• 352 syf.
    ·8 günde·Beğendi·9/10
    Açıkçası kitabın kapağına bakıldığında hatta arka kapağındaki konu özetini okuduğunuzda dahi Harry Potter ile yarışacak güzellikte bir Fantastik kurgu olduğu anlamıyorsunuz. Gizemli bir şeyler olduğunu fark ediyorsunuz ama tamimiyle fantastik ögelerden oluştuğunu anlayamıyorsunuz. Hatta kitabın kapağı bence farklı ve çok güzel olmasına rağmen insanlarda basitlik algısı yaratıyor. Fakat Günümüzde geçen fantastik edebiyat sevenler için şunu söyleyebilirim. Ne kapağına bakın, ne arka kısımdaki konu özetini okuyun. Hiç düşünmeden kitabı satın alın ve okuyun. Bayılacaksınız. Bu kitap bir şahane. Anlatım dili, olay akışı, merak uyandırma seviyesi, konusu, fantastik kurgusu kısaca her şeyi ile müthiş. Kitabın yaklaşık son 100 sayfası oldukça ürpertici diyebilirim. Ölüleri, ruhları ve karanlık dehlizleri ile başka diyarlarda kendinizi kaybedeceksiniz. Kitabın vermek istediği asıl mesaj ise İYİLİĞİN GÜCÜ. Bu romandan sonra gerçekten Ölümsüz Olmak ister misiniz bunu sorgulayacaksınız. Ayrıca çok duygusal bir sonu var.
  • 568 syf.
    ·32 günde·7/10
    Neil Gaiman tarzına artış alıştığımı düşünerek ilerliyorum. Fantastik eserler üretirken ya da aslında tüm eserler için de geçerli olabilecek bir formülden bahsedeceğim. Dün akşam da kendi kendime biraz dalıp çıktığım bir iş oldu. Kitapta bildik, tanıdık detayların okuru içine çekme prensibi olarak adlandırabiliriz bu bahsedeceğim ilişkiyi. Gaiman bunu sıkça yapan bir yazar ve hayli işlevli de bir metot. Bildik unsurlar her kitapta farklı gelişebilir. Gaiman için bunlar genelde fantastik mitler, yaratıklar ya da efsaneler. Her birini işlediği kitapları var gerçekten. Bir başkası içinse Kız Kulesi olabilir, bir mahalle olabilir bir taso olabilir hatırlanabilir her şey bu bildik tamamlayıcı olarak kullanılabilir.

    Amerikan Tanrıları araştırma temelli ilerlemek zorunda kaldığı bir kitap olmuştur. Sadece kaynakça kısmındaki tanrılara ve mitolojik yaratıklara baktığımızda bunu düşünüyoruz. Şaşırdığım ve çok iyi detay dediğim birkaç noktası vardı. Bununla birlikte mitolojiye ve fantastik edebiyata ilgim olduğu için kitabı sevdim. Fakat temelde bir başkasına hayli bildik gelen unsurlar sebebiyle de kitaptan itildim. Fazlasıyla dile özgü yazılmış bir kitaptı. Çeviri notlarıyla bu noktalar giderilmeye çalışılsa da bu bana yeterli gelmedi. Keyif aldığım anlar daha çok olduğu için sonrasında anlamak yerine umursamamaya başladım.

    Son olarak bu maceranın neden bu kadar uzun tutulduğunu düşündüm. Cevap aslında basitti sürprizi bozmamak için o çeyreklik numaralarından birini yapmıştı yazar bize. Okuru ve karakteri oradan oraya sürükleyerek sormamız gereken soruları unutmamızı sağlayıp merak gerektirmeyen yerlerde cevap aramamıza sebep olmuştu. Hafif bir kandırılmışlık hissettiysem bundandır.
  • 235 syf.
    ·8/10
    Zaman zaman sinemaya giderim. Tercihim daha çok macera türü filmlerdir.

