oluşan bir
    ekip, kayıp yıldız vakası üzerine
    çalışmalarını yakın zamanda
    tamamladı. Sundukları olası
    açıklamalar arasından sürprizli bir
    açıklama öne çıkıyor: Büyük kütleli
    yıldız ölmüş ve süpernova patlaması
    yaşamadan kendi içine çöküp karadeliğe
    dönüşmüş olabilir. Ama böyle bir yıldız
    intiharının eşi benzeri yok.
    Araştırmacı Jose Groh, “Yakın evrenin
    en büyük kütleli yıldızlarından birinin
    yavaşça karanlığa karıştığını tespit
    etmiş olabiliriz.” diyor. Çalışmanın baş
    yazarı Andrew Allan ise “Tespitimiz
    doğruysa bu, böyle devasa bir yıldızın
    hayatını bu şekilde sonlandırdığının ilk
    doğrudan tespiti olacak.” diyor.
    75 milyon ışık yılı uzaklıktaki Kova
    takımyıldızında bulunan söz konusu
    yıldız, 2001-2011 yılları arasında iyi bir
    şekilde incelendi. Bu yıldız mükemmel
    bir “mavi ışık değişeni” (LBV) örneğiydi.
    LBV’ler, ömrünün sonuna yaklaşan ve
    öngörülemeyen parlaklık değişimleri
    gösteren büyük kütleli yıldızlar. Bunun
    Gizemli bir şekilde kaybolan
    mavi ışık değişeni
    (sanatçının tasviri)
    gibi yıldızlar nadir görülüyor ve şimdiye
    kadar evrende sadece birkaç tanesi
    keşfedilebildi. 2019’da Allan ve
    meslektaşları, bu LBV’nin evrimini daha
    iyi anlamak için Avrupa Güney
    Gözlemevi’ndeki Very Large Telescope’u
    kullanacaklardı ki yıldızın tamamen
    ortadan kaybolduğunu fark ettiler.
    Normalde Güneş’ten çok daha büyük
    yıldızlar ömürlerinin sonuna gelince
    muazzam bir süpernova patlamasıyla
    patlar. Bu patlamalar, uzun ışık yılları
    boyunca her yöne uzanan iyonize gaz ve
    güçlü radyasyon yaydıkları için kolayca
    fark edilirler. Patlamanın ardından
    geriye kalan yıldız maddesinin yoğun
    çekirdeği, karadeliğe veya nötron
    yıldızına dönüşebilir. Bunlar uzayın en
    büyük ve gizemli nesnelerinden ikisi.
    Ancak kayıp LBV böyle bir radyasyon
    yaymadan sırra kadem bastı.
    Gizemi çözmeye çalışan araştırmacılar,
    2002 ve 2009 yıllarında yapılan eski
    gözlemleri incelediler. Yıldızın bu süre
    zarfında güçlü bir patlama dönemi
    geçirdiğini, çok büyük miktarda yıldız
    maddesini normalden çok daha hızlı
    püskürttüğünü keşfettiler. LBV’lerin
    yaşlılık döneminde bunun gibi çok
    sayıda patlama yaşanabiliyor. Bu
    patlamalar yıldızın normalden çok daha
    fazla parlamasına neden oluyor. Söz
    konusu patlama muhtemelen 2011’den
    sonra sona erdi.
    Bu durum, önceki gözlemler sırasında
    yıldızın neden bu kadar parlak
    göründüğünü açıklayabilir. Yine de
    yıldızın kaybolmasına neden olan
    patlamadan sonra ne olduğunu
    açıklamıyor. Bunun bir açıklaması,
    yıldızın patlamadan sonra parlaklığını
    önemli ölçüde yitirmesi ve ardından
    kalın bir kozmik toz perdesiyle daha da
    gizlenmesi olabilir. Eğer durum
    gerçekten buysa yıldız gelecekteki
    gözlemlerde yeniden ortaya çıkabilir.
    Daha tuhaf ve daha heyecan verici
    açıklamaysa şöyle: Yıldız, patlamadan
    sağ kurtulamadı ve süpernovaya
    dönüşmek yerine kendi içine çökerek
    karadeliğe dönüştü. Ekip, bunun nadir
    bir olay olacağını kabul ediyor. Yıldızın
    kaybolmadan önceki tahmini kütlesi göz
    önüne alındığında, kütlesi Güneş’in 85
    ila 120 katı büyüklüğünde bir karadelik
    yaratmış olmalı. Ancak bunun görünür
    bir süpernova olmadan nasıl
    gerçekleşebileceği hâlâ belirsiz. Yanıt
    bulmak için yıldızın galaksisi üzerinde
    daha fazla gözlem yapılması gerekiyor.
    12

    Avustralya kıyılarında
    devasa sualtı nehirleri
    akıyor

    R
    obot sualtı araçları, Avustralya
    kıyılarında sualtında gizlenen devasa
    nehirler keşfetti. Bilim insanları, bu
    nehirlerin kıyılardan okyanusun
    derinliklerine malzeme taşımada rol
    oynadığını düşünüyor. “Yoğun sahanlık
    suyu taşması” denilen gizli nehirler, soğuk
    geçen aylarda kıyılardaki sahanlık
    suyunun ısı kaybetmesiyle oluşuyor. Bu su,
    yaz aylarında buharlaştığı için oldukça
    tuzlu. Kıta sahanlığının (kıtanın genellikle
    sığ suya gömülü kenarları) iç kısmındaki bu
    soğuk ve tuzlu akarsuyun yoğunluğu
    derindeki sudan daha fazla. Yoğunluk
    farkından dolayı bu nehir, okyanus tabanı
    boyunca açık sulara doğru akıyor.
    Batı Avustralya Üniversitesi’nden bir grup
    araştırmacı, 2008-2019 arasında Avustralya
    kıyı şeridindeki sekiz noktadan sualtı keşif
    araçlarıyla toplanan verileri analiz etti.
    Üniversiteye bağlı Okyanus Enstitüsü’nden
    Dr. Tanziha Mahjabin, bu verilerin denizde
    2.500 gün geçirmeye eşdeğer olduğunu
    hatırlatıyor. Avustralya’nın Entegre Deniz
    Gözlem Sistemi kapsamında kıyılara
    konuşlandırılan otonom sualtı araçları,
    suyun sıcaklığı ve tuzluluğu (tuz derişimi)
    hakkında veri topladı. Bu ölçümler
    sayesinde araştırmacılar suyun
    yoğunluğunu belirleyerek sualtı
    nehirlerinin varlığını ortaya çıkarabildi.
    Ekip, Avustralya’da 10.000 kilometreye
    yayılan bir alanda sonbahar ve kış
    aylarında düzenli olarak sualtı nehirlerinin
    oluştuğunu buldu. Ayrıca, sualtı
    nehirlerinin suyu sık sık karıştıran şiddetli
    rüzgârlara ve gelgitlere dayanabildiğini
    keşfettiler. Bu, dünyada benzeri
    görülmemiş bir olaydı.
    Sualtı keşif araçları, organik maddeleri ve
    klorofili tespit eden sensörlerle de
    donatılmıştı. Klorofil; bitkilerde, alglerde ve
    siyanobakterilerde bulunan yeşil bir
    pigment. Bu sensörler sayesinde
    araştırmacılar, sualtı nehirlerinin kıta
    sahanlığı boyunca ve okyanusun
    derinliklerinde malzeme ve madde
    taşıdığını keşfettiler.
    Batı Avustralya Üniversitesi’nden
    Araştırma Görevlisi Yasha Hetzel şöyle
    diyor: “Besinleri, bitki ve hayvan
    parçacıklarını ve kirleticileri içeren asılı ve
    çözünmüş maddeler ‘kıyı okyanusu’ denilen
    bölgeye ulaşıyor. Karanın derin okyanusa
    bağlandığı bu bölge, okyanus çevresi için
    önemli bir bileşen.”
    14

