• 266 syf.
    ·12 günde
    Cesur Yeni Dünya...
    Kitabı incelemeye başlamadan önce söylemeliyim ki, defalarca yarım bırakıp tekrar tekrar okumaya çalıştım. Çünkü hiçbir kitap yarım bırakılmayı hak etmezdi ki zorlanarak bitirdim, ve pek sevemedim, içerdiği konular, insanlara benimsetilmeye çalışılan algılar ( kitabın konusu olan, "herkes herkese aittir." gibi yarıgılar(!) ) hiç de hoş gelmedi. Hangi dönem ve durumda olursa olsun kadınlara bu şekilde yaklaşılması hoş değildi açıkçası...

    Ama Huxley Birinci ve ikincil Dünya Savaşı arasında yazdığı bu kitabıyla günümüz dünyasını, hatta daha ilerisini resmetmiş gibi görünüyor....

    Cesur Yeni Dünya, bir bilimkurgu klasiğidir. Huxley kitabı Amerika'da yaşadığı dönemde yazmıştır. Kitapda milat olarak Henry Ford’un T-modeli otomobilini ürettiği yılı baz almıştır. Bu öyle bir milattır ki; insanları doğadan uzaklaştırmanın, tüketmeye zorlamanın ve bu yolda tarihi, dini-geleneği, aileyi ve kültürü yok etmenin temellerinin atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde anne, baba gibi kavramlar ayıp karşılanırken çok eşlilik (ki eşlilik bile denemez) normal karşılanmaktadır. Hatta tek eşlilik ayıp sayılmaktadır.

    Kitapta Amerika, günümüz dünyası için sadece bir rol modeldir ve bahsedilen potansiyelin önderliğini yürütmektedir. Öyledir ki bir bölümde sentetik ütopya olan Amerika ile o toprakların gerçek ve ilk sahibi olan Kızılderililerin oluşturduğu çelişki ele alınmıştır.
    Ütopyadan, Kızılderililerin yaşadığı coğrafyaya giden kişiler ( bu coğrafyaya Malpais Vadisi yani kötü yer adını vermişlerdir) , ortadaki insanlardan iğrenmekte, görmek dahi istemediklerini belirtmektirler.


    Cesur Yeni Dünya’nın sloganı “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar”dır. Bu ilkelerin devamlılığını sağlamak için bilimsel yöntemlerle yeni bir dünya düzeni kurmuşlardır. Ve onlar için, geleceğin en önemli projeleri insanlara “köleliklerini sevdirme sorunu” dur.
    Toplumsal mutluluğu, zararı en aza düşürülmüş bir uyuşturucu olan “soma” ile sağlarlar. Kitapta bireyden nesneye dönüştürülmüş insanlar ve bir düzen vardır. 

    İnsanların istendiği gibi oluşturulması için üretim bandı üzerinde çeşitli etkilere - ilaçlara maruz bırakılırlar. Kişilerin psikolojik şartlandırmaları ise Hipnopedya ile yapılır. Aslında nesneleştirilmiş bu insanlar, sistemin ihtiyacının alfa, beta, delta, gama, epsilon sınıflara uygun,hayatlarının her alanında karakteristik, fiziksel özellikleri ve kaderleri belirlenmiş olarak çıkıyorlar yumurtadan. 

    Cesur Yeni Dünya’da bireyler yoktur, toplum vardır. Bunun için kişilerin yalnız kalmaması için gerekli tedbirler alınmaktadır. Çünkü yalnız kalan ve işi olmayan birey düşünmeye başlar. Düşünen insan sorgular ve bu ise tehlikelidir.
    “Kişilerin duyguları gereksiz ve toplum için tehlikelidir. Bu yüzden onları duygu yükünden arındırdık." der kitapta.