    Bilim kurgu filmlerini sevmiyorum. Olmamışın olmuş gibi anlatılması ve hayalin cisme dönüşmesini sevmiyorum. Belki romanını okurum. Çünkü onu hayalde cisimleştiren başkaları değil, benim.

    Aşk filmlerinden de hoşlanmıyorum. Belki de süflileşmesinden, belki de kolay olmasından. Belki rezilliğinden. Ben aşkın zor olanını severim. Ben aşkın bilinmeyenini, ben aşkın sır olanını severim. Belki de hiç anlaşılmayanını. Bu sebeple vıcık vıcık, yolda bulunup parkta kaybedilen aşkların filmlerini de izlemiyorum.

    Fantastik filmlerden de hoşlanmıyorum. Hele böyle garip yaratıkların bir biriyle savaştırılmasını hiç anlamıyorum. Büyücülerin, şeytanların, garip yaratıkların ortalarda dolaştırılmasından hoşnut değilim. Benim hayal dünyamı öldürüyorlar desem yeridir. Harry Potter ilk yayınlandığında üç cildini okudum. Ama hiçbir filmini izlemedim.

    Bütün bunları niye anlattım. Bugünlerde kitaplığımı yeni yerine taşıdım ya, sepetlerden bir kitap düşmüştü yere. Kitap son 30 yıl içerisinde vizyona girmiş filmlerden alıntılar yapmış. Her filmden birkaç kare söz. Ama olsun. Onlar da fikir vermeye yetiyor. Keyiflenmek istediğim ara zamanlarda kitabı okudum, bitirdim.

    Elimde bir de Nurullah Ataç’ın Karalama Defteri kitabı var. Deneme tarzında yazılmış kitapta sinemaya değinen Nurullah Ataç, sinemayı sanatın dalları arasında görmüyor. Çabuk tüketildiğini, izlenip bittiğini, sonrasında kimselere salık veremediğini belirtiyor. Arşivlere girmediğini, alıp kütüphanesine koyamadığını, çevirip çevirip okuyamadığını söylüyor. Belki o zamanlar için bu böyleydi. Ama, Nurullah Ataç şimdilerde yaşayıp, filmlerin değil kütüphanelerde elde taşındığını görseydi sanırım böyle düşünmeyecekti.

    Yazıyı daha fazla uzatmadan o filmlerden birkaç alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum: Belki birçoğunu sizler de hatırlayacaksınızdır:

    “Herkes ölür, ama herkes gerçekten yaşamaz.” Cesur Yürek Filmi’nden.

    “Korku seni hapiste tutar, umut seni özgür kılar.”
    “İstediğin şeye inan, fakat sana bu duvarların tuhaf olduklarını söylemiştim. İlk önce onlardan nefret edersin, sonra onlara alışırsın. Yeterli zaman geçtiğinde ise onlara bağlanırsın.” Esaretin Bedeli Filmi’nden

    20. Yüzyılın en derin gerçeklerinden biri: “Ne okuyorsanız osunuz.” Mesajınız Var Filmi’nden

    “Hayat bir kutu çikolata gibidir.”
    “Bir gün yağmur başladı ve dört ay boyunca dinmedi. Var olan her türlü yağmuru yaşadık. Küçük damlalı yağan yağmur, eski büyük damlalı yağmur, yandan gelen yağmur, ve bazen de alttan yağıyormuş gibi yağan yağmur.” Forrest Gump Filmi’nden

    “Deliliğin tanımı: Her seferinde farklı sonuçlar bekleyerek, aynı davranışı defalarca yinelemektir.” 28. Gün Filmi’nden

    “Kardeşlerim! Hayatta yaptıklarımız sonsuzlukta yankısını bulur.”
    “Hayat bir rüya, korkulu bir rüyadır.”
    “Ölüm hepimize gülümser, yapabileceğin tek şey senin de dönüp ona gülümsemendir.” Gladyatör Filmi’nden

