• Yılmaz Özdil imzalı ‘Mustafa Kemal’ bu yıl içinde çıkan ve okuduğum üçüncü Atatürk biyografisi oldu. İlki İlber Ortaylı’nın, ikincisi ise İpek Çalışlar’ın kitapları idi…

    Aslına bakarsanız, bu gibi kitapların sayısının hızla artması iyi bir şey; keza Atatürk araştırmalarının da öyle. Yıllarca aptalca polemiklere konu edilen aile kütüğü, akraba isimleri gibi konuların hepsi hiçbir tartışmaya mahal verilmeyecek şekilde ortaya konulmuş durumda. Ha, gözünü düşmanlık, kalbini pas bürümüş bir güruh için bunlar da bir şey ifade etmeyebilir ancak Allah onların vicdanlarını kör etmişse bilumum yazarların dahi yapabileceği bir şey yok!

    Bu tarz eserlerin, üstelik titiz çalışmaların arttığı bir gerçek çünkü demek ki toplumda Atatürk’e karşı bir hasret, bir arayış var. Bu sevgi ve alakanın devlet eliyle olmadığı ise çok açık; bilakis tamamen sivil ve içten bir özlem. Bir nevi geçit törenleri gibi kokan, heyecansız resmi bayram anmaları gibi değil toplumun Atatürk anmaları. Her yıl milyonlarca insan gönüllerinden gelerek Anıtkabir ziyareti yapıyor; Selanik turlarında muazzam bir artış var -ki bendeniz dahi iki defa gittim o topraklara...

    Ülkenin niçin bu hale geldiği apayrı bir siyasi ve sosyolojik mevzu. Ömürleri boyunca Atatürk düşmanlığı yapan, hatta ‘Atatürk’ demeyi zul sayan ve asla Atatürk demeyen bir kesimin başrolleri kaptığı kesin ancak meydan boş değil. Neyse, fazla uzatmayayım…

    Kitabı raflarda görünce ilk iş olarak içindekiler kısmına baktım. Kitabın sonlarına konulmuştu. Sonra da hızlı bir şekilde sayfaları çevirip biraz göz attım. Sebebi şu idi; Yılmaz Özdil’in daha önceki kitaplarında olduğu gibi ya da pek çok köşe yazarının bastığı kitaplarda olduğu gibi miydi? Yani yayımlanmış yazılar tek kapakta toplanır ve çarpıcı bir başlık seçilip, kitap adı yapılır. Özetle, kitabın adı Mustafa Kemal’dir ancak içindeki yazılardan sadece biri odur.

    Neyse ki öyle çıkmadı.

    Anladığım kadarıyla kalabalık bir ekip tarafından, üzerinde epeyce çalışılmış ve Yılmaz Özdil’e takdim edilip, onun tarafından kaleme alınmış bir eser.

    Zaten baştan sona Özdil’in üslubu var. Köşe yazılarındaki o kısa cümleler, alt alta yazılmış ve bazen bir serbest vezin şiir havası veren bir yazım. Bu yazımın da etkisiyle kitap çabucak bitiyor. Bakmayın siz 500 sayfadan çok olduğuna, birkaç oturumda bitebilecek bir kitap…

    Peki, beğendim mi? Evet. İçinde bir kısmını daha evvelden bildiğim, bir kısmını ise ilk defa duyduğum şeyler vardı. Anadolu’da ve nispeten muhafazakâr/sağ cenahta büyümüş, yetişmiş, zaman zaman Atatürk konusunda aklı karışmış biri olarak benim de yıllarca duyduğum, bugün ise saçmalık olarak nitelendirdiğim pek çok iftiraya cevap verilmiş. Hatta bu iftiraların kaynaklarının aslında neler olduğu da açık açık yazılmış.

    Atatürk’ü seven, ona kıymet veren ve bunu her ortamda söyleyebilen birisi olarak Yılmaz Özdil’in benim referansım olmayacağını da ifade etmek isterim. Çünkü onun da belli konularda tenkite kapalı olduğu kanısındayım. Nitekim kitapta hatadan münezzeh, kusursuz bir insan profili çizilmiş. Oysa öyle değildi, bizim Atatürk’ümüz de hepimiz gibi yanlışı, eksiği olan bir fani idi. Ben onu ‘Kemâl’ olduğu için değil Mustafa Kemal Atatürk olduğu için seviyorum zaten.

    Kitabı faydalı ve beğenilir bulmakla birlikte, bence önemli bir eksiğini söylemem lazım. Kaynakça yok. Tamam, bir bilimsel makaleler toplamı değil, kabul lakin sayfa altına kaynak yazılmasını da geçtim ama en azından en sona bir kaynakça eklenmeli idi. Böylece yazılanlar havada kalmazdı.

