• Gerçekten hiç rüyanızda görüp aşırı bi özlem içinde uyandığınız ve hiç bişey yapamadığınız oldu mu ? ?


    - İyi Geceler ;
    Sahiden iyi mi geceniz ? ..
  • 168 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Gerçek sevgi birini kusurlarını görmezden gelmek değil onun kusurlarına sarılmak onu kusurlarından öpmek tüm hepsini kabullenerek sevmektir.Çünkü bir kusuru örtmek ya da görmezden gelmek kolay iş, asıl önemli olan o kusurları da kendininmiş gibi benimseyerek sevebilmektir...Yani çok da mühim değil gözünün rengi boyu ya da kilosu...Ne bileyim işte önemli değil bir uzuvunun yokluğu.Zaten birini sahiden sevdiğin de ondan mükemmeli olamaz dünyada.En güzel o bakar en güzel o dokunur en güzel o öper gülümser...Hiç kimse sadece sahip olduklarıyla değil herkes ona yüklediği anlam kadar güzeldir...Sevmek özel hissettirebilmektir karşındakini.
    Eğer bunları size hiç hissettiremeyen biri için üzülüyorsanız, kırılıyorsanız, hala bir şeyleri yoluna koymaya çalışıyorsanız hiç yormayın kendinizi.Çünkü kusurlarımız hayatımız boyunca bizimle olmaya devam edecek.Yani geçmişte kusurlarınız yüzünden sevmeyen biri gelecekte aynı kusurlar yüzünden yine sevmeyecek demektir sizi...
    Gerçek sevgilerin aşamayacak bir engelin, üstesinden gelemeyeceği bir problemin olmadığına inanıyorum ben.Bir gün sizi sahiden seven birine sarıldığınızda tek bir kelime bile sarf etmeden konuşa bildiğinizi göreceksiniz. Boynunuzda nefesinin sıcaklığını sırtınızda avuçlarının şefkatini göğsünüzde kalbiniz merhametini hissettiğinizi anlayacaksınız bunu.İşte o güveni veren ve sizinle o duyguları paylaşan biriyle aynı yolda yürüdüğünüz de hiçbir şeyin sevgi yenemeyeceğini göreceksiniz.İşte o zaman geçmişteki hayatınızı mahveden kalbinizden çıkıp giden herkesi böyle bir sevgiye yar açtığı için affedeceksiniz.
    Ben inanıyorum zor günlerin mükafatını hakkıyla verecektir Allah.Yeterki inancını ve sevgisini asla itirmesin insan...
    Birçoğumuzun hayatı bazı şeylerden kaçarak geçiyor öyle değil mi?
    Gündüzleri bir takım uğraşlar veriyoruz kendimizi iyice uykuya sığınıyoruz.Acıdan kaçmak, kurtulmak için ve hatta her zerresine kadar unutmak için ne geliyorsa elimizden yapıyoruz... Kalbimize gömdüklerimiz içimize attıklarımız, kendimizi hatırlatmaktan bile korktuğumuz şeyler var...Ama bunca uğraşa bunca uykuya bunca kaçışa rağmen kurtulamıyoruz değil mi?
    Anılarımız birer vicdan azabı gibi düşünüyor yakamızdan.
    Biliyor musunuz, bir konuda hep yanıldık.Ne kaçmakla, ne başka uğraşlarla, ne de uyumakla geçiyor sızımız.Unutamıyoruz silmek istediklerimizi.