    İskandinavya’da
    gizemli radyasyon
    artışı

    H
    ollanda Ulusal Halk Sağlığı ve
    Çevre Enstitüsüne göre Kuzey
    Avrupa üzerindeki atmosferde
    radyoaktivite seviyesi yükseldi. Bu
    durum, Rusya’nın batısındaki bir
    nükleer santral arızasına işaret ediyor
    olabilir. Radyoaktivite artışı, nükleer
    yakıt elemanının zarar gördüğünü
    gösteriyor. Ancak Rus nükleer enerji
    operatörü Rosenergoatom, bölgedeki
    Kola ve Leningrad şehirlerinde faaliyet
    gösteren santrallerde hiçbir sorun
    olmadığını öne sürdü.
    İskandinavya’daki gözlemci
    kurumlar, atmosferde radyonüklit
    (radyoaktif izotop) seviyelerinin
    arttığını tespit etti. Radyonüklitler,
    çekirdekleri kararsız olan atomlar:
    Radyoaktif bozunma yoluyla
    çekirdeklerinin içindeki fazla enerji
    açığa çıkıyor. Kapsamlı Nükleer Deneme
    Yasağı Antlaşması Örgütünün (CTBTO)
    açıklamasına göre Finlandiya, Güney
    İskandinavya ve Kuzey Kutbu’nun bazı
    bölgelerinde özellikle sezyum-134,
    sezyum-137 ve rutenyum-103
    radyonüklitlerinde artış görüldü.
    Bunlar insana zarar vermemelerine
    rağmen nükleer fisyonun yan ürünleri.
    İzotop verilerini inceleyen Hollanda
    Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü
    şu açıklamayı yaptı: “Radyonüklitler
    yapaydır, yani insan yapımıdır. Bu
    çekirdeklerin bileşimi, nükleer enerji
    santralindeki bir yakıt elemanının
    zarar gördüğünü gösteriyor olabilir.”
    Ancak yapılan ölçüm sayısı yetersiz
    olduğu için radyonüklitlerin gerçek
    kaynağı belirlenemedi
    14

    Beyin, vücudunuzdaki en
    çok enerji tüketen organdır.
    Enerjinizin %20’sini beyin
    harcar. Bu enerji sadece
    beynin işlevlerinde değil,
    bakımında da kullanılır.
    17

    Yıldırım, 100.000 dilim ekmek kızartmaya yetecek 5 milyar jul enerji içerir.
    17


    EN VERİMLİ ELEKTRİK SANTRALİ
    Brezilya ile Paraguay arasındaki Itaipu Hidroelektrik Barajı,
    dünyadaki tüm santrallerden daha fazla enerji üretiyor: 98 terawatt
    saat. Su, saniyede 62.000 metreküp debiyle akıyor.
    19

    Ortalama bir ABD vatandaşı bir Hindistan vatandaşının on katı enerji kullanıyor.
    19

    En fazla enerjiyi hangi olay
    açığa çıkarır?


    A-İnsan hapşırması
    B-Kasırga
    C-Atom bombası

    Cevap:
    Kasırgalar günde 1019 jul enerji açığa
    çıkarabiliyor. Bu miktar, Hiroşima’ya atılan
    atom bombasının bir milyon katı. Hapşırma
    sırasında damlacıklar yüksek hızda dışarı
    atılsa da açığa çıkan enerji çok küçük.
    21


    1848
    İlk modern petrol
    kuyusu Azerbaycan’da
    açıldı. 1900’lerin
    başında küresel
    üretimin yarısını
    oluşturuyordu.
    23

    Ağır el işçiliği yapan bir kişi, 100 W’lık bir ampulü çalıştırmaya yetecek kadar enerji üretir.
    23

    İzlanda’nın
    yenilenebilir şansı
    İzlanda’ya vuran jeolojik piyango sayesinde ülke,
    enerjisinin %80’inden fazlasını (ve elektriğinin
    %100’ünü) yenilenebilir kaynaklardan üretebiliyor.
    Tektonik levha hareketlerinin merkezi Atlantik Ortası
    Sırtı’nın ortasında yer alan İzlanda, birçoğu 250 derece
    sıcaklıkta kaynar su fışkırtan 200’den fazla volkan
    ve yaklaşık 600 kaplıcayla kaplı. Bu ısı sayesinde
    ülkenin enerji ihtiyacının %65’ini jeotermal
    enerji karşılıyor. Evleri, yüzme havuzlarını ve
    seraları doğrudan ısıtmak için bu sıcak su
    kullanılırken, jeotermal santraller de ısıyı
    elektriğe dönüştürüyor. Ülkedeki nehir
    ve şelale bolluğunun mümkün kıldığı
    hidroelektrik ise İzlanda’nın enerji
    ihtiyacının %20’sini daha
    karşılıyor. Yenilenemeyen
    enerjinin oranı %15. O da
    çoğunlukla petrol yakan
    taşımacılıkta kullanılıyor.
    23

    Genç anne babalar hasta çocukları yüksek
    ateş, yeşil burun akıntısı ve halsizlik
    şikâyetiyle doktora götürünce bol sıvı
    tüketme ve istirahat etme gibi standart
    önerileri duymak istemiyorlar. Semptomları
    anında hafifletecek bir şey, yani antibiyotik
    istiyorlar. Ne yazık ki bazı doktorlar da
    hastaların gerçekten antibiyotiğe ihtiyacı
    olup olmadığına bakmadan reçeteye
    antibiyotik yazıp geçebiliyor.
    24

    Amerikan Hastalık Kontrol Merkezlerine
    (CDC) göre vakaların yaklaşık %50’sinde
    antibiyotikler yanlış veriliyor.
    24

    2009 tarihli bir araştırmada sekiz doktordan birinin cep telefonunda MRSA bakteri kolonileri bulundu.
    25