    Zaman zaman roman tadında olmayı başaran bir kitap var ortada; ilgilisine tavsiye ederim…
  • Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku...Ben şimdiye kadar herşeyden çok kitaplarımı severdim.Bundan sonra her şeyden çok seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz.İnsan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirleriden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir.Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş olmuştu.Fakat bu yetmiyor .Şiirlerimde de gördün ki kitaplara rağmen çok ıstırap çektim.Çünkü candan bir insanım yoktu.Sen benim yarım kalan tarafımı ikmal edeceksin..
  • Ayşe Kulin,benim gözümde hep farklı bir yerde olan bir yazardır. İlk okuduğum kitabı hariç diğer hiçbir kitabında ne arka kapak yazısına ne tanıtım yazılarına ne de o kitapla ilgili yorumlara bakmışımdır. Bugüne kadar okuduğum tüm kitapları yaşanmışlıkları içeriyordu. Bu kitaplarına bambaşka bir tat katar. Tutsak Güneş kitabının kapak resmini gördüğümden beri aklımda olan imaj şeri hükümlerle yönetilen bir ülkede yaşayan ya da yetişen bir bayanın sıkıntılarını okuyacağımdı. Ancak kitabı okumaya başlayınca çok fena yanıldığımı anladım çünkü bu kitabı tamamen kurgu. Gelecekte yaşayan bir kadının ülkesini ve yaşadıklarını anlatıyor. Bunu yaparken de birçok ülkeye gönderme yapmış gibi hissettim. “Burda sanki Türkiye’ye gönderme var. “,”acaba burda x/y/z ülkesindeki şu duruma mı gönderme yapmış” demekten kendimi geri alamadım. Gerçek sevginin uzun yıllar süreceğini,bir şeye ve birine körü körüne bağlanırsak gözümüzün hemen önündeki kusurlarını bile göremeyeceğimizi,ailenin gerçek sevgi ve bağlılık olduğunu... vs. satır aralarında çok iyi mesajlamış. Yine de yaşanmışlıklardan aldığım tadı alamadım. İyi bir kitap mıydı? Belki yazarı Kulin değil de başkası olsaydı;düşünmeden evet derdim ama Kulin için tereddütteyim. Tabi piyasadaki bir çok kitaba göre okunabilirliği yüksek. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim;hadi çeviri kitaplarda hatalar olabiliyor da sayın editör arkadaşlar anadilimizde yazılan kitaplardaki hatalar da neyin nesi?
    Kitapla kalın.
  • HIZLI OKUMA
    BELLEME ÇERÇEVESİ
    Tanımı: Belleme okuma esnasında edinilen bilginin istenildiğinde çağrılabilecek şekilde
    hafızaya yerleştirilmesi sürecidir. Genel Hafıza konusu son bölümde daha ayrıntılı olarak
    ele alınacaktır.
    Bu güne kadar yüzlerce kitap okuduğumuzu biliyoruz. Eğer bu kitapların içeriklerini
    hafızamızda tutabilseydik şimdi profesyonel bilgi uzmanları olurduk. Oysa belki de
    yüzlerce kitap okuduk ve metinleri okurken kavramıştık, öğrendiğimizi sanmıştık. Hala
    kitap okumaya devam ediyoruz. Ama kitap okuduktan 48 saat sonra hafızamızı
    yokladığımızda kitaptan aldığımız bilginin en az % 80’inin kaybolduğunu görüyoruz.
    Neden?
    Nedeni: Bu sorunun temel nedeni belleme yeteneğimizi, bellemenin çalışma kurallarına
    uygun olarak kullanmıyor olmamızdır. Zihnimizde herhangi bir hastalığın tedavisine
    uğraşmayacağız. Veya zihnimizi değiştirmeyeceğiz. Sadece temel bir kısım hafıza
    kurallarını kullanacağız. Hafıza sisteminin geliştirilmesi ayrı bir sorundur. Her insan sahip
    olduğundan çok daha güçlü bir hafıza geliştirebilir. Biz burada bellemeden bahsederken
    mevcut hafıza yeteneğimizi etkin kullanmaktan söz etmiş oluyoruz.
    Yapılan araştırmalar bazı şartlar altında bilginin hafızaya daha kolay ve daha doğru olarak
    yerleşebildiğini göstermektedir. Unutmayalım. Her bilgi hafızamızda kaydedilmektedir.
    Sorun bu bilgileri çağırabilecek şekilde kaydetmemektir. Belleme genel hayat akışımızı çok
    fazla etkiler. Kavrama tekniklerini uyguladığımızda belleyebilme düzeyimiz artacaktır.
    Ancak kavra aşamasında yapılmayan bazı çalışmalar vardır ki bunların belleme
    aşamasında yapılmaları sürencin tamamlanmasını sağlar. Aşağıda gelecek olan
    alıştırmalar bu konuda bize yardımcı olacaktır.
    Çözümü:
    1. Hatırlama Çalışması Yapın
    Etkin okumanın 5 aşamasını daha önce belirttik: İnceleme, sorgulama, okuma, hatırlama,
    tekrarlama. Son iki çalışma belleme aşamasında yapılacaktır. Önce hatırlamayı ele alalım:
    Eğer bilgiyi edindikten sonra kendi ifadelerimizle zihnimizden canlandırmazsak o bilgiyi
    hiçbir zaman kullanmamız mümkün olmaz. Kullandığımız tüm bilgiler edindikten sonra
    mutlaka en az bir defa hatırladığımız ve içimizden ifade ettiğimiz bilgilerdir. Bunlar
    arasında en çok hatırladıklarımız en çok kullanabileceğimiz bilgilerdir. Bir diğer deyişle
    hatırladığımız her bilgi dokunduğumuz, gördüğümüz, konuştuğumuz bilgidir. Bilgiyi bir defa
    sahiplendik mi tüm hayat boyunca bizim olması için kapı açılmış olur.
    Hatırlama çalışması okuma esnasında her sayfanın veya her bölümün sonunda yapılabilir;
    okuma devam ederken yapılabilir. Hatırlamanın nerede yapılması gerektiği okunan metnin
    içerik ağırlığına göre değişebilir. Çok ağır metinlerde her paragrafın sonunda biraz
    duraklayıp hatırlama yapılmalıdır. Profesyonel okuyucular, duraklama sayısını azaltarak
    bu işi okuma esnasında da yapabilme yeteneğini geliştirebilir. Hatırlamada iki önemli
    kavram: İşaret taşları ve hatırlama duraklarıdır. Okuma esnasında önemli fikir taşıyan
    cümlenin en önemli kelimesine bir işaret koymalısınız. Bu tür kelimeler işaret taşlarıdır.
    Ardından çok ağır metinlerde paragraf sonlarında, hafif metinlerde sayfa veya küçük
    bölüm sonlarında duraklama yapılacaktır. Tam bu esnada tüm fikirler arasındaki ilişki
    kurulacaktır. Aşağıda size bazı alıştırmalar verilmiştir:
    a) Aşağıda size cümleler verilmiştir. Bir sonraki cümleyi okuyun ve geri dönmeden bir
    önceki cümlede aklınızda kalan “lüzumlu” bilgiyi hatırlayın. Çalışmayı baştan alın: Bu defa
    iki öncki cümleyi, üç önceki cümleyi, önceki bütün cümleleri hatırlayın. En sonunda
    bitirdiğinizde tüm önceki cümlelerde yer alan bilgileri hatırlayın. Hatırlama yaparken
    bilgileri kendi sözlerinizle aklınızdan ifade edeceksiniz:
    1. İnsanların harika bir soluma sistemi vardır.
    2. Burundaki tüycükler nefes alırken dışarıdaki kirli havadan gelen kaba tozları tutarlar.
    3. Burun delikleri önce soğuk havayı ısıtıp akciğerlere gönderirler.
    4. Akciğerlerde yüz binlerce bronş vardır. Bu bronşlar arta kalan tozları tutarlar.
    5. Akciğerde milyonlarca alveol kesecikleri vardır ve hava bu keseciklere dolar.
    6. Bu keseciklerde makrofaj hücreleri vardır. Bu hücreler oraya girebilen tozları veya
    mikropları yutarlar ve bu suretle onları yok ederler.
    7. Makrofaj hücrelerinin ömürleri bittiğinde oradan alınırlar, yerlerine yeni makrofajlar
    görevlendirilir, temizleme görevini bu yeni hücreler üstlenirler.
    8. Ciğerlerde tozlar, mikroplar, atılması gereken maddeler birikebilmektedir.
    9. Bronşlar yapışkan bir müküs maddesi salgılarlar. Atılacak olan maddeler bu müküse
    yapışırlar. Böylece temiz müküs kirlenir.
    10. Keseciklerin altında milyonlarca kirpikçikler, tüycükler vardır.
    11. Bu kirpikçikler hep birlikte ritimli hareket ederek atılacak olan kirli müküs maddesini
    bronşlardan yukarı doğru iterler.
    12. Biz bu müküsü ya tükürürüz ya da yutarız. Böylece ciğerlerimiz temizlenmiş olur.
    13. Eğer bu sistem çalışmasaydı ciğerlerimiz bir günde tıkanırdı ve bir günde ölebilirdik.
    14. Bizi Yaratan gücün neleri düşündüğünü görmek size de heyecan veriyor değil mi?
    b) Aynı çalışmayı elinizdeki kitabın “İçindekiler” bölümü üzerinde yapın.
    2. Bilgiyi Sistemli Tekrar Edin
    Bilgiyi ilk hatırlamakla ona sahip olmanın kapısını açmış oluruz ama onu tekrarlamazsak
    hayatımızın sonuna dek bizim olmasını sağlayamayız. Bir saat boyunca kitap okudunuz
    veya ders çalıştınız. Bu sürenin son 5-10 dakikasını ilk tekrarlama çalışmasına
    ayırmalısınız. O ana kadar ne okudunuz? Okuduklarınız arasında nasıl bir bağ
    kurabilirsiniz? Simdi hafızanızda hangi bilgiler kaldı? Bu ilk tekrarlama çalışması son
    derece önemlidir. Okuma bittikten ve çalışma ortamından ayrıldıktan sonra, bilgiyi ömür
    boyu korumak için gerekli olan sistemli tekrar biçimi üzerinde durulmalıdır.
    Tekrarlama olmadan bilgi uzun süreli hafızaya kaydedilmeyecektir. Yapılan araştırmalar
    bu tekrarın sistemli yapılması halinde daha az emekle ve daha hızlı şekilde uzun süreli
    hafızaya kaydolabildiğini göstermektedir. Amerika’da bir kolejin internet sayfaları arasında
    dolaşırken okuduğum, tekrar konusundaki şu sözü çok doğru buldum: “Öğrendikten 24
    saat geçtikten sonra tekrar ettiğiniz bilgi tekrar ettiğiniz değil yeniden çalıştığınız bilgidir. ”
    Çünkü 24 saat içinde bilginin en az %80’i kaybolmakta ve o süre sonunda ancak yeniden
    okuma veya yeniden öğrenme amacıyla çalışmak gerekmektedir.
    Kalıcı belleme şu süreci takip eder:
    Bilgi önce duyular yoluyla elektriksel olarak alınır, çok kısa süreli hafızaya taşınır; burada
    20-40 saniye kadar kalabilir; buradan ayrılan bilgi ya yok olur ya da kısa süreli hafızaya
    taşınır. Elektro kimyasal yapıda bulunan bilgi burada, alınma gücüne göre 20 dakika ile bir
    gün arasında bekler. Buradan ayrılan bilgi ya yok olur ya da uzun süreli hafızaya taşınır.
    İşte bilginin ikinci aşamadan üçüncü aşamaya taşınması, henüz tam haliyle orada iken
    elektrikle uyarılması ve böylece kalıcı hafızaya taşınması için yeterli enerjiye sahip
    olmasıyla mümkündür. Bu işi yapan çözüm yolu tekrarlama yapmaktır. En az maliyetli
    tekrarlama ise şu şekilde yapılmalıdır : Bir saat içinde alınan bilgi tekrar sistemi ;
    1. tekrar: 10 dakika geçtikten sonra 10 dakika süreyle
    2. tekrar: 24 saat geçtikten sonra 5 dakika süreyle
    3. tekrar: 1 hafta geçtikten sonra 3 dakika süreyle
    4. tekrar. 1 ay geçtikten sonra 3 dakika
    5. tekrar: 6 ay geçtikten sonra 3 dakika
    6. tekrar 1 yıl geçtikten sonra 3 dakika
    şeklinde olmalıdır. Böyle bir tekrar sistemi sayesinde bilgi ömür boyunca bizim malımız
    olacaktır.
    3. Beyninizin Sağ ve Sol Lobunu Birlikte Devreye Sokun
    Amerika Birleşik Devletleri California üniversitesinden Prof. Robert Ornstein’in
    araştırmaları insan beyninin sağ ve sol loblarının farklı çalıştıklarını ortaya koymaktadır.
    Sol lob ayrıntı, matematik, soyut gibi alanların merkezi iken sağ lob şekil boyut, renk,
    müzik gibi alanların merkezi olarak çalışmaktadır. Bu bulgudan hareketle İngiliz beyin
    uzmanı Tony Buzan “Mind Mapping” olarak bilinen beyin haritalaması tekniğini geliştirmiş
    ve eğitimin hizmetine sunmuştur. Bu tekniğin temel mantığı, soyut bilgilerle görüntünün bir
    araya getirilmesi ve böylece sağ ve sol beyin loblarının aynı bilgi üzerinde birlikte
    çalışmalarının sağlanmasıdır. Zira Ornstein’in araştırmaları her iki beyin loblarını birlikte
    kullanan kişilerin beyin etkinliklerinin 10-15 kat artabildiğini göstermektedir.
    Oluşturacağınız haritalarda dikkat edeceğiniz kurallar şunlar olacaktır: Çizimin orta
    noktasında temel konuyu oluşturan anahtar kelime yer alacaktır. Her ana bölüm tam
    olarak ilgili bölüme bağlanacaktır. Çizilen her çizginin tam üzerine o alanın taşıdığı bilgi bir
    kelime halinde yazılacaktır. Çizimlerin gözle rahatlıkla görülebilen bir yapıda ve estetik
    olması şarttır. Birinci örnekte bilgiyi sadece sol beyin lobunuzu kullanarak yerleştirmeye
    çalışıyorsunuz. Ama ikinci örnekle bilgiyi aynı zamanda resme de dönüştürdüğünüz için iki
    lobunuz da birlikte kullanılmaktadır. Böylece etkinliğiniz artacaktır.
    a) Önce her iki lobu aynı anda devreye sokacak çalışmalar yapalım. Beyin soyutlukları ne
    kadar somutlukla birlikte düşünebilirse o oranda etkili belleyecektir. Aşağıda verilen
    rakamları görüntü değerleriyle ilişkilendirin.
    Örnek: 11 adet (yan yana iki direk gibi, iki parmak gibi)
    15 kilo, 25 adet, %50, 100 kişi, bir milyon lira, 18 derece, 2 kilometre, 0. 0001 santim
    2 kilo patates, 15 kilo elma, 5 metre kumaş, dört adet tokat, 2 adet çiçek
    b) Aşağıda beyin haritalaması tekniği kullanılarak bir çizim yapılmıştır. Bu çizimi inceleyin.
    Benzer bir çizimi elinizdeki kitabın üç temel bölümünde ayrı ayrı yapın.
    Alınan bilgi: İnsanın ruhsal ve cisimsel olmak üzere iki bedeni vardır. Ruhsal beden kalp,
    nefs, vicdan ve latifelerin birbirine bağlı olduğu bir sistem bütünüdür. Cisimsel beden ise
    temelde baş, gövde ve bacaklar olmak üzere üçe ayrılabilir. Baş kısmında kulaklar, burun,
    gözler ve dudaklar yer alır. Gövde kısmı kalp, ciğerler, mide ve bağırsaklardan oluşur.
    Bacaklar bölgesinde ise diz kapağı, kaval kemiği ve ayak bileği yer alır.
    Örnek 1: klasik sistemle yazının iskeleti: Örnek 2: Beyin haritalaması sistemiyle yazının
    iskeleti:
    İnsanın Bedeni
    a) Ruhsal beden
    aa) nefs ab) vicdan ac) latifeler
    b) cisimsel beden
    ba) baş
    baa) kulaklar bab) burun bac) gözler bad) dudaklar
    bb) gövde
    bba) kalp bbb) ciğerler bbc) mide bbd) bağırsaklar
    bc) bacaklar
    bca) diz kapağı bcb) kaval kemiği bcc) ayak bileği
    4. Anahtar Kelimeler veya Kavramlar Oluşturun
    Ayrıca her iki lobu birlikte kullanabilmemiz için anahtar kelime çalışmalarıyla yeteneğimizi
    geliştireceğiz. Bizde sülfirik asitin formülünü hafızamızda tutmayı sağlayan bir teknik
    kullanılmıştır. H2 SO4 =Hasan iki Sevimli Osman dört) Buna benzer şekilde beyin
    haritalaması anahtar kelime oluşturabilme yeteneği gerektirir. Anahtar kelime bir gurup
    anlam kendisine bağlanan kelimedir. Herhangi bir bilgi kümesini anahtar kelimeye
    bağlayabilirseniz bu anahtar kelimelerle düşünmeyi çok kolay hale getirirsiniz. Örneğin
    size çevre kirliliğinin nedenleri anlatılıyor. Tüm konuları “kirlilik” kelimesiyle ifade
    edebilirsiniz. Ardından kirliliğin nedenleri ikiye ayrılıyor. Fabrikaların yol açtığı kirlilik,
    insanların yol açtığı kirlilik olarak konu açılıyor ve tanımlanıyor. Burada ikinci kelime fabrika
    ve üçüncü kelime de insanlar olarak tespit edilebilir. Önemli olan hangi kelimenin tespit
    edildiği değil, kelimeler tespit edilirken bunlara bağlanan anlamların tam olarak farkında
    olunmasıdır. Buna göre aşağıdaki anahtar kelime ve beyin haritası oluşturma
    alıştırmalarını çözümleyiniz:
    a) Aşağıdaki kelimeler için bir anahtar kelime seçiniz:
    -saat 6. 00’da kalk/kahvaltı yap/işe git/kitabını oku/toplantını yap
    -peynir/zeytin/bal/reçel/çay/tereyağı/ekmek
    -kale/savunma/forvet/savunma/top/takım/orta saha/faul/taç
    b) Aşağıdaki olgu guruplarını birer uygun anahtar kelimeye bağlayınız:
    -İstanbul’a 1994 yılında gittim. Otomobilimi kullandım. Yolda bir kaza oldu. Otobüsle
    traktör çarpıştı. 4 kişi öldü 5 kişi yaralandı. Ölenlerden ikisi çocuktu.
    -Mısırın başkenti Kahire mezarlıklar şehridir. Burada 2 milyon insan evsizdir. Mezarlar eski
    inanışlara göre yer altında ev gibi düzenlenmiştir. Dolaysıyla günümüzde evsiz insanlar bu
    mezarları ev edinmiştir. Mezarlarda kurutulmak üzere asılmış bir çok çamaşır görürsünüz.
    -Washington D. C. ’de sokakta yaşayan insanlar vardır. Bunlar Homeless people-evsiz
    insanlar olarak anılırlar. Amerika’da 2 milyon evsiz insan vardır. Bunların hepsi fakir
    değildir. Bu insanlar geceleri sokağa yataklarını serer ve uyurlar. Bazıları ailelerini terk
    etmişlerdir. Evsizlik orada bir kültür. Birilerine kızan evsiz olmaya karar verebiliyor. Kışın
    belediye onlara yardım yapıyor. Soğukta donmamak için kanalizasyon havalandırmalarının
    üzerinde yatıyorlar. Şehrin en modern sokaklarında kimse bu durumdan rahatsız olmuyor.
    5. Bilgiyi Yerleşik Bilgilere Bağlayın:
    Bilgiyi bellemenin en kolay yolu onu hafızada yerleşik bir başka bilgi ile ilişkilendirmektir.
    Bu yapılırken aradaki bağlantının mantıklı olması şart değildir. Eğer bağlantıyı mantıklı
    kurmuşsanız sol lobunuzu, mantıksız kurmuşsanız sağ lobunuzu kullanmış olursunuz. Bol
    bol bağlama çalışmaları yaparak bu yeteneğinizi geliştirebilirsiniz.
    a) Aşağıdaki kelime guruplarını her satırdaki ilk kelimeye mantıksız bağlayınız
    -kirpi/diken/inek
    -çiçek/yağmur/toprak/karınca
    -kuş/daktilo/kalem/karpuz/kedi/elma/televizyon/bomba
    -cam/çam/mikrofon/radyo/tren/uçak/dağ/göl/bulut
    b) Aşağıdaki kelime guruplarını uygun bulduğunuz kelimeye mantıklı bağlayınız
    -baş/göz/kirpik/burun/dudak/kulak/çene
    -kedi/canlı/varlık/hayvan/van kedisi/tırnak
    -çiçek/hasta/doktor/ilaç/hastahane/kanser/ışın tedavisi/ziyaret
    -padişah/fatih Mehmet/1453/İstanbul/fetih/Bizans/ortodoks/hıristiyan/müslüman