    Yanii her birey doğarken bir sınıfa ait doğuyor, sınıflar değişmiyor, o şekilde yaşamaya ŞARTLANDIRMA ya mecbur kalıyor...
    Dönem, yüzyıl, yeni teknolojiler ne olursa olsun sınıfsal ayrım ve mecburiyet devam ediyor.....
  • *Diderot Etkisi*


    *Fransa’nın 18. YY yazarlarından olan aydınlanma filozofu Denis Diderot, büyük bir borç batağına düşer. Onun bu perişan hali, Rus Çariçesi Katerina’nın kulağına kadar gider.*


    *Çariçe, bu bataklıktan kurtulması için Diderot’ya nazik bir teklif sunar: Diderot’nun kütüphanesini satın alır ve kendisine tekrar hediye eder. Bu kütüphanede çalışması için de Diderot’ya 25 yıllık maaşını peşin öder.*


    Tabii ki bu peşin ödeme, Diderot için hiç beklenmedik bir anda bir servete sahip olma anlamına gelir. Artık Diderot, bütün borçlarından kurtulmuş ve rahatlamıştır.


    *Bir gün bir arkadaşı ona kadife bir sabahlık hediye eder. Ve her ne olursa işte bundan sonra olur.*


    Filozof sabahlığını giyinir. Çalışma masasına kurulur ve iştahla çalışırken birden bu muhteşem *sabahlığı ile çalışma masasının birbirine uyuşmadığını düşünür.*


    Kasasındaki yüklü miktar nakdin sarhoşluğuyla derhal çalışma masasını değiştirmek üzere çıkar ve harika bir çalışma masası alır. Artık sabahlık ve çalışma masası uyumludur.


    *Fakat bir de ne görsün? Yerdeki eski halı, ne sabahlığına ne de çalışma masasına yakışıyor. Koşar ve kasasındaki paraya da kendisine de layık bir halı alır.*


    Yine de içini kemiren bir şeyler vardır. Çünkü evin koltukları, dolapları, sandalyeleri, duvar resimleri ve duvar halısı, odanın süslemeleri artık birbiriyle uyumsuz ve hafif kalır.


    (Her şey gözüne batmaya başlamıştır artık…* *Gel zaman, git zaman Diderot, evin bütün eşyalarını iğneden ipliğe değiştirir.*


    Diderot’un durumu idrak etmesi fazla zaman almaz. Başladığı noktaya dönüşünün hırslarından kaynaklandığının farkına varır.


    *Sonuçta, yazarın bu konu üzerine kaleme aldığı meşhur eseri* *“Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık”* adlı eser ortaya çıkar. Yazar, ardında tarihe geçecek özlü bir söz bırakır. *“Eski sabahlığımın efendisi iken yenisinin kölesi oldum.”*


    Diderot bu yazısında tüketim çılgınlığına kendisini kaptırışını anlatır.


    *Onun, tüketim çılgınlığının insanı sürükleyeceği halleri anlatan ve bugünkü anlamına en yakın içeriği ile kavramdan söz eden yazar olması ve sebep-sonuç ilişkisini ortaya koyması bakımından adına atfen “Diderot Etkisi” denilmiş.*


    Diderot etkisi iki kısımlı bir olgudur. Alışveriş alışkanlıklarımızla ilgili iki varsayımı temel alır. Bu fikirler:


    *Müşteriler tarafından satın alınan eşyalar onların kimliğinin bir parçası olurlar ve birbirlerini tamamlama eğilimindedirler.*


    *Bu kimlikten sapan yeni bir eşyanın alınışı, yeni bir uyumlu bütün oluşturabilmek için bir tüketim sarmalına girilmesine sebep olabilir.*


    Diderot Etkisinin tüketici psikolojisi ve tüketim bağımlılığına dair ortaya çıkardıkları oldukça önemlidir.


    *Bugün hiçbirimiz aldığımız herhangi bir eşyayı belli bir tarz veya konseptin parçası olmadığı sürece kolay kolay giymez veya satın almayız.*


    İşte buna *“Diderot Bütünlüğü”* denir. Bu bütünlük her alışverişin birbirini tetiklediğini ifade eden mekanizmayı anlatır.


    *“Diderot Efekti”*, harcamaların gereksizliğinden ziyade; yeni bir alışverişin, beraberinde bozulan bütünsellik algısı nedeniyle gereksiz harcamalar doğurduğu gerçeğini de ifade eder.