    SÜPER
    MIKROPLARI
    ÖNLEMEK IÇIN
    ON IPUCU

    1
    Gereksiz
    veya yanlış
    antibiyotik kullanımının
    antibiyotik direncini
    artırdığını unutmayın.
    2
    Antibiyotiklerin nezle ve
    grip gibi viral
    enfeksiyonları değil, sadece
    bakteriyel enfeksiyonları
    tedavi edebildiğini bilin.
    3
    Asla kafanıza göre
    antibiyotik kullanmayın.
    4
    Doktor antibiyotik
    verdiyse talimatlarına
    uyun ve söylediği miktarın
    tamamını (genelde tüm
    kutu) kullanın.
    5
    Semptomlarınız aynı
    görünse bile
    arkadaşınıza verilen
    antibiyotiği kesinlikle
    kullanmayın.
    6
    Semptomlar şiddetli
    değilse sizi etkileyen
    patojenin belirleyecek
    tahlillerin yapılmasını
    bekleyin. Bu sayede
    doktorunuz geniş spektrum
    tedavisi yerine hedefli bir
    antibiyotik verebilir.
    7
    Doktordan antibiyotik
    istemeyin. Antibiyotik
    kullanmadan hastalığı
    giderebilecek tedavileri
    doktorunuza sorun.
    8 Hayvan enfeksiyonlarını
    gidermek için profilaktik
    antibiyotik tedavisi
    kullanmayan çiftlikleri ve
    işletmeleri tercih edin.
    Tarımsal antibiyotiklerin aşırı
    kullanımı, antibiyotik
    direncinin en büyük
    nedenlerinden biridir.
    9
    Kronik akneleri gidermek
    için düşük miktarda
    antibiyotik kullanmayın,
    diğer yöntemleri deneyin.
    10Sağlık çalışanları ve
    hastane ziyaretçileri,
    özellikle immün yetmezliği
    olan hastaların çevresinde
    el yıkama ve genel temizliğe
    dikkat etmelidir.
    27


    Ortalama bir insan günde en az iki kez hipnoz yaşıyor.
    31

    Bıçak altında
    hipnoz
    Açık kalp ameliyatlarını ve organ
    nakillerini sadece hipnotik ağrı hafifletme
    ile gerçekleştirmek mümkün görünmüyor
    ama o kadar invaziv olmayan ameliyatlar
    sırasında ağrıyı hipnozla yönetmek
    mümkün. Paris’te yaşayan Gineli şarkıcı
    Alama Kante, 2014’te boğazındaki
    paratiroit bezi tümörünün alınması için
    ameliyat edildi. Hayati risk taşıyan bir
    tümör olmasa da alınmaması şarkıcının
    kariyerini bitirebilirdi. Kante dünyada ilk
    kez, anestezi almak yerine hipnotize
    edilerek ameliyata girdi. Bu sayede
    ameliyatın kritik anlarında şarkı
    söyleyebiliyor, cerrahlar da ses tellerine
    zarar vermediklerini anlıyorlardı. Ameliyat
    başarılı geçti. Kante ise ameliyat boyunca
    çok uzaklardaki Senegal’i düşünüyordu
    ve hiçbir şeyin farkında değildi.
    32

    2017 yılında 73 yaşında bir hastaya dünyanın hipnoz altındaki ilk derin beyin ameliyatı yapıldı.
    33

    ünya genelindeki
    petrol rezervleri (varil)
    1 Venezuela
    298 milyar
    2 Suudi Arabistan
    268 milyar
    3 Kanada
    173 milyar
    4 İran
    155 milyar
    5 Irak
    141 milyar
    6 Kuveyt
    104 milyar
    35


    26.700.000
    TÜRKİYE’DE 2019’DA
    SATILAN AKARYAKIT (LİTRE)
    38

    13.000
    TÜRKİYE’DEKİ AKARYAKIT İSTASYONU SAYISI
    38

    0,02 $ VENEZUELA’DA BİR
    LİTRE BENZİNİN
    YAKLAŞIK FİYATI
    39

    Kolza yağı, geleceğin en büyük
    biyoyakıtlarından biri olabilir.
    39

    Dünyanın ilk yoğun bakım ünitesi 1953’te Kopenhag’da kuruldu.
    41

    231.000
    Türkiye’deki
    hastanelerin
    yatak
    kapasitesi
    42

    NHS Nightingale Hospital Londra,
    COVID-19 hastalarına hizmet vermek
    üzere dokuz günde inşa edildi.
    43

    Sosyal hizmet uzmanı
    Çoğu vakanın sonucu
    baştan belli olmaz. Yatakta
    yatan hasta kadar
    akrabalarının ve sevenlerinin
    de desteğe ihtiyacı olabilir.
    Bazı ülkelerde ve
    hastanelerde, ziyaretçilere
    duygusal destek veren
    sosyal hizmet uzmanları
    görev yapar. Hasta
    yakınlarına danışmanlık
    vererek durumu daha iyi
    anlamalarını sağlarlar.
    Sosyal güvencesi olmayan
    hastaların yönlendirilmesini
    de sağlayabilirler.
    43

    Avrupa’da hava kirliliğinden kaynaklanan en çok ölümün yaşandığı ülke İtalya.
    49

    DÜNYANIN EN BÜYÜK KARANTİNALARI
    Hindistan 1.380.000.000
    Çin760.000.000
    ABD297.000.000
    Bangladeş 165.000.000
    Rusya142.000.000
    Filipinler100.000.000
    Türkiye 83.000.000
    İngiltere68.000.000
    Fransa65.000.000
    İtalya60.000.000
    52

    Retba Gölü,
    Senegal
    Dünyanın en tuzlu
    göllerinden biri. Bu
    konuda Ölü Deniz’e
    rakip. Bu gölde yüzerken
    hiç batmazsınız.
    55

    Cidde Kulesi’nin 1,6 km olması planlanmıştı ama arazi analizinden sonra bu fikirden vazgeçildi.

    Cidde Kulesi
    Yükseklik: 1.000+ metre
    (planlanan)
    Kat sayısı: 200
    Kullanım alanı:
    Daireler ve ofisler
    İnşaat tarihi:
    2013-günümüz
    Mimar: Adrian Smith
    Yüzölçümü:
    530.000 metrekare
    Hedef:
    Dünyanın en yüksek binası
    57


    Dünyanın ilk gökdeleni, 1885’te Chicago’da inşa edilen 45 metrelik Home Insurance Binası’ydı.
    59

    Silisyum (silikon), dünyada en çok bulunan ikinci element. Ondan daha fazla olan tek element oksijen.
    63

    Dünyada 150 metreden daha uzun olan yalnızca yedi tane motorlu süper yat var.
    77

    Kare pencerelerde oluşacak basınç birikmesini önlemek için uçak pencereleri oval şekildedir.
    80


    Raspberry Pi’a PS2 emülatörü
    yükleyip PS2 kontrolcüsü bağlamak
    mümkün mü?

    Kesinlikle mümkün.
    Bunun için Raspberry Pi 2
    veya daha yeni bir modele, ek
    donanım olarak Raspberry
    Pi’a bağlayacağınız bir
    Playstation 2 portuna ve
    uyumlu bir emülatöre
    ihtiyacınız var.
    89


    Ekmek yanınca
    neden kararıyor?
    Organik maddeler (ekmek kızartma
    makinesindeki ekmek dilimi) ısınınca bir
    tepkime gerçekleşir. Ekmeğin içindeki
    karbon tutuşur ve atık ürün olarak yanmış
    karbon bırakır. Yanmış tost ekmeğinize
    siyah rengini veren budur.
    89

    Vücudun hangi kısmının büyümesi
    veya gelişimi en son durur?