    c) Aşağıdaki bilgileri bildiğiniz bilgilere bağlayınız.
    Örnek: Arkadaşınızın adı Fatih Şenel, İstanbul’u fetheden Fatih ile adaş. Soyadı sinemacı
    Aydan Şenel’in soyadına benziyor. Trabzonspor’un eski kaptanı Şenol’un adı Fatih’in
    soyadına benziyor.
    -Beyinde 1 milyar sinir hücresi var.
    -Dünyada 7 milyar insan yaşıyor.
    -Dünyada saniyede 17 milyon ton su buharlaşır ve bir o kadar her saniye yağmur yağar.
    -Türkiye’de 80 adet il var.
    -Amerikanın 40 adet eyaleti var.
    6. Diğer Belleme Tekniklerini Kullanın
    a) Bilgiyi Abartın
    Abartılan ve normalin dışında bir yapı kazanan bilginin hafızada kalma şansı daha
    yüksektir.
    b) Önemli bilgiyi çalışma başında ve sonunda alın
    Okuma veya çalışma sürecinin hemen başında ve sonunda alınan bilgi orta sıralarda
    alınan bilgiye göre daha kolay ve etkili yerleşir ve hatırlanır.
    c) Bilgiyi farklılaştırın
    Diğer bilgi türlerinden farklı bir yapı taşıyan bilginin hafızaya hatırlanabilecek şekilde
    kaydolma şansı daha yüksektir.
    d) Bilgiye duyularınızı katın
    Bilgiyi görebilir, ona dokunabilir, onu seslendirebilirsiniz. Unutmayın: sese, dokunsallığa,
    kokuya, görüntüye, tada çevrilebilen bilginin hatırlanma ihtimali çok daha yüksektir.
    e) Bilgiye Duygularınızı Katın
    Bilginin oluşturduğu duygusal çağrışım önemlidir. Öğrendiğiniz bilgi sizde ne tür duygular
    oluşturabilir. bu duyguları araştırın ve abartın.
    f) Duyuları filme çevirin.
    Bilgiye duyularınızı kattıktan sonra oluşan görüntüyü filme çevirebilirsiniz. Bir hareketlilik
    oluşturabilirsiniz. hareketli bilgi tak bilginin yüzlerce kopyası demektir. Kopyalar çoğaldıkça
    hatırlanma hızı artar.
    TANIMA ÇERÇEVESİ
    Tanıma çerçevesi okuma sürecinin ikinci aşamasını oluşturmaktadır. Bu aşamada “gözler”
    görevlerini bitirmişler ve bütün iş beynimize kalmıştır.
    Gözlerimizle çeşitli sembollerin, karakterlerin resimlerini çekeriz. Bu resimler elektriğe
    kodlanmış olarak beynimize ulaşır. Beynimiz önce bu sembolleri hafızasından tarar.
    Hafızada var olan sembollerle benzerliğin yakalandığı an tanıma gerçekleşmiş olur.
    Örneğin sembolünün ne anlama geldiğini düşünürken beynimiz =, ¹ , Y, F, E gibi
    sembollere işaret koyacak; ama bunların hiç birinde karar veremeyecektir. Okumanın tam
    bu aşaması tanıma aşamasıdır. Bundan sonra gelen kavrama aşaması ise bulunan
    sembole bağlanan anlamın veya anlamların hafızadan çağrıldığı aşamadır. Yukarıdaki
    karaktere bir anlam bağlamamışsanız onu tanıyabilirsiniz, yani tam olarak ne olduğunu
    bilirsiniz ama onu kavrayamazsınız. Oysa bir Japon bu karakterden hareketle -watashiben-
    imajını kavrayacaktır. Tanıma bölümünde iki temel amacımız vardır. Bir yandan daha
    doğru tanıma diğer yandan da daha hızı tanıma yeteneğimizi arttırmamız gerekiyor.
    1. Daha Doğru Tanıma
    Tanımı:
    Tanıma kusuru veya hatalı tanıma zihin tembelliğinin veya tam yoğunlaşamamanın bir
    sonucudur. Yavaş okumalarda tanıma kusuru tam olarak belirgin değildir. Ama okuma
    hızlandıkça hatalı tanıma kendini belli edecek ve okuma-kavrama süreci bundan olumsuz
    etkilenecektir. Eğer çabucak gördüğünüz bir metni hatalı tanımışsanız beyniniz hatalı
    tanığınız sembollere bağlı anlamları arayacak ve dolaysıyla kavrama da hatalı olacaktır.
    Örneğin “çabucak camları kesti” cümlesinde geçen “cam” ile “çabucak çamları kesti”
    cümlesinde geçen “çam” birbirinden çok farklıdır. “c” ile “ç” doğru ayrımlaştırılmazsa
    tanıma kusuru ve dolaysıyla kavrama kusuru oluşacaktır.
    Nedeni:
    1. Doğru tanıma düzeyinin düşüklüğünün temel nedeni zihin tembelliğidir. Dikkat
    keskinliği, değerlendirmelerde ayrıntıları hesaba katmamızı sağlar. Dikkatsiz bir zihin;
    Yabacı adam geldi-----------yerine----------- yabancı adam geldi.
    Kirpiklerini acımadan yaktı----------- yerine-------- kirpitlerini acımadan yaktı.
    şeklinde okuyabilir. İki kelime arasındaki küçük farkı ayrımlaştıramayabilir.
    2. Doğru tanımayı güçleştiren bir diğer neden de kelimelerin resimleri yoluyla çok sağlıklı
    şekilde zihinde yerleşmemiş olmasıdır. Kelimelerin yazıldıkları fontlara göre oluşturdukları
    belli resimler vardır. Fontlar değiştikçe kelimelerin resimlerinin yapıları değişir ve her fonta
    göre yeniden okunmaları gerekir. Örneğin: istihbarat, istihbarat, istihbarat, istihbarat,
    istihbarat, istihbarat
    Şu halde, kelimelerin resimleri yoluyla zihinlerde iyi yerleşmesi de doğru tanımaya katkıda
    bulunacak olan bir diğer faktördür.
    Çözümü:
    1. Eksiklikleri Ayrımlaştırın
    Aşağıdaki metinde bazı kelimeler eksik yazılmıştır. Aşağıdaki metni okurken eksik
    yazıldığını fark ettiğiniz kelimelerin üzerine Ö işareti koyacaksınız. Okuma bittikten sonra
    çalışmanızı kontrol ederek hatalı kelimelerin ne kadarını bulabildiğinizi tespit edin.
    “Yasama süeci, yasama mecliserinin kendilerine sunulan işlevin gerçekeşmesi yolunda
    işlerin meclislere girişiden başlayarak komisyonardan ve genel kurulardan geçişlerini ve
    nihayet süreçen çıkışlarını içeren bütün aşamarı ve bu aşamalarda işleyşe dahil olan
    bütün birmleri ve işleyiş biçimlerni içerir. Yasma meclislerinin teml görevi kanun yapmak,
    temsilisi oldukarı toplum adına toplumsal mekanizaları toplumun ihtiycı ve talebi
    paraleinde oluşturmak olarak tanımlanablir. Bu çerçevde meclisler bir taraftan dış
    faktölerle diğer taraftan da iç faktörlele iletişim içeriside olacaktır. Dış fakörler kapsamında
    hükümet, devletn diğer kurumlrı, diğer devletler, devlet içindeki sivil toplum örgüleri, basın
    ve bireysel olarak vatandaş düşünüleblir. İletişimin ve demokratik katılım anlayışın gelişimi
    paralelde yasama meclislerile iletişim halinde olan dış birimler hem saysal olarak hem de
    etkilik düzeyi bakımdan gittikçe büyümektdir. ”
    2. Hataları Ayrımlaştırın
    Yukarıdaki çalışmaya paralel olarak aşağıda bu defa bazı kelimeler yanlış yazılmıştır.
    Yanlış yazılmış kelimeleri bulmaya çalışırken süratle okuyun veya seminer sunucunuzun
    verdiği sürede metni bitirmeye çalışın. Ardından tanıma düzeyinizi kontrol edin.
    “Yasama meclesleri islevlerini yerine getirirkan temelde iki tip faktor gurupunun etkişi
    altınta kalırlar. Bunlardan birini yasama usüluyle ilgilidir. Meclis üyelesinin binbirlerine göne
    konunlarının ne olacağı, nasıl bir iliskilenme bicimlerine sahip olacakları, görev bolümü ve
    dagılımını hangi kurullara bağlı olarak gercekleştirecekleri, işleri hanği işlem akışından
    hangi yollarla gecirecekleri, hangi işleri gerçekleştirmekte yükümlü oldukları gibi hususlar
    yasama usulü kavramı çerrevesindedir. Prosedür veya usul hem meclis tarafından hem de
    meclısle ilişkili dış guruplar tarafından kabul görmüş meşruluk aracidırlar. Yazılı veya sözlü
    hükümlenden oluşan usul, çatışma ve karmaşanın engelnenmesini sağlamanın ötesinde
    yasama meclislerinin çıktılarını üretebılmeleri bakınından oluşturulmak zorundıdır. ”
    3. Benzerlikleri Ayrımlaştırın
    Aşağıdaki metinde yan yana yazılmış iki aynı kelime gördüğünüz yere Ö işareti koyunuz.
    Amacımız benzerlikler arasından aynılıkları tanıyabilmek ve böylece doğru tanıma
    keskinliğimizi arttırabilmektir. Çalışma bittikten sonra özellikle aslında aynı olmayıp aynı
    olduklarını zannettiğiniz kelimelere ilişkin tespitlerinizi gözden geçirin.
    “Yasama meclislerinin etkileşimde etkıleşimde bulundukları diğer değir iç faktör gurubu
    gunubu yasama meclislerinin idari örgütüyle ilgilidir ilgilidir. İdari örgüt ilk meclis
    örneklerinde neredeyse tamamen tamamen önemsizken, bir bin başka başka tabirle ilk ikl
    meclis örneklerinde araştırmaların araştırmaların yapılması, yazışmaların takibi takibi gibi
    bigi hemen hemen bütün işler üyelerin üyelerin kendileri tarafından tanafından yapılırken,
    meclislerin gündemlerinin günümüzün modern modern devlet sistemlerinde son zon
    derece derce karmaşık hale hele gelmesi nedeniyle işlerin islerin bir bir çoğu coğu destek
    personeli tarafından tanafından yapılmaya yapılmaya başlanmıştır. ”
    4. Yoğunlaşma Yeteneğinizi arttırın
    Doğru tanıma için yoğunlaşma yeteneğimizi geliştireceğiz. Aşağıda rakam veya harf
    guruplarıyla karşılaşacaksınız. Sizden istenen belirtilen rakam veya harfleri alttaki
    satırlarda doğru olarak görmeniz ve süratle işaretlemenizdir. Hiç bir taramada süreniz 15
    saniyenin üzerine çıkmamalıdır. Sınıfta çalışırken, seminer yönetmeniniz bu süreyi 5
    saniyeye kadar indirebilir.
    a) Sırasıyla 222, 8, 4, 6 rakamlarını tarayın.
    35622215421278220122202205487522203112054822209852 01120425622101120222
    12089703210326022105620222241031202212456222031622 289722298751012521521
    222165497
    b) Sırasıyla 568, 12, 48 rakamlarını tarayın.
    58897568521556852103216585125687985125681452789326
    5858625685856842487987
    54568485612356841231757213156841231297511256823123
    4975865681023156812312568442
    c) Sırasıyla 9760, 138, 97 rakamlarını tarayın.
    97614519760069759760560978997609875976970697096797
    60542690797609803215609760
    12397609760586459760521389760521397605213813129760
    532181097606512379760851
    d) Sırasıyla kara, kira, uy seslerini tarayın.
    kakakarakuruykarakanakatakarakerakerigeiakirauruda
    rakankarakaratadararamekiramakara
    mekkamerakarakuyuyaraarasarakarakkerekerakkirakara
    kurunadarenenemanakarakedekarahgkarasna
    e) Sırasıyla fgph, ş, ö, p seslerini tarayın.
    fghpmhneafghpfgphphfgfghpkargerinfgphnehfgpheilyşa
    mbcsçzfgphmakğgkufgğphlkafgphsbfgph
    zssczvçöjifgtaelfgpzsezfghsatfgphzse. fghpsakfgphsv afghpzfgnpsefghrfghpgfhpgfphfghph
    f) Sırasıyla iv17, 7m, iv ses veya rakamlarını tarayın.
    iev13987ievadrın1iv17myv178ıv17k7491iv71tkevi17iv1
    7kelmyleivon7iv17mil12iv71sbcnhatek1fiiv
    217ieiv1231iv178ıgğü1iv18ivziv18iv1717ivıv17evcaii v17igezlii17vv71vi7m11iv17giv71
    2. Daha Çabuk Tanıma
    Tanımı:
    Tanıma çabukluğu beynimizin hızıyla ilgilidir. Beynimizin aradığı kelimeyi, sembolü
    bulabilme hızı çabukluğu oluşturur. Beyin, sembolleri sinirler yoluyla gözlerden aldıktan
    sonra hafızada mevcut sembolleri taramaya başlar ve bulduğu her sembolle aldığı
    sembolu karşılaştırır. Tam olarak aradığı sembolü bulduğunda tanıma gerçekleşir. İşte
    çabukluğu bu arada geçen süre etkiler. Bazı beyinlerde bu süre daha uzun, bazılarında
    daha kısadır. Bu farklılaşmanın çeşitli nedenleri vardır.
    Nedenleri: Tanıma hızını etkileyen bir dizi neden arasında en yaygın olanları sıralayalım:
    1. Yerleşik Görüntü Zayıflığı: Kelimeleri resim formatında doğru algılamamız ve
    hafızamıza doğru yerleştirmemiz çok önemlidir. “gökdelen” kelimesini hiç zihninizde
    canlandırdınız mı? Şimdi bu kelimenin yukarıdaki formatına tekrar bakın; kelimenin
    uzunluğunu, ilk ve son harfini, “g” harfinin aşağıya, “k, d, l” harflerinin yukarıya uzantısını
    görün. Şimdi gözlerinizi kapatıp bu kelimenin resmini tüm özellikleriyle canlandırın.
    Resmini çok iyi çektiğiniz her kelime sonraki okumalarınızda çok hızlı -neredeyse ışık
    hızında- tanıyabileceğiniz kelimedir. Görüntüsü zayıf yerleşmişse tanınması için beyin
    daha uzun süre tarama yapmak zorunda kalacaktır.
    2. Beyni Hıza Alıştırmama: Beyin hızlı kullanılabilecek halde iken onu hızlı kullanmazsak
    yavaş çalışma alışkanlığını korur. Gevşek yaşayanların beyinleri de gevşek çalışacaktır.
    Dolaysıyla hızlı düşünme, hızlı sonuçlara ulaşma yeteneklerinin ardında, bu tür çalışmaları
    çok yapmak yatar.
    3. Beyin Hızını Kösteklemek: Bir kısım çok kötü davranışlar ve yaşayış biçimleri vardır ki
    ne yaparsak yapalım bunlar beynimizin çalışma hızını ciddi şekilde yavaşlatırlar. Örneğin
    eğer hafif de olsa sürekli stresiniz varsa bu, düşünce akışınızı bloke eder. Bu blokajın
    etkisiyle tüm çabalarınıza rağmen beyniniz yavaş çalışır. Bu bağlamda uykusuzluk, fazla
    yemek(dolu mide) , oksijeni eksik ortamda yaşamak veya diyaframatik soluma
    yapamamak, çok durgun ve hareketsiz yaşamak gibi tutumlar kesin olarak beynimizin
    çalışma hızını köstekler. Bu tür yaşantıları olanların tek çözümü yaşantılarını
    değiştirmektir.
    Çözümü:
    1. Eksik Harfleri Tamamlayarak Okuyun
    a) Aşağıdaki kelimelerin bir kısmının yarısı alttan, bir kısmının yarısı üstten silinmiştir. Bu
    kelimeleri zihninizde yerleşik resimleriyle tamamlayarak okuyacaksınız. Böylece beyniniz
    eksik görüntüleri eksik halleriyle daha çabuk tanımayı öğrenecektir:
    “UYKU: Uyku hayatımızda her şeyin düzene konulduğu, tamir ve tedavi edildiği son
    derece önemli bir süreç olarak yaratılmıştır. Bir kaç hafta uykusuz kalmanın ölüme neden
    olduğu hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle ispat edilmiştir. Daha da ötesi insanın
    yetersiz uykusu ile zihinsel güç kaybı arasında yakın bir ilişki olduğu, uykusuz kalan
    insanların zihinsel çalışmalarının tamamen durduğu ve düşüncelerini hiçbir şeyin üzerinde
    yoğunlaştıramadıkları ispat edilmiştir. 48 saat uykusuz bırakılan yüksek öğrenimli kişiler
    ilkokul çocuklarına öğretilen matematik işlemleri yapamadıkları görülmüştür. (Hürriyet 26.
    5. 1193) A. B. D. ’de 1993 yılında yapılan bir araştırma sadece düzensiz uykunun A. B. D.
    ekonomisine 1993 yılı kurlarıyla verdiği zarar 360 trilyon liradır. (Bozdağ,1996,Yasama
    Sürecinde. . . s. 40)
    Lütfen bu bölümü önemsiz bularak geçmeyiniz. Günde 8 veya 10 saat uyuyor olabilirsiniz.
    Ancak yine de bu uykunuz hiçbir işe yaramıyor olabilir. Çoğumuzun sandığının aksine
    uykusuzluğun hayatımızdaki engelleyiciliği tahmin ettiğimizden de büyüktür. Oysa çoğu
    zaman rahatsızlıklarımızın uykusuzluktan kaynaklandığını bilemeyiz bile.
    b) Size verilen okuma penceresinin kenarını veya herhangi bir düz kenarı kullanarak
    aşağıdaki satırları önce alttan sonra da üstten yarım kapatarak okuyun.
    Uyku beynin dinlenme vakti sanılmamalıdır. Tersine uyku beynin vücudun dinlenme ve
    tamir işiyle meşgul olduğu vakittir. Uykuda beyin değil vücut dinlenmektedir. Beynin
    elektriksel yapısı üzerinde yapılan araştırmalar zihnimizin uyku esnasında en az uyanık
    dönemde olduğu kadar yoğun çalıştığını göstermiştir. Aradaki tek fark gece ve gündüz
    yapılan işlerin farklı olmasıdır.
    İnsanoğlu üzerinde yapılmış bilimsel araştırmalar uyku üzerinde şu tespitlere ulaşmıştır:
    1. İnsan her uyku seansında iki ayrı uyku türünü paylaşımlı olarak ve ihtiyaca göre uyur.
    Uykumuz ya derindir ya da hafif olarak yüzeyde seyreder. Derin uyku NREM olarak
    adlandırılmıştır. Bu dönemde cisimsel beden üzerindeki hücre tamirlerinin
    düzenlenmesiyle ilgilenir. Gün boyunca alkol, sigara, kirli hava gibi etkiler; aşırı yorulma,
    yaralanma, enfeksiyon gibi nedenler hücre ölümlerini arttırır. Ayrıca bedende her gün
    normal olarak 10 milyar hücre ölümü gerçekleşir. Bedeni bir milyon katlı bir gökdelen
    olarak düşünelim. Her an binlerce tuğlası birlikte çürüyüp düşmekte, gökdelenin
    çökmemesi için yerlerine yenilerinin yerleştirilmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir
    çalışmanın sağlıklı gerçekleşmesi sıfır hatalı bir haberleşme ve analiz sistemini gerektirir.
    İşte beynimiz NREM adı verilen derin uyku esnasında vücudun maddi tamirinin
    gerçekleşmesi görevini yüklenir. ”
    c) Yukarıdakine benzer çalışmaları gazete veya kitap metinlerinde sık sık tekrar edin.
    Unutmayın: Eksik konumda okuyabilen, tam konumda daha hızlı okuyabilecektir.
    Beyninize eksik konumla yetinmesini öğretiyorsunuz.
    2. Metinleri Ters Çevirerek Okuyun
    Aşağıdaki metni ters çevirin ve satırların normal akış yönünde (bu defa sağdan sola, ok ile
    gösterilen yönde) okuyun. Ardından metninizi 90 derece çevirin. Satırları bu defa aşağıdan
    yukarıya okuyorsunuz. Unutmayın: Farklı açılardan okuyabilen, kelimeleri farklı
    konumlarda tanıyabilen, sık sık gördüğü konumlarda bir çırpıda tanıyabilir hale
    gelmektedir.
    “ŞEFKAT NEDİR?
    Sevmek bazen uhuvvet(kardeşlik) , bazen aşk, bazen da şefkat kimliğine girer. Sevgi
    çeşitleri arasında en ulvisi şüphesiz şefkattir. Şefkati tanımı itibariyle diğer Sevgi
    çeşitlerinden ayıran temel özellik karşılıksız oluşu ve merhamet boyutunu kuşanmış
    olmasıdır. Şefkat çok yüksek bir duygusal karakter gerektirir. Şefkat hissedişinin zirvesinde
    olan insan da bu hissedişi yüzünden ya dünyanın en mesut insanı olur ya da hayati ve