    *Diderot, bu etkiyle bireylerin nasıl bir tüketim uçurumuna sürüklendiğini ifade ederek insanın kendini kontrol ederek yeni bir şeye sahip olmanın anlık ve geçici mutluluğundansa, sahip olduklarımızın değerini bilerek daha kalıcı mutluluklara yönelmemizi de salık verir.*


    Bu etkiye dair değerlendirmelerini dile getirdiği yazısının sonunda şunları söyler:


    *“Örneğimin size bir ders vermesine izin verin. Yoksulluğun özgürlükleri vardır; zenginliğin ise engelleri…”*
  • 724 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10·
    10 günde bitirdim diyerek başlamak istiyorum :)
    Her kitaba başlamadan önce, sayfa sayısına göre bitireceğim günü hesaplarım. Bu kitaba verdiğim gün "10 gün"dü.
    Fakat kitabın yarım bırakılanlar arasında 1. sırada yer aldığını öğrenince sanırım ya dili çok ağır ya da fazla felsefik diye düşündüm.

    (Yoksa ben de mi bitiremeyecektim?!)

    Ve böylelikle korkuyla başladım ancak planladığım günde de bitirdim.

    Kitaba önyargı ile başlamayın lütfen. Zor, ağır, sıkıcı, anlaşılmaz, karmaşık diyenlere aldırmayın.
    Bu kitap sadece sıradışı. Alışkın olduğumuz giriş- gelişme- sonuç kısımlarından ayrı olarak bir sürü dallara ayrılıp sonra tekrar bir gövdede toplanan bir anlatım tarzı var. Kitabın konusunu takipte zorlananlar bence dallarda gezerken yorulanlar. Merak etmeyin yazar sizi tekrar gövdeye ulaştıracak ve hatta yere indirecek, biraz sabır.

    Yer yer akıcı, yer yer sıkıcı bir kitap kabul. Ama kime göre, neye göre? Mesela kitabın 77 sayfalık bölümü (460 - 537 sayfaları arası) hiçbir noktalama işareti kullanılmadan yazılmış. Okuduğum incelemelerde gördüm ki, burada çok takılan olmuş. Ben de tam aksine noktayı koyana kadar o kadar hızlı okudum ki. Ara vermeden okumam gerek diye düşündüm. Ya kimin aklına gelir? Hadi geldi, kim cesaret edebilir? Noktalama işaretsiz koca bir bölüm... Benim çok hayran olduğum bir buluştu doğrusu.

    Sonra bir de yaklaşık 2 sayfalık kısım (710 - 711 sayfaları arası) sürekli virgül ve noktalı virgül kullanılarak, cümleler birbirine sürekli bağlanarak yazılmış. Bu da ilgimi çekti mesela.

    Kullanılan ve hoşuma giden bazı kelimelere de değinmeden edemeyeceğim :)

    *Canımcım Selim
    *Turgutcuğum Özben
    *ehemmiyetvermiyormuşçasınagillerden
    *durbakalımhelecilik

    Sıkıldığım yerlerde bile ya bunlar nerden aklına gelmiş de yazmış diye zekâsına, üretgenliğine hayran oldum. Sivridilini, mizahını sevdim.

    Yani diyeceğim o ki; devam edin bırakmayın. Ben bu kadar farklı tarza sahip bir yazarın okunma kaygısı çektiğini düşünmüyorum. Bu sebeple, bana kalırsa yazar bilerek ve isteyerek bazı yerleri gereksiz uzatmış, sıkıcılaştırmış. O eşiği atlamasını beklemiş okurun. Kitaba tutunamayanları elemek istemiş adeta.

    Kitaba gelince, Selim'in intiharı sonrası arkadaşı Turgut'un onu anlamaya çalışması, Selim'in iç dünyasını keşfederken aynı zamanda kendi iç dünyasına uzun bir yolculuğa çıkması konu alınmış.
    Selim'in bildiği ama tanımadığı arkadaşlarını bulması, onun canını sıkanlardan intikam alması, Selim'in yazdıklarında, karaladıklarında arkadaşını intihara götüren nedenleri araması ve sonunda Selim'in son günlerini yazdığı günlüğünü bulmasıyla aslında kendisinin de bir tutunamayan olduğunu anlaması... Tüm bunlar olurken evine, ailesine, işine hatta kendisine yabancılaşıp, Olric'le (Turgut'un iç sesi) hem ruhsal hem bedensel bir yolculuğa çıkması... Kendinizden parçalar bulabileceğiniz kısımlar çok. Felsefik, psikolojik çıkarımlar bolca mevcut.

