20'nci yaş günün için aldığım pastadaki mumları üflerken benim için ne diledin bilmek isterdim. Küçük gibi görünen büyük anlarda insan neyi merak etmesi gerektiğini unutuyor, affet. Benim için mutluluk sanrılı dönemlerden farksız olsaydı inan kollarımın arasında olman mucizesini teğet geçmezdim. Bazı şeyleri ilk defa yaşıyor olmanın acemiliğine kapılabiliyor insan. Belki de son defa yaşayacağını bilmeden.
Yokuş yukarı giden bir bisikletin bir anda geldiği yöne daha hızlı gitmesi ne demek sen biliyor musun? Peki ya otobanda saatte 180 km hız ile gitsen bile hep solda kalamayacağın gerçeğini... çok iyi keman çalabilen kızın yazmayı bilmemesi ne düşündürür sana? Asansöre binmekten korkan birinin suyun 20 metre altına dalabilmesini sen de komik buluyor musun?
Bu soruları da sormayı unuttum, bağışla.
Saatleri bölelim, uykumuz gibi... kaç parçaya ayrıldığının bir önemi kalmayıncaya dek bölelim, yok olana kadar bölelim ki, kayıtsız akışı devam etmesin zamanın.
Kırılgan kirpiklerinin arasında büyük bir girdap taşıyor olman çok caniceydi kabul et. "Bir afet bir organizmayı ancak bu kadar çaresiz bırakır" derdim gözlerine bakınca.
Sen ıslanma diye yağmurları içerdim oysa, yanma diye örterdim üstünü gündüzün,
Günahlarının yazılı olduğu kitabı çalıp yakmayı da hiç düşünmedim değil, ama "arayı iyi tutmak lazım" derdim meleklerinle.
Ama zamanı gelmişti ve biliyorum üşümüştün temmuzda, bu yüzden yaktın hayır'sız çocuğu.