    Ergenliğin sonunda vücudun tam gelişmiş haline
    ulaştığını düşünen birçok insan var ama aslında
    vücudumuz yaşam boyunca değişmeye devam ediyor.
    Hatta vücudun bazı kısımlarının büyümesi hiç durmuyor.
    Beyin gibi iç organlar, yeni bilgileri ve vücuttaki
    dalgalanmaları sürekli olarak işleyerek ölene kadar
    gelişmeye devam ediyorlar.
    Tüyleri ve tırnakları saymazsak (Bunlar ölümden sonra
    bile kısa süreliğine büyümeye devam ediyor.)
    vücudunuzun dışında yer alan ve boyutları yaşam
    boyunca büyüyen sadece iki organ var: kulaklar ve burun.
    Bunların ikisi de yumuşak doku ve kıkırdaktan oluşuyor.
    Bazı bilim insanları kıkırdak hücrelerinin daha uzun süre
    çoğalabildiğini düşünürken, bazıları ise bu büyümenin
    yerçekiminin desteğiyle gerçekleştiğini düşünüyor.
    90


    Vampir yarasalardan
    başka kan içen
    yarasa var mı?
    n Dünyada birkaç vampir yarasa türü var.
    Başka hayvanların kanını içerek yaşamını
    sürdürdüğü bilinen tek memeliler onlar. Meyve
    ve böcekle beslenen akrabalarının aksine,
    vampir yarasalardaki bağırsak mikropları
    farklı şekilde çalışarak kanı sindirebiliyor ve bu
    yarasalar kanla bulaşan virüslere karşı yerleşik
    bir dirence sahip. Ayrıca DNA’ları öyle
    programlanmış ki böbrek fonksiyonları,
    kandan ibaren beslenme tarzının getirdiği
    yüksek protein alımını tolere edebiliyor.
    90


    Evrenin ortalama
    rengi kabul edilen
    “kozmik latte”nin
    soluk bej rengi
    nereden geliyor?
    n 2002 yılında 200.000’den fazla yıldızın
    ışığının incelendiği bir çalışmayla evrenin
    ortalama rengi hesaplandı. Evrenin büyük
    kısmını simsiyah bir boşluk olarak hayal
    ederiz ama aslında yıldızların parlaklığı
    evrenin ortalama rengini değiştiriyor: Her
    şeyi karıştırırsanız ortaya sütlü kahve rengi
    gibi bir renk çıkıyor.
    91

    Vücudumuzdaki
    “iyi bakteriler” ne yapıyor?
    Sağlıklı kalmamıza yardımcı olan
    bazı bakteri türlerini “iyi” kabul
    ediyoruz. İnsan bağırsağı, “bağırsak
    mikrobiyotası” denilen geniş bir
    bakteri ve mikroorganizma
    popülasyonuna ev sahipliği yapıyor.
    Bakteriler bağırsaktaki yiyecekleri
    parçalamaya ve hastalıklarla
    savaşmaya yardımcı oluyor. Bu yüzden
    sağlığımız için hayati öneme sahipler.
    Bağırsak mikrobiyotanız beslenme
    tarzınızdan, yaşam tarzınızdan,
    çevrenizden ve antibiyotik
    kullanımından etkileniyor. Son
    bulgulara göre alerjiler, diyabet ve
    hatta kanser gibi birçok hastalık,
    bağırsak mikrobiyotasındaki
    bozulmalarla bağlantılı olabilir.
    92

    LCD ne anlama geliyor?
    LCD’nin açılımı “liquid crystal display”, yani “sıvı
    kristal ekran”. LCD ekranlarda kullanılan sıvı
    kristal molekülleri, ışık miktarını değiştirerek
    görüntüyü oluşturuyor.
    92

    Mideniz neden
    gurulduyor?
    Midenizde ve bağırsaklarınızda gıdaları,
    gazları ve sıvıları sindirim sisteminize
    iten kaslar var. Kasların gıdaları
    sıkıştırması gurultu sesini ortaya
    çıkarıyor. Mideniz boşsa beyniniz
    kaslara geriye kalan her şeyi
    itmelerini emrediyor ve bu de
    mide gurultusu dediğimiz sese
    neden oluyor.
    93
  • 182 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Yazar, -aynı zamanda bir müzisyen ama yaptığı çok anlaşılacak bir müzik değil, en azından benim açımdan- aslında klasik reçeteyle yazmış kitabı. Önce kendiyle ilgili biraz bilgi, sonra yavaş yavaş başlayıp her bölümde biraz daha sertleşen seks pasajları en sonda ise bir iç hesaplaşma ve itiraflar. Hepsi bu. Bir abim Amerika' da Bukowski tarzında yazan 100' den fazla yazar var ama bir tek Bukowski bu kadar popüler olmuş demişti. Ne kadar doğru bilemem, elimde Beat Kuşağı Antolojisi olsa da açıp okumadım henüz.

    Oldukça sert bir kitap, öyle ki bir yerden sonra sayfalardan sperm, vajina, ter, kan kokusu falan gelmeye başlayacak sanıyorsunuz. E cinsellik de çok satan dolayısıyla herkesin ilgisini çeken ama öyle değilmiş gibi davranılan bir konu olduğundan kitap merak edilip ilgi çekecek ama iğrenç diye yorumlanacaktır muhtemelen. Sırf bir ön yargı oluşturayım da böyle yorumlanmasın diye yazdım bunu.

    Bir şeyi çok abartmak o şeyi yok etmenin yollarından biridir. Kitaptaki seks pasajları bir yerden sonra o kadar grotesk bir hal alıyor ki sekse, cinselliğie iyice yabancılaşıp okuyorsunuz ama içinizde bir yerlere, hayvansal güdülere dokunduğu da kesin. Bunun dışında çok bir vaadi yok kitabın. Yedim, içtim, seviştim, kustum, eroin aldım, bir daha seviştim vs. diye gidiyor kitap. Erotik diye de adlandıramam çünkü benim için kışkırtıcı olan, gizemli olan şey erotiktir. Bu direkt seks, düz seks ve kışkırtıcılıktan falan uzak. Bir de çirkin bir kadın Lydia Lunch. Keşke güzel olsaymış. O zaman o seks pasajları çok daha kışkırtıcı ve dolayısıyla erotik gelirdi bana. Kitabın ortalarında sanırım Richard Hell ile yaptığı seksi de anlatmış ki bunu dip nottan anlıyoruz. Ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek bilmiyorum. İnternet çağında size bir konuda bilgi vermem çok aptalca olur. Zaten burada yazdığım bilgiler için de hiçbir kız mesaj atıp tanışalım mı falan demiyor- en azından benim mesaj atmasını istediklerim- o yüzden Richard Hell' in kim olduğunu merak ediyorsanız girin bakın internetten. Kitaptan bir alıntı ekliyorum;

    ''Taksi artık, pekmez ve yağlı boyayla dolu, kehribar, kahverengi ve altın sarısı renklerle kaplı bir rahimde yüzüp duruyordu.'' Bence harika bir trafik tasviri bu.

    Kitabın son sözünü Thurston Moore yazmış ki o da başka bir arıza ve oldukça gürültülü bir müzisyendir. Kim olduğunu merak ediyorsanız yine netten okursunuz.
  • 736 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    "Gerçekten iyi bir kitaptı ve ciddi manada beğendim. Onu bir aradan çıkarayım.