    “Sence başka gezegenlerde hayat var mı? Bilmiyorum Sparks. Ama şunu söylemeliyim ki, eğer sadece biz varsak korkunç bir yer israfı demektir.” Mesaj Filmi’nden

    “İnanılmaz. Sizi kötülüğe götüren kapı geniş ve cezbedicidir.”
    “Benden ne istiyorsun? Kendin olmanı istiyorum. Biliyorsun evlat, suçluluk; sırtında taşıdığın bir çuval tuğla gibidir. Tek yapman gereken yere bırakmak.” Şeytanın Avukatı Filmi’nden

    “Sen mükemmel değilsin evlat. Aslına bakarsan evlat, tanıştığın bu kız, o da mükemmel değil. Asıl soru şu: Birbiriniz için mükemmel misiniz? Bütün olay bu. Samimiyet denilen şey bu.” Can Dostum Filmi’nden

    “Dedi ki: Rüzgarı yüzünde hissetmezsen, kanatlar neye yarar?” Melekler Şehri Filmi’nden

    “Şeytanın yaptığı en büyük kurnazlık, tüm dünyayı yaşamadığına inandırmakmış.” Olağan Şüpheliler Filmi’nden

    “Yıllardır günahlarımın dönüp beni bulmasından korkuyordum. Bu bedel, dayanamayacağım kadar ağır.” Vatansever Filmi’nden

    “Ailesine yeterince vakit harcamayan asla gerçek bir erkek olamaz.”
    “Düşmanlarından asla nefret etme, bu muhakemeni etkiler.”
    “En zengin adam, dostları en güçlü kişilerden oluşandır.”
    “Düşmanların, hep geride bıraktıklarından yararlanarak kuvvetlenirler.”
    “Çok önemli, kulağına fısıldamalıyım: Güç, gücü olmayanları yıpratır.”
    “Bakın bu taşa. Çok uzun zamandır suyun içinde. Ama su içine işleyememiş. Bakın kupkuru. Avrupa’daki adamlara da aynı şey oldu. Asırlarca Hıristiyanlık onları çepeçevre sardı. Ama İsa içlerine giremedi. İsa içlerinde yaşamıyor.” Baba Filmlerinden.

    “İyiliğimizin ölçüsü kucakladıklarımız, oluşturduklarımız ve aramıza aldıklarımızdır.”
    “Eğer görmemeniz gereken bir şey görmüşseniz diğer tarafa bakmayı öğrenmişsinizdir.”
    “Eğer kazara umutlarınız yıkılırsa asla daha fazla istememeyi öğrenmişsinizdir.” Çikolata Filmi’nden

    “Herkesin cehennemi farklıdır. Hepsi alevler ve acıdan oluşmaz. Gerçek cehennem, yolunda gitmeyen hayatındır.”
    “Bazen kazandığında kaybedersin.” Aşkın Gücü Filmi’nden

    “Dağlar yeterince yüksek değil, vadiler yeterince derin değil. Nehirler yeterince geniş değil. Seni benden ayırmayı hiçbir şey başaramaz. “ Bridget Jones’in Günlüğü Filmi’nden

    “Bir keresinde bana ne demiştin hatırlıyor musun? ‘Her yeni dakika hayatı değiştirmen için yeni bir fırsattır.’ Seninle yeniden karşılaşacağız.” Vanilla Sky Filmi’nden

    “Sen de bundan nefret eder misin? Neden? Susmaktan. Neden hep konuşmak zorundayız? Kendimizi iyi hissetmek için mi? Ne bileyim, iyi bir soru. Özel biriyle birlikte olduğunu, çenesini kapatıp, karşılıklı susabildiği zaman anlıyor insan.” Ucuz Roman Filmi’nden