    yaşamayı kendisine zehir eder. Sevgi merkezli hislerin vücudun bio-kimyasal yapısında
    yaptığı değişiklikleri ortaya çıkarmaya dönük bir yığın araştırma yapılmış; dar anlamda
    beşeri sevginin, güven duygusunu artıran endorfin hormonu salgısını çoğalttığı, yüksek
    heyecan ve sevince yol açan emphetamin salgısını körüklediği gözlenmiştir. Los Angeles
    Psikiyatri Enstitüsünden Mark Gaulstan’a göre, gerçek sevgi endorfin hormonuyla teessüs
    etmekte, hakiki şefkat belirmekte, bu işte özellikle örnek olarak anne-çocuk ilişkilerinin
    şefkat merkezli şekillenmesinde Oxytocin maddesinin geliştirdiği “bağlılık ve sokulma”
    duygusunun büyük rol oynadığı anlaşılmaktadır. (Hürriyet, 9. 2. 1993)
    Mutluluk hissedişlerinin cismani bedende endorfin, emhetamin, Oxytocin gibi maddelerin
    salgılanmasıyla temsil edildikleri gerçek olmakla birlikte bu tür hissedişlerin temelde ruhi
    yönelimlerle yönetildiklerine ancak dışarıdan oluşturulan harici etki(hormon enjeksiyonu
    gibi) yoluyla da gerçekleşebileceği söylenebilir.
    Sevgi temel başlığı altında uhuvvet, aşk, şefkat gibi sevginin farklı boyutlarda
    şekillenmelerinden söz ettik. Boyutu ne olursa olsun, Bediuzzaman’ın da ifade ettiği gibi,
    sevgi kaynağını “kemal, lezzet ve menfaat” unsurlarından birlikte ya da tek tek alır.
    Bu realiteden hareketle örneğin aşk ve şefkati karşılaştırdığımızda aşkın birçok
    sınırlandırıcıyla karşılaştığını görürüz. Karşılık isteyen aşkta “lezzet ve menfaat” unsurları
    devamlılık ve şiddetlenme açısından ön plana çıkarlar. Bu iki unsurun yokluğu ya da
    eksikliği aşkın ölüm fermanını hazırlar. Bu yüzden uzun sürebilen özel sevgilerin temel
    kaynağı aşk değil şefkattir. Çünkü aşık ya muhatabından beklediği “lezzet ve menfaat”
    boyutlu karşılığı görememekte ya da bu karşılık kendi hissedişine en azından denk
    gelememektedir. Oysa şefkat hissedişinde karşılık beklenmemesi bu iki sınırlandırıcıdan
    gelebilecek her türlü engeli aşar. Öte landan şefkatte “merhamet” unsurunun da mevcut
    olması onun sahibini başka hiçbir hissedişin yükseltemeyeceği mutluluk zirvelerine
    tırmandırır. Acaba kendilerini çocuklarına duydukları şefaatte kaybeden annelerin tattıkları
    mutluluk hissedişinden daha yükseklere tırmanabilenler var mıdır? Beşeri ilişkiler
    çerçevesinde yoktur şüphesiz. Ancak insan şefkati sadece anne-çocuk ilişkisiyle
    sınırlayarak hayatı boyunca muhtaç olduğu yüksek huzurdan mahrum olmamalıdır. Çünkü
    80 yaşında ihtiyarlardan 8 günlük bebeklere kadar bütün insanlar şefkat edilmeye
    muhtaçtırlar ve Rablerinin engin şefkati altında karşılıksız korunurlar. . . . . . . ” Alıntı:
    Muhammed Bozdağ
    3. Bilgisayar Programlarını Kullanın
    a) Size verilen bilgisayar programlarından cho1. exe (hızlı görsel gösterim) programını
    çalıştırın ve oku1. txt, oku2. txt, oku3. txt, okueng1. txt, okueng2. txt gibi isimler verilen
    dosyaları, sabit ekrana bakarak sırasıyla 2(00) , 4(00) , 6(00) 8(00) kelime/dakika hızlarda
    okuyun. Yakın benzerlik taşıyan kelimelerin farkını tanımanız bilhassa önemlidir.
    Odaklanın, dikkatle okuyun.
    b) cho2. exe isimli programı çalıştırın. Programda karşınıza çıkan menüden “ibareleri
    tanıma” bölümünü çalıştırın. 1-2-3-4-5 kelimeden oluşan ibareler üzerinde sırasıyla
    çalışmalarınızı sürdürün.
    4. Plaka Okuması Yapın
    Bir süre plaka okuması yapacaksınız. Dolmuş veya otobüste yolcu iken geçmekte olan
    veya duran araçlara bakarak plakalarını süratle okuyabilirsiniz. Önemli nokta şudur:
    Plakaları görür görmez gözlerinizi çevirmeli ve görüntüyü zihninizde canlandırmalısınız. Ne
    okuduğunuzu plakalara bakarak değil, zihninizde kalan görüntüye bakarak bulmalısınız.
    5. Metinlerde Kelime Arayın
    a) Aşağıdaki paragrafta “eşya” kelimesini arayın:
    “ÇATIRDAYAN NEDENSELLİK: Eşyanın hakikatini inceleyen en temel bilim fizik eşya
    olmuştur. Fizik biliminin bulgularındaki değişim eşyanın açıklanmasına dönük felsefeleri de
    otomatik olarak değiştireşşaymiştir. Newton’un 1600 lerde ortaya koyduğu nedensellik
    anlayışının en önemli destekçisi olan “tabiat-atom modeli” eşya genel kabul görmüş ve üç
    asır boyeşşayunca tabiatın katı, kütlesel, kesif, yer değiştirebilireşya karakterde temel
    inşaat bloklarının varlığına inanılmıştıeşşay. Ancakeşya kuantum fiziğinin derinliklerdeki
    incelemelerinde atom altı parçacıkların gözden kayboluşu belgelendi. eşya Bu yolda ilk
    adım Werner Heisenberg tarafından atıldı. “Kesinsizlik-uncertainity” prensibiyle tanımladığı
    teorisinde bir parçacık yakalanmaya çalışıldığında pozisyonu belirleniyor sonra
    kaybediliyor, bir an momentumu ölçülebiliyor sonra belirsizleşiyordu. Kuaneşşaytum
    mekaniği seşyaonunda bu partiküllerin gerçek fizik vücutlarının olmadığını gördü.
    Newton’un bulgularının eşya tam aksine eşyanın boş eşya uzayda hareket eden katıeşya
    parçacıklardan oluşeşyamadığı anlaşıldı. Tespitler araştıreşyamacıları sonunda uzayın
    tamamen nabız gibi atan eşya alanlardan oluştuğu fikrine eşya götürdü. Şimdi kuantum
    mekaniği parçacıklarıeşşay dalgalar veya ihtizazeşşay paketleri şeklinde alt
    alanlardaneşşay yukarıya sıçramalar eşya olarak tanımlamaktadır eşya ki bu durum
    Neweşşayton’un “katı madde” tanımeşşaylamasını yok etmiştireşşay.
    b) Aşağıdaki paragrafta “fizik” kelimesini arayın:
    Elimizfizikdeki kitabınfisik yüzey seviyesinde katı madfisikdenin gerçekfizik bir fizikeşya
    vücudufizik vardır; katı ve kesin olarak maddi varlığı sürer. Ancak fizikmaddenin iç-alt
    seviyesinde fizikçiler maddi gerçekliği bulamamakta, bunun yerine içerde sadece alanlar
    ve dalgalar tespit edilmekte, yani “fizikhiçbir şey” bulunmaktaydı. Madde, özünde hiçbir
    şey ise maddefizik yok muydufisik, biz hayal mi görüyorduk? Gerçekte “yokluk” yoktu yani
    fizik dışı da olsa vücut vardı; sadece görmekfisik için hangifisik seviyede baktığımız, tabiatı
    hangi seviyede ve fisikboyutta incelediğimizfizik önemliydi. Çünküfisik bir boyuttafizik
    varlığı olmayanfizik bir vücutfisik diğer bir boyutta beliriyordu.
    c) Aşağıdaki paragrafta “ve” kelimesini arayın:
    Heisenveberg’in keşifveleriyle birlikte madevde içine doğru seyahatevler devam etti.
    İçerevde değişikve alavenlar keşfedilip tanımlanıncave alanların kendileverinin bir tabanı,
    en vetemel yönü, en az hareketlilikev (excitation) seviyesi, ihtizaz alanı veya boşluk
    durumuve ortaya çıkıyordu. Buveradan alanların ana özünün görülmez, geçişken
    (transitional) temeli, esası anlaşılmaevya başlanvemıştı. ve Bu elektromanveyetik “en az
    hareketlilik durumlu alan”, atoevm altı parçacıkların yani maddi vücudun bittiği yerde
    başlıyordu. Bir başka tabirle varlığın vücudu hareketlilik-tahrik(excitation) ile
    açıkvelanıyordu. Bir elektron titreşimler, dalgalanmalar veya alttaki alanevların
    harekveetliliği şeklinde var olabiliyordu. Araştırevmalar gösterdi ki elektronun varlığı
    değişik hareket seviye ve(ya) durumunda bulunabiliyorev; veçok aktif veya sakin
    olabiveliyordu. Elektronun yaşayabileceği- vücut alemde bulunabileceği değişik hareketlilik
    durumlarına kesin bir vealt limit-sınır yoktu. veElektron belli bir noktanın altında iyice
    sakinleşevvetiğinde vveücudunu tamaevmen kayvebediveriyor, yani
    elektrovemanyetik/enerji alandan da sveıyrılıp yok oluyordu. Hareketin sıfır olduğu
    noktaveda vveücut sıfır oluyordu. En az hareveketlilik durumu, elektveronun bir parçacıkve
    etkisi oluşturabilmesiev için yetersiz bir dalgalanevmadan ibaretti. Temel Metin, Alıntı:
    Mutelak Gerçeklik Yolunda Bilim ve Din, Köprü Dergisi, Bahar 1996, Yazan Muhammed
    Bozdağ
    8. Tanıma hızını arttırmaya destek olan bir diğer çalışma kelimelerin resimlerinin zihne
    yerleştirilmesi için yapılacak genel sözlük okumalarıdır. Türkçe kelimelerin toplu olarak yer
    aldığı bir sözlükteki kelimelere tek tek bakarak kelimeleri resimleri yoluyla zihninize
    yerleştirme çalışması yapınız. Kelimelere bakarken nasıl bir şekil taşıdıklarına özellikle
    dikkat edeceksiniz. Bu çalışmayı, sizi duraklattığını düşündüğünüz kelimeler üzerinde de
    yapabilirsiniz. Okuduğunuz metinde bu tür kelimelerle karşılaştığınızda onları çabucak
    işaretleyin. Daha sonra boş zamanlarınızda bu kelimelerin resimlerine 10 saniyelik zaman
    ayırarak onları gözlemleyebilirsiniz. Bu çalışmayı sürdürürseniz resimleri hafızanıza
    yerleştirmek için gerekli süreniz bir süre sonra 1-2 saniyeye kadar inecektir.
    KAVRAMA ÇERCEVESİ
    Okuma sürecinin tanıma aşamasını kavrama takip eder. Kavrama aşamasında beyin
    sembollere bağlanan anlamları, imajları tarar ve bulur. Aşağıda bu süreç gösterilmiştir:
    görülen kelime
    Görülen=hafızadaki, kelime
    hafızadaki, kelime=imaj
    Ayı
    Ayı
    Resim
    Görme Çerçevesi
    Tanıma Çerçevesi
    Kavrama Çerçevesi
    Görüldüğü gibi sembollere bağladığımız anlamı veya anlamları taşıyan imajları
    yakaladığımız anda kavrıyoruz. Eğer sembollerin taşıdığı görüntüleri çağıramazsak
    kavrama gerçekleşemez. Kavrama en basit düzeyde bir resim, ileri düzeyde ise filmdir.
    Resimleri filme dönüştüremediğimizde tam kavrama gerçekleşemez. Örneğin “Ben+
    okula+ gidiyorum. ” cümlesinde “okul”, “ben” ve “gitmek eylemi” ayrı birer resimdirler.
    Bunları filme dönüştürebildiğimiz an, “okula gitmekte olan ben’in” yaptığı işin film halinde
    zihnimizde canlandığı andır. Kavrama yeteneğinin gelişiminde iki boyutu dikkate alacağız:
    Daha doğru kavrama, daha hızlı kavrama. Bu bölümde yapacağımız çalışmaları aşağıda
    özetleyelim:
    Daha Doğru Kavrayabilmek İçin:
    Okumadan önce inceleme yapacağız
    Okumadan önce sorgulama yapacağız
    Karışık kelimelerden anlam çıkartacağız
    İsim-tarih-rakam-yer bilgilerine özel dikkat göstereceğiz
    Farklı yazı formatlarına özel dikkat göstereceğiz
    Eleştirerek, mantık bozukluklarını arayarak okuyacağız
    Yakalayamadığımız anlamları tahmin edeceğiz
    Metinde yer alan yön kelimelerine özel dikkat göstereceğiz
    Okumadan önce okuma amacımızı belirleyeceğiz
    Zihnimizi yazıların fikir planları- yazı iskeleti konusunda eğiteceğiz
    Grafiklere-tablolara özel dikkat göstereceğiz
    Daha Hızlı Kavrayabilmek İçin:
    Kelime dağarcığımızı geliştireceğiz
    İmaj çağırabilme yeteneğimizi geliştireceğiz
    Çok okuyacağız
    Beynimizi hızlandıran süper sağlık kurallarına uyacağız
    A. Daha Doğru Kavrama
    Tanımı: Daha doğru kavrama verilen mesajda geçen doğru resmin veya filmin aslına daha
    yakın olarak zihinde canlandırılmasıdır. Aldığımız tüm mesajları her zaman yüzde yüz
    doğru kavramamız yani verilen mesajı aynen algılamamız kesinlikle mümkün değildir. Her
    zaman verilen mesajla bizim algılamalarımız arasında bazı farklılıklar oluşmaktadır. Bizim
    yapmamız gereken bu farklılaşmaları, sapmaları asgariye indirmektir. Kavrama yanılgısı
    özellikle mecazların kullanıldığı anlatımlarda oluşur. Olayı tam ve somut ifadelerle anlatan
    metinlerde kavrama hatası asgariye iner. Aşağıdaki örneklerde verilen mesajlarla,
    gerçekleşen kavramaları karşılaştıralım. Bu örnekler doğru kavramanın anlamını daha iyi
    açacaktır:
    Söz: “Şimdi o tilkiyi hatırlıyorum. ”
    Kavranan: O hayvanat bahçesindeki tilkiyi hatırlıyor. Ormanda giderken bir tilki görmüştü;
    o tilkiyi hatırlıyor. Ben kitap okurken bir tilki resmi görmüştüm, tıpkı onun gibi bir hayvanı
    hatırlıyor. Tilki gibi kurnaz bir adam vardı; galiba öyle bir adamı kast ediyor.
    Söz: “Uçarak buraya gelin” dedi.
    Kavranan: Bizim kuş gibi uçmamızı istedi. Bizim uçağa binip uçakla gitmemizi istedi.
    Bizim koşa koşa gitmemizi istedi. Galiba orada acil bir durum var hemen oraya gitmemiz
    gerekiyor.
    Hatalı Kavramanın Nedeni: Yukarıda görüldüğü gibi kavrama biçimleri kişilerin zihinlerinde
    oluşan çağrışımlara göre çok fazla farklılaşabiliyor. Önemli olan, kişilerin kullandıkları
    kelimelerin anlam çerçevelerinin doğru bilinmesi ve bu çerçevelerin kaçırılmadan sağlıklı
    şekilde birleştirilmesidir. Kavrama bu yönüyle bir resim bulmacanın parçalarını
    birleştirmeye benzemektedir. Kavrama doğruluğunun bozulmasının nedeni bazı mesajların
    kaçırılması veya alınan mesajların zihin tarafından doğru yerlerine yerleştirilememesidir.
    Bu yönüyle hatalı kavramanın bir çok nedeni vardır. Dikkat kopması, çağrışımın getirdiği
    bazı kelimelerin kattığı renkler, bakış açısı, neyin arandığı, neyin kişinin değer yargıları
    arasında önemli veya önemsiz olduğu gibi bir çok faktör vardır. Bunlar devreye girerler ve
    orijinal mesajın kimliğini değişik renklere boyarlar. Okuma sırasında pek çok bilgi
    gözümüzden kaçar. Bir ayrıntıyı kaçırdığımızda o ayrıntıyla ilişkili bir başka bilgiyi eksik
    kavramış oluruz. dolaysıyla aldığımız bilgi düzeyini en yüksek düzeye çıkarmak
    zorundayız. Dikkat: Ne kadar yavaş ve ayrıntılı okursanız okuyun dikkatinizi aralıksız
    olarak koruyamadığınızdan bilginin önemli bir kısmını kaçırmaya mahkumsunuz. Okuma
    hızının artması kavrama doğruluğunu olumlu etkiler. Bununla birlikte okuma sırasında
    daha fazla ayrıntıyı yakalayabilmek için bazı egzersizleri yapmak zorundayız. Ayrıca
    okuma esnasında bazı tutum ve düşünme biçimlerini alışkanlık haline getirmemiz gerekir.
    Aşağıda verilen bir dizi çalışma kavrama doğruluğunu azami düzeye çıkartmakta bize
    yardımcı olmayı amaçlamıştır. Yapacağımız çalışmalar şunlardır:
    Çözümü:
    1. Okumadan Önce İnceleme Çalışması Yapın
    Etkili okuma 5 aşamadan oluşur. Bunların ikisi etkin kavrama için okuma öncesi ve ikisi de
    etkin belleme için okuma sonrasıdır. Bu kural bir bütün olarak söyle ifade edilir: İngilizce
    kelimeleriyle; Survey, Question, Read, Remember, Repeat; Türkçe kelimeleriyle; İncele,
    Sorgula, Oku, Hatırla, Tekrarla. . .
    İnceleme aşaması soru sorabilmeye temel olabilecek tespitlere ulaşmamızı sağlar. Kitap
    okuyacaksınız: yazarını, kitabın adını, yayınevini, yayın yılını inceliyorsunuz. Ardından
    içindekiler, önsöz, son söz bölümlerini okuyorsunuz. Bu arada varsa kitabın her
    bölümünün sonundaki özetleri okuyorsunuz; tüm sayfaları çevirerek her bölümde
    yazılanların genel görünümünü inceliyorsunuz. 300 sayfalık normal ebatlarda bir kitap için
    gerekli asgari inceleme süresi 30 dakika olabilmelidir. Hatta İngiliz yazar Rowntree bu
    konuda daha da ileri giderek bir saatte okunacak kitabın 30 dakika incelenmesi gerektiğini
    ileri sürmektedir. Aşağıdaki çalışmaları yapalım:
    a) Şu anda elinizde olan kitabı inceleyin: Kitabın adını, yayıncısını, konusunu, bölümlerini,
    bölüm alt başlıklarını, bölüm özetlerini, sayfalarda koyu yazılıp dikkatinizi çekmeye çalışan
    cümleleri okuyun. Kitabın her bölümünü ayrı ayrı zihninizde canlandırın. Hangi bölüm kaç
    sayfa? Kitap bir bütün olarak içindekiler bölümü açısından zihninizde nasıl görünüyor?
    Kitabı bir bütün olarak zihninizde görünceye kadar bu çalışmayı yapın.
    b) İnceleme çalışmasını seminerde size verilen test metinlerini okumadan önce bu
    metinler üzerinde uygulayın. Metnin başlığını okuyun. Varsa alt başlıklarını, koyu yazılmış
    kelime veya cümleleri okuyun. Yazı kaç sahife, paragraflar nasıl ayrılmış? Yazının
    içindekileri henüz tam olarak anlamasanız da yazının genel bir görünümü zihninizde oluştu
    mu?
    c) Benzer çalışmaları kendi kitaplarınızda, gazete okumalarınızda okuyun. Unutmayın, her
    zaman önce başlıklar, vurgulanan cümleler, varsa özetler okunmalı ve yazının tamamı
    görülmelidir. Seminer sunucunuz getireceğiniz kitaplarda bu çalışmayı yaparken size
    yardımcı olacaktır.
    2. Okumadan Önce Sorgulama Çalışması Yapın
    İncelerken edineceğiniz bilgilere dayalı olarak devamlı sorular soracaksınız. Şurası
    kesindir; cevap bulmamızı garanti eden sır soru sormuş olmamızdır. Okumadan önce ne
    kadar çok soru sorabilirseniz, okuduktan sonra o kadar çok cevap alırsınız. Sorularınız ne
    kadar anlamlı, önemli ve derinse, cevaplar da o kadar anlamlı, önemli ve derin olacaktır.
    Sürekli sormak suretiyle sorabilme yeteneğimizi geliştirebiliriz.
    Herhangi bir kitap okuyacaksınız: Yazarını tanıyor musunuz? Yazar, konusu hakkında ne
    kadar güvenilir olabilir? Yayınevi ne tür eserler yayınlıyor, ciddiyet derecesi nedir? Yayın
    tarihine göre bilgiler ne derece taze olabilir?