    Kitabın konusuna değinmek gerekirse, hmm. Kvothe'nin maceraları? Bir yerlere gidiyor, başına bir şeyler geliyor. O başına gelenler hakknda uzun uzun okuyoruz. Sanıyoruz ki kitabın konusu o. Ama yok, sonra başka şeyler daha oluyor. Uzun uzun onları okuyoruz. Evet diyoruz, kitabın konusu bu olmalı. Buradan devam edecek herhalde. Yok. Başka bir şey daha oluyor... Ve bu durum, şimdi kafamdan hatırlayıp hesap yapmaya çalışıyorum, yanlış hatırlamıyorsam benim başıma yedi kez geldi. Bu normal mi? Bence kesinlikle değil. Peki kötü bir şey mi? Bilmiyorum. İyi bir şey mi? Olabilir.

    Fakat, "emekli" bir kahraman olan Kvothe'nin, "yaa işte, önce böyle olmuştu da sonra da şöyle olmuştu." şeklinde anlatmaya başladığı hayat hikayesi diyebiliriz. Bunları boşa anlatmıyor ama, onun hayatını dinlemek ve kayıt almak üzere yanına gelen tarihçi arkadaşa anlatıyor. Yoğunlukla anlattığı hikayeleri okuyoruz, arada da kitabın kapağında da yazan, tarihçinin Kvothe'nin anlattıklarını not ettiği 1. güne (yani kitaptaki günümüze) dönüyoruz. Kitap da, bugünlük bu kadar yeter, kalanını yarın sağlam kafayla anlatırım tadında bitiyor. Bu kulağa kötü bir fikir gibi gelebilir ama, ben kitabın bitiş şeklini sevdim. Müthiş derecede merak uyandırdı. Kötü bir fikrin, şaşırtıcı derecede başarılı bir uygulaması olmuş diyebilirim, kitabın sonuyla ilgili :)

    Ah, kitapta "gizemli güç" araştırması söz konusu. Yerdeniz serisinde olduğu gibi isimlerin önemi büyük. Fakat tek konu da o değil. Örnek vermek gerekirse, bazı güçlerle ilgili sempati adı ile özetleyebileceğimiz bağlar mevcut. Ne kadar benzetebilirsek, o kadar etkili oluyor gibi. Bazen spoiler vermemekte çok zorlanıyorum ama benim için önemli, sevmiyorum spoiler vermeyi. Napayım?

    Kitabı çok beğendiğimi hatırlatarak, üç sıkıntısından bahsedeceğim.

    1. Kvothe sürekli kendisini övüyor. Gerekli gereksiz hem de.

    2. Kvothe bazı konularda inandırıcı olmayacak şekilde yetenekli. 3 4 yıl ara verdiği "uzmanlıkları" sanki dün bırakmış gibi koruyor. Hani 40 senelik uzman olduğu bir konuya 3 yıl ara verse anlayacağım (ki eminim o insanlar bile tekler) ama bu Kvothe'nin yaşı kaç ki, 3 sene ara verdiği şeyi yine hemen yapabiliyor? Ömrünün çeyreği 3 yıl çocuğum, ne anlatıyorsun? Bu durumun göze batmasının sebebi ise 3. maddede.

    3. Kvothe sürekli referans veriyor. Sahne geçmişim olduğu için çok rahat yalan söyleyebildim. Neredeyse gelecektim ama sahne geçmişim olduğu için kendimi tutabildim. Müzisyen olmayanlarınız anlamaz, ama şöyle şöyle oldu. Zamanında çok iyi müzisyendim o yüzden şimdi hemen kavradım ve yine süper çalıyorum. Sokaklarda büyüdüğüm için böyle böyle yapabildim. Sokakta büyümeyeniniz anlamaz. O konu mu? Onu hiç yalnız kalmayanınız anlamaz. Diğeri mi? Hiç aç kalmayan anlamaz. Öteki mi? Onu gerçek korku nedir tatmayan anlamaz. Özetle, liseliler bilmez ama ben de ergenliği henüz atlatmadım. Bir de düşün liseli olmadığımı, üf!

    Bu üç madde birbirleriyle bağlı sanırım.

    Yer yer yukarıda bahsettiğim konular sinirimi bozsa da, kitabı okumayanlarınız anlamaz, okurken gerçekten keyif aldım. Daha önce bahsettiğim odaksızlık durumu da, sanki bilerek yapılmış ve kitabın sonu itibarıyla toparlanmış gibi hissettim. 2. kitapta ise bu hissiyatın gerçeğe döneceği hem umut hem de tahmin ediyorum. Kitabı bitirirken bende bıraktığı bu hisler sebebiyle, odaksızlığı kitabı bitirmem neticesinde bir sorun olarak görmedim. Ama okurken bu konuda büyük kararsızlıklar yaşamıştım. Siz de benzer bir duruma düşerseniz, tavsiyem çok takılmayıp devam etmeniz yönünde olacak. Çünkü çoğu okura, kitabın sonu itibarıyla benzer hissi vereceğini düşünüyorum. Aslında elle tutulur şekilde olmayan, ama duygu olarak toparlanmış gibi sanki. Devam kitabını da bayağı merak eder hâlde. Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir.

    Ama anlatamadıysam da; bazen sözcükler diğer sözcükleri anlatmaya yetmeyebilir. Tıpkı bir kalemi başka bir kalem ile onun üzerine kalem çizerek tanımlamaya çalışmak gibi. Saçma mı geldi söylediklerim? Ah tabii, Kvothe ile Rüzgarın Adı'nı keşfetmeyenler anlamaz. O sebeple, siz kitabı okuduktan sonra bunu tekrar konuşalım."

    Bu yazdıklarım oldu mu? Olmadıysa bu notları da atıyorum. Baştan alalım.