    Ben de çok denedim, olmadı.Şehirler,insanlar, hikayeler değiştirdim yine olmadı.Çünkü insan kalbini bir kenara bırakıp gidemiyor arkasına bile bakmadan.Gittiğimiz her yere duygularımızı da götürüyoruz.
    Asıl mesele bu aslında.Kendi duygularımızdan kaçmak yerine onlarla yüzleşmek ve bazı şeyleri kabullenmek iyileştiriyor kalp yarasını.Mesela giden gitmiştir.Mesela bazı şeylerin tekrarı yoktur.Mesela kendimizi bir hiç gibi görerek hiçbir şeyin üstesinden gelemiyormuşuz...Her zaman geride kalarak terk edilmez insan.Bazı zamanlar arkana bile bakmadan giderken yüzüstü bırakılırsın.Çünkü bazen yüreğin delice kalmak isterken daha fazla gücün olmadığından gitmekten başka bir yol bulamazsın.İster geride kal, ister geride bırakıp git; durum her ne olursa olsun, tek başına iyileştirmen gereken yaralar kalır sana.Yani dostlar bizim kendimizden başkasına ihtiyacımız yokmuş ve bize kendimizden başkası yardım edemiyormuş...
    Kalbinizi,vicdanınızı, duygularınızı özgür bırakın.Kimsenin sizin için tek çıkış yolu olduğunu düşünmeyin.Çünkü hayat güzel, hayat birilerinin bizi döküp parçalamasını izleyip sonra yeniden toparlanmaya çalışacak kadar uzun değil.Buna izin vermeyin.Ve her şeyin sizinle mümkün olduğunu asla unutmayın.
    Hayatın daha güzel olduğunu görmek istiyorsak başımızı kaldırmamız gerekiyor.Ve inanın, mutlu olmak için kendinizi iyi hissettiğiniz şeyleri yapmaktan daha kolay bir şey yok.
    Kendiniz için bir şey yapın ve değerli olduğunuzu hissedin...
    Hani sürekli üzüntü veren, sizi ne zaman istese ulaşabileceği bir eşya gibi gören, sadece kendi duygularından bahsedip size ne hissettiğinizi hiç sormayan.
    Yüreğinizi yormaktan başka bir işe yaramadığı halde onsuz yapamayacağınızı düşündüğünüz birileri var ya hani; onsuz da yapabiliyorsunuz. Önce uykusuz geceler azalıyor, bir şey yemeden geçen günlerde...
    Gerçekten berbat bir zaman aralığından parçalanarak geçiyorsunuz.Ciddi manada üzülüyorsunuz evet, ama geçiyor sonra.
    Bir sabah bakıyorsunuz ki onsuz da oluyormuş, hatta çokta iyi oluyormuş.
    Elbette insanlar sesim birbirlerini, ilişkiler bitmesin, kalpler kırılmasın...Bazı ilişkiler kurtarılmayı hak eder, mümkünü varsa kurtarılmalıdır da zaten. Ama bazı ilişkilerden de kurtulmak gerekir... Sevginin cinsiyeti olmaz.Yani bu durumun kadını ya da erkeği yok.Güçlü ya da zayıf tarafı da...
    İki kişilik yükü kimse tek başına sonsuza dek taşıyamaz.Yani yormayın kendinizi.Ne kendinizi ne de karşınızdakini...
    Bir sonu olmayacaksa bunu zaten hissediyorsunuz.
    Bırakın herkes kendi istediği hayatı yaşasın. Hikayenin sonunda iyi ya da kötü herkes layığını bulmuş olacak nasılsa ...