    “Zafere kurban vermeden ulaşılmaz.” Pearl Harbor Filmi’nden
  • 512 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    İlk kitaptan sonra çok seviye atlanmış. Karakter gelişimi, ne kadar sinir olsam da, güzeldi. Sonunda fantastik dünyanın içine gerçekten girdik. Olay örgüsü bana Hava Uyanıyor serisini anımsatıyor. Tabi Vhalla’yı Maya’ya tercih ederim orası ayrı. Ve son olarak tarafımı belirtmek isterim; Team Fetih Yargıcı. Daima, zafere kadar!
  • 651 syf.
    ·10 günde·Puan vermedi
    Merak duygusunun etkili bir şekilde kullanıldığı ,oldukça sürükleyici fantastik bir kurgu içinde olayların anlatıldığı ,kahramanların bolca müzik,felsefe, psikolojiden beslendiği,Murakami’nin 2005 te yazdığı ve yılın en iyi on romanı arasında seçilmiş, Franz Kafka ödülüne layık görülmüş okunası bir kitap..

    Romanı okurken okuyucu olarak en çok kitabın başlarında II.Dünya Savaşı yıllarında yaşanmış dağda mantar toplarken bilinmeyen bir sebeple bilinçleri kapanan 16 çocuğun başına gelen gizemli ve olağanüstü olayı okumanın etkisiyle anlayabilmek için hikayeyi sonuna kadar götürmek istiyorsunuz..

    Öğrenebildim mi gizemi çözebildim mi, romandaki tüm kahramanların yaşadığı gizemli olayların nasıl ve neden öyle sonuçlandığı ile ilgili kesin bir bilgiye erişemiyorsunuz sadece neden ve nasıl olmuş olabileceği ile ilgili sezgiler veriliyor okuyucuya...Benim için kesin yargılardan hoşlanmayan biri olduğum için olabilir kitap belirsizlikler içinde sonlanmadı bir okuyucu olarak hayal dünyamda onlarca şekilde yorumlayabileceğim olaylar okudum.

    Bu kitabı daha iyi anlayabilmek ve neden yılın en iyi on romanı arasında olduğunu öğrenebilmek için kitap öncesinde Freud ve Jung’ ın bilinç, bilinçaltı, rüyalar, Oedipus felsefesi,eşzamanlılık kuramları hakkında bir iki makale okumakta yarar görüyorum..

    Kitabın konusu; 15 yaşında Kafka Tamura heykeltraş babasının kendisi hakkında Oedipus felsefesi temelli bir kehanet öne sürmesi ile evden kaçmasını konu alıyor..

    Kafka Tamura daha 4 yaşında iken annesi tarafından terkedilmiş ve aklı oldukça karışık cinsellik duyguları ergen olması sebebiyle had safhada bir genç.

    Kehanete göre annesi ve ablası ile birgün karşılaşacak ve ikisiyle de çiftleşecektir.
    Kafka bu kehanetten kaçmak için doğum gününde bir sırt çantası ile evden kaçar.

    Roman içerisinde özellikle Nakata isimli 60 yaşında her sözüne -Bendeniz Nakata akıllı biri değilimdir diyerek başlayan bir ihtiyarcık var ve okuyucu olarak hikmetli davranışları ve çok açık sözlü olması sizi rahatlatıyor tıpkı ona eşlik eden tır şoförü Hoşino gibi Nakata’ın bölümlerini okumaktan hiç sıkılmıyorsunuz.

    Nakata ,bilincini kaybeden ve uzun süre uyanmayan o on altı çocuktan biridir uyandığında birtakım yeteneklerini kaybettiği gibi normal insanlarda olmayan bazı yeteneklerde kazanmış bir kişidir.

    Şimdiki zamanı yaşayan,hayatında çok belirgin olaylar dışında anı biriktirmeyen, ne zaman ne yapması ve nereye gitmesi gerektiğine içinde sebebini bilmediği yol gösterici bir bilgi ile karar veren günümüzde böyle biriyle karşılaşsak velî diyebileceğimiz bir adam Nakata.

    Gökyüzünden sülük, istavrit, sardalye yağdırabilen ve korunmak için daime şemsiyesi işe gezen hikmetli bir adam.