    "Benim adım Erdem. Rüzgarın Adı diye bir kitap okudum. Belki duymuşsunuzdur..."
  • Cumhuriyet seçkinleri açısından kadının görünümünü ve statüsünü değiştirmenin özel bir önemi vardı. Bu, tüm diğer devrimlerin başarısı­nın teminatıydı. Eğer bu alanda başarılı olunursa diğerlerini başarmanın hiç de zor olmayacağına inanılıyordu.124 Zira hiçbir konu halk açısında bu kadar önem arz etmiyordu. Ancak kadının görünümünü ve statü­sünü değiştirmede ani vuruşlar gerçekleştirilmese de, ara sıra sarsıcı gi­rişimlerde bulunmaktan da çekinilmez. 2 Eylül 1929'da Cumhuriyet ga­zetesinin düzenlediği bir "Miss Turkey" yarışması,, bu yönde atılan en önemli adımlardan birisini oluşturur. Girişimin arkasında Mustafa Ke­mal vardır125. Cumhuriyet'te, yarışmayla ilgili ilk duyuru 4 Şubat 1929 tarihinde yapılır: "Bütün dünyada güzel kadınlar seçilir ve memleketlerinin güzelik kraliçesi intihap edilirken [seçilirken], bizim böyle bir kraliçemiz niçin olmasın? Türkiye'nin en güzel kadını acaba kimdir?" İki gün sonra gerçek niyet açıklanır: "Türkiye'nin güzellik kraliçesini bulmaya karar ver­ dik ... " 16-25 yaş arasındaki "hanımlar" arasında "Mühim ve ciddi" bir mü­sabaka yapılacaktır. Bir hafta sonra gazetenin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi sütununu bu konuya ayırır. Güzellerin mayo ile jüri önüne çıka­caklarını bildirip, bunun ise "gayri ahlakı" olduğunu söyleyenleri sert bir dille eleştirir. Yarışmacılarla ilgili ilk fotoğraf 7 Mart tarihinde yayınlanır. 125 yarışmacının fotoğraflarının yayınlanışı 21 Haziran 1929 tarihinde tamamlanır. Sıra okuyucuların oy vermesine gelir. 1 Ağustos'ta açıklanan sonuçlara göre, 1121 oyla Mualla Suzan birinci seçilir. Feriha Tevfik ise 721 oyla 11. sırada yer alır. Gazete 400'ün üzerinde oy alan 48 yarışma­cının büyük jüri önüne çıkmasına karar verir. 2 Eylül günü güzeller bü­yük jüri önüne çıkarlar. Jüride yer alan isimler arasında Abdülhak Hamit Tarhan, Halid Ziya Uşaklıgil, Cenab Şehabettin, Hüseyin Rahmi Gürpı­nar, Peyami Safa, İbrahim Çallı, Namık İsmail, Nazmi Ziya Güran, Mesut Cemil Tel, Muhiddin Sadak, Vasfi Rıza Zobu, Bedia Muvahhit gibi döne­min yazar, ressam, müzisyen ve tiyatrocuları vardır. Yarışma Cumhuriyet gazetesinin üst katında yapılır. Cumhuriyet'e göre "Orta boylu, kıvırcık le­piska saçlı, altın gözlü, beyaz tenli, zarif endamlı, beyaz krep satenden bir elbise giymiş olan" Feriha Tevfik birinci seçilir. İkincilik Semine Nihat'a, üçüncülük ise Matmazel Araksi'ye verilir.
    Yarışmanın hedeflenen amacı hiçbir zaman açıkça ifade edilmez. Fa­kat bu amaç hemen herkes tarafından açıkça bilinir. Buna göre basının yoğun desteği altında bir Müslüman kızının topluluk önünde açılması ve o zamana kadar büyük bir titizlikle saklanıp başkalarına gösterilmekten çekinilen vücuduyla bir topluluğun önünde "arz-ı endam" etmesi sağla­nır. Böylelikle iki amaç birden gerçekleştirilir:
    1-) "Güzellik yarışmaları ticari değil siyasal bir olaydı. Yenilik getir­ menin, Avrupa'ya ve uygar dünyaya benzemenin bir başka yoluydu."126 2-) "Güzellik yarışmaları kısmen de kent alt orta sınıfının iffet tasla­masını zayıflatmak ve bu sınıftan kadınlar arasında bir güven duygusu yaratma(ya)"127 yarıyor, böylelikle gelenekle olan bütün bağlar koparılı­yordu.

    126 Ahmad, Modern Türkiye'nin Oluşumu, s. 127 127 Cumhur, 'Türk Kadınıyla İlgili Sorunlar", s. 725.726; Hüner, 'Türk Kadınının Geçirdiği Evrimin Tarihçesi ve Bugünkü Durumu", s. 1 70
  • 83 syf.
    "İstediğim, denizi yazmak. Zümrütlerin, gökyakutların sabrını; ağaçların tarihsizliğini...Bir tek kıyısını kavrayabildiğimiz, anlamını ancak bir tek kıyısıyla kurduğumuz denizin öyküleri yoktur bir kara adamı için. Yolculuklara, ister gerçek ister düşsel olsunlar, yakıştırdığımız son, öbür kıyıda bitse bile, deniz gene tek kıyılıdır, üzerinde yaşayıp çalışan biri olmadıkça. Deniz, kara adamının yalnız sınırlarını kaldırışı değil, sınır düşüncesini içinden çıkarıp atıvermesidir. Her şeyin bir aradalığının bir yerde başlaması ya da bitmesidir. İstediğim, denizi yazmaktı. Her şeyin bir aradalığına yenik düşeceğimi bile bile."
    Böyle diyordu Altı Ay Bir Güz
    Cok değerli bir hoca ve Felsefeci olması hasebiyle ekstra hayranlık duyduğum fakat edebî ve müzisyen kişiliğini de her daim ayakta alkışladığım adam, Karasu. Felsefeyle edebiyatı hep dozunda harmanlayan fakat eleştirel, düşünsel ve birey sorunlarına bir adım önde odaklanan, odaklandıran, bakışlarında ve dahi bakış açısıyla tıpkı kuyu derinliği hissettiren, kendi 'Karasu'larında yaşayan adam, Karasu. İdolüm ve Türkiye Felsefe Kulübü başkanı Prof. Dr. 'Kuçuradi' nin en yakın dostu ve çok sevdiğim Oruç Aruoba'nın ustası, hocaların hocası adam, Karasu. ♥ Eserlerini çoğu yazar gibi açık raflarda sergilemekten hoşlanmayan, aksine kapalı kapılar ardında yazan, yazdıklarını da saklayan ve dahi "yalnızca metin yazıyorum" diyecek kadar mütevâzi olan, tarafımdan hep sevilmiş ve sevilecek olan Bilge Adam, Karasu.

    #dipçem Aslında değerli hocama dair yazılacak, onu anlatacak o kadar çok kelime ve tümce var ki, kelime kifâyet ummanında ve dahi "Bilge Karasu"larında boğulmamak/ boğmamak adına burada noktalıyor ve yorumuma başlıyorum.

    "Bizim de bir masal dünyamız var; uçsuz, bucaksız bir dünya bu: Kel Oğlanı da içine alır, Köroğlunu da; peri kızını da içine alır, dev anasını da; sizi de içine alır, bizi de, gene de bir fındık kabuğuna sığar, yedi dünyaya sığmaz. Hani, şu masal dünyâsını bir dönüp dolanayım diye, demir çarık, demir âsa yola düşseniz; dere, tepe düz, ~Altı Ayla Bir Güz~ gitseniz, bir arpa boyu yol gidersiniz ancak! İyisi mi, gelin derelerden sel gibi, tepelerden yel gibi geçerek; lâle, sümbül derleyip, soğuk sular içerek; daha da yorulursanız Hızırın atına binerek bir tandır başına …"

    Merhabalar sevgili kitap dostlarım. Yine yeniden, kılı kırk yaran felsefeci-edebiyatçı-çevirmen ve çok değerli bir hoca olan Bilge Karasu'ları-ndan bir avuç su ile geldim.

    Altı Ay Bir Güz, Bilge Karasu'nun hasta olduğu aylarda (pankreas kanseriydi) tamamlayamayacağına karar vererek yayınevine teslim ettiği, ancak ölümünden sonra yayımlanmasını vasiyet ettiği son metnidir.

    Metin, ölüme yaklaşmış yaşlı bir adamın çocukluk-ergenlik-yetişkinlik dönemlerinden anlar-anılar, düş-gerçek arası yaşamından izler, birbiriyle ilgili-ilgisiz gibi görünen karmaşık bölümlerden oluşuyor. Karmaşıklığa rağmen gayet akıcı, okuyucuyu etkin kılan ve farklı yorumlamalara açık bir metin olduğunu da eklemek isterim.