  • 68 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi·
    “Kendimi sattım”cümlesinden sonra bu şiiri açtım:(
    ÖMÜR HANIMLA GÜZ KONUŞMALARI

    ...Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını
    yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var
    göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn-
    cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin.
    Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir
    keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce
    bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
    yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
    engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür
    hanım?


    Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı
    görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
    kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
    umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi gör-
    meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz dü-
    şünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
    böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir
    anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
    başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tut-
    mak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
    aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
    sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
    olur tükenmek değil de?


    Yağmur yağıyor Ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
    boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...Ve ben sonsuz
    bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
    diyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
    tından?


    Dönelim...Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır
    çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü
    kabuklarına sığınmaktır...Olsun dönelim biz yine de. Bi-
    lincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var.
    Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın
    görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dö-
    nelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım.
    Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük
    avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın
    binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik
    bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi
    öğrendik böylece.

    Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım.
    Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden.
    Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık
    yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır
    yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut
    karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka
    ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi
    içine alan kocaman bir yanılsama... Değil mi yoksa?


    Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim,
    özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni
    oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım
    eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi
    avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir
    yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice
    eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, va-
    rolmaya, 'dar çevre yitikleri'nde önem kazanmaya...


    Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
    eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
    dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek
    ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
    gınlığımdan her döndüğümde...Bir ben ki tüm ilişkilerin
    perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
    kınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir
    Ömür hanım?


    Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni
    konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben,
    kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yü-
    reğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük...Yalnızım
    Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi ka-
    ranlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün, yalnızım...Sularım
    toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş
    saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem
    hangi gözle?


    Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok ko-
    nuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
    Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
    mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
    bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
    yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
    anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
    işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri ko-
    nuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
    olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor
    muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...



    Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun
    aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan.
    Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik
    sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü,
    iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o
    puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin
    akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık
    izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü,
    kalıcı ömürlüdür...Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi,
    bizi değişmek çirkinleştirir de.


    Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir
    adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz
    olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı
    yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek ya-
    şamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız,
    ne yerinde ne yersiz...


    Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir par-
    çamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hü-
    nerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı
    kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak...Kıyılarımız duy-
    gularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir;
    ufuklarımızsa sisler içinde...O kıyısız gökyüzü nasıl sığar
    küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pen-
    cereye...Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir
    ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir
    içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek,
    bu ezbere yaşamla.


    Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su...Sızar
    iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir
    yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan...
    dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla
    nem, bir avuç ıslaklık...Ölümü bilerek nasıl yaşar insan,
    geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün
    acıların anasıdır, de...


    Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler
    söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün ka-
    lıplarından. Beni duy ve anla.


    Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi
    yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun
    ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi
    atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır,
    kurşuni-külrengi mi yoksa?


    Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil
    dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşı-
    maktan. Delilik mi dedin? Kim bilir...Belki de yerde sü-
    rünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir
    aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim
    değil mi? Kim ne diyebilir ki?


    Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
    İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
    ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
    olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
    ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
    saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
    ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kı-
    rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
    ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.


    Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak
    yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir
    at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın so-
    kaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk,
    yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş
    umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş,
    yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım?



    Ankara, Güz/1983
  • 222 syf.
    ·1 günde·8/10
    Merhaba ! Sınavlarım dolayısıyla olsun uzun zamandır tam bir manada kitap okuyamıyordum. Kitap okuma açlığından mı , özlemekten mi , yoksa kitabın güzelliğinden mi anlamadan kitabı hemencicik bitiriverdim. Çok akıcı ve sürükleyiciydi yazarın Kürk Mantolu Madonna ' sını da okudum ama bu kadar sarmamıştı sanki...

    Gelelim kitaba kitap beni gerçekten büyüledi neden bilmiyorum ama gerekse o betimlemelerden olsun kendimi olayları yaşıyormuş gibi hissettim. Üstad kelimeler ile öyle bir sanat yapmış ki sanki Edremitte o kasabadasınız.

    Baş Karakter Yusufa ilk bölümlerde hayrandım. O hoyrat , sert , asi tavrı beni çok etkiliyordu ama o serserilere baş tutan yusuf gitti tam tersi bir karakterde Yusuf geldi.

    -Spoiler-
    Özellikle Ali, Şakir tarafından öldürüldüğünde Yusufun hiçbirşey yapmaması kardeşim dediği kişiye bir ihanetti. Ayrıca muazzez ile Yusufun aşkı da hiç samimi değildi.
    Kitapta nedendir bilmem en sevdiğim karakter Ali oldu. Saf Alim arkadaş kazığına gitti tabi...

    Sonuçta okudukça keyif alacağınız hic bir şey kaybetmeyeceğiniz bir eser mutlaka okumanızı tavsiye ederim iyi geceler