    Kitabın kahramanları bilinç hallerinde karşılaşmasalarda bilinç dışı bir zaman ve mekanda aralarında bir bağ var ve tanışıyorlar aslında..

    Kitap, öz itibariyle korkunç bir kehaneti yaşayacağı ve bundan kaçamayacağını bildiği halde kendini bulma çabasındaki bir gencin hikayesi.
    Kitabı okurken en çok düşündüğüm şey biz türkler gerçekten asabi insanlarız dedirtecek derecede roman kahramanları nezdinde Japonların belirgin bir biçimde metanetli ve sabırlı olduklarını gözlemledim,

    Kitabı okurken pamuk gibi yumuşuyorsunuz ve her şey olacağına varır teslimiyeti bir duyguya bürünüyorsunuz..

    Keyifli bir kitap,İyi okumalar dilerim...
  • 448 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Gölge ve Kemik (Grishaverse 1)

    "Çok daha güçlü, çok daha saftı. Çünkü benimdi. En sonunda tamamen bana ait bir şeyim olmuştu."

    Öncelikle kitap gerçekten çok güzeldi. Fantastik türü kitapları çok seven biri olarak zaten beğenmemem mümkün değilmiş gibi geliyor.

    Kısaca kitabın konusundan bahsedeyim:
    Karanlığın ve kötülüğün hüküm sürdüğü bir yerde, her şeyi değiştirebilecek ancak güçlerinin farkında olmayan bir yetim kız vardır. Zamanında yine yetim olan bir arkadaşı ile birlikte, güçlü büyücüler topluluğu olan Grisha'ya katılmak üzere yetimhaneden alınırlar. O zamanlar Alina gücünün ve sonrasında başına neler geleceğinin farkında değildir.
    Bir olay sırasında, çocukluk arkadaşının ölümle burun buruna gelmesi ile Alina korkuları ve kaderiyle yüzleşir. Hem çocukluk arkadaşı, hem de Grisha dünyası tehlikededir. Aslında her ne kadar savaşın içerisinde olduklarını düşünsede Alina, kendini keşfetmesi ile savaşı başlatır.

    Yazarın kurmuş olduğu fantastik dünya gerçekten büyüleyiciydi. Olay kurgusu, karakterleri harikaydı. Betimlemelerden, gereksiz ayrıntılardan uzak, akıcı bir şekilde anlatılmış olaylar. Kitabı okurken çok keyif aldım. Elimden bırakamadım. Kitabı seveceğimi düşünüyordum ama bu kadar güzel bir kitap olacağını hiç tahmin etmemiştim. Her ne kadar çok göz önünde olan bir karakter olmasa da en sevdiğim kişi Malyen'di. Karanlıklar Efendisi, kitabın başından beri ısınamadım bir karakter oldu.

    Kitap başından sonuna kadar harikaydı. Fantastik dünyaları seven kişilerin beğenebileceği bir kitap olacağını düşünüyorum. Ben çok beğendim ve bu tarz kitapları sevenlere tavsiye ederim.
  • 469 syf.
    ·4 günde·7/10
    Şengül Boztaş bizim Dan Brown'unmuz olma yolunda ilerliyor diye düşünüyorum.
    "Atiye'ye ilham veren roman" etiketiyle satışa sunulan bir roman. Hakkını vermek lazım, gerçekten de Atiye dizisine sadece ilham vermiş.
    Genel olarak kafamdaki yargı dizinin kitabını okuyacağım düşüncesiydi ama kitabı okumaya başladığım ilk sayfalarda yanlış düşündüğümü fark ettim. Kitap sadece ilham vermiş. Atiye karakterinden yola çıkılarak, işin içine biraz da Göbeklitepe katılarak bambaşka bir senaryo oluşturulmuş dizide. Kitap ise çok daha farklı, içine alan, başka boyutlarda düşünmemizi sağlayacak, yarı bilimsel, yarı fantastik bir roman olmuş.
    Göbeklitepeyle ilgili verdiği bilgiler ve kurgular dikkat çekici nitelikte.