    "... Bütün tümceler belki burada biter, bitmeli tümcelerin hepsi, günlerin, yılların, gezilerin, denizlerin, inançların, ölümlerin, kaçışların hepsi. Bundan sonrası tükenesiye tükenmez sözler, tükenmez sözleri tükenesiye söylemek olacak! ..." dercesine canhıraş-çalakalem, aynı zamanda da harf-harf, kelime-kelime nârin bir motif gibi işlediği bu metin, bir ömrün ardından sona gelindiğinin bilincinde/bilinciyle kaleme alındığından, ölüm üzerine içsel sorgulamalarla dolu
    bir "veda" metni olarak da nitelenebilir: Ayrıca ölümle yüz yüze gelindiğinin hissedilmesi ve hissettirilmesiyle otobiyografik özellikleri olan bir metindir diyebilirim.

    "Sonun, başın, ortanın birbirine karıştığı, anlamını yitirdiği, tersinmez zamanın boyunduruğundan kurtulduğunuzu duyduğunuz bir gün gelir. Yaşlanmışsınızdır, yaşamınız artık sizin malınızdır. Malınızı istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Yeterince güçlü, yerini bulan bir fiskenin ~ister içinizden gelsin, ister dışarıdan~ sizi nasıl dağıtabileceğini, elinizden her şeyi ~bir kırıntısını bile bırakmamacasına~ bir anda nasıl alabileceğini öğrenmiş olduğunuz ölçüde yaşamınıza egemensinizdir artık. " derken, ölüm karşındaki çaresizlikle teslimiyet ve geçen ömrün muhakemesi yapılıyor gibidir.
    Sevgili hocamın hemen her metnindeki felsefî derinliğe hayrân olmamak mümkün değil, ~anlatılamaz-ın anlatılamaz-lığını anlatmak çabası~ karşısında saygıyla eğiliyorum. Anlaşılması zor altmetinlerin-mecazların güzel ruhlu Bilge'si ~Altı Ay Bir Güz~ metninde belirttiği gibi, geçmişin içinde gezinip duran bir anlatıcının o geçmişin içinde duyduğu şimdiliği, şu andalığı duyurmaya çalışıyor ve bunu yaparken de geçmişte gezindiğini hiç unutturmuyor. Dolayısıyla anlatılan anıların okurun kendi anılarıymış gibi benimseyip yaşamasını sağlıyor. İmge ve realite'yi (düş-gerçek) harmanladığı, geleneksel mecaz anlamın dışında bir "mecazla" derinlik kattığı, destan-mitlerle, tarih-sanat-teoloji-felsefe ve daha birçok disiplinle harmanladığı 'imgesel öykü'leri iyi ki var.

    #dipçem Değerli hocam bu metninde Gılgamış Destanı, Yaratılış Destanı ve Deli Dumrul'a gönderme yapmış, Da Vinci şaheserini (Son Akşam Yemeği/ Hz. İsa-Yehuda ilişkisini) farklı bir bakış açısıyla yorumlamış, ölümü masalla anlatmış. Sayfa sayısı az olmasına rağmen yoğun bir anlatıma sahip olan bu metni, postmodern edebiyat ve imgesel öykü seven ilgilisine ısrarla tavsiye ediyorum.
  • Size bir sır vereceğim! 
    Bu sır öyle bir sır olacak ki bu zamana kadar hiç bir sır bu kadar açık anlatılmayacak. 
    İstanbulda hayal edin şimdi kendinizi Kız Kulesinin tam karşısında... 
    Kız kulesi gözlerinizin önünde dalgalar ve rüzgar.
    Şimdide kendinizi Mısır Piramitlerinin yanında hayal edin. Biraz ötenizde Mısır piramitleri ve siz. Biraz rüzgar var Rüzgarla beraber uçuşan kum taneleri. İnsan düşüncesi ışıktan daha hızlı hareket eder. 
    Bunları insana yaptıran ruhunuzdur.Bunu yapabilecek güçle donatılmış ruhunuz belli bir müddet e kadar ten kafesinizde hapsedilmiş durumda. Ruh, sadece gece olup melekut alemine gittiğinde özgürdür ve tüm güçleri orada ortaya çıkar. 
    Bunun için Allah, Kuran-ı Kerim de Zümer suresi 42. ayette derki: ' Allah, canları,ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar. Diğerlerini belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için ibretler vardır...


    Peki ya Günde beş defa minarelerden yankılanan ezan nasıl ortaya çıkmıştı? 
    Peygamber efendimiz namaz vakitleri girdiğinde bazen vaktin başında bazende vaktin ortalarında kılardı. Bunu kestiremeyen bazı sahabeler bazen erke gelir bekler bazıları da geç kalır yetişemezdi. buna bir formül bulmak için sahabelerine danıştı. kimi ateş yakmak, kimi boru çalmak, kimide bayrak dikmeyi önerdi. bu yöntemlerin hiç biri Allah resülünü tatmin etmedi. bu düşünceler içerisinde o gece herkes evlerine dağıldılar. O gün orada olan Abdullah ibn Zeyd(r.a) adında ensardan bir sahabe bir rüya gördü. rüyasında yeşil elbiseli bir adam gelmiş. evin duvarında durmuştu. Elinde çan vardı. Zeyd Sordu:
    Onu bana satarmısın?
    Ne yapacaksın?
    Namazımızın vaktinde çalarız. 
    Yeşil elbiseli adam,
    Sana daha iysiini göstersem olmaz mı? Dedi. ve sonra kıbleye karşı durup, "Allahu Ekber"diyerek bugün beş vakit duyduğumuz o muhteşem ezanı baştan sona kadar okudu. 
    Sonra peygamber efendimize giderek gördüğü rüyayı Resulullaha anlatır. 
    Peygamber efendimiz. Gördüğün rüya gerçektir. Müjdedir. Bilalin sesi gürdür Bilale öğret okusun 
    Zeyd ezanı Bilale öğretir ve Bilal (r.a) bir evin damına çıkıp ezanı okudu. 
    Ezanı duyan Hz.Ömer yoldaydı mescide doğru geliyordu. Hz.Bilalin sesini ve söylediklerini yani ezanı duyunca heyecanla koşmaya başladı. Mescide varınca peygamber efendimizin yanına gidip. "Seni hak dini gönderen Allaha andolsun ki, bu sözleri rüyamda duydum yeşil elbiseli bir adam okuyordu. Namaz vakitlerinde okursunuz demişti. Uyandım sevinçle size geliyordum anlatmak için,Bilalin sesini duydum dedi. işte Günde beş defa kesintisiz okunan ezan böylelikle hayatımıza bir rüya vesilesi ile girmiş oldu..