    Kitabın konusu nedir? Olay hangi açıdan sınırlandırılmaktadır ve anlatılmaktadır? Anlatılan
    konuda neler biliyorsunuz? Bildiklerinizi ne zaman nasıl öğrendiniz? Bildiklerinizle kitabın
    konusu arasında nasıl ilişki kurabilirsiniz? Kitabın bölümleri arasındaki bağ ne derece
    mantıklı ve bu bağlar ne derece kitabın adına bağlanabiliyor? Kitabın hangi bölümü ne
    işinize yarayacak? Hangi bölümde muhtemelen ne anlatılmaktadır?
    Bunlara benzer yüzlerce soru sorabilmelisiniz. Bu aşamanın en önemli yanı sistemli
    çalışmanın kapısını açmasıdır. Unutmayalım: Dimmet, “Sistemli düşünmeyi alışanlık
    haline getirmedikçe tahsilin hiç bir kıymeti yoktur” der. Sistemli düşünmek sistemli
    çalışmakla mümkündür. Bu çerçevede birinci bölümde vurgulanan çalışmaları yeniden
    yapın.
    Bu defa incelerken öğrendiklerinizi soruya dönüştürün. Örneğin kitabın adı: Hızlı ve Etkin
    Okuma. İncelerken bunu gördünüz. Şimdi soruyorsunuz: “Hızlı okuma nedir? Nasıl hızlı
    okunur? Ne kadar hızlı okuyabiliriz? Hepimiz hızlı okuyabilir miyiz? Hızlı okursak bu,
    derslerimizi nasıl etkiler? Hızlı okumanın zekaya etkisi var mıdır? Zeka düzeyi okuma
    hızını etkiler mi? Hızlı okuma gözlerle mi yapılır? Hızlı okuyabilmek için beynimizi
    eğitmemiz gerekecek mi? Bu nasıl olacak? Etkin okuma nedir? Hızlı okumadan farkı
    nedir? Etkin okursak daha iyi kavrayabilir miyiz? Bu kitapta anlatılanlara güvenebilir miyiz?
    Hızlı okuma ve etkin okuma bir arada olabilir mi? Kitabın hangi bölümleri hızlı okumayı,
    hangi bölümleri etkin okumayı anlatıyor? Bu iki bölüm ayrı ayrı mı, yoksa bir bütün
    içerisinde mi anlatılıyor?” Gördüğünüz gibi “hızlı, etkin” kelimelerinden yola çıkarak bir çok
    soru sorduk. Bu soruları katlayabilirsiniz. Eğer bu soruları sorarak okuyorsanız kavrama
    düzeyiniz inanılmaz şekilde artar. Çünkü tam okurken beyniniz bu sorulara otomatik olarak
    cevap aramaktadır. Cevabı bulduğunda ise hemen beyninizde bir ışık çakmaktadır.
    Okuyarak daha çok öğrenebilmenin en kestirme yolu, diğer tüm teknikler bir yana burada
    verdiğimiz incemele sorgulama çalışmalarının okumadan önce mutlaka yapılmasıdır.
    3. Karışık Kelimelerden Anlam Çıkarın
    Beynimiz anlamlara ulaşmak için kelimeleri belli bir sıraya koymak zorundadır. Bu
    sıralama işleminde tecrübesiz olan bir beyin kavramak için daha fazla süreye ihtiyaç
    duyacak ve muhtemelen sıralamayı eksik yapacaktır. Karışık sırada aldığımız kelimeleri
    kullanarak beynimizi bu konuda eğitebiliriz. Karışık sırada alınan kelimelere anlam
    verebilen ve doğruya yakın anlam çıkarabilen bir beyin, kelimeleri düzgün sırada aldığında
    anlamı çok daha doğru çıkaracak ve kavrama hızlanmış olacaktır. Bu çerçevede aşağıdaki
    alıştırmaları yapalım. Her bir örneği çabucak tamamlamaya çalışın.
    a) Dörtten az kelime kullanalım:
    a) işledi, kızartıcı, yüz, suç
    b) odur, ne, insan, düşünüyorsa
    c) arttırır, durmak, hikmeti, aç
    d) kalkanların, dünya, erken, malıdır
    e) kalbi, güler, neşelendirir, yüz
    f) kalbi, güler, neşelendirir, yüz
    g) sahibini, öfke, çökertir, önce
    h) biz de, döner, döneriz, dünya
    ı) ilim, biriktirmektir, öğrenmek, ışık
    i) kalbe,kalpten, konuşur, sevgi
    b) Dörtten fazla kelime kullanalım:
    a) insanı, değil, yokluğudur, çokluğu, yılların, ihtiyarlatan, ideal
    b) öldürür, yıllar, buruşturur, ruhu, fakat, cildi, idealsizlik
    c) çalışırlar, ve, başarılı, içinde, insanlar, bulundukları, o, yaşar, zamanı, zamanda
    d) olamaz, insan, bir, önceden, hiç, planlamasını, bir, zaman, yapmayan, önde
    e) inanmışlardır, tüm, tarihteki, yaptıklarına, adamlar, büyük
    f) için, demektir, varsa, besleniyor, gelecek, hedefimiz, planlarımız
    g) kendi, durduğu, insanın, düşünceleridir, üreten, davranışlarını, zihninde, taşıyıp
    h) durur, stres, akışımızı, bloke,düşünce, eder, zihnimiz
    ı) çekinir,ve, aşırı, başından, insan, olan, aklı, yemek, uyumaktan
    i) her, yardımcı, hastalıklar, gelişimine, zaman, olurlar, ruhumuzun
    c) Kelime alternatifleri arasından seçim yapalım:
    a) Okuma. . . . . . . . . . . bir göz. . . . . . . . . . . beyin . . . . . . . .
    1. hem de 2. etkinliği 3. etkinliğidir 4. aşinalığı 5. hem
    b) . . . . . . . . . . insan . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . insandır.
    1. küçük 2. hedefsiz 3. başarılı 4. hedefi 5. belirli
    c) . . . . . . . . . . bir dahi . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . çalışın.
    1. biz de 2. siz de 3. ne var ki 4. yeter ki 5. olabilirsiniz
    d) İnsanlar . . . . . . . . . . şeyde çok . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . sıhhat
    ve . . . . . . . . . . . . . . . .
    1. bir 2. aldanıyorlar 3. iki 4. bu 5. bunlar 6. boş vakittir 7. yararlı vakittir
    e) Nereye . . . . . . . . . bilen . . . . . . . . . yol vermek . . . . . . dünya . . . . . . . . çekilir.
    1. bir yana 2. önüne 3. için 4. yoluyla 5. kişiye 6. kişiliği 7. gideceğini 8. geleceğini
    f) Allah’ın . . . . eserlerine . . . . . . . . . , yeryüzünü . . . . . . . . . . , . . . . . . . . . . . . . sonra
    diriltiyor.
    1. gazap 2. şaşınız ki 3. bakınız ki 4. nasıl 5. rahmet 6. yeşerdikten 7. öldükten
    g) İnsan . . . . . . . . . . kalacaktır. Sermayesi çok . . . . . Öyleyse onu . . . . . kullanmalıdır.
    Yoksa . . . . heba . . . . . . .
    1. ahırette 2. bu dünyada 3. çok uzun 4. çok az 5. boldur 6. sınırlıdır 7. rasgele 8. dikkatli
    9. malları 10. ömrü 11. olur 12. çürür
    h) . . . . . . . . . . insanlar . . . . . . büyük görürler. Burunları bir karış . . . . . yaşarlar. . .
    onları . . . .
    1. bütün 2. bazı 3. diğerlerini 4. kendilerini 5. yerde 6. havada 7. bu durum 8. küçültür
    ı) Hızlı . . . . . yeteneğine . . . . insan, hayatını . . . . yaşar, . . . . meşguliyetlerle
    zamanını . . . . etmez.
    1. karamsar 2. heba 3. önemli 4. gereksiz 5. bomboş 6. dolu7. okuma 8. yürüme9. sahip
    olan
    i) Çalışmayı . . haline . . insanlar ne . . insanlardır. Oysa . . . insanlar kendilerine . . .
    ediyorlar.
    1. alışkanlık 2. disiplin 3. oluşturan 4. getiren 5. gülünç 6. çalışkan 7. tembel 8. büyük 9.
    yazık
    d) Aşağıdaki metinde kelimelerin yerleri karıştırılmıştır. Normal hızınızda okuyun ve
    normal hızınızda kavramaya çalışın:
    “çoğu Erdoğan Özdemir aştı sonunda sıkıntıları dünyevi. çocuğu Güzel bir, hayatı tertemiz
    aile ve mutlu bir vardı. önüne Dünyevi açılmıştı refah. olarak öğretim başlamak Bir
    üniversitede görevlisi çalışmaya üzereydi. iki aylık gittiği üzere Askerliğini yapmak Burdur’a
    beri alamamıştım süreden kendisinden bir haber. askerliğini tezkere Sonunda kısa dönem
    bitirerek aldı. Ailesine sevincini dünya kavuşmanın tattığı o tezkeresinin günde hayatının
    bilemezdi kendisine verileceğini. Hangimiz günümüzde en sevinçli ebedi saadet
    mekanlarına başlayacağını yolculuğumuzun bilebiliriz?” M. Bozdağ
    Okuma bitti,şimdi geriye dönmeden şu sorulara cevap verin: Yazıda adı geçen kimdi?
    Dünyevi sıkıntıları devam ediyor mu? Üniversitede çalışmaya başladı mı? Bu üniversitenin
    adı belli mi? Burdur’a niye gitti? Askerliğini uzun dönem mi yaptı? Ailesine kavuştu mu?
    Yaşıyor mu?
    e) Aşağıdaki metinde kelimelerin yerleri tersine çevrilmiştir. Zihninizden onları
    normal konumlarına taşıyın ve anlayın:
    “yolcudur bir İnsan. sefer-i imtihandır uzun bir geçer sırattan haşirden berzahtan kabirden,
    dünyadan, rahm-ı maderden, alem-i ervahtan, Yolculuk ise. ” etmelidir telakki asker
    muvazzaf gidecek bir çabuk dünyadan kendisini İnsan. götürebildi bir şey dünyaya ait kim
    insanlardan veren dünyaya kalbini bütün uğrunda etmek. Elde
    kuranlardanım hayalini refahın dünyevi ve ailenin bir mutlu zenginliğin Ben de,. gelmez acı
    ona ayrılması bizden Onun. doluyuz hüznüyle ayrılığın bir boğulduğumuz hasretiyle biz
    Ama. çırpınıyordu altında ayaklarımın hayallerim fani bütün çırpındığım uğrunda bendim
    ve ölen duyduğumda Haberini.
    dostları en candan Onun. müydünüz düşünmüş hiç bir sonu için böyle Siz onun?
    düşündünüz mü için Kendiniz? düşünmemiştim Ben. ahiret değeriyle ve bütün dünya
    değersizliğiyle bütün İşte yüzünde bakmayan aleme ebedi.
    Okuma bitti. Şimdi şu sorulara cevap verelim: Yolcu olan kimdir? Yolculuk nerelerden
    geçer? Dünyadan bir şey götüren kimdi? yazar sevinçli mi? Yazar böyle ölmeyi dünündü
    mü? Dünya değerli mi? İmtihan yeri neresi?
    4. İsim-Tarih-Yer-Rakam Odaklı Okuyun
    Tüm metinlerin en önemli noktaları “kim, nerede, ne zaman, ne kadar” sorularının
    cevaplarıdır. Bu soruların cevaplarını vermeyen bilginin neredeyse hiç bir değeri yoktur,
    eksik ve dolaysıyla yanlış bilgidir. En etkin kavrama bu soruları maksimum düzeyde
    cevaplandıran kavramadır. Esasen metindeki diğer ayrıntıların çoğu ve zaman harcayarak
    okuduğunuz pek çok cümle derhal unutulup gidecektir. Şu iki cümleye bakın: “Maliye
    Bakanı vergilerin artacağını söyledi” “Maliye Bakanı Abdüllatif Şener 1. 1. 1996 tarihinden
    itibaren Tekel ürünlerinden alınan bütün vergilerin %1 artacağını söyledi”. Yukarıdaki
    metinde kavrama yoğunluğu açısından odaklandığınız kelimeler, hafızanızda kalacak olan
    bilginin yapısını da belirleyecektir. Eğer ikinci cümlede, olayın 1996 yılbaşından itibaren
    gerçekleşeceği kavranmamışsa, sözün bir asır önce gerçekleşebilmesi muhtemel hale
    gelir. Eğer %1 rakamı kavranmamışsa, birileri veya siz bu rakamın % 50 olabileceğini
    düşünebilirsiniz. Vergi artışının Tekel ürünlerine mahsus olduğu kavranmamışsa, tüm
    ürünler bu kapsama dahil edilebilir. Görüldüğü üzere boş bırakılan kısımların
    tamamlanması için binlerce anlam alternatifleri oluşturulabilmektedir ki bu durumda
    aslında kavranan bilginin hiç bir kıymeti kalmamaktadır. Bu nedenle metinlerde bilhassa
    isim, tarih, rakam ve olay yeri bilgilerine özellikle dikkat etmeli ve bu yolla kavrama
    doğruluğu düzeyimizi arttırmalıyız.
    a) Aşağıdaki metinde dikkat edilecek bilgiler gösterilmiştir. Bu çerçevede okuyunuz:
    Yıl 1986, bir kış mevsiminde arkadaşım Yaşar Okuyan ve İbrahim Avşar ile birlikte
    Kastamonu’ya doğru yola çıktık. Ilgaz dağlarına doğru yaklaştığımızda kışın şiddetli
    soğuğunda bembeyaz kesilmiş tepelerde beyaz çarşaflara bürünmüş dev çam ağaçlarıyla
    karşılaştık. Söğütlü Köyü yakınlarından geçerken bir trafik kazasına rast geldik. Saat
    yanılmıyorsam 22. 00 civarıydı. Akşamın karanlığında olanlar yeterince net olarak
    seçilemiyordu. Görebildiğim kadarıyla bir taksi yokuş aşağı giderken kamyonun arkasına
    çarpmış ve altına girmişti. Taksiden feryatlar yükseliyordu. İki kişinin taksinin arka
    kapılarını açıp çıkmaya çalıştığını gördüm. Taksinin ön tarafı kamyonun altında iyice
    ezilmişti. Bu olay bana bizdeki trafik kazalarının yoğunluğunu hatırlattı. Her gün Türkiye’nin
    yollarında ortalama 15 kişi ölüyor. Bir bu kadar da yaralanıyor. Bu dehşetli bir vahşet.
    Uzatmayalım elimizden gelen yardımı yaptık. Şükür ki bu sefer ölen yoktu. Sadece
    yaralananlar vardı. Taksideki adı Salih gedik olan şoför ile yanında oturan eşi Nermin
    Gedik kırılan camların yüzlerini parçalaması nedeniyle yaralanmışlardı.
    Sorular: Olayın konusu nedir? Olay hangi yıl gerçekleşti? Nerede gerçekleşti? Hangi
    mevsimdi? Ölen var mıydı? Hangi köyün yakınlarında? Ölümler nerede oluyor? Kaç kişi
    hangi zaman periyodunda ölüyor? Kaç kişi yaralandı? Adları nedir? Kaç kişi yolculuğa
    çıkmıştı? Adları belli mi? Hangi araçlar çarpıştı?
    b) Normal okumalarınızda isim, tarih, olay yeri ve rakam bilgilerinin altını çiziniz. Bir süre
    devam edeceğiniz bu çalışma bu tür bilgilere özel önem vermenizi alt şuurunuza
    öğretecektir. Aşağıdaki metinde isim, tarih, rakam, olay yeri bilgilerinin altını çiziniz:
    “HAKKI DEDE
    ANKARA (Zaman) - Milli Eğitim Bakanlığı, 'Bilgisayar Deneme Okullarının
    Yaygınlaştırılması Projesi' ile 'Uzaktan ve Bilgisayar Ortamlı Eğitim Projesi 'adı altında 2
    ayrı proje başlattı. 2 milyar 475 milyon 688 bin dolara mal olacak birinci projenin 240
    milyon 128 bin dolarını Türk Hükümeti karşılarken 2 milyar 235 milyon 560 bin doları dış
    kaynaklı kredi olarak temin edilecek.
    Bilgisayar Ortamlı Eğitim Projesi ise 4 milyar 247 milyon 687 bin doları Türk Hükümeti
    katkısı, 2 milyar 738 milyon 680 bin doları dış kaynaklı kredi olmak üzere 6 milyar 986
    milyon 376 bin dolara mal olacak. İki proje toplam 8 milyar 681 milyon 936 bin dolara mal
    olacak. Projelerle yakından ilgilenen yerli ve yabancı şirketler hazırladıkları teklif paketlerini
    hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilgili birimlerine sunmaya başladılar. Kullanılacak dış
    kaynaklı krediler dolayısıyla uluslararası ihalelere açık olacak projelerle Microsoft, Apple,
    Intel gibi dünya çapındaki bilgisayar devlerinin de ilgilendiği ileri sürülüyor. Söz konusu
    projeler ile okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında bilgisayarlı eğitime
    geçilmesi ve her öğrenciye bir bilgisayar kazandırılması planlanıyor. Ancak bilgisayar
    teknolojisinin hızla değiştiğini dile getiren uzmanlar, devlet eliyle gerçekleştirilerek toplu
    bilgisayar alımlarının ülkeyi bilgisayar çöplüğü haline getireceğine dikkat çekiyorlar.
    NOT: aynı çalışmayı gazete veya kitap okumalarınızda kendinizi tatmin edici düzeye
    gelinceye kadar yapın.
    5. Farklı Yazı Formatlarına Dikkat Edin
    Benzer olanlar arasında farklı olan fark edilebildiğinden daha etkin kavranmakta ve
    bellenmektedir. Bu durum da kavrama doğruluğu düzeyini etkilemektedir. Yazarlar çoğu
    zaman okuyucularına yardımcı olmak için metinlerinde özel ve farklı formatlar kullanırlar.
    Eğer normal bir metinde koyu, italik, altı çizili veya “tırnak içinde” yazılmış kelimeler
    görülüyorsa bunların özellikle hazırlanmış olduğunun bilincinde olunmalıdır. Okuma
    esnasında tam o kelimelere özel bir ilgi gösterilmeli, en önemli anlam vurguları o
    kelimelerde aranmalıdır. Aşağıdaki metinde böyle bir çalışma yapılmıştır.
    a) Dikkat etmemiz beklenen kelime veya ibarelere özel ilgi göstererek okuyalım:
    Bu insanları anlamak çok güç. “Amerika’da” yapılan bir araştırmayla insanların dikkatini
    çeken konuların tespiti amaçlandı. Araştırma sonucunda insanların kesin dikkatini çeken
    hususlar şöyle tespit edildi: Şiddet, zenginlik, sağlık, şöhret ve cinsellik. Bu beş unsurun
    her birinin yer aldığı bir “film” ürettiğinizde gişe rekorları kırabilirsiniz. Bu yüzden filmlerde
    cinsellik, cinayet, sağlık sorunları, zenginlik hep bir arada işlenmektedir.
    “1994” yılında bir “film” seyretmiştim. Adı Holywood Kaplanları idi. Filmi seyrettirmek için
    bütün cezbedici unsurlar kullanılmıştı. Acaba bu cazibenin insanlara bir faydası var mı?
    Hayır. İngiliz Arnold Beneth’in “Günün 24 Saatini Yaşamak” adlı kitabı okuyunca bunu
    daha iyi anladım. Hayal ülkesine dalıp kendimizi aldatmaktan başka bir işe yaramıyor
    yaptığımız. Tembel insanları hayat tatmin etmiyor ve sinema ekranlarına yansıtılan hayalle
    kendilerini tatmin etmeye çalışıyorlar. Sonuçta tatminsizlik artıyor. Sonuçta kaçınılmaz
    olarak bir bunalım kuşağı doğuyor. Emin olun televizyon olmasa bir çok insan günlük
    bunalımları arasında boğulacaktır. 100 yıl önce televizyon mu vardı? Televizyon bütün
    hayatı kuşatıyor ama suç ve intihar da her geçen gün katlanarak artıyor.
    b) Kitap veya gazete okumalarınızda zihninizin özellikle dikkat etmesini istediğiniz bu tür
    metinleri tarayınız. Özel ve farklı formatlı kelimelerin altlarını çiziniz.
    4. Eleştirin, Mantık Bozukluklarını Bulun
    Aktif zihin metin içeriğini daha yoğun ve doğru kavramaktadır. Zihin aktivitesini arttıran en
    önemli faktörlerden biri eleştirebilme ve mantıksal ilişkileri yakalayabilme yeteneğidir.
    Okuma bir imajinasyon sürecidir. Okuyucunun zihninde bir dizi film oluşur. Eğer kişi roman
    okur gibi kendini kaybed
  • Not1: Bu bir inceleme değildir. Tür olarak ne olduğunu henüz ben de bilmiyorum. Bir denizkızının ruh birikintilerinden fazlası da olmayabilir.
    Not2: (Hâlâ eserin konusu ya da işleyişi hakkında hiçbir fikri olmayanlar varsa) bol miktarda ipucu içerir.
    Not3: Eserde geçen ve denizkızı tarafından bozuma uğratılmış cümleler ' ' ile, doğrudan alıntı yapılan cümleler " " ile belirtilmiştir. Denizkızının yapmış olduğu sürç-i lisanlar yazara ya da çevirmene mal edilmesin. (Hasan Ali Yücel Klasikleri/XIII. Basım)