    İnsanlar neden bu kadar kötü? Kıskançlıklarıyla sizi kendinize bile kötü, yetersiz gösteren zorbalar, yaşam enerjinizi emen vampirler, psikolojik şiddete maruz bırakanlar o kadar çok ki!.. Hangimizin hayatında yok böyleleri? Kimimiz ailemize, kimimiz kariyerimize, kimimiz ümitlerimize, kimimiz inancımıza tutunup aşmaya çalışıyoruz. Tutunduğumuzu sanıyoruz belki de. Delirmemek için işi deliliğe vuruyoruz gülüp geçiyoruz.

    Oğuzcuğum Atay'ın da dediği gibi:

    Bat dünya bat!
    Talih! İki gözün kör olsun da piyango bileti sat!

    Tekrar okunması gerekenler arasında yer alan kitaplardan oldu benim için.

    İyi Okumalar_
    #okudumbitti
  • 140 syf.
    ·324 günde·Beğendi·9/10
    İnsanların bilinçaltı, yaşamak için temin etmek zorunda oldukları ihtiyaçlar ve arzu duydukları dünyevi tatlar dolayısıyla aşağı yukarı aynı dürtüleri ve telkinleri içerir. Her insanın yaşama daha iyi tutunabilmek için zihninde kurguladığı bazen kendisini dahi kandıracak seviyeye varan hileleri vardır. Bir inzivaya çekilip "Ben ne yapıyorum?" sorusunu kendine soran ve hayat hikayesini baştan sona gözden geçiren biri bu bilinçaltı birikimini kusmaya başlar. Yaşarken oldukça yalın olan çoğu an, bu tefekkür sırasında tüm sırları çözümlenmiş, nedeni ve nasılı kavranmış, oldukça dürüst bir şekilde tekrar hatıra gelir. Kitapta bu ruh halinde olan bir karakterin kaleme aldığı anılarını okuyoruz.

    *SPOILER*

    Gereksiz takıntıları olan hastalıklı bir kişiliği yansıtan karakterin, dibe vuruşuyla son bulan hayat hikayesini anlatışını okurken kendi kişiliğimizde de bulunan birçok hissiyatı gözlemliyoruz. Karakterin bu hissiyatların esiri olarak yaptığı şeyleri ise aklı başında hiç bir insan evladının yapmayacağı kesin.
    Masum görünen bu hastalıklı hissiyatların daha da beslenmesi halinde kişiyi nasıl bir çöküşe sürükleyeceğini canlandırması açısından kitap oldukça kaliteli bir ders içeriyor.
  • Her tatil döneminin sonunda yani yılda iki üç
    defa derin düşüncelere dalmak için dağda, ormanda, deniz
    kenarında yürüyüş iyi gelecektir. Bu tür "çekilmeler" son
    derce faydalıdır. Öğrenciyi bilinçlendirecek iradeyi tekrar
    yerine getirecektir.
    Eğitim öğretim yılı , boyunca da benzeri etkinlikler
    düzenlemek durumundayız. Akşam uyumadan ya da gece
    yarısı uyanınca veya dinlenme anlarımızda zihnimizi gereksiz işlerin doldurmasına izin vermeden bu uygulamaları
    tekrar etmek daha doğru olacakcır. Sabah uyanır uyanmaz
    veya giyinirken, işe giderken günlük yapacakları işleri düşünmek insana çok faydalı olacaktır. Bu tür alışkanlıklar
    çok çabuk edinilir. Gençler için bu düşünme alışkanlığının
    öyle faydaları var ki alışkanlığın ötesinde bir ihtiyaç olarak
    tavsiye ediyoruz.
  • Bir atasözü der ki: "şeytan tembellerden beslenir". Meşguliyeti olmayan beyin kısa zaman sonra gereksiz şeylerle ilgilenmeye başlar. Hiçbir şey yapmayan kişi sıkıntılarını tekrar tekrar çiğniyor gibidir. Bu geviş getirme, beyni beslemediği gibi onu bitirir de.
  • Meşguliyeti olmayan beyin kısa zaman sonra gereksiz şeylerle ilgilenmeye başlar. Hiçbir şey yapmayan kişi sıkıntılarını tekrar tekrar çiğniyor gibidir.