    Rüyalar bizim içimizdeki kader yazgılarından birinden diğerine atlama tahtalarıdır. Sen rüyandaki sırrı bulursan ve gerekli adımı atarsan senin içindeki en ideal kaderine ulaşırsın. 
    peki nasıl olacaktı bu. Kitabı okurken öyle rüyalardan bahsedilmişti ki,kendimin görememe mahcubiyeti yaşarken aklıma sadece şu soru gelmişti. Yaşadığımız hayatta rüyalardan çıkan ilhamlar sayesinde bir çok insanın kaderi değişmişti ve bunlar tüm insanların aklına örnek hikayeler olarak girmişti. Hitlerin kendini rüyasında yaralandığını gördüğü ve sabah uyandığında koluna kurşunun isabet etmesi. Abraham Lincoln suiskasta kurban gitmeden bir kaç gün önce bunu nerde ve ne zaman yaşayacağını rüyasında görmesi. bunlardan en ilginci de 1947 de yaşanmıştı.Boksör Ray Robinson bir sabah terler içinde uyanır. az önce gördüğü rüya açık bir haber niteliği taşıyordu. 
    Rüyasını kendisi şöyle anlatıyordu: 
    " Doyle ile birlikte ringde bulunuyordum hedefi bulan bir kaç yumruktan sonra onu sarsmıştım .Oda donuk bakışlarla bir süre sendeledikten sonra yere düştü. Bense ne yapmam gerektiğini kestiremedim. Hakem 10 a kadar saymaya başlamıştı ki. Seyirciler öldü...öldü...öldü. Diye bağırıyorlardı. 
    Robinson gördüğü bu rüya yüzünden maça çıkmama kararı almıştı. Antrenörü,menajeri böyle bir olayın budalalıktan başka birşey olmayacağını söylüyorlardı tüm ikna çabalarını kullandılar ve sonunda Robinsonu ikna etmeyi başardılar. 
    o günün akşamında karşı karşıya gelen iki rakip 7 raunt boyunca yumruklaştılar. 8. Rauntta Robinson rakibinin açığını yakaladı. Midesine ve yüzüne vurduğu darbelerle rakibini yere serdi. Robinson ayakta duruyordu ve rüyasında olduğu gibi ona bakıyordu. Hakem saymaya başlamış ve nakauntu vermişti. Doyle yerde kıpırdamadan yatıyordu. yenik boksör hastahaneye kaldırıldı ertesi gün öğleden sonra miğdesine aldığı darbeler yüzünden iç kanama geçirmiş ve ölmüştü... 

    Peki böyle bireşy gerçekten mümkünüydü. Eğer yaşanılacak olan olayı görecek olanlar olsaydı bu müslümanlar olabilirdi. peki neden hayatımızın bir çok örneğinde Bir dine mensup olmayanlar batılılar mevcut oluyordu. işte bu Rüyalar aleminin bilinmeyenli tam bir sırrı idi. Çünkü doğru ve gerçek rüya görmek bu rüyayı da gerçekle kıyaslamak için 'YALAN' söylememek gerekiyor. Hayatlarında yalan söyleyen insanlar rüyalarında gördükleri şifrelerin çözülmesi imkansız bir hal aldığı için rüya yorumlamasıda zorlaşıyor hatta imkansızlaşıyor. Halbuki bazı ülkelerde yalan söylemenin çok büyük bir utanç sayıldığı bir çok yerlerde. Rüyalar içinde yaşanılanın gerçekleşme riski çok daha artıyordu. 

    Osmanlı devleti zamanında Rüyalara çok önem veriliyor ve pahidaşların gördüğü her rüya ustaca yorumlanıyordu. Doğru ve hedefini bulan her rüya sonrasında alınan tedbirler de Osmanlı devletinin daha da güçlenmesine sebep oluyordu. Yalan konuşmayan Halkını benimsemiş, Hakları koruyan bir padişahsa tahtta oturan bunun haberi tez yayılır dünyaya. gücü anlatılır İyiliği anlatılır ve bu sadece padişahın değil bir devlete maal edilir. Ve işte öyle zamanlardan birinde Daha Osmanlı devleti Viyana kapılarına dayanmadan önce. Osmanlının vatanseverliği insan haklarını koruması iyilikleri Dünyanın bir ucunda olan insanlara ulaşmıştı. Bu ulaşanlarda bir taneside ileride dünya çapında bir müzisyen olacak olan Mozarttı. Türkleri çok seviyor ve herşeyini türk usüllerine göre yapmaya çalışıyordu. Hatta Hatta Bir çok elbisesini İstanbuldan getiriyor. Mozartın el yazması eserinde Türklerden aldığı elbiselerin içinde huzur bulduğunu ve bu huzurun çok doyumsuz bir lezzet olduğnu söylüyordu. Ve bu sayede Türklere olan sevgisini daha fazla içinde saklayamayarak bunu Notalara dökmüş ve Türk senfonisi adlı eseri yapmıştı...

    Aslında rüyalar bu kadar önemli iken rüyalarla Amel edilebilirmiydi. bunun en güzel örneğini 1898 yılında kaleme aldığı Titan adlı Eserde gizliydi. Morgan Robertson 1 yıl gibi bir zamanda yazdığı kitap. 1912 yılında acı bir şekilde batacak olan binlerce insanın öleceği titanik kazasını birebir anlatıyor hatta kitabın içinde yaşanan aşka kadar hepsini kaleme alıyordu. yüzlerce cilt satmasına karşılık sadece hikaye olarak bakan insanlar 14 yıl sona olacak olan bu elim sonda kaçamadılar. peki Morgan 14 yıl önce bunu nasıl bilmiş ve aynı yaşandığı gibi 14 yıl önce bunu nasıl kaleme almıştı. 
    işte bu sırların çok daha ötesinde bir sırdı. 
    Bazı seçilmiş insanlar rüya aleminde gezebiliyor ve istedikleri yerlere gidebiliyorlardı. buna üstün bir yetenek olarak bakıldığında bu özelliğe sahip bir elin parmaklarını geçmeyecek şekilde bilinen insanlar mevcuttu. Bunu nasıl geliştirdiklerine gelince " Canlı su içiyorlar,soğan ve sarmısak yemiyorlar ve asla yalan söylemiyorlardı." Rüyalar alemine açılan kapının gizli üç anahtarı buydu. 

    14 yıl önce bir gemi kazasını en ince ayrıntısına kadar kaleme alan insanı anlayınca. Aslında çinde izin verilmeyen Türklerin atalarının yaptığı söylenen piramitlerin içinde 2023 şifresini anlamakta zorlanmayacağımızı düşünüyorum. Kendi görüşüm olarak belirtmem gerekirse ve kitabı okurken aklıma gelen durumu göz önünde bulundurursam peygamber efendimizin "İlim çinde de olsa gidip alın" hadisi ile binlerce yıl öncesine mesaj gönderip 2023 yazan bir konuyla bağlantı kurulabilirmiydi? Bunuda sizin takdirinize bırakıyorum.

    Konun anakahramanı olan Tekin zengin su ve rüyalar üzerine araştırma yapan firmaların sahibi. Lise yıllarında rüyaların tabirlerini merak edip araştrmakla başlayan hayatı Şemsin türbesine gidip Karşısına çıkan adamın ona verdiği bir kitapdan sonra hayatı değişir ve her anlatılan rüyanın aslını görmeye başlar. Sonrasında Allah rızası için yaptığı her iyilik ve öğrenme azmi onu yıllar sonra çok zengin biri yapar. Rüyalarıda arkadaş ortamında yorumladıkça ve gerçekleştiklerni görünce kısa zamanda tüm ülke tarafından bilinen rüya tabircisi olur. istemeye istemeye de olsa bir çok rüya tabiri yapan tekin. hocasına söz verdiği gibi umreye gitme niyeti ile havalimanina gitmeye karar verir. hocası onu havalimanında beklemekte ve biraz sohbet etmek istemektedir. Umre programını 15 gün ertelemesini ister ve istanbula gidip orada onu 40 lardan biri( Hızır Aleyhisselama verilen 40 kişilik,Allahı sevenler listesi) beklemektedir. Bunu nasıl bulacağını sorduğunda. gözün yerde olsun Görüşeceğin kişinin gölgesi yoktur sırrını verir....