    Bir Denizkızı Güncesi

    Bir gün, bir denizkızı açtı gözlerini yarı aydınlık bir sabaha. Daha yeni uyumuştu oysa. Son günlerde fena alışkanlık edinmişti bunu da. Geceleri uyumak istemiyor; gözleri acıyana dek kitaplara gömülüyor, kitap okuyamayacağını anlayınca da tavandaki yıldızlarına dikiyor gözlerini. Işıklar kapandıktan bir süre sonra onların da ışığını yitirmeye başladığını yeni keşfetmişti mesela. Oysaki o her gece o yıldızların ışığı ile uykuya dalardı. Sabahları da uyanmak çok zor geliyor hal böyle olunca. O sabah da aynı duygu-suzluk-lar içinde giyindi, çıktı evden. Biraz hava almaya ihtiyacı vardı. Yeterince büyük bir nefes alırsa, tüm dertleri de verdiği nefesle çıkıverecekti sanki. Yolu biraz uzatıp yürümeye karar verdi. Attığımız ya da atmadığımız her adımın bizi nereye götüreceğini bilemeyeceğimizi düşünmeden, gökyüzüne baka baka yürüdü. Bir bu vardı elinde çünkü. Gökyüzü griliğe teslim olmamıştı henüz; çok şükür. Yürüdü bir müddet böyle. Derken, bir ses duydu. Sıcaklığını yüreğinde hissettiği bir sesti bu. Yürüdü sese doğru, bir amca çıktı karşısına. Kocaman yüreğini tek gözüne yansıtarak bakan bir amcaydı bu. “Bir simit alayım” dedi denizkızı. Açlığı o an aklına gelivermiş gibi. Midesi de hep bunu bekliyormuş gibi harekete geçti. Simit değil, can simidi belledi elindekini. Kavuşmak istedi bir an önce. Simidini yerken kitabından bir iki sayfa okuma fırsatı kaçırmamak için en yakın parka doğru yürümeye başladı farkına varmaksızın. O anda, parkları salıncaklardan ibaret sayan bir şehirde olduğunu unutmuştu bir an için. Parkın iki bankından güneş gelenini ve tek ağacına en yakın olanını seçti, oturdu. Güneş, olmazsa olmazıydı denizkızının. “Bir denizkızı olmasam güneşkızı olurdum herhalde” diye düşünürdü zaman zaman. Simitini daha yeni bölüyordu ki bir resim ilişti gözüne. Üç tane balık… Ama daha önce gördüğü/çizdiği/hayal ettiği hiçbir balığa benzemiyordu bunlar. İlk kez görüyordu asık suratlı bir balık. Bir de değil üstelik üç tane yan yana. Ne düşüneceğini bilemedi önce, arkadaşlarına yapılan haksızlığa kızdı. Kendini de onlara benzetti sonra. Daha çok kızdı. Bir müddet sonra çıkardı şu eli ayağı olan aleti, doğduğu/büyüdüğü şehrin fotoğraflarına baktı. Canı sıkılınca gidip sığındığı limanlara bakıp iç geçirdi. İçini döktü sonra, hiç tanımadığı insanlara. En yakınları görmüyordu çünkü nasıl boğulduğunu bu şehirde. Ama araya suretler girmezse daha mı kolay oluyordu bir insanı anlayabilmek? Yahut içini döktüğü insanların her biri, kendini kitaplarda bulmuş insanlar olduğu içindi belki de bu anlaşılabilirlik. Mutlaka tanık olmuşlardı bir kitabın sayfalarında, denizinden uzak kalan bir denizkızının yakarışlarına. Bilemedi, durmadı da üstünde. Yalnızca içini dökmek istedi. “Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler.” Diye sesleniyordu üstelik Hasan Ali Toptaş elindeki kitaptan. İyi geldi içini dökmek. Ne yapması gerektiğini anlamıştı kalbi. Ayağa kalktığını duydu sonra kendinin. Belli ki kalbi, aklına anlatmamıştı henüz, mani olmasın diye. Yürüdü, yine düşünmeden. Mümkünmüş gibi. Koşar adım geçiyordu bu defa az önce dalgın dalgın yürüdüğü sokakları. Biri görür de gitmesi gerekenin tam tersine gidiyor diye yolundan çevirir diye korktu galiba. Soluk soluğa kalmıştı, durakta bekleyen otobüse atladığında. Yanlış bir gündü oysa; çantasındaki kitap daha yol bitmeden bitiverdi. “En az iki kitapla çık bundan sonra yola” diyerek payladı kendini.

    Otobüsten iner inmez, sahile varmadan önce kitapçıya koştu. Aklında yoktu ama görür görmez alıp bağrına basacağı kitap onu bekliyordu. “Ah Romeo, neden Romeosun sen?” diyordu bir ses. Kayıtsız kalamadı sese. Ama akıllanmıştı, iki kitap aldı oradan. Koşar adım sahile indi sonra. Az önce içini döktüğü mecradaki profil resminde, kucağında kitaplar ile kıyısında oturup hayallere daldığı sisli bir Akdeniz çok uzaktı belki o anda ama kapak fotoğrafındaki kuşlarla bezeli Ege tam karşısındaydı. Tam o noktada, fotoğrafı çektiği noktada, durdu. Nefes aldı. Gerçek bir nefesti. Bugüne kadar aldığı her nefesi haklı kılan bir nefesti bu. İndi denizkızı kayalıklara, rahatça oturabileceği bir yer aradı. Hava da öyle güzel... Oturdu sonra, sarıldı kitaplarına. Bir satır okuyup bir kafasını kaldırıp martılara bakıyordu denizkızı. Aklının kapılarını ve kulaklarını diğer tüm seslere kapadı, yalnızca deniz ve martılar vardı. Bir de Romeo’nun yakarışları. Aşka mı aşıktı Romeo? Bir anda önündeki deniz ‘aşıkların gözyaşları ile beslenen bir deniz oluverdi’ sanki. ‘Kederli saatlerin’ zaman dilimine girdi denizkızı. Amma da uzundu kederli saatler. Onları kısaltmak mümkün müydü? Mümkündü elbet fakat ne Romeo ne de denizkızı sahipti onları kısaltacak olan şeye. ‘Her şeyi gören güneş, o anın benzerini görmemiştir dünya yaratılalı beri’. Öyle sanıyordu denizkızı. Romeo da öyle sanmıştı, görene kadar Juliet’i. Oysaki engellenemez an gelip çattığında şu sözler dökülüyordu dudaklarından: “Gönlüm hiç sevdi mi bugüne dek?/Sevdiyse, yalanlayın gözlerim. Görmedim çünkü/Bu geceye dek gerçek güzelliği.” Yakarıyordu Romeo’nun dudakları, inanç dönmesin umutsuzluğa diye. Juliet’in kalbine de bir kez düşmüştü tohum. ‘Biricik sevgisi, biricik nefretinden doğuyordu.’

    Ürperdi denizkızı nereden geldiği belli olmayan bir rüzgâr ile. Kalktı kayalıklardan. Biraz daha yürümeli, yalnızca denizin değil denizin çevresinde hayat bulan her şeyin tadını çıkarmalıydı. İlerledi biraz. Küçük bir çocuğu sevdi, güneşte dinlenen kedilere bakıp uzun uzun gülümsedi, bir köpeğe selam verdi. Oysaki aklı hep Verona’daydı. Köpeğin gözlerinde bile görüyordu o soruyu: sevgi atlatabilir mi her engeli? ‘Dönüp gidebilecek miydi Romeo yüreği oradayken’? Bir an önce koşup şahit olmalıydı o ana; bir aşığın dudaklarından dökülen aşk tiradına. Diğerinin gönlünde filizlendirdiği o muhteşem çiçeklerin kokusunu eklemeliydi deniz kokusunun yanına. Koştu, denizler aşıp vardı Verona’ya. ‘Aramak boşunaydı bulunmak istemeyeni.’ Fakat aşk saklayamazdı bir türlü kendini. Juliet, o gencecik yüreğinde nasıl derin bir aşkın başlangıcıydı böylesi, şaştı denizkızı. Rahip Lawrance okudu denizkızının aklından geçenleri. “Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulur” diye düşünüyordu denizkızı da kayalıklara vuran dalgalara bakarken. Saymaya kalkacaktı az daha denizkızı, o an’ı an yapan ne varsa; Juliet uyardı: “Dilencidir ancak servetini sayanlar” diyerek. Anladı denizkızı, öyle büyüktü ki serveti, söze gerek yoktu.

    Acıktığını duydu yine denizkızı. Devam etmeliydi başladığı yola. Biraz daha yürüdü yolun götürdüğü yere. Tüm yolculuğun buraya ulaşmak için olduğunu bilmiyormuş gibi yaptı o an. Yiyecek bir şeyler söylerken bile kendi açlığından çok balıklar vardı çünkü aklında. Kendi bir ısırıyorsa, balıklara üç atıyordu. Gülümsediklerini en içinde hissediyordu onlar ekmekleri kapışırken. O sırada Romeo ve Juliet evlenmiş, bulutlarda geziyorlardı. Fakat uzun sürmedi bu mutluluk. Romeo ne kadar aksini anlatmaya çalışsa da ikna edemedi Tybalt’ı. Aklını isimle bozmuş, kavganın tek çözüm olduğuna inanıyordu çünkü. Kulaklarını tıkamıştı egosu. Durup dinleyemezdi, dinlese de anlayamazdı Romeo’nun niçin ‘onun adına da kendi adı kadar değer veriyor’ olduğunu. Son nefesini verirken ne düşündüğünü merak etti denizkızı. O sırada bir çiçek kondu masaya. Balıklar hâlâ ekmeklerin peşinde. Kendi geçiminin derdinde bir çocuk; çok uzaklarda olduğu belli olan bir denizkızına bir barış çubuğu uzatıyor. Elbet, onun da beklentisi var. Çiçek ikram ama selpak paralı. Gülümsüyor denizkızı, aklı Verona’da. Romeo sürülünce çok uzaklara, taze evli Juliet nasıl kaldıracak bunca acıyı? Bulacak elbet bir yolunu. Rahip Lawrance bulur elbet en doğru yolu.

    Juliet rahibin hücresine doğru yola çıkmışken denizkızı da kalktı masadan. Daha bitmemişti yol. İki perde daha vardı. Görülecek yerler, alınacak nefesler vardı. Yürüdü kaleye doğru her adımın tadını çıkara çıkara denizkızı. Bir dahaki sefere kediler için yiyecek getirmeyi aklının bir köşesine yazmayı ihmal etmedi. Bu defa sola dönüp tavuskuşlarını en sona –ve aceleye- bırakmak istemedi. İlk onların yanına gitti. Uzun uzun baktı, içini döktü onlara. Boyunlarını uzata uzata, kuyruklarını sallaya sallaya dinledi onlar da. Bir de özür mırıldandı bu defa yiyecek bir şey yok diye. Çok hazırlıksız gelmişti çünkü. Ama onlar daha cömertti bugün. Uzun zamandır aradığı tavuskuşu tüyüne kavuşmuştu denizkızı. Bir süredir kuş tüyleri biriktiriyordu. Günün birinde denize açılıp kaybolamazsa diye yedek bir plan. Yeterince kuş tüyü biriktirirse uçabileceğine inanıyordu çünkü. Bir denizkuşu! O sırada Juliet de rahip ile bir plan yapmış, ölümü kandırırsa herkesi kandıracağını düşünmüştü. Sevgisi söz konusu ise her şeyi göze almıştı Juliet. Romeo’ya haber ulaşmamıştı henüz. Onun gözünde yaşasın güzel Juliet diyerek kapattı kitabı denizkızı, yürüdükçe yürüdü.

    Son perdeyi okumamaya karar verdi. Onun da zamanı gelecekti elbet. Esen bir rüzgâr, içindeki tüm duygu kırıntılarını ortalığa saçıverecek diye korktu, düzene koyması gerekiyordu önce. Oturdu deniz kenarında, balıkları görebileceği bir masaya. Kitabın 134. Sayfasını açtı ve başlık attı: Bir Denizkızı Güncesi.

    (Denizkızı, bu günceyi yazmaya başlarken eve döndüğünde masasında mavi bir unicorn bulacağını bilmiyordu. Günceyi yazdığı kalemle aynı renkte; denizin ve gökyüzünün en güzel tonunda. Bu unicorn ona çok şey anlatacaktı. Değişim anının, ben geldim demeden geldiğini anlatacaktı sözgelimi gözleriyle. Ya da hava değişimine değil, manevi değişime ihtiyacı olduğunu ve bu anın tam da eşiğinde olduğunu. Oturdu ve beşinci perdeyi okudu denizkızı, kararmaya başlayan hava ile birlikte ışık saçmaya başlayan yıldızların altında.)
  • Bu kitap hakkında ilk bilmemiz gereken şudur: Bu kitabın yazarı KATLEDİLDİ.

    Şimdi kritiğimize geçebiliriz.Öncelikle kitabın sahip olduğu “ Kürk”ten bahsedelim. (Yeşil rengin hakim olduğu kapak tasarımı sayesinde) Bu kitabı, bir dini kitaplar fuarında sergileseniz; nazar boncuğu niyetine evlerin duvarına Hz. İsa’nın çarmığa çivilenmesinden bile daha üzücü bir şekilde kıytırık bir beton çivisi ile asılan, herhangi bir kitaba yapacağınız en büyük hakarete uğrayan yani “okunmayan”, Kuran’a gösterilecek samimiyetsiz ama şaşalı ihtimamın aynısını bu kitaba da gösterecek çok fazla insan olduğunu görebilirsiniz.

    Kitabın içeriğine gelirsek; ( Turan Dursun’u tanımayanlar için) Yazar Tanrı başta olmak üzere bütün dini kavramlar kendi deyimiyle bir “maval” olduğunu savunuyor. ( Hemen başta söyleyelim :Doğru söylüyor, yalan söylüyor vb “gerçek nedir” sorusuna götürecek felsefi tartışmalara bu sıcakta girmeyelim isterseniz… ) Kitap dergilerdeki yazılarının bir araya getirilmiş hali. Değindiği her konu üzerine ciltlerce kitap yazılacak derinlikte. Ancak güzel ülkemde kitap basacak bir yayınevi bulamadığı gibi kendisine dergilerde verilen yerler de hiç de Hıncal Uluç’ a Sabah gazetesinde verilen yerler gibi geniş olmadığından, sonuç olarak açıklamak istediği bir çok şeyi yer darlığından bir çok dipnot koysa da derinlemesine değil tabiri caizse “vur-kaç” taktiği ile sarsıcı şekilde yapmayı tercih etmiş.

    Ancak tezinde kullandığı donelerde handikap var. İnaçlılar tarafından “Mucizevi” olarak kabul edilen bir varlğı ve kavramı bilim argümanları kullanarak, yani “fizik ötesi” bir durumun fizik kuralları ile açıklanamamasını kullanarak, yalanlamaya çalışıyor.

    Bilim kanıtlarla ilerler ve kümülatiftir. Kanıtları karşılaştırır. Ancak karşısındaki “ Ben ezelden beri varım” dediğinde karşılaştıracağı kanıtlar olmadığından “din var veya yok diyemez “ ve şapkasını alıp çıkar.

    Çünkü bilim, bir çoğumuzun yaptığının aksine, bilgi sahibi olmadığı konuda “maval” okumayacak kadar erdemlidir.

    Yazarın Kitap boyunca dile getirdiği “ tüm bahsi geçen şeyler bilimsel değil yani mantık dışı” sözleri “inanç sahibi” hedef kitleye ulaşamıyor. Çünkü karşı taraf , inandığı kavrama zaten bilimin açıklayamamasından dolayı hayranlık duyuyor ve inancın temeli olan teslimiyet bu aşamadan sonra gerçekleşiyor.

    Yazarın değindiği bir diğer nokta; tanrı ve peygamberlerin gerçekten varlıklarını kabul etsek bile, bu seferde bunların acımasız, kötü ve hatta ahlaksız olduğunun kendi kitaplarında ispatlandığıdır. Bu yöntem de “inanana” ulaşamıyor. Çünkü kitaplarda yazarın yukarıdaki şekilde tanımladığı eylemleri kendisi apaçık görse de bu sefer, Allah’ın Kuran’da söylediği gibi, muhakkak benim aklımın ermediğini, bilemeyeceğimi “o” bilir diyor. Hatta bu söylediğini daha da inanır kılmak için Hz. Hızır ve Hz. Musa kıssaları gibi örnekleri de sıralayabiliyor.

    Yazarın en büyük zorluğu , karşı çıktığı kavramların çok güçlü ve köklü olması. Homo sapien’den hatta Homo erectus’a kadar giden; insanın hani şöyle bir çevresine bakıp “ne oluyor lan?” diyerek tanımlayamadığı, insanın hep kafasında olan “ bir başlangıç” olmalı ve tabi ki bir de bunu “başlatan” olmalı arayışı “ TANRI” ile karşılık buluyor. Ve bir diğer “ ölüm” ve “ yok olma” yı kabullenemeyiş sorunsalı ise “Din”lerin büyük çoğunluğunda bulunan “Sonsuz ahiret hayatı” ile çözüme kavuşuyor.

    Yazarın benden, milyonlarca kez çok daha, iyi bildiği halde –sanki- kabul etmek istemediği şey; İnsan kendi sorularını ve taleplerini karşılayan bu kavrama zaten inanmak istiyor. Yani bu kavramlar insanı kandırmıyor. Şeyhlerin süperman olmadığı halde uçtuğuna dair rivayetlerde, hep bu aşırı isteğine dizgin vuramayan müritlerden kaynaklanıyor.

    Değinmek istediğim bir diğer konu ise yazarın tercih ettiği sert anlatım tarzı. Karşı çıktığı dini kavramları çok sert eleştiriyor –doğru- ancak benim asıl dikkatimi çeken başka bir konu. Hayatının büyük bir bölümünü bir din adamı olarak geçirmenin verdiği büyük “ vay benim gençliğim” pişmanlığından doğan büyük öfke ile; kendisinin tezlerine karşı çıkan, özellikle zamanında onun da yıllarca yaptığı müftülük gibi üst düzey din adamlarına karşı çok sert bir dil kullanıyor. Hepsini şarlatanlık hatta yalancılıkla suçluyor.

    Kitapta kendisinin de belirttiği gibi söylediği hiçbir şey ilk defa söylenmiyor. İslam dünyası içinde tartışılagelen çelişkili gibi görünen konular. Ateistliği seçmeden önceki hayatının çok büyük bir bölümünü şu anda yok saydığı değerleri savunmak için hatta sözcüsü olmak için harcadı. Kendi aydınlanması “dank” diye bir anda olmadı ki. Yıllar süren bir iç sorgulama ile bu şekilde sonuçlandı. Karşısındakiler de yalancı değil de henüz “aydınlanamamış” yanılanlar olamaz mıydı ?

    Değinilen konu o kadar geniş ki kendi içinde onlarca alt konu açabilir. O konulardan biri de Ateist olmanın, din değiştirmenin öyle her babayiğidin harcı olmadığı gerçeği. Çünkü biz inananların büyük çoğunluğu kendi arasında iki tipe ayrılıyor.

    Birinci tip; “ yav! Bu sıcakta/soğukta din mi değiştirilir, ateist mi olunur ?” diyen Canımkalkmışkenbanadabirbardaksugetirirmisin” ci, en büyük delili göstersen bile, mabadını iyice üstüne oturttuğu statükosunu bozmak istemeyen “coğrafi dindarlar” oluşturuyor.

    İkinci tip ise korkaklardan oluşur. Dar bir asansörde, tüylü sahne kıyafetleri ile Bülent Ersoy’la beraber, mahsur kalan insanların sahip olabileceği o tanımlanamaz bakışlarla kendilerine de bakılmasından, hatta en radikal “dönüşümcü” “Gregor Samsa” ya reva görülen davranış şeklinden daha beterini kendi üstlerinde uygulanmasından korkanlar.

    Tekrar ana konumuza dönüp, zurnanın zırt dediği yere gelelim artık di mi ?

    Kutsal değerlerimize bu kadar hakaret eden birinin katli vacip değil midir?

    Ben bir çok konuda çok cahil biriyim ve kesinlikle bir din alimi değilim. Ama bir Müslümanım. Ama benim “gördüğüm” islam dininde, sonsuz gücüne samimiyetle inandığım Allah, kıytırık bir mafya babası gibi “hadi şunu temizleyin” diyerek kendisine “maşalar” tutmaz. Ayrıca dinim için öldürdüm diyende nasıl bir cahil cesareti var ki; dinimizce en çok önem verilmesi gereken “kul hakkı” nı es geçip birinin en büyük hakkını yani yaşama hakkını elinden alabiliyor.

    Benim dinim benden olmayan benim düşmanım diyen bir din değil, bunu kabul edemem.

    Peki bu adamın derdi neydi? Dine fesat karıştırmak için şeytan tarafından mı gönderildi. İnanç sahibi biri olarak kitapta yazanlara katılmasam da, uslubunu tasvip etmesem de; kendi “doğrusunu” anlatan samimi bir insan olduğunu söyleyebilirim. Derdi ise; biz inanç sahibi insanlar kendi kendimize “şeyhler, mürşitler, hocaefendiler” adı altında “aracı putlar” yaratıp; onların, bilmeden inandığımız dinimizi ve bizi sömürmesine, izin verdiğimiz için, canları pahasına da olsa bizi uykudan uyandırmaktı.

    Kurtuluş “şüphe ve sevgi” de. “Ben haklıyım” cümlesinden doğan körlük durumuna düşmeden ben de yanılabilirim diyerek karşılaştığımız her eleştiri de kendi bildiğimizden “şüphe” edip araştırmalıyız. İçinde, kendisinden olmayan olarak tanımladığı herkese/her şeye, “sonsuz sevgi” beslemeyen hiçbir öğretiyi kabul etmemeliyiz. “Şüphe ve sevgi” Forever…

    Dedim ya ben cahil bir adamım. Bakmayın bilmiş bilmiş konuşmama. Belki de gerçekler benim kabul edemeyeceğim kadar acıdır. Ama ben “bilen” olduğumu hiç iddia etmedim. Ben “inananım” ve benim kafamda olmasını hayal ettiğim bir tanrı var.

    Benim tanrım sevgi dolu.

    Hababam sınıfındaki “kül yutmaz” gibi her an tepemin üstünde “cız, kaka” şeyler yapıp yapmadığımı gözetleyen bir bekçi değil.

    Ve o malum gün geldiğinde bana sadece bir şey soracak : “ Çıkarsızca birini/bir şeyi sevebildin mi? Cevabın evet ise “durma orda gel yanıma” diyecek. Ama hayır dersem “ Sen zaten kaybedenlerdensin, ben sana daha ne ceza vereyim” diyecek.

    Bu kitap hakkında son bilmemiz gereken şudur: Bu kitabın yazarı KATLEDİLDİ.

    (Güfteye “etanşın” edenlere aşağıya bir emanet bıraktım. Çıkarken alırsınız. )

    https://www.youtube.com/watch?v=xw6bbTxbTds
  • Kısa ama kısalığının ötesinde de başarılı ve çok derin bir kitap. Adından da anlaşılacağı üzere kadınların çektiklerini ve kadınların erkeklerine ne şekilde bağlılık gösterdiğini ve onları ne şekilde ilahlaştırdığını anlatıyor. Yazar Hamdi Kalyoncu’nun da uzman bir psikiyatir olmasından dolayı da kadınların çektiklerini ve yaşadıklarını anlatmakta da daha kesin sonuçlu tespitlere yer vermiş.

    Nedir mesela kadınların her kültürde ve her bir millette geride kalmasının sebebi, birçok şiddete ve dogmatik söylemlere maruz kalmasının sebebi, bunlar şüphesiz çok öncelere dayanıyor, o kadar öncelere gidiyor ki yaratılışın ilk başı, Hz. Âdem ve yasak meyve kıssasına kadar gidiyor. Bildiğimiz üzere, İncil’de, Tevrat’ta ve hadis rivayetlerinde öğreniyoruz ki Allah Âdem’i çamurdan ve kadını da, ona “eş” olarak yaratılan Havva’yı da Âdem’in kaburga kemiğinden yaratıyormuş. İşte her şeyin başı bu yaratılışa ve kaburga kemiğine dayanıyor, kaburga kemiği belki ilk duyduğumuzda dikkat çekmiyor olabilir ama İncil’e, Tevrat’a gitmeden de uydurma hadis kültürümüze baktığımızda kaburga kemiğinin esas manası ortaya çıkıyor. Kaburga kemiği yaratılıştan eğridir, yamuktur onu kim düzeltmeye çalışırsa çalışsın düzeltemez çünkü düzeltilmeye meyilli değildir, onun için de kaburga kemiğinden yaratılan bir kadın da yaratılıştan yamuktur ve eğridir(!) Erkekler de onu düzeltmeye ne kadar çalışırsa çalışsın bu çalışmaya kadın cevap veremez, olumlu tepki veremez kadın kırılır, yani ne yaparsak yapalım kadının eğriliği kabul edilmiş ve yaratılıştan onlar zaten cezasını almış ve yamukturlar, onun için Âdem yasak meyveyi Havva yüzünden yemiştir. Şeytan zayıf olan Havva’yı kandırmış, Havva da Âdem’i yoldan çıkarmıştır. Bu bilgiler hadislerde de karşımıza çıktığı kadar İncil ve Tevrat’ta da karşımızdadır.

    “Rab Tanrı Âdem’e derin bir uyku verdi. Âdem uyurken, Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı.”
    “ Âdem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Âdem’e getirdi.” Yaratılış 2:21–22

    İnsan eli değmemiş Kur’an’da ise;

    “Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah'tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakîb'dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir.” Nisa Suresi 1. Ayet

    Kur’an’da Allah diyor ki; “sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren” diye belirtiyor, burada önemli olan virgülden sonraki “ondan” sözüdür, Kur’an’dan tek ayet alıp, bir bütün olarak okumayanlar “ondan” kelimesini Âdem’den diye yorumlayıp, kaburga kemiği inanışına inanıp bir de uydurma hadislere de inanmışlardır; ama hâlbuki, Kur’an bir bütün olarak okununca “ondan” kelimesi Âdem’in yaratıldığı çamurun olduğu anlaşılmaktadır.

    “Allah sizi topraktan, sonra embriyodan yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. O'nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalır, ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah'a kolaydır.” Fatır Suresi 11. Ayet

    Sizi ifadesi ve ondan kelimesi Havva ve Âdem’in aynı şekilde çamurdan yaratıldığını ve çiftler kılmasından, eş olarak belirtilmesinden de yaratılış olarak kadın ve erkeğin arasında hiçbir fark olmadığı gayet açık bir şekilde bellidir. Hristiyan ve Yahudiler kendi kitaplarında, insan eli değmiş olmasına rağmen kitaplarında kaburga kemiğinden yaratıldı yazıyor diye kabul edebilirler ama biz Müslümanların kitabında böyle bir ibare olmamış olmasına rağmen kaburga kemiğinden kadının yaratılışına sırf hadislerde geçiyor diye inanmak son derece yanlıştır, kaburga kemiği kabul edilip de kadının eğriliği ve yamukluğuna uydurma demek de doğru değildir, Kur’an’da kaburga kemiği hiç geçmez, şunu da düşünmek lazım ki erkekten alınan kaburga kemiği ile yaratılan bir kadın yamuk, eğri ve düzeltilemez ise o kaburga kemiğinin sahibi nasıl oluyor da o kaburga kemiğinden içinde fazlası ile olmasına rağmen bu kadar düzgün olabiliyor, bu da bir başka cevaplanamamış sorudur!

    İnsanoğlunun yaratılışı Âdem ile başladı ve Havva ile tamamlanmıştır. Hamdi Kalyoncu, yaratılış kısmındaki kadının aşağılara çekilmesini anlattıktan sonra yine bu sefer yasak meyve olayını anlatıyor ve yasak meyvenin yenilmesinin tek suçu olarak da Havva’nın gösterilmesini anlatıyor. Bunun için Tevrat ve Tevrat’tan Pavlus sayesinde türeyen İncil tamamen kadını suçlar ve sonra da kadının Yaratıcı tarafından lanetlendiğini belirtmektedirler. Yani bir nevi düşününce insanoğlu cennetten Havva yüzünden, bir kadın yüzünden kovuluyor yani bu kadını erkekler lanetlemesin de ne yapsın?

    “Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. “ Yaratılış 3:6 detayı için 1 ve 6 pasajlar arası.

    Ama Kur’an’da ise Allah hiçbir şekilde Havva’ya laf söylememekte aksine tabir-i caizse Âdem’e yüklenmektedir.

    “Andolsun ki, daha önce Âdem'e emretmiştik, fakat unuttu; onu gayretli de bulamadık.” Taha Suresi 115. Ayet

    Kadınların lanetlenmesi ise İncil’de;

    "Rab Tanrı, kadına, "Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim!" dedi.
    Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın. Seni o yönetecek.” Yaratılış 3:16

    Hadislerimizde ise hâşâ Peygamberimize kadınlara sorun onlar ne cevap verirse tersini yapın, cehennemi gördüm çoğunluğu kadındır, kadın, kocasının vücudu tamamen irin kaplı olsa ve onu dili ile temizlese bile kocasının hakkını ödeyemez gibi akla, mantığa sığmayan, Kur’an’a ters denilmesine bile gerek olmayan sözler sözde söylettirilmiş ve bazı kesimler tarafından da maalesef kabul edilmiştir. Kur’an’da ise kadın ve erkeğin eşitliği tamamen açık bir şekilde belirtilmektedir.

    “Yine sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O'nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” Rum Suresi 21. Ayet

    Cennetten kovulma meselesi kadınlar için maalesef ayrı bir hadisedir. Kur’an harici diğer kitaplarda ve hadislere göre insanlığın maalesef Havva yüzünden cennetten kovulduğuna inanılmaktadır, bu inanış Kur’an’ın bakış açısında akıllara birçok soru getirmektedir. İnsanoğlu cennette mi yaratılmıştır? Tüm insanlar bu ilk günah sebebiyle dünyada çile mi çekiyorlar? Hâlbuki Kur’an der ki kimse kimsenin günahını çekmeyecektir! Eğer böyle bir durum söz konusu ise yaratılışta ve sorgulamada sıkıntılar var demektir. İnsan yaratıldı ve şeytan ilk ırkçılığı yaparak, “ben ateştenim, o topraktan” diyerek yaptığı ırkçılık sonucu kovulur ve kovulmasının sebebi olarak da gördüğü insanı gözden düşürmek ve onu bir günahkâr, bir isyankâr yapmak için var gücüyle çalışır. Âdem ve Havva’yı yanılttı ve bunun sonucu olarak da ikisi cennetten çıkarıldılar. Düşünmemiz gereken tüm mesele bu, insanoğlu hangi cennetten çıkarıldı? Kur’an der ki cennette giren bir daha oradan çıkmayacaktır, orada günah işlenemez ve en önemlisi de şeytan cennette miydi? Çıkarıldıkları cennet kutsal kitaplarda insanlara bir ödül olarak verilecek “uhrevi cennet” midir yoksa “cennet” kelime manası itibariyle anlamamız gereken güzel bir bahçe midir? Ödül olan uhrevi cennetin içinde tek bir ağaç ve dalındaki meyveler gibi yasak olabilir mi? Tabii ki de Âdem ve Havva’nın kovulduğu cennet Kur’an’da bizlere belirtilen, fani dünyada yaptıkları iyilikler için insanlara ahiret hayatında ödül olarak müjdelen cennette günahın işi nedir?

    Hamdi Kalyoncu, genel olarak iki bölümden oluşan kitabın ilk bölümlerinde Hristiyanlık inancı ve İncil’deki kadına olan bakış açısını, Yahudilikteki inancı ve Tevrat’taki kadına bakış açısını verirken bunların hadisler ile uyumluluğunu gösterip aynı şekilde de Kur’an içinde tamamen olmadığını belirtiyor ama keşke Kur’an’dan verdiği birkaç örnekte sure adı ve ayet numaralarını da belirtseydi. Bu üç din haricinde özellikle Budizm ve Hinduizm inanışlarındaki, Yunan mitolojisindeki kadına bakış açıları ve yapılanlar kısımları da çok etkiliydi.

    İkinci bölümde ise bu inanışlardan etkilenen ya da etkisinde kalanların himayesinde olan, onlardan etkilenen kadınların ne şekilde erkeklerini ilahlaştırdığını anlatıyor, madde madde sıralamak gerekirse;

    - Erkeği, “hayatının vazgeçilmezi” olarak görmek
    - Erkeği, “her şeyden çok sevmek”
    - Erkek karşısında güçsüz olmak, güçsüzlüğünü hissetmek
    - Erkekle birlikteliği “hayatın anlamı” olarak görmek
    - Kadının değerini erkeğin takdirine bırakması
    - Erkeği her şey olarak görmek
    - Ekonomik bağımlılık
    - “Ölümüne evlilik” anlayışı içinde olmak
    - Kocaya itaati abartmak, saygıdan çıkıp mutlak hakimiyete gelmesi

    Güzel, başarılı bir kitaptı, sapkın inanışların, dine insani duyguların girip aşırılığa gitmenin sonucunun nerelere gittiğinin en güzel örneklerinden biriydi. Yazarın da psikiyatri uzmanı olup bazı kısımlarda ara ara sanırım danışanlarının düşüncelerini (isim vs. belirtmeden) aktarması ise kitabın etkili yerlerinden biriydi.

    Bu kadar özel, yaratılıştan kutsal, iffetli erkekleri, hâşâ Yaratıcı tarafından lanetlenmiş, eğri ve yamuk olan, gemiye alınması bile uğursuzluk olarak görülen iffetsiz kadınlar nasıl olur da bu özel erkekleri yetiştirip ve büyütmüş sorusu sanırım bu inanışlarda her zaman cevapsız kalacak.